Talihsiz Kuş kitap kapağı

5. bölüm / 18

Talihsiz Kuş

5. Bölüm - Korkunun Ecele Faydası Hiç-

Vaveyla Yazarı: Maysa Pıtır

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 18Şu an: 5. Bölüm - Korkunun Ecele Faydası Hiç-

Asil, Türkiye'de geçirdiği sekiz günün dokuzunda aklından çıkaramadığı Müslüman kızı kurtarmaya karar vermişti.

Ve tabii bunu tekbaşına yapamayacağından japonyadaki ekibinide Türkiyeye getirmişti.

Asil ise hava limanında arkadaşlarını bekliyordu, taki ufuktan Mi-cha'nın glossu parlayan dek.

Herkes bavulunu peşinden sürüklerken Mi-cha Türkiye makyajında ki kırmızı simli glossunu tazeliyordu.

Ne yani siz gittiğiniz her yere, yediğiniz her şeye uygun makyaj yapmıyormuydunuz? Mi cha ya göre çok şey kaçırıyordunuz, tabii bu konu tartışmaya açıktı.

Rin arkasını dönüp Mi-cha'ya baktı sinirli bir nefes verip göz devirdi.
"Mi-cha! Çabuk yanıma gel!" diye bozuk Türkçesiyle seslendi.

Mi-cha,Rin'in çaresiz seslenişlerine kulak asmadı, dudağından taşan glossu temizlemekle meşguldü, tam o sırada ayakları yerden havalandı ve dünya tersine döndü, zira Aimon onu sırtına atmıştı "Aimon ne yapıyorsun?! " deme gafletinde bulundu, ancak yürümekten daha konforlu bu omuzda rahattı.

Aimon ise isyandaydı "buraya neden geldiğimizi sorgulamadı bile! ayrıca bu bavul neden senden daha ağır?"

Mi-cha büyük bir umursamazlıkla cevapladı Aimon'nun sorularını "birincisi; bedava bir seyahati kim reddeder? İkincisi; içine sadece önemli eşyaları koydum"

Aimon dertli bir nefes verdi, bir kolunda Mi-cha, bir kolunda Mi-cha'nın bavulu ile kendi bavulunun yanına gitti, kendi bavulunu da ayağıyla ite ite çıkış kapısına kadar geldi, Asil Aimon'ın bu haline acıyıp bavulları aldı, bagaja koydu, Aimon ise Mi-cha yı yere indirdi.

Tüm ekip arabaya bindiğinde şoför arabayı çalıştırdı.

Dean şoföre garipçe baktı "Asil nerede? " bu sorunun üzerine Asil arabanın yanına yaklaştı, ekip şaşırmamıştı tabii.

Asil kaskını çıkarıp Rinin oturduğu taraftaki açık cama yaslandı "ben hala bebeğimleyim, dört tekerlek bana fazla ikisi hala yetiyor, üstelik İstanbul trafiği ile iyi şanslar dilerim."
Dedikten sonra kaskını taktı, gazı kökleyip arabadan uzaklaştı.

Alvin histerik bir gülümseme sergiledi. "en fazla ne olabilirki? Japonya'dan geldik, trafik bize koymaz! "

2 saat sonra

Alvin İstanbul trafiğine karşı olan sabrının tükendiğini hissediyordu. Zira dışarıda hava soğukken trafiğe girince herkes yaz ayına girmiş gibi sıcaktan bunalıyordu.

Arabalar bir santim ilerlemezken yanlarından ışık hızında bir motor geçti, ekip bu motorcunun kim olduğunu anlamakta hiç zorlanmadı.

Zira Asil bilerek yapıyordu arkadaşları bunalırken, trafiğin açılmasını beklerken, o İstanbulu tavaf etmişti.

Dean öfkesine ilk yenilen kişi oldu "angut herife bak ya etrafımızda tur döndü! Yok mu bu ülkenin savcısı polisi? Tutuklasınlar şunu! Hem bindiği motor burada yasak değilmiydi! Verin lan şunu polise!"

Mi-cha olaya hemen el attı "adam mafya! Bilmem haberin var mı? Üstüne tünediği motor gloss larımdan pahalı! "

Arabada bir sessizlik oluştu, Aimon
Mif-cha nın omzunu dürttü fısıldayarak, "kızım şoförün yanında niye böyle şeyler söylüyorsun?" dedi.

Şoför bir kargaşa olmasın diye açıklama yaptı "sakin olun çocuklar ben Çavuş, Asilin bir arkadaşıyım, üstelik aradığınız polis benim, hala arkadaşınızı ihbar etmek isterseniz buradayım itina ile tuttuklarım tutuklamasınada, bir gece ya yatar ya yatmaz. "

Mi-cha'nın flört ışıkları yanmıştı, hemen bir girişimde bulundu tabii başırısı tartışılır dı. " ya, öyle mi? bende avukatım. " deyiverdi, Çavuş bu sözün hedefinin kendisi olduğunu anlayınca kızı kırmamak adına cevapladı "yaa, " diye mırıldandı "ne güzel! "

Mi-cha tekrar dan konuya girdi. "sen Asil'in şoförlüğünü mü yapıyorsun?"

Çavuş yine kırmamak için cevapladı. "hayır, sadece bu seferlik, bilirsiniz Asil dört teker üzerinde pek becerikli değil. "

Mi-cha anladığı belirtmek için mırıldandı, sonra yeniden bir soru sordu. " ee aileniz polis olmanıza rağmen bir mafya ile arkadaşlık ettiğinizi biliyormu?"

Çavuş aldığı soruyla sinirlendiğini hissetti "siz de avukatmışsınız sizin aileniz biliyor mu?"

Mi cha da aldığı bu soruyla kırılmıştı kendini açıklamak için konuşacaktı ki gözleri doldu cevap veremedi, Aimon sinirlenmişti bu muhabbete, adamı susturmak için kendisi açıklama yaptı "Mi-cha ailesini çok uzun bir süre önce kaybetti, lütfen biraz daha düzgün konuşun, o size bu soruyu kötü bir niyetle sormadı. "

Bende ailemi kaybettim diyecek oldu Çavuş, yuttu.

Malikaneye kadar herkes sessizdi,
Mi-cha, Aimon'ın omuzunda uyuyakalmıştı, Malikanenin iki büyük ve görkemli kapısı büyük bir gıcırtı ile açıldı, Çavuş arabayı biraz ilerletip durdu, arabadan indi, hizmetçiler bavulları teker teker odalara taşırken ekip sessizdi.

Önce Rin indi ondan sonra Alvin.

Sonra Dean indi, Aimon ise Mi cha yı uyandırmak için omuzuna yavaşça dokundu sonra elini ateşe değmiş gibi hızla geri çekti.

Sesini alçak tutmaya çalışarak Mi-cha'ya seslendi fakat uyanmaya niyeti yok gibiydi, Aimon dikkatle arabadan indi sonrada Mi-cha'yı kucağına aldı hala uyuyordu.

Ne demişlerdi 'istemedik ot burnunun dibinde bitermiş'

Aimon da hayatı boyunca hep kaçtığına muhtaç olmuştu.

Asil malikaneden çıkıp arkadaşlarının yanına geldi, hepsi bir grup halinde karşısındayken açılış konuşmasını yaptı. "bayanlar baylar hepiniz hoş geldiniz sefalar getirdiniz! "

Hepsinin yüzünde tatlı bir tebessüm vardı,Asil önce Alvin ile tokalaştı sonra Dean ve Rin ile de sarıldı.

Aimon ile gözgöze geldiklerinde gördüğü manzaraya karşı gülmemek için yanaklarının içini dişledi Asil,
Aimon ise 'hayırdır' der gibi bir bakış attı.

Hepsi beraber içeriye girdiler, sessizlerdi çünkü uykusundan uyandırılmış bir Mi cha ile kimse uğraşmak istemezdi.

Asil onları yukarı kata çıkardı evde üç misafir odası vardı.

Rin'e yönlerek en sondaki odayı gösterdi Asil, "Mi-cha ile beraber kalabilirsiniz değil mi?" Rin çaresizce başını evet anlamında salladı. "biraz zor olacak ama çok kıymetli Aymira'yı bulmak için katlanacağız artık... "

Asil 'sende mi?' der gibi baktı.

Rin ise yalnızca tebessüm etmeyi seçti dalga geçiyordu kendince.

Alvin ile Dean ise kızların bir yanındaki odalarında alacaklardı.

Aimon ise tek kişilik olan odada kalacaktı, yani Asilin yanındaki odada.

Asil arkadaşlarına yöneldi "siz isterseniz biraz dinlenin yol yorgunsunuz nede olsa, akşam yemeği için size haber verirler. "

Tüm ekip onayladı tam odalara dağılacakken Rin onları durdurdu.

"söz konusu bir kadının kaçırılması, belki kadın orada can çekişiyor, belki öldü, belki tecavüze uğradı? Ve siz yol yorgunu olduğunuz için dinleceksiniz öylemi! Biz buraya o kadını kurtarmak, ve onu kaçıran şerefsizi de, Kraliçeyide yok etmek için gelmedik mi? Kaybedecek, dinlenecek bir saniyemiz varmı sizce? "

Ekip sessizdi zira Rin haklıydı.

Aimon kendi için hazırlanan odaya
Mi-cha'yı yatırdı üzerini örtüp odadan çıktı. Hep beraber Asil'in odasına girdiler, herkes oturduğunda Alvin eline tahta kalemi alıp beyaz tahtaya 'BTÜK' yazdı.

Elinde ki kalemi tahtanın önüne bıraktığında Asil yazılan yazıya ekşimiş bir yüzle baktı, "bu ne lan yazı yazmayı mı unuttun? " diye dalga geçti

Alvin ise ciddi ve bir o kadar kendinden emindi. " hayır abi! Açılımı bir taşla üç kuş işte! "

Asil'in dudağının köşesi kıvrıldım. "lan saf! o bir taşla iki kuş. "

Alvin önce Rin'e baktı, mahcup olmuştu, Rin yalnızca tahtaya bakıyordu, bakışlarının bir sonraki hedefi ise Asildi, kendini düştüğü bu durumdan kurtarmaya çalıştı. "orasını karıştırma abi, işimize yarıyor mu yarıyor, ona bak sen. "

Tüm ekipten aynı anda kıkırtı sesleri yükseldi, Asil tam konuşmasına devam edecekken kapı çat diye sonuna kadar açıldı, Rüya coşkulu bir giriş yapıyordu "Abicim ben gel-" sözünü yarıda kesen abisinin odasındaki kalabalıktı

Bir kaç saniye herkes bakıştı, uzun sayılabilecek bir bakışma sahnesiydi, Asil kardeşinin yanına gitti kolundan tutup içeri çekti, kapıyı kapatıp onuda yatağına oturttu.

Rüya yarıda kesilen sözünü tamamladı "hoş geldiniz abiler ablalar, sizi beklemiyordum hiç... Kusura bakmayın. "

Dean, Rüyayı hemen cevapladı "ne kusuru Rüya, biz de seni hiç beklemiyorduk, ödeşmiş olduk. "

aldığı cevapla hafifçe tebessüm etti Rüya, gamzesinde takılı kaldı Dean.

Alvin boğazını temizlermiş gibi hırıltılar çıkardı, Rin koluyla onu dürttü "doğru düzgün öksürsene!" diye de çıkışmadan edemedi, Alvin aldığı emir üzerine öksürdü, zira hatuna hizmet vatana hizmetti.

Asil tahtanın önüne geçip eline kalemi aldı ve ucuyla tahtaya iki üç kez hafifçe vurdu, boğazını temizleyip dikkatleri üzerine çekti.

"Evet, tantanamız bittiğine ve eksik cimcimemizde geldiğine göre neden burada toplandığımızı anlatabilirim. "

Rüya söz hakkı almak için el kaldırdı, Asil onu görmezden gelip konuya girecekti ki kardeşi sözünü kesti.
"Mi-cha yok!"

Aimon Rüyayı cevapladı "yol yorgunu, uyuyor. " Rüya anladığını belli eden bir mırıltı çıkardı " yeni mi geldiniz?" diye ekledi, Aimon tekrar cevapladı "evet. " Rüya son sorusunu sordu "ne ara makyajını çıkarıp uyudu ki? " Aimon umursamazca cevapladı "çıkarmadı ki öylece uyudu. "

Rüya şok içinde açılan ağzını kapattı "ne!" diye bağırdı. "makyajla mı uyudu?! " telaşla oturduğu yerden kalktı, koşarak odadan çıktı odadakiler dumura uğramış gibi oldukları yerde kalmışlardı, kimse Rüya'nın bu saçma davranışının nedenini anlamamıştım.

Rüya en nihayetinde Mi-cha'yı buldu tek kişilik bir odada uyuyordu, yanına yavaşça oturdu, telaşla ama nazikçe onu uyandırmaya çalıştı.

Yeni uyanan ve henüz nerede olduğunu anlamaya çalışan zavallı
Mi-cha gözlerinin üzerine konulan ıslak pamukla yüzünü ekşitti, "ne oluyor" deme gereksiniminde bulundu, ardından yüzünde ıslak bir pamuk gezinmeye başladı, işte o an makyajını çıkarmadan uyuduğunu fark etti, şu an bu iyiliği kim yapıyorsa karşılığını misliyle almasını diledi.

Rüya, Mi-cha'nın gözlerinde ki pamuklara hafifçe bastırarak göz makyajını iyice çıkardı, ardından yüzünde pamukla son kez sildi,
Mi-cha gözlerini açtığında iyilik perisiyle karşılaşınca mutlu gözlerle baktı, duygulanmıştı, ağlayabiliridi...

Rüya kendine minnetle bakan Mi-cha ya sıkıca sarıldı. "az kalsın cadıya dönecektin, sürmüşsün bir de kırmızıları, simleri... Tövbe estağfurullah bir şeye dönüşmüşsün! " sona doğru ikiside gülümsemişti.

Mi-cha hala sarılırken "bazı kahramanlar pelerin takmaz, " dedi ve ekledi "kahramanım! "

İkiside gülümserken sarılmalarını sonlandırdılar, kapıda onları izleyen Aimon yanlarına yaklaştı, Mi-cha onu fark ettiği anda gerildi ve yüzünü saçlarıyla saklamaya çalıştı, onun bu çabasını fark eden Aimon, süslüsünü rahatsız etmemek için ona değil Rüyaya baktı "içeride sizi bekliyoruz hızlı olun. " dedi ve odadan çıktı.

Rüya Mi-cha'nın çenesine zarif ve ince parmaklarını nazikçe yerleştirildi, onu sakinleştirmek adına emin olmadığı bir yalan söyledi. "sakin ol görmedi. "

Mi-cha yavaşça saçlarını geriye doğru çekti ve yüzünde ki sol yanağını kaplayan yanık izini açıkta bıraktı, makyaj o yarayı kapatmak içindi, ama bir müddet sonra yarası garip bir şekilde kaşınmaya başlıyordu, özellikle makyaj ve benzeri şeylerle uyuduğunda cildi çok tahriş oluyor kabarıyor, kaşınıyordu ve ensonunda tekrar yara oluyordu, bunu bilen tek kişi Rüyaydı, tesadüf eseri öğrenmiş ama bunun hakkında hiç bir şey sormamıştı.

Rüya oturduğu yerden yavaşça kalktı "ben içeriye geçiyorum işin bitince yanımıza gel olurmu?" dedi, Mi cha yanlızca başını onaylar şekilde salladı. Rüya odadan çıkıp içeriye geçti,
Mi-cha ise yataktan kalkıp bavulunudan cilt bakım malzemelerini aldı, banyoya gidip cildini temizledi, iradesi dışında akan göz yaşları serumlarına karıştı, en nihayetinde sadece yanağındaki yanık izini kapatıp arkadaşlarının yanına çıktı, Aimon 'ın bakışları Mi-cha' nın üzerindeydi, Asil ise sonunda tüm ekip toplandığından neredeyse şükür edecekti.

🏍️🏍️🏍️

Aynadaki aksime baktım, bu ben değildim, bu Aymira değildi, bu aynadaki kadın başörtüsünü takabilmek için küçük yaşında koca koca insanları karşısına alan, onlara kafa tutan kız değildi.

Bu aynadaki kız, annesine özenip başörtü takmaya başlayan ve hayatı boyunca bunun için mücadele veren kız değildi, annemin bıraktığı tertemiz başörtü, tek hatıra... şimdi aptal bir amaç uğruna başımdan çıkıp gitmişti, belkide Rabbim beni örtü takmaya layık görmüyordu belkide çok günah işlemiştim ve bunun karşılığında Rabbim benden başörtü nimetini almıştı.

Ben bu düşüncelere daşmışken kapım tıklandı, başımı kapıdan tarafa döndüğümde kapı yavaşça açıldı, içeriye giren Yabancıdan başkası değildi, onu gördüğüm gibi başımı önüme çevirdim, dolan gözlerimi elimin tersiyle sildim

O ise kapıyı kapatıp yavaş adımlarla yanıma geldi, artık aynada ikimizin yansıması vardı, biraz arkamda duran heybetli bedeni tıpkı bir siper gibiydi.

Elleri önce ördüğüm saçlarımda gezindi kendimi geri çekmek istedim ama iki kocaman eliyle beni pazularımdan kavrayıp olduğum yere sabitledi, yüzümde bir mimik bile oynamadı o saçlarımı öpüp okşarken, sonra elleri ebesinin üzerinden beni taciz etti, tekrardan kendimi çektim geriye, ellerini ittirdim ama bileğimi sıkıca kavradı ve avuç içime iğrenç bir öpücük bıraktı.

Tekrar arkamdaydı, aynada bakışlarımız kesişti, "az önceki kabalık için üzgünüm, konu sen olunca her anlamda kendimi kaybediyorum sanırım" dedi. Tepkisizdim zira onu kâle almamaya karar vermiştim.

Yüzünde tatsız bir tebessüm oluştu, elleri yeniden saçlarımı buldu, meymenetsiz ağzından hiç de hoş olmayan şeyler kulağıma ilişti. "biliyorum kafan karışık ve taşlar yerine bir türlü oturmuyor, merak etme aşağıya indiğimizde uslu durursan her şey senin için daha basit ve anlaşılır olacak. "

Tek yaptığım ciddi durmak ve yabancıya bakmamaktı, fakat görünen o ki bu tavrım onu sinirlendirmiş ti, yüzündeki tatsız tebessüm hızla silindi, sağ elimi koca avucunun içine sıkıştırdı, kapıya yöneldi, o yürümeye başladı ama adımlarım yere çakılmıştı, çünkü ben öyle istiyordum.

Dudaklarını sabır dilenir gibi diledi, derin bir nefes aldı. "bu direnişlerin hiç bir işe yaramıyor biliyorsun değil mi? Yalnızca vakit kaybı!"

Yeniden onu görmezden geldim, bir taşı kırmak için tek bir darbe yetmezdi, istikrarlı ve devamlı darbelerle o taşı istediğiniz hale getirirdiniz, benim bu serzenişlerimse boşuna değildi, görünüşte küçük ama işlevde büyük olacaklardı, eğer bir gün buradan çıkamazsam bile
'en azından denedim' diyebilmek içindi tüm çabam.

Yabancı sinirle kolumu kavradı, öyle çok acıtıyordu ki sanırım artık elim uyumuştu, canımı fazlasıyla yakıyordu, ama karın ağrımı belli edip düşmanımı güldüremezdim öyle değil mi?

Beni tekrardan kendine doğru çekti, yürümemekte ısrarcıydım, bunu anladığında o benim dibime girdi, neredeyse burun burunaydık, o bana sinirle, ben ona umursamazlıkla bakıyordum. "beni delirtme de, çıkıp gidelim bu lanet yerden! " diye kükredi, yine tepkisizdim.

Kocaman elleri bu sefer yüzümü kavradı, baş parmağı sol yanağımda diğer parmakları sağ yanağımdaydı, olabildiğince yanaklarımı sıktı. " bir kere söyleyeceğim, bende ikinci bir şans yoktur çünkü, eğer bir daha beni ve emirlerimi görmezden gelirsen sana yapacaklarımda sınır tanımam! Bende ne kadar hatırın olsada! "

Öylece baktım meymenetsiz suratına, cevap vermeyi bende isterdim ama yanaklarımı sıktığından ağzımı kıpırdatamıyordum.

Bunu yeni idrak eden asalak yabancı ellerini yanağımdan çekti, daha bir kaç saniye önce öfkeyle harmanlanan hareler şimdi pişmanlıkla bakıyordu, önce bileğime baktı, ardından elleri yanaklarımı nazikçe okşadı, telaşla sordu. "Canını çok acıttım mı?"

Histerik bir kahkaha dudaklarımdan kontrolsüzce kaçtı, kahkahamı durdurabildiğimde bende sordum. "sen benim akli melekelerimle oynamaya mı çalışıyorsun?"

Hayran bakışları sol yanağımdan kopup gözlerime döndü "hep böyle gülsen, hiç asilik taslaman, Biz seninle varya..." sözü yarıda kesilmişti, onu durduranın ne olduğunu merak etmiştim açıkcası, taki odak noktasının boynum olduğunu fark edene kadar.

Sinir kat sayım yeniden çoğalırken ciddi ifadem tekrar büründüm, o ise bu garip tavrından ödün vermeden yanıma adımladı, ona değil yerdeki 90 lardan kalma halıya bakıyordum, bir anda yerden yükseldim ve tıpkı bu odaya girdiğimde ki gibi yabancının kucağındaydım!

Ellerimle onu omzundan ittim ama faydası yoktu. "bak bu kadar klişe bir kadın olduğundan habersizdim işte. " dediğinde ise sinirden deliye dönecektim, hızlı adımlarla odadan çıkarken omuzuna vurabildiğim kadar sert ve çok vurdum.

Odadan çıktığımızda beni yere indirip kapıya takılı anahtarla kapıyı kilitledi, anahtarı almak için uzandığımda çoktan cebe indirmişti yüzünde çapkın bir ifade vardı.
"istersen cebimden alabilirsin leydim." dedi almayacağımı bildiği için, zira elimi cebine atarsam hiç hoş bir an yaşanmazdı.

Ergen gibi göz devirmek isterdim, keşke ergen olsaydım da işin eğlencesinde olabilseydim diye geçirdim içimden, sanki şakamı? Desem her şey düzelecekti!

Yabancı elimi sıkıca kavradı, parmaklarımız bir birine
kenetlenmişti, inatla parmaklarımı onunkilere olamamıştım.

Duvarda asılı kocaman bir yunan bayrağına gözüm takıldı, tek kaşım havalandı bunun burada ne işi vardı?

Aklımdan geçeni okumuşa benzeyen yabancı ise beni cevapladı "Annem adı gibi bir helendir, Yunanistanın ileri gelenlerinden bir kadındır bende bayrağını sevdiğim için astım, yoksa babam Türk, Maalesef..."

Hemen yüzümü ekşttim, içimden ağzını burnunu dağıtmak geçti, lakin yapmadım, onun yerine şimdilik daha makbule geçecek bir şey yaptım

"bozuk kan temiz damardan akmazdı zaten, atalarının usulünce bir denize girip yıkanmanı öneririm, belki onların aklını başına getirdiği gibi seninde aklını başına getirir. "

Yüzünü ekşitti "çok ergensin! "

Bunu biliyordum ve isteyerek yapıyordum, zira gıcık ve itici insanları kimse sevmezdi, en azından ben öyleydim ,bana itici gelirlerdi.

Ama onun yüzünde yeniden güller açmıştı, elimi olabildiğince daha da sıkı tuttu ,yürümemekte ısrarcıydım bu yüzden peşinden sürükleniyordum ,merdivenin ilk basamağında yüzüme leş gibi sigara ve alkol kokusu vurdu.

Yüzümü okadar çok ekşitiyorum ki sanırım yüzüm böyle kalacak ...

Ama elimde değildi, bu koku midemi bulandırmıştı, yabancı elini hafifçe gevşetip yeniden sıktı, sesi uyarı doluydu. "o yüzünü düzelt ve gül ,yeniden boğulmak istemiyorsan!"

Bu seferde olabildiğince ciddi bir yüz ifadesi takındım ve buradan kaçmak için gözlerimle etrafı taramaya başladım.

Yanımıza erkek bir hizmetçi geldi ,elinde leş gibi kokan içki dolu bir bardak ve tatlı bıçağı vardı , yabancı kendine uzatılanları aldığında adam koşarak aşağı indi ve gözden kayboldu.

Yabancı elimi bırakıp bardağı sağ ,bıçağı sol eline alıp herkesin dikkatini üzerine çekmek adına bıçağı bardağa zarifçe bir kaç defa vurdu.

O kalabalıktan çıkan yoğun ses dalgası aniden kesildi ,herkes merdivenin başında ki bize bakarken sessizdi.

Bense gözlerimle bir çıkış arıyordum lakin kapıyı bırakın cam bile yoktu etrafta yanlızca klimalar vardı

Yabancı elindekileri merdivenin başındaki küçük yuvarlak masaya bırakıp elimi tekrardan sıkıca tuttu en ters bakışlarımı ona ve diğer herkese hiç çekinmeden sunuyorum.

Yüzünde samimiyetsiz bir gülümseme belirdi, "bayanlar baylar ,hepiniz hoş geldiniz. " dediğinde salonda bir alkış tufanı koptu , bense henüz ne olduğunu anlayamıyordum bu kadar insan niye düğüne gider gibi hazırlanmıştı?

Bir dakika yoksa!

Yüzüme ağırdan ağırdan şok dalgası yayılmaya başlamıştı yabancıya baktığımda konuşmasına devam ediyordu.

"Düğünümüze hoş geldiniz!"

Korku ,evet sanırım şu an hissettiğim tek duygu buydu ,az önce boyun eğmeyeceğim, itaat etmeyeceğim falan demiştim değilmi şu an o cüretkar sözlerden eser kalmamıştı, zira insan kaçabileceği bir kapı varsa ancak o zaman umuduna sarılabilirdi benimse şu saniye bir umudum yoktu.

Evlenmekten bahsettiğin de bunun hemen olmayacağını sanmıştım!

Az önce duyduğum şeyler kulağımı diğer duyduklarıma sağır etti.

Şok ifadesi tüm yüzümü ve bedenimi kaplamıştı ,yavaş yavaş indik merdivenlerden , herkes bizi alkışlıyordu ,bende mal gibiyidim algılarım kapanmıştı yani.

Gözlerim korkunun etkisiyle fal taşı gibi açıldı, ufak bir umut kırıntısıyla bir kapı, bir cam veya en azından bana yardım edebileceğini hissettiğim birini aradı gözlerim ,ama yoktu ,genişce bir salon ağzına kadar doluydu ,korumalar ise aynı fabrikada üretilmiş gibi görünüyorlar dı, tüm salonu bir çember içinde koruma altına almışlardı.

Korkudan dolan gözlerimi ve titreyen bedenimi yabancı kontrolü altına alsı ,kalabalığın arasından sıyrılıp bizim için hazırlanan nikah masasına geçtik ,buradayken herkesten iki kat daha yüksekteydik ,bir platform yada sahne gibi bir şeydi üzerinde durduğumuz yer.

Masada oturmak için sandalye yoktu buda demek oluyordu ki ,bu işin oldu bittiye getirilmesi lazımdı ,
belki her an baskın yiyebilirdik, yada bu düğünün başka bir aciliyeti vardı ama bu kadar koruma ve insanın arasında hiç de güvende hissetmiyordum.

Nikah memuru masanın sağ başındaydı ,sol başında ise maske ve gözlük takan sarışın bir kadın vardı

Adımlarım geriledi o an.

İçimden birisi buradan şu an koşarak kaçmam gerektiğini haykırıyordu.

Bedenim bile kaçmam için bana yardım etmeye çalışıyordu.

Ama olmadı, yabancı beni belimden doğru tutup, adeta olduğum yere sabitledi.

Nikah memuru defteri açıp kalemi ortasına koydu, mikrofonu eline alıp konuşmaya başladı, stresten gözüm kararmaya bedenim acizleşmeye başlamıştı.

"Hanım efendi adınız soy adınız?"

Mikrofonun bana uzatıldığını yabancının belimdeki elini koluma çıkartmasıyla anlamıştım, ama adımı söylemedim , o an belime soğuk bir demirin yaşlandığını hissettim.

Sertçe yutkundum. "Aymira soykan"

Memur mikrofona tekrar konuştu ,acelesi var gibiydi "kimsenin etkisi ve baskısı altında kalmadan kendi hür iradenizle Thanatos Iron ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?"

Harelerim son bir umut ile etrafta gezindim, o sırada belimdeki bıçak çekildi ,tam rahatlamışken bu sefer namlunun ucu belime dayandı ,yabancı boğazını temizler gibi yaparken tetiği çekti.

Korkudan titreyen bedenimin takati kalmamıştı, gözlerimin karardığını hissettim, yabancı silahı belimden çekip masanın örtü nedeniyle görünmeyen kısmından rahmimin üzerine dayadı.

İşte iğrenç ve zayıf bir yaratığın son ama en etkili kozu olabilirdi bu, yalvaran gözlerle baktım ona, o ise benden çok uzağa.

"Tamam" dedim bir anda.

Buna ben bile şaşırmıştım
o saniyelerde bir el ateş sesi yükseldi, aniden tüm bedenime bir acı saplandı gözlerim karardı ve güçten aciz kalmış bedenim yerle bir oldu.

Gerisi karanlık gerisi koca bir boşluktu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

36okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.