Talihsiz Kuş kitap kapağı

8. bölüm / 18

Talihsiz Kuş

8. Bölüm - Ben K*til miyim? -

Vaveyla Yazarı: Maysa Pıtır

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 18Şu an: 8. Bölüm - Ben K*til miyim? -

Koca bir üç gün daha Asil ve arkadaşları için bomboş geçmişti, Asil sol kolunun iyileşmesi için elinden geleni yapıyordu, içmediği hap sürmediği krem yoktu, gerçi ilaçlar onda pek işe yaramazdı. ki bunların hiç biri Aymira'yı bulmaya yardımcı olmuyordu, abisi en son seçenekti normalde, ama ona başvurmasına çok az kalmıştı, neticede o Nezaket hanımın oğluydu, tam anlamıyla güvenmek imkansızdı, Nezaket hanımda son günlerde kocası ile birlikte arazi olmuştu.

Asil, uzandığı yatağında doğrulup oturur pozisyona geçti, elinde Aymira'ya ait küçük bir vesikalık fotoğraf vardı, nedensizce hep yanında taşıyor her geçen gün; o hafif tebessümlü yüzün güzelleştiğini hissediyordu.

İçi o kadar daralmıştı ki bunu Çavuş bile anlamıyordu, Asil her geçen gün bu minik vesikalık fotoğrafta ki kadına, o duyduğu bir kaç saniyelik sese, ve en önemlisi gözgöze geldiği kara harelere kuvvetlice çekildiğini hissediyordu, ama bu çok yanlış gibi geliyordu, belki hayatında biri vardır endişesi yüreğini sıkıştırmaya yetiyordu.

Derin ve içli bir nefes verdi Asil, bu bir kadının hayatı söz konusuydu, polis ölü gösterilen bir kadını arayamaz soruşturamazdı, henüz nerede ve kiminle olduğu bilemiyor kestiremiyordu, kim Sinan gibi güçlü bir mafya liderini öldürüp parçalara ayırabilirdi ki? Asil ne kadar masum bir mafya olsa da olan bitenden elbette haberdardı.

Çavuşun eli uzandığınca Türkiyede ki mafya liderlerini biliyordu, Sinan neredeyse İstanbul gibi tüm büyük şehirleri avucunun içinde tutuyordu, Kraliçe diye adlandırılan bir kadına hizmet ediyordu hepsi, ama devlet kayıtlı herhangibir belge veya kurum kuruluş, şahıs tespit edemediği için baskın düzenleyemiyor onları kökünü kurutamıyordu.

Sinan'dan daha güçlü bir insanoğlu da varmış demek ki diye içinden geçirdi Asil, o çok bu işlere bakmazdı, genelde motor yarışlarında bahis oynar ve kazanırdı.

Yengesi günlerdir ortalarda yoktu, abisinin telaşını görsede ses etmemeye çalışıyordu, kanser yengesine moral ve destek olmak için gelmişti oysa, bilemezdi bir Müslüman kız uğruna canını tehlikeye atacağını.

Belkide kurtlar sofrasına oturması gerekiyordu, Aymira'yı bulabilmek için, ama bu mümkünmüydü? İşin ucunda Kraliçeden kurtulmakta vardı, o; tüm Türkiyeyi yer altından yöneten bir kadındı, kimse kendisi hakkında bir fikir sahibi değildi, yalnızca fazlaca güçlü bir kadındı, Asil bunu elbette bir şehir efsanesinden ibaret sanıyordu, ama işin içine girdikçe gerçekler yüzüne bir tokat misali çarpıyordu; o kadar güçlü bir kadını çaylak başına mı yenecekti? Güldü Asil, aynı saniyelerde bir hışımla Araf içeriye daldı.

"yok! yengen yok! Hiç bir yerde bulamıyorum yok!"

Asil hızla ayaklanıp abisinin yanına gitti, "abi dur bir sakin ol, geç otur şö-"

Araf tüm siniri ile yeri göğü inletti "sana karım yok diyorum! Sen bana otur diyorsun Asil! KARIM YOK!"

Asil bile irkilmişti bu yüksek ses tonundan, sesini alçak tutmaya çalıştı "polise haber veririz şimdi abi-" henüz sözünü tamamlayamadan Araf yakasına yapıştı "KARIM YOK! BEN ULAŞABİLECEĞİM HER YERDE KARIMI ARADIM, YOK! DURU'M YOK! ASİL," bu noktada sesi titredi "benim karım kanser, ya bir şey olduysa, ben onsuz yaşayamam" ve bir damla göz yaşı Arafın kızaran gözlerinden; vakit bulamadığı için traş edemediği kirli sakalının üzerine doğru yuvarlandı, ardından heybetli bedeninden ayrılıp halı ile buluştu.

Asil biraz geri çekildi, abisi içeriye girip yatağa oturunca kapıyı kapatıp oda yatağına oturdu, bir kaç dakikalık sessizliği Asil bozdu "konu ne zaman yengem olsa sessizleşirsin, biliyorum seni konuşturmam sen derdini sadece yengeme anlatırsın ama, abi bende aradığım kadını haftalardır bulamıyorum, henüz bir kriz geçirdiğimi gördünmü?"

Araf sessizdi, karısı yoksa o bir hiçti, Duru varsa mutlu yoksa mutsuzdu, bu onun hayat felsefesiydi, insanlar anlamıyordu.

Yine bir sessizlik çöktüğünde grup kapıya tünemiş içeriye girmek için bağrışmaların sonlanmasını bekliyordu, en nihayetinde çıt çıkmayınca Rin kapıyı tıkladı, Asil zaten anlamıştı kapının önünde olduklarını, yorgun bir sesle "gelin. " dedi, Rin kapıyı yavaşca açıp içeri süzüldü, ardından tüm ekip tesbih tanesi gibi odaya dizildiler, her yer Aymira ya ait şeylerle kaplıydı, ihtimaller, dosyalar, panolar...

Dean biraz çekindi onları sinirli gördüğünde, ama söylemesi gereken acil bir şey vardı "müsaitmisiniz acaba Asile önemli bir şey söylememiz lazım da" Bu cümleyi kurmak bile onu fazlasıyla germişti, Araf heybetiyle herkesi geriyordu ama Dean normalde de çekingen olduğundan Arafın heybetli ve sinirli bakışları onda bir travma olmuştu.

Asil ile Araf göz göze geldiler, Araf çıkması gerektiğini anlayınca sessizce kalkıp odadan çıktı ve kapıyı kapattı, Asilin odası dardı, diğer odalara nazaran, o kendine müştemilatta yaşamayı layık görüyordu, ablası ve annesi yokken her yer dardı zaten.

Mi-cha stresten manikürü gecikmiş protez tırnaklarını kemirirken Aimon eline nazikçe vurup aşağı indirdi "seninkiler bittiyse benim tırnaklarıma geç istersen. " Mi-cha göz devirip Asile gergince bakmaya devam etti, korkuyordu.

Alvin olacakları kestirmeye çalışıyorken Rin, ilk defa Alvin'e bana yardım et dercesine bakıyordu, ilk defa sakinliğini korumak bu kadar zor gelmişti, Rüya sarı saçlarını geriye attı, koşacağını bildiği için sıkıca topuz şeklinde topladı, en son Çavuş girdi içeriye, Mi-cha ona sırtını döndü, bu haseple Aimon'a yönelmiş oldu.

Asil sakinliğini koruyamayarak sinirle bağırdı "ne oluyor burada? Süt dökmüş kedi gibi bakıyorsunuz hepiniz? Kilisede papaz günah keçisi diye sizi falan mı seçti? Bu gerginliğin başka açıklaması olamazda yani?"

Bir müddet bekledi. "Bak hala susuyorlar! Bülbül gibi şarkıyayım mı?"

Çavuş yatağa gevşek bir rahatlıkla yayıldı ardından telefonundan bir video açıp Asilin eline verdi, bu rahatlığı bir kandırmacaydı, Asilin etrafına siper olmuştu, yerinden kalkıp fırlamasın diye.

Asil açılan videoyu izlemeye başladı.

Adını bilmediği bir erkek, bir yabancı, tavana sabitlenmiş bir kameraya bakıyordu, fakat yüzü bir maske ile kapalıydı, ellerinde siyah deri eldivenler, üzerinde siyah bir kaban, ve ayakkabıları parıl parıl parlıyordu, fakt yüzündeki maske gözlerinin yeşili dışında her şeyi saklıyordu, konuşmaya başladığında sesi bir robotun ki ile aynıydı, muhtemelen maskenin bir özelliğiydi bu, küçük bir odadaydı ama etrafı kan dondurucu cesetlerle çavriliydi, hepsi özenle istiflenmiş gibiydi, özellikle küvetin içindeki kadın ve çocuklar içler acısı görünüyordu, ve o kız, küvete yaslanmış uyuyordu, gözlerinin altı yorgunluktan olduğunu tahmin ettiği üzere mosmordu,

"merhaba Asil, nasılsın iyi misin, tanrıdan hep iyi ve sağlıklı olmanı diliyorum biliyormusun? Ah tabiki şaka yapıyorum. " dedi ve sessizce kıkırdadı.

"karım uyanmasın aman, uyanınca çok hırçın oluyor biliyor musun?" sesi büyülenmiş gibi çıkmıştı, "umuyorum ki evli bir kadına tekrardan göz dikmeye kalkışmazsın Asil Tamar. " bu seferde sesi büyük bir tehdit içeriyordu, Asil sinirden telefonu parçalamak istiyormuş gibi sıkmaya başlayınca ekipten biri kapıyı sessizce kilitledi, Asil ise videoyu izlemeye devam etti.

Ardından adam kayboldu, başka bir video birleştirilmişti ucuna, Aymira uyanıyor ve zorlanarak kapıya ulaşmaya çalışıyordu, üstü başı kan içinde kalmıştı, Asil gözlerinin dolmaya başladığını iliklerine kadar hissetmişti o an, Aymira düştüğü yerden kalkmaya çalışırken o vefasız karnına sert darbeler indirerek kızı yerle bir ediyordu, Asil sinirle ayağa fırladı ama video henüz bitmemişti, sinirden titresede sonuna kadar izledi, izlediki her bir göz yaşına karşılık can alabilsin.

Aymira kan kustu, ağladı, öksürük krizleri geçirdi, bir kurşun yarası vardı sağ omuzunda, o kanadıkça kanadı, mecali kalmayınca bayıldı, Maskeli adamın yüzü gözükmesede yaptıkları net bir şekilde ortadaydı, baygın kadının dudaklarına sert bir öpücük kondurduktan sonra onu şiddetle yere fırlattı, kadın kan revan içinde yerde yığılıp kalınca kayıt sona erdi.

Asil telefonu okadar sıkmıştı ki, zaten kalitesiz olan telefon yamulmuştu, sinirle duvara fırlattığında param parça olmuş ekranın cam kırığı sesleri kulaklarına zorla ilişmişti, tam 4 erkek önüne siper olsada öfkesini çoktan kuşanmıştı, gözü kimseyi görmedi, onu engellemeye çalışan herkesi yıkıp kapıya sertçe tekme attı, hedeflediği yer kırılmayınca dahada sinirlendi, Çavuş ve Aimon onu iki kolundan tutarak dışarıya çıkmasını engellemeye çalışıyordu ama bu yaptıkları Asili dahada kışkırttı, öfkeyle kükreyip ikisinede birer yumruk çaktı, çok heybetli olmasada cılız değildi Asil, 1.93 olması onu bir beyefendi gibi gösteren kaslara sahip olmaması anlamına gelmezdi.

Hepsi geri çekilince kapıya bir tekme daha indirdi ve kapının kulpu Asilin gazabına uğrayarak etkisiz hale geldi, kapıyı hışımla açıp dışarıya çıktı, motoruna binmesi lazımdı acilen, koşarak aşağı indi, korumalardan birine motoru hazırlanmasını söyledi, arkadaşları peşinden koşarak indiği için evden çıkıp büyük kapıyı üzerlerinde kilitledi, o gidene kadar oyalardı, motor hızla gelince kaskını bile takmadan emniyetsizce bebeğine bindi ve gazı kökledi, gidebileceği, sığınabileceği tek bir yer vardı, o da annesi ile ablasının mezarlığını ziyaret etmek , ancak bunu yaparsa öfkeyle kalksada zararla oturmazdı, direksiyonu mezarlığa doğru kırdı, hayal meyal olsalarda onların yeri başkaydı, Asil hatırlayamadığı ve artık rüyalarında bile göremediği Annesi ile ablasının yanına gitti.

Boynu büküktü, onun yüzünden ölen insanların mezarına gitmek, Asilin nazarında yüzsüzlüktü, ama mecburdu, kimsesi yoktu, ablasının neşesine annesinin merhameti ve zekasına muhtaçtı, başı önde Müslüman mezarlığında ilerledi, üçüncü defa geliyordu bu mezarlığa.

İlki, annesi ikinciside ablasının cenazesi içindi, ablasının mezarının ayak ucuna oturdu, Bahar Tamar, toprağı okşadı nazikçe, çok sertti, Ablasının canı yanmışmıydı acaba bu sertlikten dolayı?

Yanındaki mezar taşına ilişti gözü
Nuriye Tamar, Annesini hayal meyal hatırlıyordu Asil, hatta çoğu zaman hatırlayamıyordu, ablasının mezarını okşamaya devam etti, "biraz geç oldu abla, ama geldim sana" diyebildi, mahcuptu.

Annesinin mezar taşına bile bakamıyordu, o; ablası Bahar'ın birine aşık olduğunu öğrenince babası olacak şerefsizden bir yıl boyunca saklamıştı, ama iş açığa çıkınca Kazım Tamar bunu şeref meselesi yapmış önce eşini öldürüp kızına bir yıl acı çektirmiş ardından Bahar'ın gözü önünde sevdiği adam olan İsmaili öldürmüştü, bununda üzerinden bir yıl geçtiğinde Asilin gözleri önünde Bahar'ın hayatına son vermiş, ve müştemilatta at tımarlayan adam, evin dul kalmış hanımını ayartıp başından beri istediğini yapmıştı, İnci aileisi ülkenin en köklü ailelerinden biriydi, geride kalan Asil'ide serbest bırakmış, ve böylece tüm geçmişinden kurtulup, yeni, kirli ve zengin bir sayfa açmıştı Kazım Tamar.

Asil her şeyi görmüş her korku ile 6,7 ve 8 yaşı arasında yüzleşmişti, annesi kendisi yüzünden ablasının sevgilisi olduğunu öğrenmişti, yine kendisi boşluğuna gelen bir anda babasına "Sen yapmazsan İsmail abim Ablama yapar! " dediği için işler açığa çıkmıştı, Annesi öldürüldüğünde bir gece boyunca dışarıda kar yağarken küçük Asil cesedine sarılarak ağlamıştı. Ablası odasında kilitli olduğundan hiç bir şey yapamamış kardeşi ile irtibata geçememişti.

Ve Kazım Tamar, eşini öldürdüğü geceyi Nezaket hanımının yanında sabah etmişti.

Bahar bir yıl boyunca başını camdan dışarıya çıkaramamış, kardeşini de alıp kaçmak isterken İsmail ile birlikte üçüde suç üstü yakalanmış ve böylece İsmail de Kazım tarafından öldürülmüş tü.

Artık depresyonda olan Bahar bir yıl boyunca sayısız intihar girişimlerinde bulunmuş, en sonunda babası tarafından katledilmişti.

Asil'i öldürmeme sebebi ise erkek olarak soyunu devam ettiriyor oluşuydu.

Büyük bir yük Asil'in omuzlarında asılı kalmıştı, yıllarca bu acı ile kıvranırken şimdi birinin hayatını kurtarma şansı vardı, sanki yetişemediği annesi ve ablasının yerine Aymira'yı kurtarırsa içi bir nebze olsun ferahlayacaktı.

Göz yaşları sel olup ablasının sert toprağına düştü, elini tersiyle göz yaşlarını silip mezarlığa ait çeşmeye gitti ve oradaki bidona su doldurup önce annesinin sonra ablasının mezarına su döktü, yakınlarda ki bir çiçekçiden gül ve lavanta alıp mezarlığa geri döndü, ablası lavantaları çok sever annesinin de gülleri çok sevdiğini söylerdi, mezarlarına gülleri lavantaları ekip tekrar suladı, toprakla uğraşmak iyi gelirdi, çünkü insan DNA sı toprak ile uyuşurdu, şayet Allah bir ayetinde açıkça sizi çamurdan yarattım diyordu, Asil Japonyada her hangi bir din ile alakalı ders almamıştı, çünkü ona anlatılan şeyler aşırı batıl, çok anlamsız gelmişti, 'eğer birine tapacaksam bu eşssiz biri olmalı' deyip durmuştu.

Ve bundan sonrası netti, Aymira'nın evine gitmek üzere yola çıktı, bir kostüm dükkanından polis kıyafetleri alıp giyindi, ardından Çavuş'un attığı bilgilere göre konumu takip ederek Aymira' nın evine geldi, kapıyı açmak için yanında taşıdığı bir kredi kartını kullandı, kapı kilitli olmadığından sorun çıkmadan açılmıştı, içeriye girip kapıyı kapattı, burada incelenecek çok şey vardı, holde gezdirdi kara hareleri, düz bir koridor vardı karşısında.

Kapının arkasında kalan gömme dolabı açtı, içinde palto, kaban ve mont gibi kıyafetler vardı, hepsinin cebini aradı, bir iki kuruştan başka birşey çıkmadı, birde sürekli çikolatalı süt fişi çıkıyordu "bu kız çikolatalı sütle mi besleniyordu?" diye söylendi.

Ardından alt rafları inceledi, topuklular, spor ayakkabılar, babetler ve terlikler vardı, herhangi bir sıkıntı görünmüyordu, mutfağa geçti, her yer tertemiz görünüyordu, ama tüm dolapları açıp inceledi, bir iz bir işaret arıyordu, lakin yoktu, oradan çıkıp bir yatak odasına girdi, eski usül bir karyola tahtadan bir dolap ve Karadenizin meşhur çaylıklarının resmedildiği bir iki tablo vardı, oda öylesine huzurlu kokuyordu ki, Asil huzurun bir koku olsa kesinlikle bu koku olacağını söylerdi.

Bu odadan da bir şey çıkmayınca başka bir yatak odasına girdi, işte burası hoş bir limon kokusu ile Asili büyülemişti, ev; Ev değil huzur bahçesiydi sanki?

Odaya bir göz gezdirip içeriye girdi, kapıyı kapatıp etrafı incelemeye başladı, tam karşısında bir cam vardı, ama kullanılmadığı, olmayan kulpundan anlaşılıyordu, üzerine fotoğraflar yapıştırılmıştı, Asil tereddütle o cama yaklaştı, fotoğraflar Aymir'ya aitti, çünkü küçüklüğünden bu yana yalnızca dahada güzelleşip uzamıştı, başka değişik bir şey yoktu, bir fotoğrafa kaydı gözü, ormanda bir piknik alanında çekilmişti, Aymira'ya çok benzeyen Kumral gür saçlı bir kadın vardı en sağda, üzerinde ki gül kurusu beyaz benekli elbisesi 90'lardan kalma gibi görünmüş onu çok sevimli göstermişti, kucağında bir bebek vardı, kız olduğunu pembe elbiseden ve saçına tutturulan deniz yıldızı şeklindeki tokadan anlamıştı, bir eliyle küçük Aymira'nın elini tutuyordu.

Küçük aymira'nın kahve saçları topuz şeklinde toplanmış oda kız kardeşiyle aynı deniz yıldızı şeklindeki sarı tokasını takmıştı, üzerinde annesinin elbise rengiyle aynı renkte diz kapaklarının altına kadar uzanan bir elbise vardı, altında beyaz uzunca bir çorap giymiş beyaz babetle tam bir peri kızı gibi görünmüştü, gözlerini elini tuttuğu adamdan almıştı kesinlikle, adam yunan heykeli gibi bir yakışıklılık ta, ağrı dağı uzunluğundaydı, mavi bol bir kot, bebek mavisi bir gömlek giyinmişti, fakat çok sert bakıyordu, ya da Asile öyle gelmişti, ama sanki fotoğrafın içinden fırlayıp Asili boğacaktı, elbette kucağındaki erkek bebekte babasının huzursuzluğunu hissedip ağlarken kameralara yakalanmıştı.

Asil bilmiyordu bu fotoğrafın hikayesini, bir başka fotoğrafa baktı, Aymira bir ilkokulun önünde kardeşlerinin elinden tutup gülmeden kameraya bakmıştı, öyle dümdüz bir bakışıtı ki, neden o yaşta bir çocuğun bu kadar sert baktığını sorguladı Asil, ardından bir orta okulun önünde kameralara çatık kaşla bakmıştı, yine aynı ifade yine aynı tuttuğu eller, aynısı lise mezuniyetinde de vardı, kardeşlerinin elinden tutmuş kameraya sertçe bakmıştı, babasının kopyasıydı, ayrıca da çok güzel, kahkülleri vardı, saçları neredeyse beline uzanıyordu, sonra saçı açık başka fotoğrafı yoktu, üniversite mezuniyetinde Gülnazlı denilen kadınla bir fotoğrafı vardı, yine gülmüyordu ama sert bakmıyordu da, başkada bir şey yoktu.

Odayı karış karış aradı, her şey o kadar normaldi ki, o adamın kraliçenin bir adamı olduğuna artık emindi, artık tek hedefi o adamı bulmaktı, odadan çıkmadan önce bir günlüğe rastladı, belki bir şey çıkar umuduyla yanına alıp evden ayrıldı, ama nereden başlayacağını şaşırmış konuyu abisine açmak için onu ağaç eve çağırarak yüzüne maske takmış ve motorunu buluşacakları alana çevirmişti.

🏍️🏍️🏍️

Gözlerimi açmaya çalıştığımda kum dolmuş gibi sızlayınca mecburen geri kapattım, sanki tepemde bir ışık vardı ve doğrudan gözümü alıyordu, ne kadar geçtiğini bilmediğim bir süre sonra ışık sönmüştü, yeniden kendimi zorlayarak gözlerimi açtım ilk gördüğüm yüz bir adama aitti, bana Gülümseyerek bakan adama bakmamak için başımı sağa çevirdim, bilincim yeni yeni geliyordu, ben bir şeylere sinirlenip etrafı paramparça etmiştim, sonra canım çok yanmıştı, sonra... Sonrası yoktu.

Saçlarımı okşadı birisi, refleksen ona dönünce başıma bir ağrı saplandı, acıyla yüzümü buruştururken adam elini yanağıma yasladı, "beni korkuttun leydim, sana yemek getirdim, hadi kalkta ye"

Salak mısın der gibi baktım adama, daha afyonum patlamamışken birde yemek mi yiyecektim? Ah hayır sanmıyordum.

Yüzümü buruşturup oturur pozisyona geldim, koluma serum bağlıydı, fakat bitmek üzereydi, adam bana hala pişmiş kelle gibi bakınca sesimi bulmaya çalıştım, içeride bir yerlere saklanmış gibiydi, zor da olsa iki çift laf edebildim "git, beni rahatsız ediyorsun. " tek yaptığı kıkırdamak oldu.

"seni yalnız bırakmaya gönlüm el vermez leydim. "

Kendimi öylesine bitkin hissediyordum ki onunla daha sonra uğraşacaktım, getirdiği yemek, patates püresi ve tarhana çorbasıydı, belkide şu hayatta en sevdiğim yemek bunlardı, ellerim zangır zangır titresede yemek istiyordum, o kadar açtım ki uyanır uyanmaz tek hissettiğim buydu, çok derin bir açlık.

Bir kaşık çorbayı zor içtim, midem kabul etmeyecek gibiydi, ama durmadım, aç biri her ne olursa olsun yerdi, biraz püreden biraz çorbadan kendimi zorlayarak yedim, hala doyamadığımı hissettim ama hızlı yediğim için birazdan her şey mideme oturacaktı, peçeteyle ağzımı silip Sudan bir kaç yudum içtim, adam bana bir hap uzatınca hapı açık camdan aşağıya fırlattım, ve tam isabet, kaşları öyle mi? Dercesine havalandı, bense umursamadan suyumu içtim.

Adam önümdeki tepsiyi alırken sırıttı "o hapdan daha fazlası yediklerinin içindeydi" hazır eğilmişken suratına bir beşlik çaktım, sinirden gözü seğerdi ama bir şey demeden hızla odadan çıktı, bende kalkıp lavaboya gittim, peçete alacağım sırada yere bir kağıt düştü, umursamadan işimi hallettim ama çıkacağım sıra çok dikkatimi çektiğinden dolayı kağıdı yerden aldım.

Hızlıca açıp içindeki Notu okudum, Sakın ilaçları içeme, içince aklım bulanıyor, kağıdı yırtıp klozete attım ve yeniden sifonu çektim, demek bana getirdiği ilaçları içmemekle iyi etmiştim ama o herif kendini garantiye almak için zaten yemeğime ilaçları koymuştu, bu da demek oluyordu ki, ben ilaçları içersem ve o haplar her ne işe yarıyorsa, fazla içtiğim için sıyırıyordum, ama bence ilaçları reddedersem o adam yemeğime dahada fazlasını koyup benim zihnimi yine bulandırabilirdi, bir şekilde içmiş gibi yapmalıydım, bir şeyleri hatırlıyor gibiydim ama bulankılardı, belkide tam hatırlayacağım sırada sıfırlandığım için defalarca kez başa dönmüştüm, artık gözümü açık tutmalı hatta yemeğimi kendim yapmalıydım.

Gün boyu odamdan hiç çıkmadım, akşam yemeğim uyandığımda yediğim menüyle aynıydı, hapı bana verdi içmem için, bende dilimin altında sakladım, suyu içtim ama hapı yutmadım, o odadan çıkınca tuvalete gidip tükürdüm ve ağzımı iyice yıkadım.

Odama geri döndüğümde ise yapacak bir şeyim olmadığı için uyudum.

Sabahın ilk ışıkları nazikçe gözümü alırken bende zorlanmadan uyandım, dünkü ağrılarım hafiflemişti, odamdan çıkmak istedim ama kilitliydi, bende camı açıp derin bir nefes aldım, dışarıda evin etrafını saran boy boy korumalar vardı.

Biri beni görünce içeriye girdi, bir iki dakikanın ardından kapım tıklandı, "gelin. " dediğimde içeriye evrimleşmemiş bir maymun girdi, sırıtıp bana doğru geldi ve sarılmaya teşebbüs etti, geri çekilmem onu şaşırtmıştı ama ses etmedi "günaydın karıcığım, kahvaltı hazır, kızımız Selene ve ben seni bekliyoruz. " dediğinde başımla onayladım, birlikte aşağı inip yemek masasına geçtik, o kadar uzun bir masayı ki... Sanırsın kurtlar sofrası...

Sarı saçlı kız beni görünce kocaman gülümsedi, bende ona gülümsedim, yeni yeni bir şeyleri hatırlıyordum, Thanatos masanın başındayken sağında Selene oturuyordu, solunda ki boş sandalyeyi gösterdi, "her zaman olduğu gibi kalbimin olduğu tarafta yalnızca en güvendiğim kişi olan sen oturmalısın. " bunu nedense aklımın bir köşesine not etmiştim, sanki aklım vardı da...

İnat etmek hep tercihimdir ama kendimi anlamsızca çok yorgun hissettiğim için ağzımı açmadan söylediği yere oturdum. Sandalyemi biraz olsun ondan uzaklaştırdım, "eski günlerde ki gibi" dedi sevinçle, "hıım" dedim yalandan bir gülüşle.

Kahvaltı etmeye başladık ama bana kırmızı şarap ikram edilmişti üstelik iğrenç kokuyordu, "bunu içmem ben" dedim burun kıvırırken, "öyleyse viski ikram etsinler?" dedi dalga geçercesine, bende kadehin içindeki şarabı yüzüne fırlattım, kadehi hizmetçi ye uzattım ve net oldum "su lütfen" anlamamış gibi bakınca mükemmel seviyede ki ingilizcemi konuşturdum
"A glass of water, please"

Kadın hızla başını sallayıp bizden uzaklaştı, Selene kahkahayı basınca bende ona bakıp gülümsedim, küçük kız çok tatlı yanaklara sahipti.

Thanatos masaya yumruğunu indirince ikimizde irkildik, bana tokat atacaktı ki durdu, hareketsizce bana tokat atmasını beklediğimi görünce elini geri indirip bir hışımla yukarıya çıktı, arkasındanda çarşaflı bir kadın çıktı, hizmetçi ise bana suyumu verip çekildi, Selene benimle konuşmasada bana küsmüş gibi değildi, aksine bunu yaptığım için bana minnettar bir şekilde bakıyordu.

Sessizce kahvaltımızı ettik, yanıma bir kağıt bırakıp koşarak evden çıktı, bende peşinden koştum ama kapının önündeki korumalar tamamen dışarıya çıkmama izin vermediler, bende Selene'ye el sallayıp öpücük yolladım, oda bana, içeriye geçip yamuk yumuk, bozuk bir Türkçeyle yazılmış mektupda aslında şunlar yazıyordu.

Anneciğim, babam kaza geçirdik diyor ama ben hiç kaza geçirdiğimizi hatırlamıyorum, sen neden bu kadar hastslanıyorsun? Babam hep Asil adlı bir kişi yüzünden böyle hastalandığını söylüyor, lütfen artık iyileş ve yarın ki tiyatro oyunumuza sende gel, ben baş rol kızım biliyormusun? Ben bir rapunzel olacağım! Lütfen gel olur mu, seni seviyorum, ama babam gibi değil.

Son okuduğum cümle ile kaşlarım çatıldı, ne demek seni seviyorum ama babam gibi değil? Bunu Selene'ye sormalıydım, bende ona Türkçe bir mektup yazabilirdim, konuşamasada bir şekilde Türkçeyi anlıyor hatta yazabiliyordu, bende kağıt kalem bulmalıydım.

Ayrıca elbette o tiyatro oyununa gitmeli ve gerçek Rapunzelimin en büyük destekçisi olmalıydım.

Thanatos yanıma yaklaşınca kağıdı arkama sakladım, fakat benden şüphelenmişti "ne saklıyorsun bakalım?" keyfi yerinde gibiydi "Selene bana bir davetiye mektubu yazmış, bizim aramızda, ÖZEL. " son söylediklerimin üzerine iyice basmıştım, "pekala" dedi ve yanağımdan öptü "akşam görüşürüz leydim. " sertçe yutkunmaktan başka bir şey yapamadım, bundan daha da keyif aldı ve evden çıkıp gitti, sonunda evde o yoktu! Kukuman kuşu gibi eve tünemişti, hazır aklım başımdayken çalışma odası falan var mı diye bakmalıydım, dizilerde hep öyle olmazmıydı, karanlık adamların tüm foyası çalışma odalarında ortaya çıkardı.

Bu katta bir halt olmadığını hatırladığım için yukarıya çıktım, kendi odamı es geçip yan odaya girdim, burası tamamen siyah beyaz mobilyalarla döşenmişti, adeta mobilyalar bile beni bir mafya kullanıyor diye bağırıyordu, tek isteğim beni buradan kurtarması için birinden yardım istemekti, yavaş yavaş yaşadığım her şey zihnime doluşmaya başlıyor başımı ağrıtıyordu. Her şeyi geçtim tacize uğruyordum ben! ve bu, gerçekten çok iğrençti! Vebalı gibi hissediyordum kendimi.

Giyisi dolabını açınca yüzüme hiçte sevmediğim ağır bir erkek parfümü çarptı, kusabilirdim, ceketler, gömlekler, t-shirtler, pantolon ve pijama takımları oldukça normal görünüyordu, kamera falan olabilir miydi? etrafa bakındım ve izlediğim hissiyatına kapıldım, bu işi şu saniye lehime çevirmek için etkilenmiş gibi gülümsedim, ve bir boy aynasında kendimle yüz yüze geldim, o kadar berbat bir haldeydim ki...

Göz altlarım mos mordu, yüzümde ve vücudumda fazlaca yara vardı, üstelik zargana gibi zap zayıftım, kemiklerim sayılmaya müsaitti, yüzüm iyice içeri çökmüş beni tatlı gösteren yanaklarım yok olmuştu.

Kendime dair bir şeyler hatırlıyor olmak bile sevindirmiyordu, hep saçma sapan şeyleri hatırlıyor buraya nasıl ve neden geldiğimi ise asla hatırlayamıyordum!

Ben şu an okadar yorgundum ki, acilen yatıp uyumam gerekiyormuş gibi hissediyordum, ama korktum, uyursam unuturdum, uyursam yine ve yeniden başa dönerdim, ama başım çatlıyordu, olduğum yere yığıldığımı o saniyelerde anladım.

Gözlerim ben izin vermeden kapanmış beni korkunç bir eylemin içine çekmişti.

Thanatos şerrosunun anlatımından.

Eve geldiğimde o kadar yorgundum ki hemen karımın yanına gitmek istiyordum, yorgunluğumu ancak o alabilirdi, odama çıktığımda karşılaştığım manzara beni elbette şaşırtmadı, yalnızca gülümsedim, derin bir iç çektim. Bu kadın gerçekten bam başka bir boyuttu.

Onu kameralardan izlemek ise bana ayrıca keyif vermişti, birazdan uyanırdı ama uyanmadan önce ona ufak bir sürprizim vardı, ceketimi ve gömleğimi çıkarıp rast gele savurdum, etrafa gül yaprakları serpip kırmızı şarabı çalışma masamın üzerine bıraktım, iki de kadeh vardı elbette

Ağzına biraz içki damlattım, ardından üzerindeki kazağı ve pantolonu çıkarıp ona aldığım kırmızı saten geceliği giyindiridim, onu orada bırakıp Duru'nun yanına gittim, o zaten benim için hep hazırdı, Aymira'ya ulaşamamanın acısını Durudan çıkardım ve yine Aymira'nın yanına gittim, sabaha kadar içkimi yudumlayıp uyuyan karımı izledim, hayır ona zorla sahip olmayacaktım, o kendi isteğiyle tamamen karım olacaktı, sabaha karşı yanına uzanıp ona sıkıca sarıldım ve öylece uyuya kaldım.

*Aymira Özkan'dan*

Uyandığımda ağzımda leş gibi bir tat vardı, oda leş gibi kokuyordu, gözlerimi zorlukla aralayınca leş gibi kokunun bana kene gibi yapışan Thanatos'tan geldiğini ancak idrak edebildim. Yüzümü buruşturup yataktan fırlayarak kalktım, ona dehşet içinde bakarken üzerimde ki geceliği gözlerim kaydı, keşke yuvarlarından kaysalardı,! Üzerimde bir gecelik vardı,! Aman Allahım üzerimde müstehcen bir gecelik vardı!

Korkudan ve çaresizlikten ağlamaya başlayınca yerdeki kendi kıyafetlerimi gördüm, gelişi güzel atılmıştı, hemen kıyafetlerimi alıp odanın banyosuna koştum, korkudan zangır zangır titrerken üzerimi giymeye çalışmıştım, öylesine bir ağlama krizi geçiriyordum ki kıyafetleri giyinmekten çok zorlandım.

Giyer giymez o geceliği paramparça edene kadar yırttım, yırtık parçaları toplayıp banyodan çıktım ve o parçaları yeni uyanan canavarın üzerine fırlattım, yetmedi bitmiş içki şişelerini yatak başlığına fırlatarak kırdım, yeni uyandığından dolayı idrakı yeni açılmışken korktu ve yataktan zıplayarak kalktı, bense son kalan şişenin içindeki şarabı ona doğru fırlattım, en son üzerime yürümeye başlayınca şişeyi kafasına fırlattım, başından aşağı kan akmaya başlayınca önce olduğu yerde çaklı kalarak bana baktı ardından gözleri kapandı ve bayıldı.

Sinirden hala titriyor olduğum için baygın canavara defalarca tekme attım, bana yaptığını bende ona yaptım, onu şimdi burada öldürecek ve kurtulacaktım, yüzüne defalarca yumruk attım, defalarca tokatladım, bağırdım çağırdım, başı daha da kanamaya başlayınca bir silah aradım veya bıçak. Onun gibi bir canavarı bu dünyadan acilen temizlemeliydim, çekmeceleri hışımla açıp kapadım, yerdeki ceketine gözüm kaydı, bir silah mı vardı,? hemen ceketi alıp aradım ve aradığım şeyi ceketinin iç cebinde buldum.

Ama henüz onu elime almamıştım, çünkü parmak izimden beni hemen bulabilirler di, yerdeki gömleğini elime dolayıp silahı elime aldım, tetiği çekip başına hedef aldım, daha önce hiç silah tutmamış hiç can almamıştım, ama şimdi bunu özgürlüğüm için yapacaktım, yaşadıklarım katlanılamazdı, silahı ateşlemek o kadar zordu ki, derin bir nefes alıp titreyen elimi diğer elimle destekledim, derin bir nefes aldım.

Göz yaşlarım yanaklarımdan sıyrılıp birazdan ölecek canavarın yerde hareketsiz yatan bedeni ile buluştu, bir anda silah patladı, kulaklarım uğuldadı, korkudan gözlerimi sımsıkı kapatmışken kalbimin hızla çarparken çıkardığı sesler odanın duvarlarında yankılanıyordu.

Ben artık bir katil miydim?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

36okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.