Talihsiz Kuş kitap kapağı

18. bölüm / 18

Talihsiz Kuş

18. Bölüm - Memleket Bu Haldeyken-

Vaveyla Yazarı: Maysa Pıtır

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 18Şu an: 18. Bölüm - Memleket Bu Haldeyken-

Uzuuuuuunnn bir aradan sonra merhaba kawaskailerimmmmm

Sizi ve bu evreni nasıl özlediğimi anlatamammmmm

Bu bölümü yazmadan önce 17. Bölümü okudum ki uzun süredir hikayeden uzak durduğum için yeni bölümde size rahatsızlık veren mantık hatalarım olmasın... O kadar özlemişim ki Aymira'mı anlatamammmmm

Ve evet... Güzel Türkçemizi katlederek yazdığım için gözlerim kanadı...

Biliyorsunuz ki Esra isimli kitabımı dosya başvurusu için düzenliyorum, aynı zamanda ben bir hafızlık öğrencisiyim, açıktan okul da okuyorum ve tüm bunların yanında ailem ve arkadaşlarım da var... Biraz yoğun bir dönemdeyim, derslerimi toparlamakta kafamı toparlamakta çok zor 😭

Bu bölümü, Vaveyladaki okurlarımın yoğun isteği üzerine yazıyorum yoksa daha da geç gelecekti 😔👉👈🎀

Tamamen üşengeçliğimden kaynaklı bu geç gelen bölümler, fakat yeni yaşımada girdikten bir şeyleri farkettim ki onlardan biride üşenerek hayatımın yarısından çoğunu bir gençten ziyade yaşını almış başını yastığa vurmuş bir nine gibi yaşıyorum.

Hayata karşı bu pes etmişliğime bende anlam veremiyorum açıkçası ŞSMDŞAMXLSÖDK birde bayıl istersen Maysa... Neyse neyse kendimi toparlayacağım Allah'ın izniyle

Bölüm başında sizlerle dertleşmek favori aktivitemmmmm ♥️❤️❣️💟💌💝😻💓💘💚💞💛💙💜💕😍
O zaman sizi artık bölümle başbaşa bırakayımmmm

Oy ve yorum verirseniz bölüm atmaya devam ederim (😇🔫)

Aşık olamayan bir kalbe acırım, nasıl bir günah işlediyse en kutsal duygu ona nasip olmuyordur.

Aşık olana dahada acırım, her yiğidin harcında sevdanın yükünü taşıyacak yürek yoktur.

Yazardan;

Asil, kucağında bayılan eşini iyice bağrına bastırdı, gün geçtikçe gözlerinin önünde eriyip giden kadın onun için en büyük imtihandı. Şu savaş, aile problemleri ve hatta nice sorunların bile üstesinden gelebilirdi ancak bir gün sevdasını toprağın altına gömmesi gerektiğini hatırlayınca tüm gücü kuvveti çekiliyordu.

Aymira, her geçen saniye ölmeye daha yakınlaşıyor, Asil'e büyük bir ızdırap çektiriyordu.

Üstelik tedaviyi reddedip ülkesini kurtarmak için bir şeyler yapmaya çalışmasına anlam veremiyordu kocası, iyileşmeden nasıl ülkesine fayda sağlayacağını düşünüyordu bu kadın?

Tüm ekip bu yer altı sığınağına yabancı oldukları için diken üstünde gibi yan yana sıralanmış, efendileri gibi gördükleri Asilden emir almayı bekliyorlardı. Asil, onlara hiç bir zaman üstünlük taslamasa da arkadaşları ona vakarı dolayısıyla hep bir saygı içindelerdi, işte bu yüzden onu liderleri olarak görüyorlardı.

Komutan Kalender, geniş alanın ortasına konulmuş toplantı masasının en başına geçip oturduğunda kızıl saçlı kadın elinden tuttuğu Selene'yi işaret etti. "Komutanım, onu nereye göndereyim?" diye sordu, küçük kızla ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Üstelik Türkçe anlamıyordu ve bir şekilde Yunan olduğu için tehlike arz ediyordu, tıpkı komutan dışındaki diğer herkes gibi. Bu dünyada kimseye kimseye güvenmek mümkün bile değildi artık. Savaş, insanların tüm ilkelerini yıkıyordu.

"Onu korkutmadan üzerini ara, hatta testlerin hepsinden geçir, bir sıkıntı çıkmazsa bizimle kalacak." kadın kaşlarını çattı. "Ama komutanım, onca işin gücün arasında bu çocukla nasıl ilgileneceğiz?" komutan kaşlarını tehlikeli bir biçimde yukarıya kaldırdı. "Ne zamandan beri emirlerimi sorguluyorsun asker?"

Çeşminaz, kendini saldığı o halinden sıyrılıp dimdik durdu. "Emredersiniz komutanım." dedikten sonra asker selamı verip bu kocaman toplantı odasını andıran yeri terkedip koridora geçti, en sondaki odaya gidip gerekli testler için hazırlık yaparken komutanının ciddiyetini kınadı.

Zor zamanlarda arkadaş olabileceklerini düşünüyordu fakat komutanı, sevdiği kadını kaybettikten sonra iyice ketum birine dönüşmüş ve işi dışındaki tüm her şeye kapılarını kapatıp kişiylemişti, onun için endişeleniyordu çünkü komutanı, Esra denen o kadına ulaşamadıkça yemeden, içmeden ve hatta uykudan bile kesilip işine odaklanmıyordu.

O Türkler için çok önemli bir komutanı ama yüreğindeki sevgi ona ağır gelmiş olmalı ki yaşadığı kayıptan sonra ağır bir darbe almaktan çok, ölmüş gibi davranıyordu.

🏍️

Asil, kucağındaki kadın ile birlikte bir adım öne çıktı. "Bana onu yatırabileceğim bir yer göster." derken sesini her zamanki gibi güçlü tutmaya çalışıyordu ancak eşinin durumu gücünü yitirmesinde büyük rol oynadığı için bu olmadı, sesi sonlara doğru titreyerek onun nasıl zor bir durumda olduğunu ele verdi.

Kalender komutan hayatı boyunca kimseyi kıskanmayan, kendi kaderini başkalarıyla kıyaslamayan erdem sahibi biriydi ancak, kendisi sevdasına bir daha asla ulaşamayacağını bilirken bir başkasının kucağında karısını taşıması bile onu kırıyor, yıpratıyor ve dahada dibe batırıyordu.

Umursamaz tavrını takındı, her zaman olduğu gibi.

"Koridordaki sağdan ilk odaya gir, oraya bırakabilirsin." derken önüne konulmuş dosyalarla ilgileniyormuş gibi yaptı. Kafası allak bullaktı, o dosyalarda yazan hiç bir şeyi yüz kere okusada anlamıyordu.

Yer altı kapsülünün kapağı açılınca herkes gerildi ama komutan sakindi. İçeriye giren pilot kadındı. Eskisi gibi kapağı kapatıp diğerlerinin yanındaki yerini aldı. "Öldüğünü sanıyorduk." diyen Dean'di. Kadın turuncu saçlarını geriye savurdu. "Ben balkan kızıyım, rüzgar benim sadece dostum olabilir beyefendi."

Adam başıyla onayladı. "Uçakta bizi azarlarken bana beyefendi demeyecek kadar kaba biri olduğunu düşünmüştüm." kadın hafifçe güldü. "Sizi Boşnak böreğine çevirmemi istemiyorsanız benimle muhatap olmayın, Dean bey." burada ki dedikodu bağımlısı birileri için bu diyaloglar müthiş keyif vericiydi. Elbette o kişiler Mi-cha ve Rüya'ydı. Arkadaşlarıyla dalga geçmek için ellerinde harikulade bir koz vardı artık.

Dean çok konuşan biri değildi ama lafın altında kalacak tiplerden hiç değildi. "Beni Boşnak böreğine çevirmekle tehdit ederken iki kez düşün, Asil'in askeriyim." kadın ona bakmadan göz devirdi. "Tanrı aşkına, benimle konuşmaya devam edecek kadar yürek yemiş bu adam."

Kalender komutanın karşısına geçip asker selamı verdi. "Jovana İvanov, Kuzey Makedonya, emrinizdeyim efendim." komutan elindeki bir dosyayı ona uzattı, "Yeni görevin." kadın uzanıp kalın dosyayı eline aldı. Geri çekilip masanın sonundaki sandalyeye oturduğunda daha ilk okuduğu satırla kaşları çatıldı.

"Komutanım, buda ne demek oluyor?" sinirden gerilsede kendini dizginlemeye çalıştı. "Bir kumarhanede başarısız görevim varken beni ikinci kez gönderecek misiniz? Üstelik bir adamla." o adam henüz seçilmemişti ama komutanın kafasında bir plan vardı. "Seni zaten başarısız olman için gönderdik ya Jovana." diye sitem etti. Karşısındaki MİT ajanı kadın başarısızlığı hazmedemeyen biriydi, neredeyse ilk görevlerinden birinde başarısız olması istendiğinde çıldırsada kaybedip geri döndüğünde istifa etmeye çalışmış ama istifası reddedilmişti.

Komutan diğerlerine baktı, hala ayakta duran insanlar cezalı bir afacan gibi görünüyordu. "Oturun." demekle yetindi, bazı şeyleri konuşmak için Asil'in gelmesini bekliyordu. Beş dakika geçmesine rağmen beklediği kişi gelmeyince kaşları çatıldı, askerlerini özlemişti, dakikliğinin aksine gitmek ister gibi karısını odadaki yatağa bırakıp çıkamayan o sorumsuz adam sinirlerini hoplatıyordu.

"Nerede kaldı bu Asil?" derken herkesi korkutan ifadesi yerli yerindeydi. Araf uzun süredir içmediği için sarhoş değildi. "Onu karısıyla bir odaya göndermek senin suçundu, uyanana kadar onun başında bekleyecek." Ali, damarına basan kas yığınına kaşlarınıattı. "O sakız heriften nefret ediyorum, ablamın dibinden hiç ayrılmıyor."

Mi-cha kıkırdarken Çavuş ona çatık kaşlarla bakıyordu. Bu kadında herkesle flört edecek kadar fazla cilve vardı. "Bence onu sadece Çavuş yanımıza getirebilir." hitabındaki kişi kaşlarını çattı. "Onu Aymira'dan uzaklaştırmaya ikna etmek için nefes bile almam, bu konuda onun çenesini çekmeyeceğim." Rüya, Çavuş'un hemen yanında oturduğu için ona omuz attı. "Ağabeyimi ben çağırırım ama bunun karşılığında sizden bir iyilik istiyorum."

Hepsi bu yiğide meraklı gözlerle bakmaya başladı. "Benim için bir lokma yemek bulun çünkü açlıktan gebereceğim." diyerek onları şaşırttı. "Biraz daha yemek yemezsem bir yamyama dönüşüp içinizden birini kızartacağım."

Sandalyesinden yavaşça kalktı tam koridora yönelmişti ki Asil, odadan çıkıp kapıyı kapattığında hepsi şok oldu, Aymira bilmese de Asil, o uyurken hep başında bekler uyanacağını anlayınca odasından çıkardı, saçlarının açık olduğu zamanlarda ise gözlerini kapatıp beklerdi, nefsiyle mücadele etmezdi, çünkü sevdiği kadının izni olmadan değil saçlarına bakmak, saçlarına bakmayı hayal bile etmezdi.

Rüya başta olmak üzere hepsi çok geçirdi, ağzı iki karış açık kalan Rüya "Sübhanallah!" dedi "Karısını uyurken izlemek yerine yanımıza kendi isteğiyle gelen erkek cinsinde bir ağabey... İlk defa görenler beğensin, yorum yapıp paylaşsın yoksa başınıza taş yağar!" hepsi şaşkınlığı bir kenara bırakıp katıla katıla gülmeye başladı. Rin, yanlarında olmadığı için istedikleri gibi Asil ile dalga geçebiliyorlardı fakat o varken ufak şakalarda bile herkese haddini bildirip Asil'e tek bir laf bile söyletmiyordu.

Komutan yumruğunu masaya sertçe vurdu. "Şaklabanlığı bırakacak mısınız yoksa sizi o sulu kafalı Yunanlıların önüne atayım mı?" hepsi gülmeyi kesip önüne dönünce Asil'de tüm ciddiyetiyle komutanın yanında ki sandalyeye oturdu. Araf, yaslandığım yerde dikleşip masanın üzerinde ellerini birbirine kenetleyerek kardeşine baktı.

"Hayırdır," derken sesi fazla kinayeliydi. "Karını izlemekten seni alıkoyan nedir? Yoksa içinde bulunduğumuz savaşın ciddiyetini anlayıp bir kadının önünde diz çökmeyi bıraktı mı?" Duru'ya deli gibi aşıkken o da karısının önünde diz çöküyordu, fakat kendisine olan ihanetinden sonra değişmeye başlaması kaçınılmazdı.

Asil, karısı ve kendisiyle uğraşmayı hiç bırakmayan ağabeyine düşmanca bakmaktan kendini alıkoyamıyordu. "Gün geldiğinde senin bile önünde diz çökeceğin karım hakkında daha düzgün konuşsan iyi edersin, çünkü gerçek konumunu öğrendiğinde, yapabileceği şeylerin farkına vardığında seni idam etmesi muhtemel."

Araf, kardeşine katlanamıyordu, söylediği her söz ona bir iğne misali batarken öfkesi harlanmaya başlamıştı bile. "O Aptal karının önünde diz çökmek bir kenarda dursun, ona insanmış gibi bile davranmayacağım, hele ki Aylin'in yaptığı şeyden sonra onu gebertmediğime dua et."

Rüya, canından çok sevdiği iki ağabeyini bu denli kavga ederken görmeye dayanamıyordu, onları bu hale getirenin Aymira olduğunu sanması ağabeylerinden bir farkının kalmamasını sağlasa da bir kadın olarak yengesini seviyordu. "Tartışmayı hemen kesin, kardeş olduğunuzu unutuyorsunuz ağabeylerim!" Araf kibirle Asil'i süzdü.

"O, annemin evlendiği adamın oğlu, üvey yani, kanımızı ve soy adımızı bile taşımıyor, artık neden ona katlanayım ki? Karısıyla birlikte bizden uzak bir cehenneme kaybolması için dua ediyorum."

Bu Asil için kırılma noktasıydı, ağabeyi her geçen gün değişiyor ve kırıcı oluyordu. Yaşadığı kayıp, çocuklarını uzun süredir görememesi ve daha bir çok durum onu yıpratmış olabilirdi ama üvey olduğunu ilk defa yüzüne çarpıyor ve onu ayırıyordu. Kalbindeki kırıkları kara gözlerine yansıtmasada ciğerinin yandığını hissediyordu.

"Fazla ileriye gidiyorsun, Ağabey. Orada bir dur." derken ciddiyete büründü, kırıcı bir mesafeyi aralarına koyup ona karşı duvarlar örmeye başladı. "Bir daha Rüya ile konuştuğunu görmeyeceğim." diyen Araf sınırları aşıyordu, tüm bu sorunlarını herkesin içinde konuşmak istemeyen Asil, onu alttan almaya çalışsa da Rüya da hassas noktalarından biriydi ve kardeşi bildiği adamın ne söylediğini duymadığını var saymaya çalıştı.

"Ağabey, kendini topla ve çeneni kapat, yoksa Asil ağabeyimden önce ben senin suratını dağıtacağım." hiç kimse çıt bile çıkarmıyordu. Araf acı bir şekilde tebessüm etti. "Demek onun tarafında olmak istiyorsun ha? Seni onun eline bırakmam Rüya."

Sarı saçlarını geriye savurup öfkeden belerttiği mavi gözlerini belertti. "Sus artık yoksa bu tartışma nahoş bir kavgaya dönecek!"

Komutan, üç kardeşin arasındaki kavgaya karşı tepkisizdi, karışmıyordu çünkü bu ekip kendi askerleri değildi ve aralarındaki sorunları halletmek yada bölünüp parçalanmak onlara kalmıştı. Birbirlerine karşı içlerinde bieiktirdikleri kinle işlerine odaklanamazlardı ancak içlerini döktüklerinde iyi yada kötü bir sonuca varmak onlara iyi gelecekti, bunu biliyordu.

Ali, söz konusu ablası olunca şimdiye dek kavgaya karışmamak adına büyük bir çaba gösterse de sabrının son damlasına ulaştığını hissetti. "Ablam bu tartışmanızı duysa ne kadar üzülür farkında mısınız? Zaten yarası ve aldığı zehirli ilaçlar yüzünden aklı bulanıp duruyor, ya tüm bu kavgalarınızı duyarsa ve gaflete düşüp kendine zarar verirse? Bunu nasıl düşünmezsiniz!"

Asil, ağabeyine karşılık verip tartışmayı büyüttüğü için pişmanlık duyarken, Araf ayağa kalktı. İlerleyip Rüya'nın sandalyesinin başında durdu. "Ben sizinle birlikte olmayacağım, kardeşimide alıp ayrılacağım buradan."

Komutan ona küçümser bir bakış atınca göz göze geldiler. "Yok ya?" dedi bakışlarındaki alayı sesine de yansıtırken. "Oldu paşam, başka bir isteğin var mı?" Araf kaşlarını çatıp komutana hayırdır anlamında başını salladı. "Sen hayırdır komutan? Askerin değilim, canım istediğinde çekip giderim."

Komutan alyla onu süzdü "Geç otur yerine, benim asabımı bozma." derken itiraz kabul etmeyen bir ses tonu vardı. "Benim emrim dışında nefes bile alırsan Türk ordusu seni liğme liğme doğrar koca hanzo." kendisinden daha heybetli biriyle ilk defa karşılaşıyor olması onun için garipti.

Araf, tam ağzını açacaktı ki Aymira'nın olduğu odanın kapısı açıldı, kadın sakince odadan çıkıp yine sakin adımlarla toplantı alanına geldiğinde Asil hızla ayağa kalkıp
"Aymira." dedi telaşla. "Ne oldu?"

Eşine yavaşça dönen kadın başıyla onu onaylayıp her şeyin yolunda olduğuna dair onu temin ettikten sonra ayakta dikilen hadsizin karşısındaki yerini aldı. Ona haddini bildirmek için daha fazla bekleyemezdi, kendi hakkında söylenenleri ve hatta daha fazlasınıda duymuştu. Asil'in Araf'a kendisinin önünde diz çökeceğini söylediğinden sonrasını duymuş ve sabrının sonuna kadar onları dinlemeye çalışmıştı ama daha fazla bu koca ayıya katlanamıyordu.

Aymira;

"Araf bey," dedim tehlikeli bir tonda, bu herif haddini bilecekti. "Bakın kimler gelmiş?" dedi alaycı bir tavır takınarak. "Benim hakkımda atıp tutarken ve hadsizce konuşurken nede rezil bir duruma düştünüz öyle. Kapının arkasında gül gül öldüm." sinirden elim ayağım titrerken dudaklarım kıvrılmamıştı bile.

Öfkeyle bana baktı, "Çenenize hakim olun, çünkü ben kardeşime benzemem." derken daha da dibine girdim. "Koynuma girmez misin yani?" demesiyle sinirden gözlerimi yumdum. "Koynunuzu da dilinizi de keserim, Araf bey." gözlerinin içine bakarken zerre korkmuyordum. "Bana ve sevdiklerime uzanan o dilinizi kökünden koparırım."

Beni küçümseyerek sırıttı. "Madem o kadar güçlüsün, sana zorla dokunan Thanatos'a da bu performansı sergileseydin." gülmemek için dudağımı ısırdım. Bu defa söyleyeceğim şeyi herkesin duymasını istemiyordum. Kulağına yaklaşıp fısıldadım. "Bundan sonrası için kendinizi kollayın, çünkü Duru'yu öldürürken gocunmayan ben, size neler neler yapmam."

Geriye çekildiğimde esmer teninin beyazladığını gördüm. "Gerçek yüzünü herkes görecek, o zaman seni öldürdüklerinde kimin kimden korkması gerektiğini göreceğiz." geriye çekildim. "En iyi savunma saldırıdır," dedim babamdan öğrendiğim sözü tekrarlarken. "Korkaklar saldırır, aklı başında olanlar ise-" yanağıma inen bir tokatla yüzüm yana eğildi. Elimi kaldırıp Asil'in bir kaç saat önce öptüğü fakat şimdi ağabeyinin vurarak kızarttığı yanağıma yasladım.

Asil, anında yanımızda bitince başımı kaldırdım. Ağabeyinin suratının ortasına indireceği yumruğunu havada yakalayan bendim. "Hayır, Asil." derken Araf'a bakıyordum. "Ona onun seviyesinde karşılık vermeni istemiyorum, " onun canını başka türlü yakmayı planlıyordum. Eşime döndüm, "Aşkım." diyerek sözümü tamaladım.

Kendi karısıyla yaşayamadığı aşkı bizim yaşadığımızı düşünüyordu değil mi? Onun canını fiziksel olarak yakmak ancak bir ahmağı tatmin ederdi ama psikolojik olarak ona eziyet etmek benim tercihimdi.

Asil'in şaşkınlıktan nutku tutulmuş olmalı ki bana baka kaldı, üstelik diğer herkeste şoke olmuştu çünkü Aşkım gibi vıcıksal hissettiren bir iltifatı asla kendi isteğimle etmezdim. Ama Araf'ın yanında bunu yaparak ona eziyet edecektim. Asil'in havada yumruk yaptığı elini aşağı indirip parmaklarını serbest bırakmasını sağladım ve ellerimizi kenetledim.

"Neden artık komutanla konuşup ne yapacağımızı kararlaştırmıyoruz? Sonuçta işimiz başımızdan aşkın."

Asil'in kalp atış seslerini buradan duyabiliyordum. Onu bu konuda en kısa sürede uyaracaktım ki kendisi için ümitlenmesin. El ele bir şekilde yürüyüp az önce onun oturduğu sandalyenin başına geldik, o kendi yerine otururken bende yanına oturdum.

Hala yaptığım şeyin etkisinde olacak ki sesi çıkmıyordu, Araf ise sinirle boş olan sandalyelerden birine oturdu ancak kafasının içinde beni defalarca kurşunlayıp tahtalı köye gönderdiğine emindim.

Ali, gülmemek için yanaklarının içini ısırırken fazla gülünç görünüyordu. Mi-cha tırnaklarındaki manikür incelerken Rüya tavanı izleyip sırtımasını durdurmaya çalışıyordu. Şükürler olsun ki diğerleri ciddiydi. Fakat Çavuş, gık desek kahkahayı patlatacakmış gibi kıpkırmızı kesilmişti.

"Bu lanet deliğin tuvaleti nerede?" diye soran Araf'a Komutan cevap verdi. "Jovana sana göstersin." bu kadın bizim pilot değil miydi? Ne işi vardı burada? "Acıyın komutanım." derken gözlerinde korkuya dair bir ifade yoktu. Komutanı ona dimdik bakmaya devam edince ayağa kalktı. "Sinir küpü bey, lütfen beni takip edin." derken bıkkın bir ifadesi vardı.

Araf, yerinden kalkıp onu takip ettiğinde Adının Jovana olduğunu öğrendiğim pilotla birlikte gözden kayboldular. Muhtemelen o hadsiz dev bir haltlar karıştırmasın diye lavabodan çıkana dek kapısında bekleyecekti.

Onlar gittiğinde herkes kıkırdamaya başladı. "Tiyatro çevirmedim, komik olan nedir?" diye sorarken ciddi değil sempatik bir ifadem vardı. "Son ana kadar hepimiz gayet ciddyidik." diyen Çavuştu. "Üzgünüp ama Asil'in o surat ifadesinden sonra bir daha asla onu ciddiye alamayacağım."

Ona baktım, "Ne yaptım da insanlar gülmekten katılıyor?" bunu ona kızarak değil nazikçe sormuştum. "Hiç bir şey," derken önüne döndü. "Onları biliyorsun. Hep böyleler." onlara bakarken ciddiyete büründüm. "Gülmenizi sonlandırın lütfen." dediğimde bile gülmeyi kesmekte zorlandılar.

Komutana döndüm. "Evet, artık konuşalım lütfen." derken midem bulanmaya başladı. İlaçlarımı hala almamıştı ve vücudumdan soğuk soğul terler akıyordu. "Suratın bembeyazken konuşamayız." diyen Asildi. "İlaçlarını almadı, bir şeyler yemesi lazım."

Onu durdurmak istedim ama midem ağzıma geldiği için konuşamıyordum. Komutanda beni görünce derin bir iç çekti, onu sıkıntıya soktuğumu hissettim. "Hiç bitmiyor yaygaranız." derken ayağa kalktı. "Burada sadece konserveler var." derken arkasında bulunan dolabı açıp göz gezdirdi. "Siz Çinli siniz değil mi? Ahtapot, yarasa falan yiyebiliyorsunuz yani."

Ahtapot deyince herkes bana baktı. "O dolapta ahtapot mu var?" buzluk olduğu içinden çıkan soğuk buharından belli oluyordu. "Donmuş ahtapot var." deyince Asil'e baktım, gülmemek için yanaklarının içini ısıran bu defa oydu. "Ben o dolaptaki hiç bir şeyi yemem." derken kararlıydım, anında gülmeyi kesip ayağa kalktı.

"Çekil şu dolabın önünden," derken komutanı ittirdi. "Başka rafta olan yiyecekleri yer misin?" diye sordu. Ahtapotu saydap bir poşette dondurulmuş halde görünce midem iyice ağzıma geldi, kusmamak için direnirken elindeki poşeti bir yere fırlattı.

Bir kaç tane konserve çıkarıp dolabı kapattı. Çıkardığı şeyleri masanın üstüne bıraktığında burnumdan bir damla kan zemine damladı. Ardından bir kaç damla daha geldi. "Ne oluyor?" dedim endişeyle, etrafımdakilere tereddüte bakıyordum ama tepkisizlerdi. Asil korkudan bana kenetlenmiş öylece bakıyordu.

"Peçete verir misiniz?" desemde bir tepki vermiyorlardı. "Ne oldu size?" sanki boş duvara konuşuyordum, masanın üzerindeki peçeteyi almak için ayağa kalktığımda yaralı göğüsüme sancı girdi. Yinede bir kaç mendil alıp burnumun kanayan tarafına bastırdım.

Kalbime bıçak sağlanmış gibi ağrı girdiğinde bile fazla tepki göstermedim, o zehirden kaynaklı böyle oluyordu muhtemelen. Asil önümde diz çöküp sağ elimi tuttu, sol elimle peçeteyi tutuyordum çünkü.

"Aymira, şu an nasılsın, hani ağrın sızın var mı?" sesi titriyordu. "Niue bu kadar büyük bir tepki veriyorsunuz anlamıyorum," derken elimdeki tüm peçetenin kana bulandığını görünce kirli olanı masanın üzerine bırakıp başka bir tenesini burnuma bastırdım. "Burnum kanıyor, ateşli silahla vurulmad-" aniden nefesim kesilince elimdeki peçete yere düştü, vücudum kaskatı kesilirken nefes alamadım.

Burnumdan şakır şakır kan akarken ağzımdan köpükler çıkıyordu, kanımdan oluşan köpükler.

Burnumdan ve ağzımdan ellerime akan kanı görünce şoka girdim. Kulaklarım hiç bir şey duymamaya, gözlerim elimden başka hiç bir şey görmemeye başladı. Nefes alamadığım için kulaklarım sızlıyor, beynim patlayacakmış gibi oluyordu.

Öğürüdğümde kucağıma kan kustum. Bedenim titriyordu ve gözlerimden yaşlar akıyordu, midem dahada bulandı ve bir kere daha kan kustum.

Kalbim dahada sıkıştı ve nefes alamamaktan ciğerlerimin yandığını hissettim. Biri beni kucağında aldı ki bu Asil den başkası olamazdı, kucağına alıp bir yere oturdu, bacaklarımın zeminle buluştuğunu hissedince yere oturduğunu anladım.

Gözlerimi içine korkuyla bakıyordu, ancak benim gözlerim çoktan kapanmaya başlamıştı bile. "Cevap artık, beni duyuyor musun Aymira?" kusacaktım fakat yattığım için buna yapamadım ve kendi kanımda boğulmaya başladım. Beni hemen kaldırıp kusabileceğim bir konuma getirince hiç durmaksızın kustum, hem ağlıyor hem lan kusuyordum.

Gözlerim kayıyor, kapanmaya çalışıyordu, bu kadar kan kaybettikten sonra gözlerimi kapatırsam bir daha açmayacağımı hissettim. Etrafımdaki insanları son defa görüyormuş gibi hissettim.

Asil'in tutunmam için bana uzattığı koluna tutunup kendimi onun kucağına bıraktım, yorgunluktan aciz düşen bedenim daha fazla kusamıyordu bile. Başımı göğüsüne yaslayıp beni sarıp sarmalamasına izin verdim.

Gözlerim kapanıyordu ama direndim ve bilincimi kaybetmemek adına etrafımdaki uğultulara odaklanmaya çalıştım. Başımın altındaki kalbi dört nala koşuyormuş gibi hızlıydı.

"Asil," dedim fısıldayarak. "Söyle Güzelim." dedi anında, Başörtümün önünü açmak için elimi uzattığımda o benden önce davranarak şalımın iki ucunu kavrayıp açtı ve boynumun açıkta kalmasını sağladı, başımı kaldırıp ona bakmayı denedim, fakat başımı sabit tuamayınca yeniden göğüsüne yasladım.

"Aylin ve Ali önce Allaha, sonra sana emanet." Vaktim tükenmiş gibi hissediyordum, ilk söylediğim şey, canımdan kıymetli kardeşlerimi ona emanet etmekti çünkü bu acımasız savaşta onları canı pahasına koruyacak tek insandı Asil.

"O da ne demek Müslüman kız." diyerek bana sitem etti. Tekrar konuşmak için takatim yoktu. Gözlerimi daha fazla açık tutamıyorum. Canım çıkıyormuş gibi hissetmem doğal değildi, ama sonra bir şey oldu. Sayılı nefesimin kaldığını sanarken bana ömrümün bir bu kadar dahası olduğunu hissettirecek bir şey oldu.

Asil, beni öptü.

Nefesim kesilmedi, aksine içime derin bir soluk çektim.

Kalbimin durduğunu sandım, gözlerim yavaşça kapandı ama bilincim yerli yerindeydi. Sol gözümden bir damla yaş akıp ikimizinde yanağını ıslattı ve ardından kalbim delirmiş gibi çarpmaya başladı. Öyleki göğüs kafesimi parçalayıp bedenimden ayrılacağını sanıp koktum.

Başını kaldırıp anlımada bir öpücük kondurdu. "Hiç bir yere gitmek yok hanımefendi." dedi zorla açtığım gözlerime bakarken. "Beni öylece bırakıp gidemezsin," yüzüm gözüm kan içindeydi ama bu onun umrumda değildi. "Daha fethetmen gereken bir ülken var, alt etmen gereken düşmanların var," alnını alnıma yasladı. "Kara gözlerine aşık bir kocan var. Hiç bir yere gidemezsin."

Bana bunu yapmamalıydı, bu savaşın ortasında, memleket bu haldeyken aşktan bahsetmemeliydi. "Memleket bu haldeyken bana bunu yapma." Beni kendine aşık etmemeliydi, başını geri çekip gözlerime baktı.

"Sen memleket bu haldeyken bu kadar güzel olursan banada aşık olmaktan başka çare kalmıyor, Güzelim."

Bu haldeyken tebessüm edeceğim aklımın ucundan bile geçmezdi. Ama kendimi engelleyemediğim için gözlerim kısılana dek tebessüm ettim. Bu romantik anımızı bozen bir baltacı vardı.

Ali.

"Ne demek o sakız herif ablamı öptü!"

Hay ben bunu ona söyleyenin...

Kalbimin ağrımasın hiçe sayıp yeniden Asile baktım. "Sesi uzaktan geldi?" yanağımı okşarken o da gözlerime bakıyordu. "Sana bunu ağabeyimin yaptığını düşünüp topluca tuvalete baskına gittiler." ikinci bir tebessüm için gücüm yoktu ama elimden gelse kıkırdardım.

Ama utançtan surat ifaden düz oldu. "Bizi kim gördü de ona söyledi?" telaştan mideme ağrı saplandı, hızlı hızlı nefes alıp vermeye başlayınca Rüya'nın kahlahasını duydum.

"Yaşasın, yaşasın, yaşasın! Videoya aldım sizi!" bir kere daha kahkaha attı.

Bir dakika, ne dedi o? Video mu?

"Artık çocuklarınıza gösterebileceğiniz ve hiçte estetik görünmeyen bir videonuz var!"

Kan kustuğum için o estetik görüntü bozulmuş olabilir miydi? Burada birinin olduğunu ikimizde fark etmemiştik. "O videoyu yok et, Asil," dedim. "Yoksa önce seni yok ederim."
Peki ya o ne yaptı? Yanağımdan bir kere daha öperek beni sinir küpüne çevirdi. "Telefonunu bile imha ederim." dediğinde başımı göğüsüne dahada yaslayıp sesimi çıkarmadım.

Bana sıkıca sarılırken Ali hala bağırıyordu. "Seni sakız gibi uzatağım Asil bozuntusu! Seni öldüreceğim! Seni doğduğuna-" sesi bir anda kesildi, muhtemelen birinden yediği yumrukla şirazesi kaymıştı fakat bunu haketmediğini söylemezdim.

MERRRHAAAABAAAAA

BEN BEN BEN GELDİİİİİİMMM

BU BÖLÜM KISA OLDU BİLİYORUM AMA UZAYIP GİDEN BİR BÖLÜMDENSE TADINDA BIRAKMAK İSTEDİM.

NASILDIIIIIII

MAKDMSKFÖSŞCŞSMCLS

İlk öpücüğü yazarken ben; AsiL bEnİ öPTü..

MSNDMXÇSMCSÖCKÖECKD GEBERİCEMMMMM

OY VERİP YORUM YAPINNNNNN

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

34okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.