Talihsiz Kuş kitap kapağı

2. bölüm / 18

Talihsiz Kuş

2. Bölüm - Başlangıçlar-

Vaveyla Yazarı: Maysa Pıtır

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 18Şu an: 2. Bölüm - Başlangıçlar-

🏍️🏍️🏍️

"Başlangıçlar, neyi terk ettiğinizi gösterir. Neyi terk etmeye cesaret edip neleri kazanacağınızı belirlersiniz."

Hayat çok garipti, mesela ilk iş haftamda çok garipti. İlk gün yorgunluktan yolun ortasına yığılıp kalmıştım! ambulanlasla hastaneye kaldırmışlar beni, kendime geldiğimde koluma bağlı serum bile bitmişti! hemşire serumu çıkarırken "korkuttunuz bizi, saatlerdir hareketsiz yatıyorsunuz. " demişti. sonrası daha da rezildi... topuklular ayağıma vurduğundan şehrin ortasında yalın ayak dolanmıştım.

taksi ye atlayıp eve döndüğümde yatsı ezanı okunuyordu merdivenleri çıkmam şakasız 20 dakikamı almıştı Üstelik ben üçüncü katta oturuyordum...

İkinci gün makyajım bile kayan şaftımı saklayamamıştı ruh gibi gezmiştim.

Üçüncü ve dördüncü günde merdivenler dolayısıyla bacaklarım titremeye başlamıştı asansör hep ağzına kadar doluydu, bir kerecik boş görmemiştim.

Cuma gününü hatırlamıyorum bile...

Araf bey garipleşmişti son günlerde. gözleri mahsun bakıyordu. Bir şeye üzgün gibiydi, gerçi bende onu altı gün önce tanımıştım ama ilk sabahki o dinçlik yoktu sanki?

Omuzları her geçen gün ağır bir yükün etkisindeymiş gibi çöküyordu.

Fakat konumuz Araf bey değildi! konumuz regl ağrısından kıvranırım dı...

Yatağıma yatmak için bile olduğum yerden kalkamıyordum. odamın girişinde aniden saplanan ağrı ile yere yığılmıştım, şiddeti nefes aldıkça artıyordu sanki, acı tüm bedenimi ele geçirirken ağrıdan kusacak gibiydim.

Ayağa kalkmaya çalıştım lakin pek mümkün olmadı, gözüm kararıyor yer ayaklarımın altından kayıyordu sanki.

Kapının kulpuna tutunarak ayağa kalktım, ama belim büküktü. Doğrulmaya çalışırken dudaklarımın arasından acılı bir inilti kaçtı, ellerim titriyordu, duvara tutuna tutuna mutfağa geçtim.

Kettle'a su koyup sıcak su torbasını çıkardım, tabi birde olmazsa olmaz Arvelesimiz, onuda yuttum bir çırpıda. Hala dik duramıyordum, su kaynayınca torbaya doldurup odama geçtim. Yatağıma yerleşip telefonumu elime aldım.

Bir annem yoktu ki hastalınca önüme bir tabak çorba koysun
bir babam yoktuki eve dönerden iki ekmek alsın, onlar benzin dolu bir küvetin içinde teyzem tarafından yakılarak öldürülmüş tü!

Reşit olduğumda yaptığım ilk şey beni ve ikiz kardeşlerimi evlatlık alan koruyucu 'ailemizde' olabildiğince uzağa kaçmak olmuştu. İstanbula gelmiştim iş bulabilmek için. Sonra kardeşlerimi yanıma alacaktım ama sonra olduğunda kardeşlerim beni istememiş, her yerden engelleyerek bir daha görüşmek istemediklerini açıkça belirtmişler di.

Gülnazlı teyze İstanbula ilk geldiğimde evine kadar poşetleri taşıdığım kadın dı. Teşekkür amaçlı beni çay içmeye davet edince ne var ne yok anlatmıştım. O da idareten yanına almıştı beni, eşi Askermiş evliliklerinin üçüncü ayında şehit düşmüş. o zamanlar iki aylık hamileymiş, ikiz oğulları olacakmış. doğumda bir oğlu vefat etmiş. Diğer oğlunuda bakımsızlıktan Hastaneye yatırmışlar. O bebekte daha fazla dayanamayıp ölmüş.

Dünya üzerinde hala Gülnazlı teyze kadar iyi insanların var olması beni yaşama bağlayan belli başlı olaylardan biriydi.

anlattıklarım üzerine evine alması beni çok şaşırtmıştı. "bana hemen güvendin mi? yani dediklerim yalan değil, ama gerçekten beni evine mi alacaksın?! " dediğimde ise "sen tanrı misafirimsin, öldürsen yaşımdan gam yememem, çalsan rabbime şükr ederim, o nimet bana zarar verecekmiş demek ki derim. " demişti.

Hem rabbine çok bağlı bir kul du hemde kaybedecek bir şeyi kalmadığını düşünüyordu.

"Ben canımıda canımın emanetinide kaybettim, daha bir şey kaybetsem gam yemem. " der dururdu şimdi köyü Trabzondaydı bir aya kalmaz geri dönecekti inşallah.

Aklıma gelmişken arayayım dedim, numarasını çevirip açmasını bekledim "elo" dedi sesi yorgun geliyordu.

"Nasılsın gülnazlı teyzem? " dedim neşe barındıran bir sesle.

"iyiyim Rabbuma şükür sen nasilsun gızım?"

"bende iyiyim, aklıma geldin de, halini hatırını sorayım dedim. Müsait miydin? "

"çay topladuk, namaza gelduk ha şimdi, hem beni birak sen de hele ne ettin nasi geçti işun? "

"iyiydi" demekle yetindim.

"yediğine içtiğine dikkat ediysın değilmi gızım?"

"ediyorum teyzem sen merak etme, beni bilirsin bir uykumdan birde yeme içmemden hiç ödün vermem" dediğimde ikimizinde dudaklarından küçük bir kıkırtı döküldü.

"gızım ben şimdi kapatayrum, ararsın ha beni, ben beceremeyrum aramaği. Sende aramayinca zabahi zabahi edeyrum! "

"tamam gülnazlı teyzem, ararım ben seni, hadi görüşürüz! "

Telefonu yine yüzüme kapatmıştı. vedalardan hiç hoşlanıyordu. 'hoşçakal' kelimesi ona ızdırap çektiriyordu, haklıydı da.

Ağrı biraz hafiflemişti, yavaşça yataktan kalktım yine aynı yavaşlıkla mutfağa ilerledim, ocağa çorba koydum yeniden yattım, tekrar kalkıp çorbamı içtim, ortalığı topladım

Yalnızlık böyle bir şeydi işte,
Yardıma en çok ihtiyacınız olduğu zamanda yanınızda kimse olmazdı, ve herkes yalnızlıkla baş edemezdi.

Bende edemiyordum, sadece evde değil her yerde yalnızdım ben, bir arkadaşım yada sevgilim yoktu, ailemde yoktu, her şeyi geçtim bir evcil hayvanım bile yoktu, insan bazen birine sarılabilmek için rabbine gecelerce dua ediyordu bizzat yaşamışlığım vardı.

Gece çöktüğünde dış kapıyı alttan üstten sonuna kadar kilitledim, karanlıktan ve yalnızlıktan çok korkuyordum çünkü. Oturma odasında uyumaya karar verdim, en güvenli yer orasıydı, tüm ışıkları kapattım, uyuduğum yerde ışıktanda hiç hoşlanmazdım battaniyemi üzerime örttüm ve gözlerimi öbür güne uyananadek kapattım.

🏍️🏍️🏍️

Asil son beş gündür çok dalgın dı yengesinin kanser olduğunu öğrendiğinden beri yani.

O zamandan bu yana abisiyle hiç konuşmamıştı, konuşamazdı da, çok iyi bilirdi abisini, konu Duru olduğunda Araf'ın dili tutulur gözleri konuşurdu. şimdide bavulunu hazırlıyordu. Türkiyeye dönmenin vakti gelmişti artık.

Ülkesine karşı büyük bir özlem vardı içinde, sanki oraya gitse ferahlayacaktı öyle bir hisse kapılmıştı son bir kaç saattir.

Her ne olursa olsun bebeklerini geride bırakamazdı onlar için beş gündür uğraşıyordu, hepsi sorunsuz bir şekilde Türkiyeye ulaşmıştı şimdi sıra ondaydı, çok bir şey almadı orta boy bi bavul ve sırt çantasıyla birlikte evinden ayrıldı, kapısının önünde toplanmıştı arkadaşları, onlar Asile japonyadaki hayatında en çok destek olan insanlardı, hepsi farklı ırklardan olan bu arkadaş gurubunu her drift yarışmalarına katılanlar bilirdi

Onlar kim miydi?

Kara bela diye anılan : Alvin

Sessiz sedasız olan: Dean

Hepsine bir anneyi anımsatan : Rin

Güzelliğinden ödün vermeyen: Mi-cha

Ve fazlaca çapkın: Aimon

Onlar bir aile gibiydi, hepsi bir araya geldiğinde birbirlerinin yaralarını sararlar dı.

Ve Asil için çok önemli insanlardı.

Asil ilk önce Alvin'in yanına yaklaştı dostane bir şekilde tokalaşıp sarıldılar
"Buralar sana emanet" dedi Asil, onlara Türkçe öğretmişti. Yalnızken Türkçe konuşuyorlar dı. gerçektende ondan başkasına emanet edemezdi.

Sonra Rin'in yanına gitti onunlada sarıldı "Alvin babalık yapar sende annelik yaparsın artık" cümlesini bitirdiği gibi Rin, Asilin omuzuna hafifçe silleyi çaktı "sen çok edepsiz bir çocuk olmaya başladın!"
Bu konuşma sayesinde tüm gurubun yüzüne bir tebessüm yayılmıştı.

Aimon ilede vedalaşmak istedi ama o şu anda dünden kalma kızla bir telefon tartışmasındaydı. Bilerek öyle yapıyordu Aimon. Vedalar hoş değildi ona göre. (Rose nazlı'nın çocuğu değil ha! şsmxlsöxkled)

Mi-cha herkesin dikkati Rin'in üzerindeyken gloss'unu tazelemeye koyulmuştu, Asil onun bu haline gülümsedi, o hep böyleydi bir insanın fıtratına aykırı yaşaması mümkün değildi.

Asil onunlada vedalaştı sıra Dean' da idi en kadim dostunda yani.

Alvine saman altından su yürütme işlerini emanet etmişti Dean ise sahayı, sıkıca sarıldılar fazla söze hacet yoktu bakışları konuştu bu ikilinin.

Ve Asil. bir kaç adım geriledi tam arabaya binecekken arkasına dönüp yıllarca ona aile olan arkadaşlarına baktı, gözlerinin önünden sayısız anı geçti, duygulandı ve nihayetinde herkes ona dönmüştü, minnettar bir şekilde gülümsedi bütün arkadaşlarına, konuşmayı pek sevmezdi o.

Sonrada motoruna bindi. Veronica adını verdiği motoru da onunla berber gelecekti. Asil gazı kökleyip hava alanına vardı.

Ve ikisinin hikayesi tam olarak böyle başladı, yüce Allah kaderindeki insanı ta japonyadan alıp ayaklarına kadar getirirdi ve senin çoğu zaman rabbinin yaptıklarından haberin bile olmazdı

Sen karanlıktan korkardın
O sana ışık olurdu

Sen yalnızlıktan korkardın
O sana arkadaş olurdu

Sen yorulurdun
O sana dinlenecek bir omuz olurdu

Sen yemek yapmayı bilmezdin
O sana aşçı olurdu.

🏍️🏍️🏍️

Sabahın köründe alarmım yine ve yeniden beni uyandırmak için ötüyordu.

Ve ben artık rutinleşen işlerimi yapmaya koyuldum.

Yatağımı topladım, tuvalete girdim, kahvaltımı ettim, bakımımı yaptım üzerimi giyindim, makyajımı yaptım baş örtümü taktım, otobüse bindim, metroya bindim, 25 dakikalık yolu yürüdüm ve nihayetinde şirkete vardım yine herkesten önce ben vardım, bir kaç kişi ile samimi olmaya başlamıştım, Sinan onlardan biriydi.

Her sabah tepemde dikilip bi kahve içmeden bırakmıyordu yine öyleydi mesela. Ben odama girip tam sandalyeme oturduğum an yanıma geldi hemen, elinde iki kahve bardağı vardı, diyememiştim ben kahve sevmem varsa çay içerim diye.

"günaydın! " dedi Sinan tüm neşesiyle, bende tebessüm ettim "sanada günaydın" benim için getirdiği kahveyi önüme bırakıp odamda ki iki kişilik koltuğa oturdu "teşekkür ederim" dedim yüzünde garip bir ifade vardı "rica ederim ne demek" diye karşılık verdi

Bol sütlü az kahveli kahveden bir yudum aldım, Sinan'ın garip bakışları üzerimden ayrılmayınca mecburen sordum " bir sıkıntı mı var Sinan? "

"yoo" dedi gülümseyerek sonrada ayağa kalktı eli ayağına dolanmıştı sanki, üzerinde tatlı bir telaş vardı "ben gideyim çok bile oturdum sana kolay gelsin" dediği gibi odadan dışarı fırladı, kapıyı kapatmayı da ihmal etmedi.

Arkasından baka kaldım
Bir şey mi olmuştu, yada kıyafetimde bir sorun mu vardı? telefonumun kamerasından kendimi kontrol ettim, her zaman ki bendim işte, garip olan Sinan dı bence.

Çok takmamaya karar verdim, elime tabletimi alıp Araf beyin odasının önüne geldim, kapıyı tıkladım defalarca ama ses yoktu, kolumda ki saate kaydı bakışlarım, şimdiye çoktan gelmiş olması lazımdı, kapıyı yavaşça açtım içeride kimse yoktu.

Aşağı danışmada Damlanın yanına gittim ona sorduğumda 'gelmedi' cevabını aldım.

Ve sonrasında Araf beyden haberi olabilecek herkese sordum, kimse görmemişti onu, içimi bir endişe kaplamaya başladığında telefonuma kaydı bakışlarım, aramalı mıydım acaba? Biraz daha beklemeye karar verdim, lakin toplantıya girilmesi gerekiyordu ve patronum yoktu, el mecbur numarasını çevirip açmasını bekledim, iki kere üst üste aradım ama ulaşamadım, endişe tüm bedenimi kaplamıştı bile!

Şoförünü aradım bu sefer, Araf bey bana ulaşamazsan onu araya bilirsin demişti çünkü.

O ilk çalışta açtı telefonumu.

"alo kimsiniz"

"ben Araf beyin asistanı Aymira, uzun süredir kendisine ulaşamadım da, sizin bir bilginiz var mı"

Adam tedbirliydi beni beklemeye almıştı 3 dakikanın nihayetinde telefon dan bir "alo" sesi yükseldi
"Araf bey benim Aymira"

"ne oldu"

"efendim şirkete ne zaman geleceksiniz? Yani toplantınız var da o yüzden sordum"

"sana zahmet bu günümü tamamen boşalt Aymira"

"tamam efendim"

"nedenini sormayacakmısın"

"siz yap dediniz efendim bende yapacağım"

Kısa bir sessizliğin ardından " sende bu gün izin kullana bilirsin"
Dediğinde sevinçten havalara uçacaktım.

"peki efendim, iyi günler"

Bir şey demeden yüzüme kapattı ama olsun canım patronum du o benim.

Hızlıca tüm programı iptal edip günü boşalttım gerçi Araf beyin gelmeyeceğini duyan bizim kattaki herkeste sanki onlara izin verilmiş gibi toparlanıp evlerine dağıldılar.

Amacım Sinana yakalanmadan işten çıkmaktı tam asansöre binecekken yine yanımda belirmişti, önce ben bindim arkamdan da o.

Asansör ilk defa bu kadar boştu normalde olsa nefes alacak boşluk olmazdı.

Sinan bana yöneldi bende ona, yüzündeki tatlı tebessümle bana sordu, " Bi kahve içelim mi? " aslında eve gidip uyumak istiyordum ama bir kahvenin kimseye zararı olmaz dı. "olur" dedim.

🏍️🏍️🏍️

Araf, kendine sarılmış uyuyan eşine büyük bir hayranlıkla bakıyordu, Hastane raporları eline ilk ulaştığından beri kabullenememişti, ama eşine söylemek zorundaydı, dün gece söylemişti. "Rahim kansersin. " dediği gibi ikiside hüngür hüngür ağlamıştı.

Duru "ben ölmek istemiyorum! benim yavrularım var! onlara öksüzlüğü tattırmak istemiyorum! " diye yalvarmıştı Arafa.

Durunun gözlerinde yaşlar asılı kalmış, kocasına sarılarak uykuya dalmıştım. Henüz iki saattir uyuyordu, Araf hiç uyumamıştı, sanki gözünü kırpsa, Duruya zarar gelecekti.

Ama Duru'nun öyle sıcak bir kokusu vardı ki uyumamak elde değildi, Araf kendini bildi bileli uyku sorunu çeker saatlerce uyuyamazdı çoğu zaman.

Ne zamanki Duruya sarıldı o koku hep uykusunu getirdi, ilaçlara karşı direnç gösteren vücudu Duru'nun kokusuyla rahatlıyorum, ancak onun yanında uyuyabiliyordu.

Yine öyle oldu, karısına sıkıca sarılarak uyuya kaldı, ta ki Aymira arayana kadar. Onu da geçiştirerek tekrar uykuya daldı.

Kitap karakterleri gözünüzde canlansın diye onları betimleyerek sizlere tanıtıyorum.

Rin; 1.73 boyunda, saçları sarı ama hep siyaha boyar, küt saç kesimine sahiptir. Gözleri çeliktir ama küçük değildir. Estetik operasyonlarıyla burnunun ucunu havaya kaldırmıştır. Genelde şık ve siyah tarzda giyinir. Asimetrik dudağı, zarif yüz hattı ve sıkı görünen parlak ciltli yazarak onu iyice betimlemiş olabilirim.

Mi-Cha; 1.65 boyunda, uzun siyah saçlı ve perçemleri yüzüne dökülen zayıf bir kız, Rin ona göre daha dolgun bir vücuda sahip. Mi-Cha'nın çekik siyah gözleri, kalem gibi kaşları, tontik yanakları ve biçimli dudakları var. Genelde modaya ayak uyduran ve her daim makyaj yapan bir kadındır.

Alvin; siyahi bir arkadaşımız. Sert yüz hatlarına sahip, sakalsız ve kıvırcık saçlı, çekik gözlü, 1.88 boyunda, Siyahi bir Amerikan diyebiliriz. Ama japonya da doğup büyümüş ve orada eğitim almıştır. Genelde sokak tarzında giyinir.

Dean Rus bir arkadaşımız. Sarı Saçlı, mavi gözlü, kendi halinde kirli sakal bırakan, sigara içen, 1.96 boyunda "hay maşallah" lık bir beyimiz.

AİMON... Yani bu çapkın ötesi adamı betimleyemiyorum! Fransız bir ağabeyimiz diye başlayabilirim sanırım. Sarı saçları ensesine kadar uzun ve gürüdür. Ona "Behlül kılıklı" demeyi tercih ediyorum. Altın hareleri olan 1.78 boylarında fazla çapkın ve kızların kalbini kıran birisi. Fransız erkeklerini anlatmaya ne hacet? Aslına bakılırsa giyimine kuşamına çok dikkat eden ve şık bir tarza sahip ama huyu kötü bir karakter. Hayatta yaptığı tek iyi şey bizim gruba dahil olmak

Araf beyimiz; böyle boylu poslu güçlü kuvvetli dağ gibi bir adam. Sert bir çehresi olan Arafın sakalları ona ciddi bir hava katıyor. Yeşil gözlü, koyu kumral saçlı, işinde çok ciddi, evinde çok eğlenceli biri. Eşine çok derinden aşık ve çocuklarına çok iyi bir baba. Genelde takım elbise giyinir, saçlarına ve duruşuna önem verir. Boyu ise tam 2 metre.

Duru; yani... Sarı saçlı, yeşil gözlü, 1.80 boylarında tatlı, sempatik, cana yakın, ve çalışmayıp yoğunluğunu çocuklarına vermeyi tercih eden bir kadın. Klasik bir giyim tarzı var. Range rover anne tarzında bir kadın.

Ve Asil'imiz... 1.93 boyunda, kara kaşlı, kara ve çekik gözlü, ama çekik gözü Türk olmasından kaynaklı bir beyefendi, onu "merhametli" sınıfına koyabiliriz. Sert bir çehresi var. Sakalsız ve beyefendi gibi giyinen bir adam. Bakınız takım elbise değil, pantolon, gömlek, kaban tarzında bol kıyafetler giyen bir motorcu. Hafif kemerli bir buruna sahip.

Ve ve ve
Aymira; canımın ta içi yani. Kara kaşlı kara gözlü, yine tilki gözlere sahip, yanakları olan, hafif çilli, kalın kaşlı, dolgun dudaklı, giyimine herhangi bir Türk vatandaşı kadar dikkat eden biri.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

46okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.