Talihsiz Kuş kitap kapağı

6. bölüm / 18

Talihsiz Kuş

6. Bölüm - Umut -

Vaveyla Yazarı: Maysa Pıtır

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 18Şu an: 6. Bölüm - Umut -

Asil, arkadaşlarına planı anlatmaya çalışıyordu ama hepsi yaramaz çocuklar gibi bir türlü dikkatlerini olaya veremiyorlardı, bu yüzden sinirlenen Asil elindeki tahta kalemiyle tahtaya sertçe vurdu.

"Son defa anlatacağım dinlemeyeni Japon balığına dönüştürürüm!"

Tüm ekip sessizliğe büründü, zira Asil sövmezdi, sövmüş gibi hissettirirdi.

Asil sinirli bir nefes alıp arkadaşlarına döndü.

"kızın anne babası öldürülmüş, ama katilleri bulunamadığı için dava dosyası kapatılmış, Mi-cha burada görev sana ve Çavuşa düşüyor, O polis sen avukatın, güçlerinizi birleştirin ve ne pahasına olursa olsun katili bulun! Aymira ve ikiz kardeşlerini orta durumlu bir aile sahiplenmiş ama bir ay sonra kız şiddet görmeye başlayınca polise şikayet etmiş fakat şikayeti dikkate bile alınmamış, 18 yaşında evden kaçmış ama neden kaçmış? nasıl olmuş? Kardeşlerini niye yanına almamış? Hiç bir bilgi yok, sonrada Gülnazlı Sürmeneli diye bir kadının yanında yaşamaya başlamış, kadın da şu an Trabzonda. "

Derin bir soluk alıp konuşmasına devam etti "önce İstanbula ki evlerine gideceğiz, polis kılığında girip arama yapacağız, ne kadar çok bilgi o kadar avantaj demek, ardından komşularıda sorgularız bilmediğimiz ne varsa öğreniriz. "

Alvin sakince planı dinlemişti, şimdi mantıklı bir soru soracaktı, konuşma izni içine el kaldırdı, Asil, 'tabiî buyur' dercesine yüz mimikleriyle ona izin verdi.

"Bu Aymira'yı kurtarma fikri iyi hoşta, biz neden böyle bir şey yapıyoruz? Yanlış anlaşılmasın bende kurtulsun özgürlüğüne kavuşsun isterim ama... Bu işi polise bıraksak onlar görevini yapsa... yani ta japonyadan kalkıp buraya geldik, Birini kurtarmak için, dostum benim için değerlisin ama bizde süper kahraman değiliz, neden Yetkili insanlar bu işle ilgilenmiyor?"

Asil nicedir sorulmasını beklediği sorunun cevabını derin bir nefesin ardından verdi, göğüsü sıkışıyordu.

"Çavuş polis ve Aymira hakkında suç duyurusu yaptığımızda kayda almadı, alamıyor çünkü Aymira sistemde kayıtlı değil, şaka gibi ama kadın öldü görünüyor, üstelik İntihar etmiş cesedi bulunamamışmış! " sövecek gibi oldu ama yuttu.

Son söylenenle herkesin ağzı açık kalmıştı, Rin söz aldı "Sinan bunu yapabilirmi? Yada gerçekten öldüyse?"

Asil, kendine yönelen soruyla öfkelendi ama Rine karşı nazik tavrını korumaya çalıştı " Ölmedi! Ve Sinan'da bunu yapacak makat yok! "

Rüya bıyık altından gülmeye başladı "abime arapça kökenli söz söyleten kadın daha neler neler yaptırır acaba?" Kastettiği kişi Aymira'ydı ama Rin üzerine alınıp hafifçe gülümsemişti, Alvininde modunu iyice düşürmüştü bu durum.

Çavuş büyük bir hengâme ile içeriye dalmış nefes nefese kalmıştı.

Aimon ayaklanıp Çavuşu boştaki sandalyeye oturttu sonra tekrar
Mi-cha'nın yanına oturdu.

Asil'in sorgular bakışları diğer herkes gibi Çavuştaydı, o ise sakinleştiği için olayı anlatmaya başladı

"Sinan evinde ölü olarak bulundu, ben buldum yani... 'Kolilerde bayağı bir eksik çıktı senin yüzünden' diyecektim, amacım Aymira'nın orada olup olmadığını öğrenmeye çalışmaktı, ama evde bomboştu korumalarıda yoktu girdim her yeri aradım sonra mutfağa bakarken difrizin içinden ceset gibi bir koku geliyordu, kapağı açınca kılıbığın ölüsünü gördüm, parça parça ayırıp özenle dizmişler, sonra kamera kayıtlarına baktım Aymira baygınken plakasız siyah bir minibüs onu alıp götürüyor, etrafı aradım bir ilaç dolabı buldum, abi leş gibi uyuşturucu kokuyor dolap! İçinde ne var ne yok hepsini toplayıp bizim labaratuvara gönderdim, merak etme gizli tutulacak"

Asil ve diğerleri Çavuşu şok içinde dinlemişlerdi Dean söz aldı " Sinanı kim öldürdü acaba?"

Bir kaç kişi bilmiyorum anlamında dudak büktü

Asil yine söze girdi "yani aklım almıyor! Kraliçe hiç bir adamını öldürmez, öldürse bile içeride öldürülen biri zayıflığı temsil eder yani gizlice yakıp yok eder, Sinanı fazlaca vahşi duygularla katletmişler resmen, şimdi işimiz daha zor! Onu öldüren kişinin ne kadar güçlü olduğunu tahmin edebiliyor musunuz?! "

Mi-cha Asil'e yöneldi, Çavuşla muhatap olmak istemiyordu "uyuşturucu meselesi ne iş sizce?"

Çavuş Mi-cha'nın kendine olan tavrını anlasada onu cevapladı. "ben Aymira'ya verilebileceğinden şüpheliyim. "

Asil dehşetle gözünü büyüttü Çavuşun üzerine yürürken "Ne saçmalıyorsun lan sen!" Diye haykırdı, Dean hemen ikisinin arasına girdi, Asil'i az önceki yerine oturttu. "sakin ol Asil bu bir ihtimal! "

Asil sakin olmak istemiyordu, hatta duyduklarını sindiremiyordu, O böyle büyük mafya işlerinden anlamazdı. Onun Japonya'da yaptığı en büyük yakuzalık zenginleri kaçırıp aldığı parayla fakirlere ve yardıma muhtaç insanlara yardım etmekti.

Aklına hiç bir şey gelmiyordu, adeta beyni durmuştu, alel acele odadan çıktı.

Asil kendini dışarıya zor atmıştı, ancak o zaman elindeki Aymira'ya ait çantayı fark etmişti, çalışanlardan biri yanına gelince motorunu getirmesini emretti, genç kız hızla garaja gidip Kawaskai motoru çalıştırdı dikkatlice sürüp patronunun istediği gibi çıkışa getirdi. Çantayı motorun minik bagajına koydu, kaskını takıp gazı kökledi.

Hızdan dolayı çıkan yüksek desibelde ki ses Asil'in kafasının içindeki çığlıkları ancak bastırabiliyordu, Aymira'ya bir şey olma ihtimali onu çok rahatsız etsede bu durumuda kabullenmek istemiyordu, Müslüman bir kıza her hangi bir duygu besleme ihtimalide onu rahatsız ediyordu, Müslümanlar hakkında hep kötü şeyler duymuştum, Babasıda Müslümandı, ama yemediği bok işlemediği günah yoktu, sırf zengin olabilmek için Nezaket hanımla evlenmişti, Asil Annesinide ablasınıda o caninin öldürdüğünü kabullenmekte hala zorlanıyordu.

Bu düşüncelere birazdan varacağı ağaç evde dalmaya karar verdi.

Asil motorunu dikkatlice odunluğa park etti, çantayı alıp kapıyı kilitledi, ardından küçük ağaç evin kapısını açtı, burası gerçekten çok küçüktü, Asil burayı Annesi vefat ettiğinde kafasını dağıtmak için yapmıştı ablasının'da emeği çoktu.

Kapıyı açtığında yüzüne ahşabın en güzel kokusu vurdu. İçeriye girip kapıyı kapattı, etraf toz pislik içindeydi ama bu Asil için çokta önemli değildi, yatağına çıktı, üzerine örttüğü beyaz büyük çarşafı kaldırıp aşağı attı, yatak temizdi, en azından zehirlemezdi, bu Asil için yeterliydi, yatağa uzandı ama içerisi buz gibiydi, kalkıp soba yakmaya da üşendi, sadece kafasını dinlemesi lazımdı.

Yanında ki çantayı alıp açtı, Aymira'nın vesikalık fotoğrafını eline alıp çantayı herhangi bir yere fırlattı, karşısında ona hafif bir tebessümle bakan siyah şallı kadına baktı.

Baktıkça baktı, O fotoğrafa bakarken hiç bir şey düşünemiyordu, yada belkide düşünüyordu, belki kurtarmaya çalıştığı kadın ona bir teşekkür bile etmeyecekti, belki ölmüştü, belkide o kadın Asile karşı her hangi bir duygu beslemeksizin çekip gidecekti, Asil bu noktada kaşlarını çatıp oturur pozisyona geldi, elindeki fotoğrafa bakarak homurdandı "duygu falan yok oğlum! senin asıl amacın Kraliçeyi paketlemek, duygu falan yok! Kız bahane ölüm örgütünü yer yüzünden silmek şahane!"

Tekrardan uzandı yatağına. Kendince bir plan yapmaya başladı. Kraliçe neden öylesine birini kaçırsındı ki? Bu mümkün değildi, Sinan öldüyse ayak bağı olmasın diyedir, ama Sinan'ın evinden yola çıkan plakasız araçlar tüm okları Kraliçeye çeviriyordu, bu Aymira alel ade bir kadın değildi, mutlaka geçmişinde bir şeyler vardı, önce Aymira'yı araştırmalı ona dair bilgiler toplamalıydı, tabii ölü birini araştırmak ne kadar zor olabilirdi ki? Polis bir arkadaşı vardı, kendi çapında mafyaydı, ama hiç kirli işlere bulaşmamıştı, iş düşündükçe karmaşık bir hal alıyordu, daha fazla düşünmek istemedi.

Akşama doğru çalan telefonu hasebiyle gözlerini açtı, uykulu sesini içerilerde zor bulmuştu. "alo?"

"Asil, benim çavuş, uyuyor muydun?"

Asil gözlerini ovuştururken cevapladı.
"Evet ne oldu?"

"Galiba Aymira'yı bulduk, ama emin değilim. Yani bir hakkımız var gibi düşün, içeriye dalacağım Allah ne verdiyse artık. "

Asil duyduğu şeyleri algılamakta güçlük çekti, kalbi heyecandan küt küt atarken gözleri ışıl ışıl oldu "dur bekle! Geliyorum hemen, konum at. "

Asil kaskını alıp kapıyı kilitledi, koşa koşa motoruna bindi, gazı kökleyip 1 saatlik yolu yarım saatte kat etti, öyle bir duygu içindeydi ki, bir tarifi olduğunu zannetmiyordu.

Asil motorunu park edip Çavuşun yanına koştu, belindeki silahı çıkarıp tetiği çekti "dalıyormuyuz hemen?"

Çavuş çapkınca sırıttı " evet, ama dediğim gibi bir hakkımız var geberip gidebiliriz içeride kaç kişi var bilmiyorum, belki bir belki bin"

Çavuş'un uzattığı kurşun geçirmez yeleği giydi, ekipmanlarını gizleyip hazırlandı.

Bir çok kişi ile savaşacak olması umrunda değildi, birlikte beyaz binanın içine girdiler. Çavuş'un uzattığı yüz maskesini takıp bodrum kata indiler, Asil kulağını kapıya dayadı, etraf o kadar sessizdi ki nikah memurunun "adınız, soyadınız? " sorusunu duyabilmişti, kalp atışları hızlanmışken içeriden Aymira soykan sesi yükseldiğinde kapı yavaşca açıldı korumalardan biri kapıda ki hareketliliği kulaklık aracılığıyla Thanaros'a haber vermişti.

Kapı ardına kadar açılınca Asil de Çavuşta inme inmiş gibi kalmıştı, tam kaçacakları esnada bir el ateş edildi, Asil sol göğsünden vurulmuştu, kanlar içinde yere yığılırken Çavuşta korumalardan birinin bir kaç el ateş etmesiyle yere yığıldı.

🏍🏍🏍

Yazarın kaleminden

Thanatos, silahını beline geri yerleştirdi, tabiri yerinde öcük ile böcük kadar önemsiz insanların bu işi baltalamasına izin veremezdi, nasiplerini almışlardı, yere düşüp yarı baygın yatan Aymira'yı kucağına aldı.

Salondaki misafirler Thanaros'un ne kadar tedbirli ve ne kadar işinin ehli olduğunu konuşarak salonu terk etti.

Kimse yerdeki yaralıları umursamadı yanlızca çıkıp gittiler, korumalar yaralıları alıp mahzene götürürken Asil yerde sürürklendiği esnada ayılır gibi oldu.

Thanatos salonun çıkışına doğru ilerlerken sırtı Asile dönüktü.

Aymira'da gözlerini açar gibi oldu, sol göğsünden vurulup yerde kanlar içinde sürüklenen adama takıldı gözleri.

Adam gözlerini Aymira'nın kara harelerinin en derinine çevirip umut verir gibi baktı, göz kırptı ve tamamen gözlerini kapadı.

Kadın gördüklerinin bir hayalden ibaret olduğunu sanarak tekrar gözlerini kapattı.

Thanatos kucağındaki kadınla arabasına bindi. Korumalarıyla birlikte oradan uzaklaştı .

Çavuş, Asil'in arkadaşlarını Thanaros'u takip etmeleri için ayarlamıştı.

Korumaların arabasına benzer bir araçla takip etselerde, Thanatos peşinde ki aracın kendine ait olmadığını anladı ve keskin nişancılığını konuşturarak dört tekerleğe dört kurşunla aracı etkisiz hale getirdi, kafa karıştırmak için yanlış yönden ilerleyip düşmanını alt etti, yada öyle zannetti.

🏍🏍🏍

Gözlerimi açmaya çalışıyordum lakin bu çok zordu, gözlerim kum doluymuş gibi acıyordu, bir kaç denemenin ardından zorda olsa gözlerimi araladım, bedenim uyuşmuştu hatta zihnim bile, hiç bir şey hatırlamıyordum, kolumda bir sızı hissettiğimde başımı o yöne çevirdim, serum bağlıydı anladığım kadarıyla.

Bu sefer gözlerim odada gezindi, geniş karanlık bir odaydı, her şey siyah ve gri den oluşuyordu, kapkalın perdeler gün ışığının içeri girmesine izin vermezken odadaki tek ışık holden içeriye sızan loş ışıktı, yattığım iki kişilik yatakta oturur pozisyona geldim, başımda inanılmaz bir ağrı hissetmeye başlamıştım ama hala neden burada olduğumu hatırlayamıyordum.

Ağrının şiddetiyle hafifçe inlediğimde elimi başıma yasladım, gözlerim dolup taştığında içeriye takım elbiseli ela gözlü bir adam girdi, telaşla yanıma oturup elimi indirdi, ama kendi elini anlıma koydu.

"leydim, iyi misin? "

Cevabım ikonikti "iyi olsam ağlarmıyım eserekli! "

Adam aniden kahkaha atmaya başlayınca sinirlerim tepeme vurdu, en ters bakışlarımı yabancıya çeviririm, o ise zorla dudaklarını birbirine bastırdı ve sustu.

"sana her geçen gün daha da aşık oluyorum karıcığım. "

Yüzümü ekşittim "ne?! "

Adam serum bağlı elimi bana gösterdi "biz üç yıldır evliyiz karıcığım, kaza seni çok yıprattı doktor böyle olmasının normal olduğunu söyledi. "

Yüzüm her duyduğum kelimeyle dahada ekşimişti. "ne saçmalıyorsun sen sapık herif?! "

Gülen yüzü yavaşça soldu, elimi güven vermek istermişcesine sım sıkı tuttu. "gerçekten hiç bir şeyi hatırlamıyor musun sevgilim? Kızımız Selene'i bile hatırlamıyormusun?"

Alaycı bir kıkırtı dudaklarımdan firar etti. "çok fazla dizi izliyorsun sanırım, kaç tane mafya dizisi bitirdin yada 'Come on dostum' senin sorunun ne pislik falan mı demeliyim? "

Bir şey söyleyeceği sırada içeriye sarışın küçük bir kız çocuğu girildi. gözleri o kadar koyu ve zifiri bir kahveyi barındırıyor du ki anlatamazdım. "anne!" diye bağırdı sevinçle ve kucağıma atladı bana sımsıkı sarıldığında çocuktur deyip sessizce sarıldım, benden ayrılıp yabancının kucağına oturdu, çekik gözlü bir kız dı.

Yabancı üzgün gözlerle Kıza baktı, saçlarını okşadı" Selene, annen bizi şimdilik hatırlamıyor, ama üzülme olur mu? Yavaş yavaş iyileşecek. " çocuk masum masum başını salladı ve yabancıya daha çok sarıldı.

" Eίναι δυνατόν να κοιμηθώ με αυτό?"
(onunla uyumam mümkün mü?)

Selene anlamadığım dilde bir soru sorunca kaşlarımı çatarak yabancıya baktım o ise çocuğu cevapladı. "Πρέπει να τον ρωτήσεις γι' αυτό, μωρό μου"
(bunu ona sormalısın bebeğim. )

Kaşlarım anlamsızca daha da çatılırken yabancı bana döndü "Türkçe yi konuşmakta hala zorlanıyor, sonuçta 6 yaşında, ama dediklerini biraz anlıyor"

Tepkisiz kalmayacaktım "kimsin sen? Beni hemen bırak yoksa! "

Tek kaşı usulca havalandı "yoksa ne olur, gidebileceğin, benim diye bileceğin bir kuru tahtan bile yok. "

Ona tiksinir gibi baktım, o ise bana çapkınca gülümsedi "sen hep bana böyle bakıyordun sanırım, yeni yeni canımı yakmaya başlıyor bu bakışların. "

Sinirle gülümsedim, dudağımı dişleyip gülüşümü sonlandırdığımda ayağa kalktım, bir hışımla boğazına yapıştığımda elleriyle bileklerimden kavrayıp indiridi.

"seni gebertirim! Beni çabuk çıkar buradan! Sanane bir kuru tahtamın olmamasından! Kimsin sen dedim! Biz evli falan değiliz! Bu çocukta benim çocuğum değil!"

İkimizde ayakta birbirimize bir nefeslik mesafedeydik, sinirlendiği yeşil gözlerinin koyulaşmasından anlaşılıyordu, işaret parmağını dudaklarımın üzerine yerleştitdiğinde hemen geri çekildim ama parmağı havada kalmıştı.

"sakın bir daha benim evimde bana bağırma, sakın bana hesap sormaya kalkışma, sakın Selene'nin yanında öfke belirtisi gösterme, sakın diyorum bak! Kızım için seni bile yakarım! "

Ne diyeceğimi bilememiştim, hızla odadan çıkıp kapıyı kapattı ardından da kilitledi.

Arkamı döndüğümde Selene korkuyla perdenin dibine çökmüş perdeyi önüne siper etmişti.

Yanına gidip gitmemekte kararsızdım, koluma bağlı bitmiş serumu dikkatlice çıkardım, bant ile iğneyi de çıkarıp yatağa oturdum, baş ucumdaki yara bantlarından birini koluma yapıştırıp ayaklandım ve küçük kızın yanına gidip oturdum.

Aynı dili bilmesekte sevgi dili ile dünyanın her yerinden her türlü insanla konuşabilirdiniz.

Perdeyi arkamıza aldığımda kız bana korku dolu bakışlarını çeviridi, gülümseyip saçlarını okşadım "bazen büyükler kavga eder ama senin önünde bunu yaptığım için özür dilerim, beni affeder misin?"

Sanırım tam anlamamıştı ama kocaman gülümseyişi ile ardından sarılması beni rahatlamıştı.

Selene'nin sarı saçları, fındık burnu, çekik gözleri bir japonu andırıyordu. uyuduğu için kapalı olan gözlerinde ki karalık bir benim bahtımda vardı bir de onun gözlerinde.

Her şeye rağmen asla benim kızım değildi, neye dayanarak bunu söylediğimi bilmiyordum ama aramızda her hangi bir bağ yok gibiydi, yoktu da zaten.

Uyandığım andan itibarı dışında hiç bir şey hatırlamıyordum, bir iki saattir yalnızca bir şeyler hatırlamaya çalışmıştım, ama adımı dahi zor hatırlıyordum, kimdim, neydim, neciydim hatırlamıyordum.

Bana umut dolu gözlerle bakan biri vardı sanki, ama o daha çok bir rüya gibiydi, üzerimdeki mavi elbiseye göz gezdirdim, yüreğim sıkışıyordu bu elbiseye baktıkça, başım üşüyordu anlamsızca.

Kendimi çok fazla zorladığımdan olsa gerek başım çok ağrımaya başlamıştı, yataktan kalkıp odada gezindim, bir banyo vardı, tuvalete girip elimi yüzümü yıkadım, çıktığımda kapının arkasında kalan makyaj masasının üzerinde bir tepsi yemek vardı.

Hızla kapıya koştum ama kilitliydi, izlenme iç güdüsü ile histerik bir şekilde bakışlarım tavana kaldırdım, ayan beyan hayvan kadar kamera vardı, bakışlarımı yere indirip sinirli bir nefes vardim

Göz ucuyla tepsiye baktım, patates püresi ve tavuk suyu çorbası vardı, yanında olaya Fransız kalmış kırmızı şarap şişesi ve kadeh vardı, nimet ziyan edilmezdi, ama şarap bir imtihandı, şişeyi elime alıp camın önüne geldim, perdeyi de camı da açıp aşağıya baktım, üçüncü kattayız gibi görünüyordu, ama o kadar yüksekti ki başım dönmüştü, aşağıdaki korumalara seslendim, "çekilir misiniz oradan? "

Çekilmedikleri gibi daha da sıkı bir saf haline geldiler, bende şişeyi gelişi güzel bahçeye doğru fırlattım, şişe param parça olduğunda camı kapatıp perdeyi çektim ve Selene'nin yanına oturdum, üzerini örtüp yatacağım sırada kapı açıldı, hızla ayağa kalktığımdan başım döndü, yabancı beni belimden kavradığında onu iterek kendi başıma ayakta durdum, elindeki poşetleri yere koyup bana kocaman gülümsedi. eliyle centilmence çenemi kavrayıp bana biraz yaklaştı, geri gidersem yatağa yapışırdım bu yüzden elimle onun elini itmeye çalıştım, boşta kalan eliyle iki elimde sıkıca kavradı ve çapkın gülümsemesini tüm yüzüne yaydı.

"o yemekler kızımız içindi, şarabı sana gönderdim ama içmemek senin tercihin tabii. " onu dinlemktense elimi kurtarmaya çalışıyordum, o ise sözüne devam etti.

"10 dakikan var karıcığım. "

Elimi bir hışımla bırakıp odadan çıktı kapının kilit sesi kulaklarımda yankılanırken bende sinirle yerdeki poşetleri açtım, elbise, ayakkabı, takı ve makyaj malzemeleri çıkmıştı, içinde sinirlerimi hoplatan bir not da vardı.

10 dakikadan fazla zamanın yok karıcığım eğer onu giymezsen seni benzin dolu küvete sokarım, hoş şeyler yaşamazsın! :) "

Notu okumamla başıma bir ağrının daha saplanması bir oldu, korkudan titremeye başlayan bedenim itaat etmek için elbiseye uzandı, neden ağladığımı, niye itaat ettiğimi bilmesem de poşetleri alıp banyoya koştum, etrafa bakındım, kamera yoktu ama işimi sağlama almak için duşakabine girip üzerimdeki mavi elbiseyi çıkarıp bana verilen şeyleri giyindim.

(beyaz saten bir kumaştan diz altında biten askılı bir elbise, tek bant ince beyaz bir topuklu ama bantı inciden yapılamaz ve incili kolye den oluşuyor kombini)

Banyodan çıkıp yatağa oturdum. Çok gergin hissediyordum, içimden bir ses buradan kaç diye bağırıyordu, nedenini bilmiyordum, kapının açılmasıyla içeriye yabancı girdi.

Gözüyle beni süzüp makyaj malzemelerinin olduğu poşeti eline aldı, kucağıma bir hışımla fırlatıp çıkışa yöneldi "10 dakika!" derken kapıyı kilitlemişti bile, öküz herifin 10 sayısıyla bir fantezisi vardı sanırım?

Gözüm kararıyor ellerim titriyordu, kalbim acımasızca göğüs kafesimi parçalamaya çalışırken, biten makyajımla aynadaki yansımama baktım.

Emin değildim yansımanın bana ait olduğundan... Hiç bir şey hatırlamıyor üstüne üstlük buradan kaçmak istiyordum.

Kapı açıldığında yabancı içeri girdi, kalbinin karanlığı giydiği takım elbiseye yansımış bu ise onu çokça ihtişamlı göstermişti.

Centilmence önümde reverans yapıp elimi kavradı, yüzüne bile bakmadan ayağa kalktım, elimi çekeceğim sırada var gücüyle sıkıp dibime girdi, kara harelerimin en derinine bakarken
"benim karım gibi davran, Tüm dünya ayaklarının altındaymış gibi bir kibirle..." diye fısıldadı.

Cevabım biraz ergenlik birazda ikoniklik içeriyordu. "dünya ayağımın altında zaten geri zekalı!"

Yüzünde gururlu bir tebessüm belirdi "işte benim karım..." boşta kalan elimle Habeş maymunu suratına silleyi indirdim. "kimse senin karın değil anladın mı? Götünden element uydurma! Karın değilim ve o kızda bizim kızımız değil! Bırak beni kendi yoluma gideyim. "

İki elimide sıkıca kavradı. "seni uyarmıştım... Uslu dursan çok üzerine gelmeyecektim ama sen kaşındın, benimle kabaca konuşmak ne demek öğreteceğim sana! "

Zehiri andıran ela gözleri nefrete bulanmış, koyulaşmıştı. Beni çekiştirerek odadan çıkarıp kapıyı kilitledi, inmemek için ona karşı gelmeye çalışsamda öyle heybetli öyle güçlüydü ki çırpınışlarım açık camdan dışarı çıkamayan Aptal sineklerle eşdeğer oluyordu...

Merdivenin başına geldiğimizde sanki dejavu hissine kapılmıştım, başıma ağrı saplandığında yabancı beni daha da kendine çekti, sırtımda hissettiğim iğne ile acıdan bağırmamak için dudaklarımı birbirine bastırdım, bedenim uyuşmaya ve istemsizce sakinleşmeye başladı.

Kafamın içindeki bulanık sesler ve görüntüler yok olurken merdivenden inmeye başladık.

Genişce bir salonun en dibine boydan camın hemen karşısına uzunca bir sofra kurulmuş başta ki iki sandalye boş bırakılmıştı, kadın erkek herkes şık giyinmiş bizim merdivenden inip masaya oturuşumu izlemişlerdi.

Bense kolumu kıpırdatacak mecali kendimde bulamıyordum, sandalyeye oturmamıştık herkes ayakta ve sessizdi, yabancı hepsine hitaben konuştu. "hepiniz, eşimin sağlığını kutladığımız bu güzel yemek davetine hoş geldiniz! Atlattığımız kaza biz Iron ailesini çok yıprattı, ama tanrıya şükür eşim hayatta ve sağlığına kavuştu! " bu noktada şarap dolu kadehi havaya kaldırdı. "o zaman sağlığımıza! " ve herkes onu tekrar etti. "sağlınıza efendim. "

Hep beraber sandalyelerimize oturduğumuzda hizmetliler yemekleri servis edip çekildi, ara sıcaklara geçildiğinde aralarında anlamadığım bir dilde bir şeyler konuşmaya devam ederken Türkçe bir isim duydum. "Μεταξύ των υπόπτων είναι ο Ασίλ Ταμάρ, κύριε"
(şüpheliler arasında Asil Tamar da var efendim)

Asil Tamar diye bulanık aklımın bir köşesine bu ismi not ettim, kimdi acaba Asil Tamar? Çünkü yabancının kaşları atılmıştı, yüz ifadesinden hiçte bu isimden hoşlanmadığını anladım. Düşmanımın düşmanı benim dostum olabilirdi.

Neden buradan kaçmak istediğimi bilmiyordum. Belki gerçekten bu evin hanımıydım, yabancı dediğim ve adını hatırlamadığım adamın karısı, Selene'nin annesiydim. bilmiyordum.

Tatlı faslına geçmiştik, hala sofradaydık, baklavanın yanında viskilerini yudumluyorlardı... Gerçi yemeye çalıştığım şeyin baklava olduğuna bin şahit lazımdı, içinde fındık gibi bir şey vardı ve en fiyasko yanı kuruydu, baklava dediğin antep fıstıklı olur şerbeti her yanından damlardı, bende her gereksiz şeyi hatırlıyor kim olduğumu hatırlamıyordum... Bana gerçekten bravo!

Üstelik baklava ayranla yenirdi veya çayla, asla viskiyle yenmezdi, bir Türk olarak gurum inciniyordu.

Sarışın bir kadın ayağa kalktı, akşam olması ve kapalı alanda olmamıza rağmen güneş gözlüğü ve maske takıyordu, mutfağa doğru gittiğini gördüm, zaten sonra da gözden kayboldu, bakışlarımı tekrardan önüme çevirdim, çok sıkılmıştım, ne konuştuklarınıda anlamıyordum, uyuşmuş gibi öylece oturuyordum.

Selene'yi merdivenden aşağı inerken gördüm, ayağa kalkıp onun yanına gideceğim sırada yabancı kolumdan tuttu, "nereye?" dediğinde başımla merdivendeki selene'yi işaret ettim, oda beni başıyla onayladığında
Selene'nin yanına gittim.

"Anne!" diye bağırdığında bana koştuğunu sandım ama mutfaktaki kadına doğru koşmuştu, yüzüm garip bir hal aldı, hani annesi bendim? Ters bakışlarımı yabancıya çevirdiğimde yüzüme bile bakmadı,
karşısın daki adamla hararetli bir şekilde konuşuyordu.

Selene'nin yanına gittim daha doğrusu matfak kapısının önünde kalakaldım, çocuk sanki hasret giderir gibi sarışın kadına sımsıkı sarılıyordu, ses etmedim, zaten annesi olmadığımı biliyordum, yalnızca içinde bulunduğum durum saçma bir hal almaya devam ediyordu.

Ensemde soğuk bir demir hissettim daha çok namlunun ucundaydım sanırım.

Bedenim korkuyla titrerken gözlerim fal taşı gibi açıldı, arkamı yavaşça döndüğümde yabancıyla burun buruna geldim, daha doğrusu boyuna yetişemediğim içi göğüsüne...

Namlunun ucu anlımın ortasındayken beni kolumdan tutup bulunduğumuz giriş kattaki en köşede kalan odaya doğru sürükledi, etraftaki adamlar öyle sakinlerdiki bunu her gün gördüklerini sandım bir an.

Kolumu bırakması için çırpınıyordum, kolumu dahada sıkıp beni kapıya yasladı, ardından da elleri çenemi kavradı, ben korkuyla o nefretle bakıyordu.

"bu gün hiç kaldıramayacağım kadar ağır bir hakarete uğradım leydim! Bunu cezasız bırakmazdım, senin o küçük beynin uyarılarımı alamayacak kadar doluysa bu oda depolama alanını iyice açar!"

Bir kilit sesi geldi ardından beni arkasına doğru çekiştirdi, var gücümle koluna vurduğumda boşluğuna gelmiş beni bırakmıştı, fırsattan istifade hızla koşmaya başladım, arkama bakmak için döndüğümde bir el ateş sesi duydum, kolumda tarifsiz bir acı peyda olurken tüm bedenim sarsıldı, Selene sarışın kadının arkasına saklanmış korkudan ağlamak üzere olan harelerini bana dikmişti.

Tabi bu bir kaç saniyelik bir andı. Koşmaya devam ettim, yabancı da arkamdan koşuyordu, Dış kapıyı açıp ilerleyeceğim sırada karşıma kapıdan daha büyük iri yarı korumalar dikildi, sağ elim kanayan sol kolumdaydı, avucum kendi kanımla dolduğunda elimi geri çektim, yabancı saçlarımdan tutup beni aynı odaya sürüklemeye başladı, karşı koymak direnmek istedim ama sol kolumdan ağrı vuruyor bütün vücudum uyuşuyordu. Bacaklarımı kıpırdatmam bile çok zor du.

Kapıyı açıp beni içeriye soktu, bacaklarımda derman kalmadığından yere çöktüm istemsizce, oda kapıyı üzerime kilitleyip gitti.

Adım sesleri tamamen yok olduğunda, başımı yasladığım duvardan kaldırdım, oturduğum zemin ıslak ve yapış yapıştı, etraf leş gibi demir kokuyordu, hatta bu koku o kadar ağırdı ki midem bulanmaya başlamıştı, düz duvardan zorla destek alarak ayağa kalktığımda omuzum şartel gibi bir şeye çarptı ve etraf loş, cılız, sarı bir ışıkla aydınlandı.

Keşke aydınlanmasaydı, gördüğüm görüntü beni derinden sarmıştı.

Sırtımı kapıya yaslayıp odanın içler acısı haline göz gezdirdim.

Yerde çoğu erkek olmak üzere onlarca ceset vardı, yer dar olduğu için moraran cesetler üst üste konulmuştu, hepsinin vücudunda kesikler ve hala kanamakta olan derin yaraları vardı, özenle istiflenmiş gibi duruyorlardı, camı dahi olmayan bu odanın tam ortasında kokudan anlaşıldığı üzere benzin dolu bir küveti vardı, üstelik içinde üç küçük çocuk ile birlikte boğulmuş bir kadın vardı.

Dudaklarım büzüldü, ağladım, çok ağladım, bulanık zihnime küfür ederek daha da ağladım, bu odaya neden geldiğimi bile zor hatırlıyordum, sonra korktum, bu kadar cesedin içinde olmaktan korktum ve ardından aklıma ölünün bir zararı olmadığı geldi, ve yine ardından utandım, onlar ölüyken yaşadığım için, o çocuklar melek olmuşken ben yaşadığım için utandım.

Yer kan gölüydü, oturacak hiç bir yer yoktu, Ama bacaklarımın takati iyiden iyiye kesilince küvete sırtımı yaslayıp oturdum, battı balık yan giderdi, kana bulanmıştım bir kere, artık temizlenmezdi bedenim, ruhum.

Çok küçükken kana bulanmıştım ben, 8 yaşındayken, annemin, babamın kanına bulanmıştım, zihnim bulanıklaştı yine hiç bir şey hatırlayamadım, gözlerim uykusuzluktan sızlıyordu, bende uykunun güvensiz kollarına kendimi bırakmak zorunda kaldım.

🏍️🏍️🏍️

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

36okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.