Talihsiz Kuş kitap kapağı

3. bölüm / 18

Talihsiz Kuş

3. Bölüm -Vicdan Yükümü Hafifletmek -

Vaveyla Yazarı: Maysa Pıtır

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 18Şu an: 3. Bölüm -Vicdan Yükümü Hafifletmek -

"oysa seni aramaya sadece vicdan yüküm hafiflesin diye başlamıştım."

🏍️🏍️🏍️

Sinan ile birlikte şirketin alt sokağında bulunan minimalist bir Cafe ye gelmiştik, buranın favori mekanı olduğunu iddia etti ama sanki değil gibiydi, yinede çaktırmadım.

Garson yanımıza geldi ve bize "ne arzu edersiniz efendim?" diye sordu, açıkçası, Sinanı utandırmak istemedim, çünkü favori mekanınızda ne içmek istediğinizi bilirdiniz. "menü alalım biz" dedim Sinan'dan önce davranarak, yüzündeki rahatlama ifadesi beni güldürdü, garson ise önümüze menüyü bırakıp gitti.

"seni gülümseten şey ne? " sorusunu duyduğumda başımı menüden kaldırıp Sinana baktım 'sen' diyecektim yuttum.

"hiç öylesine. " diye geçiştirmek ile yetindim ve menüye geri döndüm, her şey ateş pahasıydı Türk kahvesinde karar kıldım.

Garson tekrardan yanımızdaydı "karar verdiniz mi efendim? " sorusuna karşılık olarak ben "evet" dedim "az şekerli bir Türk kahvesi rica edeceğim" Sinanda siparişini verdiğinde garsonu beklemeye başladık, o sırada Sinan konuya girdi.

"Bir haftadır şirkettesin, yönetici asistanlığı zormuymuş? " yüzüme bir tebessüm yayıldı. "hemde çok zormuş!"

Sorgulayıcı bir tavır takındı ama hala sempatik görünüyor du. "Sahi daha önce hiç şirkette çalışmış mıydın? yani ilk defa bu denli genç bir asistanla karşılaştımda"

Bu tavrı pek de hoşuma gitmedi, onu geçiştirdim "şans diyelim. "

Sempatiklikten uzaklaşan ifadesi beni garip hissettirdi, "yanlış anlama ama böyle yerlere yani... Şansla buraya girmen... pek mümkün değil, zira Araf bey işini asla şansa bırakmaz"

Tek kaşım usulca havalandı "ve bunu sorgulamak sana kaldı? Öylemi?"

Bu söylediklerime cevap vermedi, sessizce başını camdan tarafa çevirdi, o sırada garson kahvelerimizi önümüze koyup gitti.

Sinan, tekrar bana döndü " az önceki gerginlik için üzgünüm. " dedi ama, yüzünde zerre üzgünlük belirtisi yoktu. Bir kaç dakikadır neredeyse hiç konuşmuyorduk, tek yaptığı bakışları ile beni taciz etmekti. Ben de gerekeni yaptım.

Kahve fincanımı elime alıp yanına oturdum "ha bu arada! " derken kahve 'yanlışlıkla' üzerine döküldü ne hikmetse artık?

Onunla aynı ifadeyi takındım. "az önceki hatam için üzgünüm, tekrarı olmaması için birbirimizden uzak durmalıyız sanırım? " demeyide ihmal etmedim, o sessizce acısını çekerken bende oturduğum yerden kalktım ve çıkışa doğru ilerledim o sırada arkamdan bir alkış sesi geldi, Sinan, sanki ışınlanmıştı "tebrikler! başarının kilidini kırdın. "

Alaycı bir ifadeyle ona döndüm "ne saçmalıyorsun sen be?" diyerek kapıya yöneldim, amacım burayı hızla terk etmekti ama yapamadım, güçlü eller beni bileğimden yakalayıp kendine çevirmişti, öfke dolu gözlerle bana bakıyordu, Sinan "bir kelimeyi ikinci kez söylemekten hoşlanmam" dedi.

Elimi sertçe geri çektim tüm insanların bakışları bizim üzerimizdeydi bir şey söylemeye gerek duymadan mekanı terk ettim.

arkamda bir nefes, bir çift göz hissediyordum, sanki beni takip ediyordu, bu nedenle evime gitmedim şirkete gittim bizim kat boştu ama aşağımız yukarımız insan kaynıyordu hemen odama girip kapıyı kilitledim.

Kendimi tehlikede hissediyordum kapının önünde bir çift ayakkabı belirdi ve öfkeli bir nefes olundu.

Heyecan ve korkunun beni ele geçirmesi kaçınılmaz dı, titriyordum.

Kapım tıklandı, Sinan'ın artık tiksindirici olan sesi kulaklarıma ulaştı. "Aymira! " dedi iğrenç ses "aç şu kapıyı! "

Göz yaşlarım sessizce akmaya başladığında telefonumu alıp polisi aradım, korkudan titrerken bir kadının sesi ulaştı kulaklarıma, ama polisi aradığımı belli etmemeye çalışacaktım. Belki sinirlenir ve bana yapmayacağı bir şey varsa bile yapardı. yada öyle hissediyordum, kadının beni anlamasını umarak konuştum.

"Merhaba cansel" diye fısıldadım. korkudan titriyordum, polisi aramam belki de çok gereksiz di, zaten kadın da anlamadı.

"efendim 112 hattını aradınız ve -" kadının sesini kestim.

"bende iyiyim ne olsun" dedim ama kapıdan anahtar sesleri gelmeye başladı, dışarıdan açmaya çalışıyordu kapıyı.

Sanırım kadın anlamıştı
"şimdi sakin olun ve bana nerede olduğunuzdan bahsedin. "

"şirketteyim" dedim hala fısıldarken.

"tamam, şiddet mi görüyorsunuz? " diye sorunca hemen "hayır" dedim. daha da korkuya kapılmıştım. Kapıya tekme atmaya başladı, Sinan.

"taciz ve ya kaçırılma mı? "

"taciz, beni bir odaya sıkıştırdı. " demekle yetindim. Sinan öfkeli bir şekilde bağırdı "Aymira! Aç şu kapıyı Hayatım!"

Sesinin telefondaki kadına ulaştığında emindim. "İnci Şirketi, en üst kat. " dediğimde Sinan, tekmelerinin karşılığını almış kapıyı kırmıştı. Elimde ki telefona ilşti gözleri, hızla telefon görüşmesini sonlandırdım, o anda elimden çekip duvara fırlattı telefonumu.

Tuttuğumu fark etmediğim nefesimi verdim, ve sahiden ne ara yere çömelmiştim?

Hızla ayağa kalktım korksamda belli etmemeye çalıştım. "Sinan kendine gel! Sen ne yaptığının farkında mısın?" diye sesimi alçak tutmaya çalışarak sordum.

Elleri başörtümün üzerinden saçlarımı buldu, sımsıkı tutup çekti, hastalıklı bir bakışı vardı, ben acıyla inlerken yüzünde bir tebessüm oluştu, tebessümü, bakışları, saçımı çekmesi bile hastalıklıydı.

"Bana bak!" diye bağırdı ama bakmadım. "senin suratına şeytanlar baksın" dedi laf sokmadan duramayan dilim.

Tiksindirici bir kahkahası vardı. "beni ilk defa bu şirkette mi gördün? Daha öncede karşılaşmıştık! Bu kadar unutkanmısın cidden?! "

O zaman gözlerim gözlerini buldu, bu hastalıklı bakışları ilk defa görmüyordum evet, şimdi hatırlamıştım, lisede yalnızca bir hafta aynı sınıfta okuduğum, yüzü hep yara bere içinde olan bir çocuktu, lise zorbamdı, o kadar değişmişti ki aklımın ucundan bile geçmemişti.

"tam sekiz yıldır her adımını takip ediyorum ve bu gün ilk kez mi şüphlendin" derken histerik ve tiksindirici bir şekilde güldü.

Ben ise öğrendiğim bilginin şokuna girmiştim. Nasıl böyle bir şeyden haberim olmaz dı?!

Şok dalgası tüm bedenimi ele geçirmişken ensemde bir sızı hissettim, vücuduma yayılan uyuşuklukla gözlerim saniyesinde kapandı.

Yazarın kaleminden

🏍️🏍️🏍️

İhbarı alan kadın, ekipleri hızla aldığı adrese yönlendirdi, ama şirketin girişindeki bir tabur koruma onların içeriye girmesine izin vermedi, bu yüzden geç kaldılar.

Korumalar Arafa haber vereceksen, Asil şirketin kapısında belirdi, tek kaşı havalandı, bir polisin yanına gidip sordu "burda ne oluyor memur bey? " diye sordu.

Polis cevap verdi " Aymira adlı bir çalışan şirketinizde tacize uğramış ve şiddet görüyormuş, acilen girmemiz lazım. "

Asil onları içeriye almak istedi ama kameralar çoktan şirkete dönmüştü, polisleri göndermenin en basit yolunu kullandı, magazincilere çaktırmadan kimliğini gösterdi, gerisi çorap söküğü gibi geldi, polisler arabalarına binip hızla uzaklaştılar, ardından kameramanlar ve muhabirler şirketin önüne doluştu, flaşlar patladı kameralar video kaydına girdi ve muhabirler ardı arkası gelmeyen sorularını Asile yöneltti.

Asil'in onlarla uğraşası yoktu.
"Arkadaşlar, basit bir yanlış anlaşılma olmuş, ihbar başka yerdenmiş, hiç bir sıkıntı yok! " gibi kısacık bir açıklama yapıp diğer soruları es geçerek şirkete girdi.

Ve kendi odasına çıktığında gördüğü manzara ise dehşet vericiydi, kapı kırılmıştı, odasını başkası kullanıyor olmalıydı, masanın üzerindeki pembe bir not kağıdı ilişti gözüne.

Araf beyin şekersiz filtre kahvesini vermeyi unutma!'

İnci gibi bir el yazısıydı bu.

Etrafına bakınırken bir şal gördü yerde, başörtüsüne benziyordu, kana bulanmış tı bir kısmı,
duvarın dibinde ekranı parçalanmış bir telefon vardı.

Eğilip başörtüsünü eline aldı, kan tazeydi. Onu yerine bırakıp telefona ulaştı, eline aldı, açma tuşuna bastı ama çalışmıyordu, odada bir çanta vardı, elinde ki telefonla birlikte çantanın yanına gitti.

Çantayı açıp içini karıştırdı, bir cüzdan vardı, onu da açıp içine baktı, 400 TL kadar bir nakit para vardı, ehliyet kartı ve üzerinde gratis ile watsons yazan kartlarda vardı, onları es geçti, kimlik kartını eline aldı.

Yüzünde hafif tebessümle kameraya bakan naif bir kadın, başında siyah bir şal vardı.

Aymira özkan
07.01.1999
Anne adı : Gamze
Baba adı: Hulusi

Asil her şeyi yerli yerine koydu çantada bir kaç makyaj malzemesi bir kutu toplu iğne gibi şeyler vardı.

Cantanın içine telefonu ve şalı koydu, ellerini masanın üzerindeki ıslak mendil kutusundan aldığı mendille sildi.

Bir sonra ki adımı ise buradaki en sadık adımlarından birini arayıp odadaki parmak izlerini almasını söylemek oldu.

Odayı ve şirketi terk etti,
Motoruna binip evine gitti, koca malikanenin kapıları gıcırdayarak açıldı, yavaşça motorunu sürdü, garaja bıraktı, ardından malikanenin önüne geldi, zile bastı, kapılar ardına kadar açıldı, tüm hizmetkarlar peşinde fır döndü.

Asil odasına girdiğinde kendini yatağa bırakırken "öf be" diye söylen di. "gelir gelmez yaşadığımız olaya bak!" diye mırıldanıyor du.

Elindeki bej rengi çantayı bir kenara savurdu, yine başı tutmuştu, çokta uykusunu vardı, üzerindekiler'den kurtulup kısa bir duş aldı.

bavulu bir iki saat önce görevlendirdiği Çavuş taydı, burada güvenilir tek adamdı, Asil için.

Burada ki kıyafetlerinden giyinip yeniden yatağına yattı, ama başı çok fena ağrıyordu, sağa döndü uyuyamadı, sola döndü uyuyamadı.

Aklı kadın da kalmıştı, bir de gidip salak gibi çantayı almıştı! Ne malumdu o kadına ait olduğu?

Oflayarak yatakta oturur pozisyona geldi, telefonunu alıp Çavuşu aradı, ilk çalışta telefon açıldı.

"ne yaptın? " dedi Asil sakinlikle

"İki parmak izi vardı, biri senindi birader, öbürü de Aymira özkan diye bir kadının. "

Asil'in kaşları havalandı. "o kadını araştır. "

Çavuş'un kendini beğenmiş sesi Asil'in kulaklarına ulaştı, "ileri zekada olduğumdan bunu düşündüm ve yaptım. "

Asil' in sesi duygudan yoksundu " ee neymiş neciymiş?"

"Anne baba ölü, evlatlık edinilmiş, iki kardeşi var 20 yaşındalar Ali ve ikizi Aylin, kuyumculuk ve mücevher tasarımı bölümünden mezun, sizin şirkette, Abinin asistanı, evli değil, Gülnazlı kahraman diye bir kadının evinde yaşıyor, bu kadar. "

Asil ilgiyle dinlemişti kendine verilen bilgileri, ve Çavuş ekledi,

"hayırdır kız dindar , yani... ne bileyim, sen dindarlara pek yanaşmazsın ya ondan sordum. "

Asil bu soruya cevap vermeden konuyu dağıttı. "kızın şu an ki konumunu bul hemen! Ben telefondayken. "

Çavuştan onaylar bir mırıltı geldi ve bir kaç dakikanın ardından Asili cevapladı.

"Kardeşim sizin şirketten çıkmış. Aşağıda ki dükkan varya oraya kadar gidip sağa sapmış, sonra sinyal kesilmiş, yani akıllı saatinden bu kadar bulabildim ama orası... Yani sende biliyorsun garip bir yer çıkmaz sokak gibi orman geliyo oradan sonra zaten. "

Asil dertli bir nefes verdi "sağol Çavuş" dedi ve telefonu kapattı içini derin bir huzursuzluk kapladı, kız göz göre göre kaçırılmıştı üstelik konuma bakılırsa onu hiçte tekin olmayan bir mini mafya kaçırmıştı!

O sırada kapısı tıklandı Asil "gir" deyince içeriye yeğenleri giridi onları canlı canlı ilk defa görüyordu, doğdukları günden bu yana hep görüntülü konuşmuşlardı.

İlk önce Aybüke amcasına doğru koştu, "Gerçekte daha da yakışıklıymışsın amca!" diyerek Asile sımsıkı sarıldı.

Sonra Aybükenin abisi Süleyman umut geldi yanına, onun isminin komik bir hikayesi vardı, çocuk maalesef Duru'nun babasının adını da almıştı.

Süleyman amcasına karşı mesafeliydi, ona göre korkutucu bir insandı. "Hoş geldin amca. " dedikten sonra Asilin elini öptü.

Asil gülmemek için kendini zor tuttu. "ben eli öpülecek kadar yaşlı birimiyim lan?" derken Süleyman'ın kıvırcık saçlarını karıştır dı, fakat küçük çocuk kendini geri çekti.
"böyle şeylerden rahatsız oluyorum amca, lütfen tekrar yapma! " diye onu bir yetişkin ağzı ile uyardı.

Asil çocuğu zorlamadı, aralarında ki uçurum kendi yüzündendi, çocuğa kızmak yersizdi.

Fakat Aybüke için bu geçerli değildi, amcası çok yakışıklı bir adamdı ve tüm arkadaşlarına bu konuda hava atmayı çok seviyordu, ayda yılda bir görse bile amcasına ve babasına aşık bir kız dı.

Asil, kucağına yerleşen Aybüke'nin saçlarını okşadı "okuldan yeni mi geldiniz? "

Aybüke hevesle başını evet anlamında salladı. "Aslında annemle babamın yanına gidicektik ama uyuyorlarmış, sonra son Çiçek teyze bize, senin geldiğini söyledi bizde yanına geldik!"

Asil, kendine heyecanla bakan ela gözlü kıza gülümsedi. " o zaman üzerinizi değiştirin, sizinle birlikte dışarıda yemek yiyelim, sonra da sinemaya gideriz! Ne dersiniz?"

Aybüke, daha da sevinçle baktı amcasına, tam olur diyecekken Süleyman sözünü kesti. "ödevlerimiz var ve hava çok soğuk. "

Asil'in bakışları kıvırcık saçlı çocuğa ilişti, " bir gün ödev yapmazsanız bir şey olmaz. " sözünün devamında Aybüke'ye baktı " hem sıkı giyerseniz üşümezsinizde!"

Aybüke ela gözlerini abisine çeviridi masum masum baktı abisine.

Süleyman kardeşine mala bakar gibi bakıyordu, ama Aybüke büyük bir efor sarf ederek gözlerini sulandırmıştı, burnunu da çekti. "lütfennnnnn" diye haykırdığında "tamam" dedi, kardeşini bu korkunç adamla başbaşa bırakamazdı.

Asil bu yaşananlara histerik bir şekilde güldü, çocuklar odalarına gidip üzerlerini değiştirdiler, montlarını giyip kapının önünde kendilerini bekleyen amcalarının yanına geldiler, Süleyman mutsuzdu, Aybüke ise mutluluktan havaya uçacaktı.

Asil ikisininde elini tutmak istedi ama Süleyman, şaşırtmayan bir tavırla izin vermedi.

Üçü birlikte Asil'in motorunun yanına vardılar, o an dank etti, Asil küçücük çocukları motora bindiremezdi, ama araba ehliyeti de yoktu, gerçi motoru Türkiye'de yasak bir modeldi.

bebeğine el konulmasındansa ehliyetsiz araba sürmeyi tercih ederdi, kendi işini kendi halletmeyi seven bir adam dı.

Çocuklar her şeyden habersiz arabaya binip kemerlerini taktılar.

Asil, şoför kısmının kapısını açıp koltuğa oturdu, anahtar konağa takılıydı.

Telefonunu alıp kulaklıklarını taktı, çocuklara dönüp bir kaç dakika Rica etti ve YouTube dan şu aramayı yaptı.

(otomatik araba nasıl kullanılır)

Ama hayatında hiç araba kullanmamıştı, mazur görülmeliydi.

İzlediği videoyla arabayı çalıştırdı vitesi bire taktı, neyseki araba otomatik türden di. Ona düşen gaza basmaktı.

Korka korka malikaneden dışarıya çıktı, Süleyman amcasının izlediği videoyu görünce göz devirdi.

Bildiği kadarıyla amcasının hiç bir dini inancı yoktu, ama onun vardı, müslümanlardı, anneannesinin kendine öğrettiği tüm duaları okuyup kardeşine ve kendine üfledi,

Gevur amcası ölebilirdim, ama kendi ve kardeşinin korunmasını diledi Allah'tan.

Asil, Süleyman'ın kardeşine ve kendine üflediğini gördü dikiz aynasından, gözlerini yoldan ayırmadan sordu.

"sıcakladınız mı? "

Süleyman'ın cevabı ironikti.
"yok, biz sıcaklamadık, ama bu gidişle sen cehennemde çok sıcaklayacaksın! Araba kullanmayı bilmiyorsan niye bu işe kalkıştın ki?! "

Asil, aldığı cevabın yüzüne tokat gibi çarptığını hissetti, "Süleyman, bu söylediklerin çok ayıp!" dedi ama Anlaşılan o ki, Aybüke'nin hoşuna gitmişti bu yaşananlar.

Asil, geçiştirdi bu olanları, onlar daha çocuktu. Büyüyünce ne şartlar altında kalındığını bilmiyorlardı.

Güzel bir Avm'nin oto parkına arabayı bıraktılar, önce yemek yediler, sonra Asil, çocukları bir çocuk sinemasına soktu, kendide dışarıdaki bekleme koltuklarından birine oturdu.

Asil şu zamana kadar din iman nedir bilmeden büyümüştü. Babası şimdiler de yaşadıkları malikane'nin bahçivanıydı. Müştemilatta yaşarlar dı. Çocukken din, iman konularını ona anlatacak kimsesi yok tu. Annesi ve ablasını da acı bir şekilde kaybetmiş, Reşit olduğun da bir müddet babasından farklı şehirler de yaşamış ardından Japonya'ya göç etmiş ti.

Vatanına yıllar sonra ayak basıyor oluşu onda garip bir his uyandırıyor du.

İslamı araştırmaya hiç vakti olmamıştı, çok sürüklendiği bir hayatı vardı, oradan oraya ile geçmişti.

Şimdi ise aklı Müslüman kızdaydı.
Kim bilir ne haldeydi, Asil buraya neden gelmişti neyle uğraşıyordu.

Yengesi kanserdi, o buraya sadece ailesine destek olmak için gelmişti nereden çıkmıştı bu Müslüman kız?

İçi huzırsuzdu onu arayıp bulmak istiyordu ama neden? Onun hiç bir şeyi iken neden? Asla tanımadığı bir kadını kurtarmak isteyişi neden di?

Salak gibi olaya dahil etmişti kendini, polis değil di, savcı değildi, ama burnunu bu bokada sokmuştu.

Telefonunu alıp Çavuş'u arayacakken durdu, bu işe karışmayacaktı, ona neydi ki? Ne hali varsa görebilirdi.

İçinden bir ses
'ama kızın anneside babasıda yok! Hem neler ederler o masum kıza! İnsan ayırmak sana göre değil Asil, hem sen Anneni de ablanı da kaybettin, onlara geç kaldın, belki bu kızı kurtarırsın? Belki o na geç kalmazsın? Belki annen ile ablanı kurtaramamanın verdiği vicdan azabını başka birini kurtararak hafifiletirsin? ' dedi.

Asil başını usulca geriye yasladı.

Başlamalı mıydı?
Uzaklaşmalı mıydı?

🏍️🏍️🏍️

Gözlerimi açtığımda çok dar bir odada olduğumu fark ettim. Tüm bedenim uyuşmuş gibiydi. Ve benim başım üşüyordu.

Saçlarım yüzüme dökülmüştü. Başörtüm yoktu! Korkuyla etrafıma bakındım, oda zaten küçücük tü ve hiç bir yerde Başörtüm görünmüyordu!

Ellerimi hareket ettirmeye çalıştığımda duvara kelepçeyle sabitlendiğini fark ettim, ayaklarımın altında tahtadan bir sedir vardı, üzerimdeki beyaz saten gömlek dikiş yerlerinden patlamış, eteğimde dizlerime kadar yırtılmıştı.

Kendimi bu halde gördüğümde hüngür hüngür ağlamak istedim ama yapamadım.

Odayı incelediğimde gözüme ilişen hiç bir şey olmadı, çelik bir kapı vardı duvarlar gri renkteydi, anladığım kadarıyla başımın üstünde demir parmaklıklı küçücük bir pencere, ayaklarımın altında tahtadan yapılmış bir sedir vardı, ayakkabılarım da yoktu

Dudaklarımın üzerinde kalın bir bant olduğunu yeni fark ettim, ve tüm bunlar fobim tetikliyor du.

Duvarlar üzerime üzerime geliyor başım dönüyor du adeta, gözlerim karardı, midem bulandı, vücudum titremeye başladı.

Odada mide bulandırıcı bir koku vardı, bu koku benden mi yayılıyordu? Kesinlikle hayır! Ben ter kokuyordum ama bu oda çok keskin bir şekilde kan ve demir kokuyordu

En sonunda göz yaşlarım akmaya başladı, yine sessizdim. Aklıma bin bir türlü kötülük geldi

Acaba ben tecavüze mi uğramıştım? Belimden aşağısında hissettiğim bu ağrı normalmiydi? Peki ya bacaklarımdan aşağıya akan kızıl sıvı? Dahada önemlisi ben neden ve nasıl buradaydım?

Zihnim çok bulanıktı, kendimi zorladım bir şeyler hatırlamak için ama adımı bile hatırlayamadım o an.

Vücudumdaki ağrının şiddeti arttı, kapalı dudaklarımdan kesik kesik iniltiler döküldü, o sırada kapının deliğinden küçük bir kırmızı ışığın yanıp söndüğünü gördüm, bu bir kamerayı dı.

Birisi beni bariz belli izliyordu o kameradan, 'yardım edin, beni buradan kurtarın' yada bunlara benzer klişe yakarışları telaffuz etmeye yanaşmadım hiç.

Sadece neden burada olduğumu düşündüm, sanki zihnim, yaşadıklarımı kamerası bulanık bir telefonla kaydetmişti.

Ne bir ses neden bir görüntü yoktu, ama içimde neden harlandığını
bilmediğim bir öfke ateşi vardı, sanki karşıma her kim geçecekse ona olan nefretim bilinçaltıma kazınmıştı.

bedenimde müthiş bir uyuşukluk hissi vardı her nefes aldığım saniye uykum geliyor du.

Bir müddet sonra karşımda kalan kapının kilidi açıldı, içim anlamsızca ümit doldu, sanki kapıyı açan kişi beni buradan kurtaracak tı.

Ama çok geçmeden gördüğüm yüz içimde ki anlamadığım öfke ateşini iyice harladı, onu bir kaşık suda boğmak istedim, ama eğer buradan çıkmak istiyorsam karşımdaki kişinin suyuna gitmeliydim, her kimse artık...

Adam içeriye girip kapıyı kapattı, başım üşüdü o an, belkide çok uzun bir süre sonra ilk defa bir
na mahrem'in karşısına başörtüsüz çıkmıştım.

Bir parçam eksik gibiydi, çok büyük bir günah bataklığında gibi hissettim kendimi, ama başımı örtebilecek bir durumda değildim, şimdilik tek yapabildiğim Rabbime beni affetmesi için dua etmekti.

Adamın bakışları gözlerimi buldu, ela gözleri beni taciz etti, hiç bir şey diyemedim, yalnızca gözlerimden akan yaşlarla buradan kurtulmayı diledim, adam temkinli adımlarla yanıma yaklaştı, o bana yaklaştıkça ben saçlarım daha fazla görünmesin diye çırpındım, ama nafileydi...

Onun ise ilk yaptığı şey saçımı bir bütün olarak sol omzumdan göğsümün üzerine sarkıtmak oldu, belime kadar uzanan saçlarımı okşadı.

Ama durmadan sessizce çırpındım, saçıma dokunmasın diye, ağzımı kıpırdatabilsem 'yapma!' diye bağırırdım ama onu da yapamadım.

Adam sakince dünyanın en doğal eylemini gerçekleştirirmişcesine saçlarımı okşamaya devam etti, çırpınmakta kararlı olduğumu gördüğünde okşadığını tutmaları sertçe çekti.

Dudaklarımdan acı dolu minik bir inilti kaçtı, adamsa bununla eşlik ederken tebessüm etti, iğrençti...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

39okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.