11. bölüm · Takıntılı Mafya
Bölüm
Kahvaltısını bitirdikten sonra masayı toplamaya başladı. Ben de masadan kalkıp koltuğa oturdum. Açlıktan ölüyordum ama dayanabilirdim dayanıklı biriydim, zaten çok da bir şey yemezdim. Gururlu biri olduğum için ölsem de bu pislik helifin evinde asla yemek yemezdim.Masayı topladıktan sonra dışarı çıkmaya hazırlanıyordu ki onu durdurdum. "Telefonumu geri verir misin?" dedim.
Biraz suyuna gitmem gerekiyordu ki telefonumu geri versin, ben de arkadaşlarımı arayıp buradan kaçabileyim.
"Ne yapacaksın telefonunu?" diye sordu.Telefonla ne yapabilirim acaba? Bütün gün burada ne halt edeceğim? Telefonumu verirsen belki bir şeyler izlerim, sıkılmam." dedim. O da hafifçe sırıttı ne yapmaya çalıştığımı biliyordu. Televizyonu parmağıyla gösterdi "Televizyona bakarsan sıkılmazsın."Of çekip yanına geldim
"Telefonumu istiyorum!"Allahım, yine dibime dibime geliyordu. Bir adım atarak aramızdaki mesafeyi kapattı
“Telefonu alıp birilerini arayacağını bilmiyor muyum sanıyorsun?”Off... Birazcık aptal olsaydı nolurdu? Rahatça kaçardım işte!Sonra geri geri giderek benden uzaklaştı, ceketini giyip kapıyı açtı. Gitmeden önce “Akşam gelirim, o zamana dek uslu dur.” dedi. Sonra kapının ardından korumalara seslendi
“Gözünüzü dört açın! Kaçarsa hepinizin sülalesini sikerim!”Sonra sesler kesildi, gitmişti. Arka bahçeden kaçmayı düşündüm ama oraya en az 50 koruma dikmişti. Nereden kaçacaktım ben?Sonra sesler kesildi, gitmişti.Yukarı kata çıktım, belki orada bir yer olur da kaçabilirim. Üzerinde “6” yazan odaya girdim bir çalışma masası ve üzerinde bir sürü dosya vardı. Masanın arkasında büyük bir cam vardı. Etrafda tablolar vardı, gerçekten de güzel bir çalışma odasıydı. Masanın üzerinde kızıl harflerle “Yiğit Koçak ” yazıyordu. Adım adım odanın içine ilerledim. Bir bilgisayar, bir oturma masası... Bu kadar sade ama şık bir odaydı.
Oradan çıkıp üzerinde "7" yazan odaya girdim. Burası sanırım Yiğitin odasıydı. İki kişilik, siyah çarşaflı bir yatak vardı. Yanında şarj aleti ve kol saati duruyordu. Etrafa baktığımda odada bir giyinme dolabı ve camdan oluşan bir masa gördüm. Cam olduğu için içindekiler görünüyordu. Saat koleksiyonu vardı bir sürü saati. Birkaç dosya da vardı.Kahvaltısını bitirdikten sonra masayı toplamaya başladı. Ben de masadan kalkıp koltuğa oturdum. Açlıktan ölüyordum ama dayanabilirdim dayanıklı biriydim, zaten çok da bir şey yemezdim. Gururlu biri olduğum için ölsem de bu pislik helifin evinde asla yemek yemezdim.Masayı topladıktan sonra dışarı çıkmaya hazırlanıyordu ki onu durdurdum. "Telefonumu geri verir misin?" dedim.
Biraz suyuna gitmem gerekiyordu ki telefonumu geri versin, ben de arkadaşlarımı arayıp buradan kaçabileyim.
"Ne yapacaksın telefonunu?" diye sordu.Telefonla ne yapabilirim acaba? Bütün gün burada ne halt edeceğim? Telefonumu verirsen belki bir şeyler izlerim, sıkılmam." dedim. O da hafifçe sırıttı ne yapmaya çalıştığımı biliyordu. Televizyonu parmağıyla gösterdi "Televizyona bakarsan sıkılmazsın."Of çekip yanına geldim
"Telefonumu istiyorum!"Allahım, yine dibime dibime geliyordu. Bir adım atarak aramızdaki mesafeyi kapattı
“Telefonu alıp birilerini arayacağını bilmiyor muyum sanıyorsun?”Off... Birazcık aptal olsaydı nolurdu? Rahatça kaçardım işte!Sonra geri geri giderek benden uzaklaştı, ceketini giyip kapıyı açtı. Gitmeden önce “Akşam gelirim, o zamana dek uslu dur.” dedi. Sonra kapının ardından korumalara seslendi
“Gözünüzü dört açın! Kaçarsa hepinizin sülalesini sikerim!”Sonra sesler kesildi, gitmişti. Arka bahçeden kaçmayı düşündüm ama oraya en az 50 koruma dikmişti. Nereden kaçacaktım ben?Sonra sesler kesildi, gitmişti.Yukarı kata çıktım, belki orada bir yer olur da kaçabilirim. Üzerinde “6” yazan odaya girdim bir çalışma masası ve üzerinde bir sürü dosya vardı. Masanın arkasında büyük bir cam vardı. Etrafda tablolar vardı, gerçekten de güzel bir çalışma odasıydı. Masanın üzerinde kızıl harflerle “Yiğit Koçak ” yazıyordu. Adım adım odanın içine ilerledim. Bir bilgisayar, bir oturma masası... Bu kadar sade ama şık bir odaydı.
Oradan çıkıp üzerinde "7" yazan odaya girdim. Burası sanırım Yiğitin odasıydı. İki kişilik, siyah çarşaflı bir yatak vardı. Yanında şarj aleti ve kol saati duruyordu. Etrafa baktığımda odada bir giyinme dolabı ve camdan oluşan bir masa gördüm. Cam olduğu için içindekiler görünüyordu. Saat koleksiyonu vardı bir sürü saati. Birkaç dosya da vardı.
Dolabı açtığımda beyaz tişörtler, siyah pantolonlar, takım elbiseler diziliydi. Odanın çok güzel kokusu vardı, insanı hayran bırakıyordu. Yiğitin çok dağınık sevmediği, temiz biri olduğu belliydi.
Biraz gezdikten sonra son defa, üzerinde "1" yazan odaya girmek istedim ama kapı kilitliydi. Acaba içeride ne vardı? Meraktan çatlasam da aşağıya indim. Hem açlıktan ölüyordum hem de buradan kaçmanın yolunu bulamamıştım. Hava almak için bahçeye çıktım, asma salıncağından birine oturdum. Yanıma yine bahçedeki korumalardan biri geldiğinde derin bir of çektim.
Dolabı açtığımda beyaz tişörtler, siyah pantolonlar, takım elbiseler diziliydi. Odanın çok güzel kokusu vardı, insanı hayran bırakıyordu. Yiğitin çok dağınık sevmediği, temiz biri olduğu belliydi.
Biraz gezdikten sonra son defa, üzerinde "1" yazan odaya girmek istedim ama kapı kilitliydi. Acaba içeride ne vardı? Meraktan çatlasam da aşağıya indim. Hem açlıktan ölüyordum hem de buradan kaçmanın yolunu bulamamıştım. Hava almak için bahçeye çıktım, asma salıncağından birine oturdum. Yanıma yine bahçedeki korumalardan biri geldiğinde derin bir of çektim.
Bir şeye ihtiyacınız var mı Emily Hanım?" dedi. Bıktım lan, bıktım! Yok ya, yok bir şeye ihtiyacım yok!, defolun gidin!
Sahte bir gülümsemeyle:
“Hayır yok, teşekkür ederim.” dedim.
Tam gidecekken “Aslında var.” dedim.
Hemen bana dönerek:
“Nedir istediğiniz Emily Hanım?” diye sordu.
Pis pis sırıtarak:
“Buradan nasıl kaçabilirim?” dedim.
Gülüşü solmuştu:
“Nasıl, anlamadım?”
Ayağa kalktım:
“Yani diyorum ki, buradan nasıl kaçabilirim?”Adam ne diyeceğini şaşırmıştı. Ona bu kadar açık söylememe şaşırmıştı.
“Üzgünüm Emily Hanım, bu konuda size yardım edemem. Ama başka bir ihtiyacınız olursa söylemeniz yeterli.” dedi.
Yerime tekrar oturdum, elimle git işareti yaptım.
“Eğer bu konuda bana yardımcı olamıyorsan o zaman hiç yanıma gelip ‘Emily Hanım bir şeye ihtiyacınız var mı’ diye sorma!” dedim.
O da başını eğip evet işaretiyle salladı ve gitti.
Oflayıp kara kara nasıl kaçacağımı düşündüm.
Öğlen
Uyandığımda saat 13:45 olmuştu. İçeri geçtim, bedenim buz gibiydi dışarıda uyuduğum için donmuştum. Kendimi ısıtmaya çalışıyordum. Telefonum yanımda yoktu. Açlığım geçmişti aç olduğumu unutmuştum bile.Koltuğa oturup kumandayı elime aldım, biraz televizyona baktım. Zamanın nasıl uçtuğunu anlamadım ama akşam olmuştu. Başım ağrıyordu hem de çok fena yemek yemediğim için ve 8 saattir televizyonun başında olduğum için halim hiç iyi değildi. Dışarıda da soğuk olmuştu sanırım ki burnumu çekip duruyordum.Artık ağzıma bir şeyler atmalıydım çünkü bayılabilirdim. Dolabı açtım, hasta olduğum için mi bilmiyorum ama canım hiçbir şey çekmiyordu. Dolapta sadece benim sevdiğim şeyler vardı: benim sevdiğim içecekler, benim sevdiğim tatlılar. İnanır mısınız, iki yumurta kırmaya bile halim yoktu. Bir kavanoz Nutella’yı aldım, sıcak çay iyi gelir diye çay da demledim. Kaşık kaşık Nutella
yemeye başladım. İyi geliyordu. Benim şeker hastalığımı bilmeyen yoktu valla
Kapı açıldığında içeri giren Yiğit di Beni gördüğünde hafif gülümsedi, ben ise aldırış etmeden Nutella'mı yemeye devam ettim.Yanıma gelip oturdu. Yorgun halimi görmüş olmalı ki yüzü asıldı:
"Sen iyi misin?" dedi.
Ona ters ters baktım, konuşacakken gelen öksürükle ağzımı tuttum.Oturduğu yerden dikleşti:
"Sen hasta mısın!?"
Olum noluyor ya, iyiki bir öksürdük. Ama hasta denilebilirdim. Elini alnıma koyup ateşimi ölçmeye çalıştı. İrkilerek geri çekildim, kısık sesle konuştum:
"Ne yapıyorsun ya..."
Bağıramıyordum çüki boğazım acıyordu kısık, boğuk bir sesle konuşuyordum.
"Siktir, senin ateşin var!" dedi. Bir hışımla beni kucağına alıp dışarı çıkardı.O an başım çok ağrıyordu, "Ne yapıyorsun ya?" Beni arabasına bindirdi, kendisi de benimle arkaya oturdu. Arabayı da koruması sürüyordu
"Ben ço–" dedim, ardından yine bir öksürük.
Bütün gün bir şey yemememden ve dışarıda uyumamdan dolayı hasta olmuştum. Hem de fena hasta olmuştum.Nedense uyumak istiyordum, gözlerim kararıyordu. Hafifçe kapandığında fark etmeden Yiğitin kucağında uyuyakaldım. Saçımın okşandığını hissettim... Gerisi karanlık.
