14. bölüm · Takıntılı Mafya
11
13:25
Doktor gelip taburcu olacağımı söyledikten sonra odadan çıkmıştı. Sadece odada ben ve Yiğit kalmıştı. Oturur pozisyon aldım, tam ayağa kalkacakken Yiğit"Dur!" diyerek beni durdurdu. Bir hışımla yanıma gelip beni kucağına aldı.
A-a ne yapıyorsun be!" diye bacaklarımı havada sallamaya başladım. Ellerini belime sımsıkı sardı ve beni kendine daha çok bastırdı. Bir şey olmamış gibi kapıya yürümeye başladı.
İndir beni!" diye çırpındım ama beni dinleyen kim?. Arsızca gülümsedi. "Öpersen bu dediğini düşünebilirim" gevşek herif.
Sinirden yumruğumu sırtına geçirdim. "O dediğin anca rüyanda olur!" Ardına bakmadan gülmeye devam etti. Sonra kucağında kedi yavrusu gibi durmuş bana baktı.
"Rüyamda bir öpücükten fazlasını görüyorum." Ya sabır!.
Artık hastaneden çıkmıştık. Yavaşça beni ön koltuğa bıraktı. Kendisi sürücü koltuğuna geçeceği sırada kapıyı açmaya çalıştım. Çoktan kilitlemişti! Bir türlü elinden kaçamıyordum! Sürücü koltuğuna oturdu. Ben ise ona bakıp somurtuyordum. Sinirden emniyet kemerimi takamıyordum bile.
Çektim.
Yine çektim.
Ve çektim.
Bu aptal emniyet kemeri neden bağlanmıyor! Yiğit elimden emniyet kemerini aldı ve yavaşça arkamdaki yerine sıkıştırdı. Bunu yaparken birbirimize çok yakındık, nefesim kesildi. Öylece bakarken emniyet kemerini takıp bana baktı.
Ben öyle gözlerimi belertip ona bakarken dudaklarının kenarı yana kaydı. Yüzünde memnun bir ifade vardı ama ben neden olduğunu anlayamamıştım.
Nefes almayı bile unutmuşken tekrar yerine döndü, arabayı çalıştırdı. Yol boyunca hiç konuşmamıştım. Sessizliğimi bozup konuşma kararı aldım.
"Beni bırakmayı düşünüyor musun?"
Kafasını hayır işaretinde salladı.
"Kesinlikle hayır."
Ellerimi sinirden yumup açarken dişlerimin arasından "Ben de kaçarım!" dedim.
Benim aksime rahat ve sakin olması beni daha da çileden çıkarıyordu.
"Kaçarsan bulurum."
Ellerimi kollarımda birleştirip yola odaklandım.
"Ben de bulamayacağın yere giderim!"
Bana öyle bir baktı ki içim eridi resmen.
"İster dünyanın öbür ucuna git yinede seni bulurum." Meraklı gözlerle ona baktım "Ya bulamasan?" Hiç tereddüt etmeden "bulurum" ısrar etmeye devam ettim "Varsayalım ki bulamadın"
"O zaman son nefesime kadar seni ararım"
Sustum sadece yola odaklandım. Ne diyebilirdim ki? Tek taraflı aşkında ona iyi yolculuklar dilerim.
Çıktığım eve tekrar geri dönmüştük. Kendisi arabadan inerken benim kapımı kilitlemişti. Alçak herif! Yanıma gelip kapıyı açtı, beni kucağına aldı.
"Kendim yürüyebilirim, bırak beni!"
Koluna var gücümle vurdum, biliyordum beni bırakmayacaktı.
Bir şey demeden içeri girdi. Az konuşkan biriydi, kısa kısa konuşur net cevaplar verirdi. Onunla konuşmaya çalıştığımda ya susmuş ya da gülümsemişti.Yavaşça beni koltuğa bıraktı. Yanıma oturarak yüzümün her zerresini ezberliyordu.
"İyi misin?"
Ellerimi göğsümde birleştirdim, kabaca "Beni bırakırsan daha iyi olacağım!" dedim.
Bıkkınlıkla nefes alıp verdi, bu konuyu tekrar tekrar açmam hoşuna gitmiyordu. Beni bırakana kadar açmaya da devam edeceğim!
Seni bırakmayacağımı kaç defa söylemem gerekli?"
Ayağa kalkıp mutfağa ilerledi.
Yarım saat sonra elinde bir çorbayla geri
geldi. Klasik hasta yemeği. Yanıma gelerek tepsinin üzerindeki çorbayı masanın üzerine bıraktı. Kaşığı çorbaya bandırıp bana uzattı ki kafamı geri attım.
"Emily ye şunu."
Dudaklarımı birbirine bastırırken sabır istiyormuş gibi nefes alıp verdi.
Açarsan sana sevdiğin tatlıdan alırım."
Kafamı hayır işaretinde salladım, bu sefer diğer seçeneğe geçti.
"Tamam, kıyafet alırım."
Tekrar kafamı hayır dercesine salladığımda sabrı tükenmişti.
"Ne istediğini söyle!"
İşte şimdi istediğim kıvama gelmişti.
"Telefonumu istiyorum. Eğer telefonumu verirsen doya doya yaptığın çorbadan yerim."
Tatlı tatlı konuşurken Yiğit sinirlerini yatıştırmaya çalışıyordu.
"Sana telefonunu veririm ama içinde numara olmayacak."
Ne? Numara olmasa ben kime yazacağım? Yüzümün asıldığını görünce kaşlarını çattı.
Yüzümün asılmasına kıyamıyordu.
Zorlama istersen yavrum."
Bari telefonumda birilerini arayamıyorsam sosyal medyada vakit geçireyim. Kaşığı ağzıma yaklaştırdığında açmamı istiyordu. Telefonum namına ağzımı açtım, çorba kaşıkta çok beklediğim için soğumuştu.
23:54
Yiğit bana kendi elleriyle yedirdikten sonra ilaçlarımı verip gitmişti. Telefonuna arama geldiğinde gitmişti, bana da birkaç saatlik işi olduğunu, geleceğini söylemişti. Aradan kaç saat geçmişti ama hâlâ dönmemişti. Şu bayılma olayından sonra korumalar etrafımda uçuşuyordu.
'Bir şeye ihtiyacınız var mı Emily Hanım?'
Diye diye kafamın etini yemişlerdi, sonunda onları da azarlayıp gönderebilmiştim.
En iyisi de Yiğit telefonumu vermişti ve dediği gibi telefonda numara yoktu. Bu yüzden hiç kimseye yazamıyordum. Yiğit beni kaçırmadan önce kızlarla parti planımız vardı. Şimdi beni ne kadar merak etmişlerdir. Acilen bu evden çıkmam gerekli! Bu psikopat herif beni
buraya hapsetti, kendisi de dışarıda gününü gün ediyor!
Numaram olmadığı için sadece TikTok Lite'de gezinebiliyordum. Çocuk gibi. Sanki babam elimden telefonumu almış, hiçbir etkileşim programına koymamış, ben de gizlice TikTok Lite yüklemişim gibi!
Bu adam peşimi bırakana kadar bana rahat nefes yok anlaşılan.
Koltukta kıvranıp uyumaya çalışırken kapı açıldı, evet gelen Yiğit’di Kendimi uyuyormuş gibi gösterip gözlerimi kapattım.
Uyuduğum koltukta yanıma sıvışıp ellerini belime doladı, ikimizin de üzerini örttü. Gözlerimi açıp 'Ne yapıyorsun sen be!' de diyemiyordum. Sıcak nefesini boynumda hissettim. Bacağını benim kalçamın üzerine koydu, ve beni kendine daha da bastırdı. Çok dağınık uyuyordu. Dudaklarını kulak meme bastırdı.
Hızlı hızlı atan kalbimin sesini umarım duymuyordur.
"Uyu artık güzelim."
Hay aksi duyuyormuş!
Biliyorum bölümleri biraz geç atıyorum. Amma ya ilham gelmiyor ya da zamanım olmuyor. Bu kısacık bölümü bile yazmak için 1 saat düşünüyorum. İlk ilham gelmeli sonra olayın gidişatını falan kafanda canlandırmalısın bölümü tekrar tekrar gözden geçirmelisin. Gerçekten de çok zor bir iş.
Neyse şimdi sorunlarımla sizi daha da boğmayayım diğer bölümde görüşmek üzere🤍
