23. bölüm / 21
Takıntılı Mafya16
Bölümler 21Şu an: 16
- 1 Giriş53 kelime
- 2 Tanitim20 kelime
- 3 Takıntı266 kelime
- 4 35102 kelime
- 5 Kulupten227 kelime
- 6 3595 kelime
- 7 Kaçirilma385 kelime
- 8 Yeni bölüm421 kelime
- 9 Yeni bölüm534 kelime
- 10 Bölüm1.150 kelime
- 11 Yeni bölüm351 kelime
- 12 10 bölüm517 kelime
- 13 11804 kelime
- 14 12682 kelime
- 15 13728 kelime
- 16 14862 kelime
- 17 151.177 kelime
- 18 161.314 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 17621 kelime
- 20 18494 kelime
- 21 19380 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bir şeylerin gıcırdamasıyla gözlerimi açtım. Yerde dağınık halde yatıyordum. Hemen yanımda Duygu vardı, koltukta ise saçı başı dağınık olan Sevda. Burcu ise kim bilir nerede uyuyordu. Gözümü etrafta gezdirmeye başladım. Dün gece bu odada ne yaşanmıştı? Oda darmadağınık bir haldeydi açık olan cips paketleri, yerdeki mikrofon ve içkiler...
Dün gece kafayı fena dağıtmıştık. Yanımdaki Duygu'yu uyandırıp "Duygu, kalk!" dedim. Saat kaçtı acaba? Duygu garip mırıltılar çıkarıp uykusunu bozmadı. Bu sefer de Sevda'yı dürttüm. Sevda koltukta bir ayağını dışarı atmış, diğer ayağını da koltuğun başına denk gelecek şekilde açmıştı.
Yüzüne düşen dağınık saçları yüzünü göstermiyordu. "Kalkın artık! Burcu hangi cehennemde!" Duygu'nun evinde kocaman güllerini koyduğu vazolar vardı. Vazoların arkasından Burcu'nun "Burrağğdayım!" diyen sesi duyuldu. Henüz hiçbiri tam uyanmadığı için esneyip gözlerini yumuyorlardı. Sevda gözlerini açmadan "Saat kaç?" dedi. Duvardan asılı olan saate bakıp gözlerimi kocaman açtım. 13:04 mü!? Bu kadar uyumuş olamayız! Saat kaçta uyumuştuk biz?
13:04!" dedim.
Sevda hemen yerinden fırlayarak saate baktı. Benimle aynı tepkiyi verip gözlerini fal taşı gibi açtı. "Olamaz, işe geç kaldım!" diyerek hemen ayağa kalkıp Duru'nun odasına koştu. Duru'nun sinirli sesi duyuldu "Kıyafetlerimi kirletirsen seni mahvederim!" Duru'nun ince çizgisi kıyafetleriydi. Kıyafetlerine çok önem verirdi, üzerinde bir leke olmasına bile dayanamazdı.
Burcu, vazonun arkasında garip mırıltılar çıkarıp uyanmaya çalışıyordu ama yapamıyordu. Genelde bizim gibi erkenden kalkan biri değildi, hep geç uyanırdı.
Duygu kendine gelir gelmez odanın haline çığlık attı. "Bu odanın hali ne!" Evini mahvetmiştik. "Bu evi temizlemeden kimse hiçbir yere gitmiyor!" Sonra içeride hazırlanan Sevda'ya bağırdı "Zaten geç kaldın, hazırlanman bile bir saatini alır. Gitme bu gün işe."
Sevda odadan çıkıp üzgünce koltuğa yığıldı. "Ne oldu, yoksa bugün sevgilini göremeyeceksin diye mi üzülüyorsun?" dedim.
Saçmalama, umrumda bile değil!"
Aynen."
Buna inanmamızı mı bekliyordu?
Yiğit
Koltukta oturmuş, bilmem kaçıncı viskimi kafama dikiyordum. Gitmişti. Git, dedim ve o da gitti. Ama gelecekti, çünkü telefonu burada kalmıştı. Telefonuna olan bağlılığını biliyordum.
Gelmek zorunda. Gelmezse kaçırırdım.
Telefonuma aramalar susmuyordu. Bir süre bütün işlere ara vermek istiyordum. Bütün işlerimi bir süreliğine yeğenim Ateş'e verecektim. Bunu yapmamın sebebi, o piç herife hayatı öğretmekti. Bugüne kadar benim kanatlarımın altında gününü gün etmişti ama artık kocaman adam olmuştu, neredeyse 23 yaşına basacaktı. İşleri ona devredince bütün zorluklarla baş başa kalacaktı.
Ama öğrenecekti.
Öğrenmek zorundaydı.
Ben ellerimle kazıya kazıya bu duruma gelmiştim. Çocukken ailemin maddi durumu beni büyütmeye yetmiyordu. Annem üç işte çalışıyor, aileyi dolandırmaya çalışıyordu. Babam ise annemin getirdiği paraları kumara yatırırdı. Sonra annem eve para getirmemeye başladı çünkü ağır bir hastalığa yakalanmıştı, çalışacak durumda değildi.
Babam para gelmeyince beni çalışmaya zorladı. Daha 10 yaşında çocuktum, ne işte çalışacaktım?
İlk sanayide işe başladım ama aldığım üç kuruş para babamı doyurmuyordu. Annemin ameliyat parasını çıkarmak için ne kadar çabalasam da olmadı.
Annemi kaybettim.
Annemin yokluğuyla nasıl yaşayacağım derken bir de babamı kumar borçları yüzünden öldürmüşlerdi. O günü dün gibi hatırlıyorum. Annemin cenazesindeydik, babam cenazeye gelmeye bile tenezzül etmemişti. On yaşındaki çocuğa herkes baş sağlığı diliyor, herkes beni bağrına basıyordu.
Cenaze bittikten sonra herkes evine dağıldı. Ben de evime gittiğimde babamın cansız, soğuk cesedinin kanlar içinde yerde yattığını gördüm.
Aynı günde hem annemi hem de babamı kaybetmiştim.
Öksüz kalmıştım.
Sonra ise küçük küçük dolandırıcılıkla paralar kazandım. Parayı gittikçe artırıp tıpkı babam gibi ben de kumara yatırdım.
Kumarda kazandığım paralar küçük servetime güç katıyordu. Zekam ve insanları manipüle etmemle buralara kadar gelmiştim.
Çok sayıda kumarhanelerim ve otellerim var. Dünyanın sayılı zenginlerinden biri haline gelmiştim. Ama gel gör ki, üç yıl önce gönlümüzü bir yara kaptırmıştık...
Her şeyde iyi oldum, her şeyi başardım ama bir şu kızı kendime aşık etmeyi başaramadım.
üç yıl onu takip ettirdim. O görmese de her yere onunla geldim. Gittiği kafeler, barlar, restoranlar hepsine onunla geldim. O bilmeden, o görmeden gizlice onu izledim. Takıldığı bütün erkeklerin hepsini öldürdüm.
Kapı tıklatma sesiyle kendime geldim. Kafamı kaldırıp kapıya baktım. "Gel" dedim sakince. İçeri giren koruma hemen üstünü düzeltti ve başıyla selam verdi. "Üzgünüm Yiğit Bey, içeri kimsenin girmemesini söylemiştiniz ama kuzeniniz Melek Hanım geldi." Melek mi? O New York'ta değil miydi?
İçeri gelmesini söyle" dediğimde koruma hemen dışarı çıktı. Melek anne tarafından kuzenimdi. Nasıl söylesem, o da benim gibi bir psikopattı. İkimizin tek ortak noktası psikopatlığımızdı. Melek isminin tam tersiydi. Kurnazdı, söz dinlemezdi, kendi kararlarını kendi çizerdi. 25 yaşına gelip çatmıştı, benden 6 yaş küçüktü.
İçeri selamsız kelamsız dalıp önce bana, sonra da her yerde olan içki şişelerine baktı. "Görüyorum da vaziyetin pek de iyi değil." Ona fikir vermeden elimdeki viski şişesini kafama diktim. Yanımdaki koltuğa yayılıp bir şişe de o alıp açtı. "O senin için uygun değil." Genelde viskiyi erkekler içerdi, ağırdı, fena çarpardı.
Sandığın kadar ben de iyi değilim." Viskiyi kafasına dikip dudaklarından taşan viskiyi kabaca sildi. "Evlendim ben." Ne demek evlenmiş? Şaşkınlıkla yüzüne baktım. Ne söylediğini anlamaya çalışıyordum. Ölmek mi istiyordu? "Ne demek evlendin!?" Sakince omuz silkti. "Zorla." Duyduğum şeyle kan beynime sıçradı.
Kim benim kuzenimi zorla nikah masasına oturtabilir! Kim o canına susamış herif!" Sırf üç yıldır şu inatçı keçiye taktığım için şununla ilgilenemedim, olanlara bak!
Sinirden yumruğumu sıkıp açarken o herifi bulup öldürmek için can atıyordum. "Ya bana o dalağını siktiğimin adamı kim, söyle ya da gidip kendim bulurum!" Derin nefes alıp anlatmaya başladı. "Bildiğin gibi 3 yıl önce hepinizden bıkıp New York'a gittim. Bir müzeye gitmiştim ve tarihi eserlere bakıyordum. Orada bir adamla göz göze geldik." Dedi.
İlk başta umursamıyordum, o da tarihi eserlere bakmaya geldiğini düşünmüştüm. Ama gittiğim her yerde onunla karşılaşmaya başladım." Viskisinden bir yudum daha alarak devam etti. "Sonra bu adam hakkında ihbarda bulundum ama bana ihbarda bulunduğum adamın kocam olduğunu söylediler." Yumruğumu sinirden yumup açarken yerimde zar zor duruyordum. Bunu fark eden Melek beni sakinleştirmeye çalıştı. "Sakin ol ve lütfen ona bir şey yapma, yoksa seni asla affetmem." Gözlerime yalvarırcasına bakıyordu. Cevap vermemi beklerken beklemediği soruyu sordum "Ona aşık mısın?" Buna cevap verirse o adama hiçbir şey yapmazdım.
Gözlerini kaçırdı.
Sustu.
Yanakları kıpkırmızı oldu.
Cevabımı almıştım. Ona aşıktı.
Bunun ne önemi var ki..." dedi üzgünce. "Ona boşanma davası açacağım ve sen de bana ona bir şey etmeyeceğin hakkında söz vereceksin
"Çok beklersin." Burada zar zor dururken buna onun sözünü veremezdim. "Lütfen." Gözlerimin içine çaresizce bakıp cevap vermemi bekledi. Ben pes etmeyince artık itiraf edip "Evet, onu seviyorum!" dedi. "Ve şimdi bana söz ver."
Bıkınca "Tamam, söz" dedim. Oysa ne güzel işkence planları kurmuştum.
Beklediği cevabı vermemin sevinciyle gülümsedi ve ayağa kalktı. Arkadan "Nasıl onla evlendin senin haberin yokmuydu?" dedim. Omuzlarını silkerek "Bilmiyorum nasıl yaptı amma kendimi evli buldum. O adam tam bir dolandırıcı" dedi. Tam ağzımı açmıştım ki "Bu gece burada kalacağım." diyerek sözü ağzıma tıktı.
Yukarı kata koşaraktan ilerlediğinde arkasından bakıyordum.
Emily
Aynanın karşısında kendime bakıyordum. Beyaz sade elbise ve siyah çizmelerimi giydim. Kulaklarıma kalın halka küpe takmıştım. Dudaklarıma kahverengi çerçeve içine de açık kırmızı ruj sürmüştüm. Gözlerime küçük kuyruklu eyeliner, kirpiklerimi de kıvırmıştım. Saçımı açık koyup olduğu gibi kıvırcık bırakmıştım.
Son dokunuşu yapıp parfümümü sıktım ve hazırdım. Gidip Yiğit'den telefonumu alıp gelecektim.
Beni kaçırıp getirdiği malikanenin önünde durmuştuk. Taksici abiye parasını verip arabadan inmiştim. Beni görünce korumalar küçük çaplı şok geçirseler de bir şey diyemediler.
Alacaklı gibi kapıyı çaldım. Gelip telefonumu alıp gitmek istiyorum. Birkaç dakika sonra kapıyı açan, beyaz erkek gömleği dizlerine kadar uzanmış, ıslak siyah saçlarını havluyla kurulayan, tahminen 20-25 yaşlarındaki taş mı taş kadın açtı.
Bu kadın da kimdi böyle?
Arkasından Yiğit'"Kim gelmiş?" diyen sesi duyuldu. Kızın arkasına baktığımda koltuk içkilerle doluydu. Anlaşılan gidişimden sonra hemen yeni birini bulmuştu.
Mükemmel gece geçirdikleri içinse kızın üstünde Yiğit'in olduğunu düşündüğüm gömlek vardı. Kadın gülümseyerek "Buyurun, kime bakmıştınız?" Yiğit anında ortaya çıkarak kadının arkasından bana baktı. Yiğit'le göz göze gelince anlamsız ifadelerle ona bakıyordum. O ise bir bana bir de karşımda olan kızın kıyafetlerine bakıp yutkundu.
Ne çabuk yeni birini bulmuştu?
Daha buradan gideli iki buçuk gün olmuştu!
Kusura bakmayın bu bölümde Emily ve Yiğit sahneleri olmadı amma Yiğitin ailesini nasıl kayıp ettiğini nasıl bu kadar zengin olduğunu öğrendik.
Emilyinde arkadaşlarının aşk hayatından bahs etmişdik. Sizce hangisi daha guzel ilişki yaşıyor?
Duygu ve Burcunun henüz sevdikleri ve ya sevgileri yok amma onlarada Yiğitin cebhesinden birini bulaçağım
Ha birde bölümler uzunmu olsun kısamı?.
Neyse diyer bölümde görüşmek uzere.🤍
Bölüm etkileşimi
