88. bölüm · STRAY KİDS ~ İMKANSIZIN SAHİBİ

BÖLÜM 88

yohara 🧋

EUN'DAN

Sonunda şirkete varmıştık.

Geç gelmiştik çünkü, trafik iki saat park yeri bulmakta bir buçuk saatimizi almıştı.

Bavullarımız ile beraber şirkete girdik ve JYP'nin odasına çıkmak için asansöre bindik.

Şirkette ki çalışanların yarısı bizi tanımıyordu, fazla ortalıkta olmadığımız için ama yarısından çoğu tanıyordu bizi.

Yani bizi tanımayanlar idol olmak için geldiğimizi falan düşünüyor olabilirlerdi ama bu zerresiyle umrumda değildi.

JYP'nin odasına geldiğimizde bir çalışanın çıktığını gördük ve ardından biz girdik içeri.

Bizi gören JYP elindeki kağıtları asistanına vererek onun dışarı çıkması gerektiğini söyledi.

JYP:
–Sonunda geldiniz demek ki, sizin için ayırdığımız odaya yerleşebilirsiniz

Cha:
–Efendim, odanın yerini bilmiyoruz

JYP:
–Asistanım yerini size gösterecektir

Ardından Soobin'i süzdü.

JYP:
–Sen onların arkadaşı mısın?

Yok, babamın kankasıydı, bu JYP gün geçtikte daha da mallaşıyordu ama neyse.

Soobin:
–Evet?

JYP:
–Hm... Tamamdır, onlarla beraber kalmana izin vereceğim

Birşeyler sezmeye başlıyorum ama boşverin, zaten JYP'nin asistanı ile flört ettiğini herkes biliyordu.

Yani en azından ben ve Cha biliyoruz.

Soobin:
–Teşekkür ederim

JYP:
–İlgilenmem gereken çok iş var, siz gidebilirsiniz

Bize ne kardeşim senin işlerinden? Direk gidin de yeter yani, ne açıklama yapıyorsun ki?

Bu adama olan nefretim asla bitmeyecekti.

Asistanın bize gösterdiği odanın önüne geldik.

Bize odayı gösterdiği an, defolup gitmişti.

Ben:
–Bu mu olanak sağladıkları yer?

Cha:
–Çok kötü!

Soobin:
–STRAY KİDS ile kalmayı özledim

Ben:
–Yuh! Şirkete yeni geldik, kızım?

Soobin:
–Ben yine de özledim ama

Cha:
–Sen onlarla bir haftalığına tanıştın, sen birde bizi düşün? Bu yaşta aşk acısı çekiyorum ya!

Ben:
–Bangchan ile berabersiniz hala, neyin acısı bu?

Cha:
–Ya kızım, sen her ortamı bozmak zorunda mısın?

Ben:
–Evet

Sırıttım.

Cha asistanın verdiği anahtar ile kapıyı açtı.

Odaya girdik ve kapıyı kapattık.

Cha:
–Kızlar, ben Bangchan'ı haber edeceğim, siz istediğinizi yapın

Ben:
–Bende Lee Know'u arayayım bari

Soobin:
–Bende oturayım o zaman

Cha balkona çıkarken bende Lee Know'u aradım.

Aramayı açmasını bekledim ancak açmıyordu.

Bir beş dakika falan geçtikten sonra telefon açıldı.

Ben:
–Alo? Lee Know biz geldik şirkete, seni haber etmek için aradım

Jisung:
–Lee Know Hyung duş alıyor

Ben:
–Jisung sen miydin ya? Neyse Lee Know duştan çıktıktan sonra ona onu aradığımı söylersin

Jisung:
–Tamamdır Noonacığım!

*Arama sonlandırıldı

Jisung telefonu kapatınca kendimi yatağa attım.

Yerleşmek için zamanımız vardı, zaten işe yarın başlayacaktık.

Yani bu dinlenme zamanımızın olduğunu gösteriyordu.

1 Gün Sonra

Uyandığımda yatağımda oyalanmaya devam ettim.

Esnedikten sonra saate baktım.

Bakış o bakış olacak ki, alarm çaldı.

Büyük bir sevinçle yatakta ayağa kalktım ve zıpladım.

Ben:
–Yes be! Alarmdan önce uyandım! Evet! Aferin kızım, sende gelecek var gelecek!

Yatakta ayağa kalkmış bir şekilde elimi yumruk yaparak havaya kaldırdım.

Üstüme gelen yastık anı bozmuştu.

Soobin:
–Biraz sessiz ol ya!

O an Cha'nın yatakta olmadığını ve çoktan uyandığını farkettim.

Banyo'nun kapısı sürgülüydü ve Cha kapıyı açtı, ağzında diş fırçası ile.

Üstünü çoktan giyinmişti bile.

Ben ise siyah benekli, kırmızı pijamalarım ile yatakta ayağa kalkmış bir pozisyonda duruyordum.

Cha'nın kapıyı açması ile bakışmamız an meselesi olmuştu.

Ağzındaki diş fırçasını çıkarttı.

Cha:
–Bor soron mo vor?

Evet, ağzında macun olduğu için konuşamıyordu.

Ben:
–Sabah sabah psikolojimi bozdun Cha! Kapat şu kapıyı!

Ağzına diş fırçasını koydu ve kapıyı kapattı.

Ben:
–AYRICA DA BİR SORUN YOK!?

Üstüme siyah bir crop giymiş, altıma ise siyah kısa bir kot şort giymiştim.

Cha üstüne siyah crop, siyah gömlek ve uzun siyah bir pantolon giymişti.

Soobin ise daha uyanmamıştı bile.

Sonunda banyodan çıkan Cha, Soobin'in uyanması için örtüsünü üstünden çekmişti.

Cha:
–Hadi çıkıp kahvaltıyı dışarıda yapalım!

Tabii ki de, şirkette yemeyecektik.

Soobin uyandıktan sonra hızla giyindi ve şirketten erkenden çıktık.

Kahvaltı için güzel bir yere geldikten sonra muhteşem bir kahvaltı yapmak için servisi bekledik.

Ben:
–Acaba Lee Know'u arasam mı?

Cha:
–Ara istersen

Ben:
–Ya uyuyorsa?

Soobin:
–Saat kaçta kalktığını bilmiyor musun sen?

Ben:
–Biliyorum, bu saatte kahvaltı yaparlar genelde

Soobin:
–Ara o zaman?

Telefonumu aldım ve kişiler uygulamasını açtım.

Son aramalar da Lee Know'un beni 22 defa aradığını gördüm.

Ben:
–Dün Lee Know beni mi aradı?

Cha:
–Evet

Soobin:
–Sen kıyafetlerini düzenledikten sonra yatağına uzanıp telefonuna girmeye başladın, Cha Unnie duş alırken ben kahve almaya gitmiştim geldiğimde telefonun çalıyordu ama sen uykuya dalmıştın

Cha:
–Uykun da o kadar ağır ki, tam 22 aramayı görmemişsin bile?

Soobin:
–Evet ya, sonrasında Lee Know Oppa'yı arayıp senin iyi olduğunu ve uyuduğunu söyledik, duşta olduğu için aramana cevap veremeyince seninle konuşmak istemiş ama sen uyuduğun için konuşamadı

Ben:
–Şaka yapmıyorsunuz değil mi? Ben o kadar ağır uyumam ve dün uyuduğumu hatırlamıyorum

Cha:
–Sana ne diye yalan söyleyelim ki?

Cha bunu söylerken kahvaltı gelmişti bile.

Büyük bir vicdan azabı çekmiştim, ancak hala onu arayabilirdim.

Soobin ile Cha yemeğe başladıkları sırada telefonumu elime aldım.

Şuan üçümüz de hem yiyor, hemde telefonumuza bakıyorduk.

Kişiler uygulamasını açtığım an Lee Know'u aradım.

Açmasını bekledim ancak zaman aşımı dolduğu için arama sonlandırıldı.

Tekrar aradım, bu sefer açması beş dakikayı almıştı.

Ben:
–Günaydın!

Büyük bir sevinçle karşılamıştım onu telefonda.

Lee Know:
–Sanada günaydın, bayan uykucu!

Sesi uykulu geliyordu, sanırım o uyurken aramıştım onu.

Ben:
–Kahvaltı yapmadın mı? Hala yatakta mısın?

Lee Know:
–Hm~ Evet, gel beraber yatalım?

Ağzıma attığım salatalık boğazımda kalmıştı.

Ben:
–Uykulu olmana rağmen tehlikelisin!

Lee Know:
–Öyle miyim? Evet, öyleyim!

Onun bu haline gülmeden edememiştim.

Ben:
–Bugün işiniz yok sanırım, evde bolca dinlenirsiniz artık, ha?

Lee Know:
–Hm~ Evet, ben biraz daha uyuyacağım zaten...

Sonlara doğru sesi kesilmişti, esnediği anlaşılıyordu.

Ben:
–Tamam o zaman, sonra ararım seni, olur mu?

Lee Know:
–Her zaman bebeğim, istediğin zaman ara beni!

Sessizce kıkırdadım.

Ben:
–Tamam o zaman, görüşürüz!

Lee Know:
–Görüşürüz güzelim...

*Arama sonlandırıldı

Telefonu kapatıp masanın üzerine bıraktım.

Soobin:
–Kızlar siz çalışırken ben ne yapacağım?

Ben:
–Senin pastanen yok mu?

Soobin:
–Kovuldum dedim ya?

Cha:
–Elindeki tek işten de kovulmazsın

Soobin:
–Ben ne müşteriler ile uğraşıyordum biliyor musun? Yemin ederim, her gün sinir krizi geçirmemek için kendimi zor tutuyordum, sonunda patlayınca kovuldum tabii

Ben:
–Herneyse, ben bugün üyeler için kıyafet tasarlayacağım, o yüzden çok yoğun olacağım

Cha:
–Bende üyelerin katılması gereken programları ve Eylül ayındaki konserleri için düzenleme yapacağım

Soobin:
–Off, ikinizde meşgulsunüz ben ne yapacağım tek başıma

Cha:
–Takılırsın kendine, dışarı çık gez dolaş, ne yapalım artık yani?

Ben:
–Aslında bugün üyelerin tatil günü yani istersen onların yanına git

Soobin:
–Bilmiyorum, gezerim belki de

Soobin ne yapacağını bulmakla düşünürken biz kahvaltımıza devam etmiştik.

Kahvaltının ardından hesabı ödeyip Cafe'den ayrıldık.

Şirkete gitmek için yola çıktığımızda Soobin gezeceğini söyleyerek yanımızdan ayrılmıştı.

Çevirdiğimiz ilk taksiye binerek şirketin yolunu tuttuk.

***

İstemeye istemeye müdürün odasına doğru ilerlerken elimdeki kumaş dolu paketi zar zoruna taşıyordum.

Müdürüm olan Kwang Jin takıntılı bir insandı ve benimle uğraşmayı pek severdi, ancak ben hiç hoşnut olmazdım bu durumdan.

O yüzden onunla çalışmak istememiş ve sırf onunla yüz yüze gelmemek için STRAY KİDS'in yurdunda Cha ve kendim için özel oda istemiştim.

Ama dönüp dolaşıp yine aynı yere gelmiştim, hemde istemeyerek.

Sol elimle kutuyu tutarken sağ elimle de kapıyı açmaya çalışmıştım.

Kapıyı açtığımda Kwang Jin'in sekreteri ile konuştuğunu görmüştüm.

Beni görünce yüzünde pis bir gülümseme oluşmuştu, ondan nefret ediyordum.

Kwang Jin:
–Sen çıkabilirsin

Sekreter dışarı çıkınca kapıyı kapattı, istemsiz ve derin bir nefes aldım.

Kwang Jin:
–Eun Kyung... Sonunda karşılaşabildik

Ben:
–Aman ne iyi...

Kwang Jin:
–Beni özlediğini biliyorum

Ben:
–İşimize dönersek her ikimiz içinde daha iyi olacaktır!

Kwang Jin:
–Eskiden de böyle serttin, hiç değişmemişsin

Kutuyu masaya bırakıp kapıya döndüm.

Kwang Jin:
–Müdürünün sözünü dinlemezsen kovulursun! Konuşmamız bitmedi!

Oflayarak arkamı döndüm.

Ben:
–Bakın, sizinle işim yok! Ben bu şirkete hayallerim için başvurdum, sizin gibi belalar ile uğraşmak için değil!

Kwang Jin:
–Hayallerin, bir grup serseri için elbise tasarlamak mı?

Ben:
–Hayallerim olduğunu söyledim, karışabileceğinizi söylemedim?

Kwang Jin:
–O erkek gruplarında çalışmak senin için iyi olmayacaktır

Ben:
–Sizin işiniz tasarlanan elbiseleri kontrol etmek, grupların çalışanlarına karışmak değil?

Daha bana cevap veremeden odadan çıktım ve atölyeye doğru yürümeye başladım.

Tasarlamam gereken her bir üye için ayrı olarak üç tane yani toplamda yirmi dört tane kıyafet vardı, uğraşmam gereken bir erkek değil.

CHA'DAN

Çalışanların ortak olarak bir salonda çalıştığı, kendime ait ofislerden birisinde dosyaları inceliyordum.

İşime fazlasıyla odaklanmıştım, hatta o kadar odaklanmıştım ki önüme konulan bir bardak kahveyi bile farketmemiştim.

Farkettiğimde başımı kaldırıp bardağı bırakan kişiye baktım.

Ben:
–Dong Hyun?

Benim gibi menajerdi ama kendisinden nefret ederdim, sebebi ise iş yerinde asla işi ile ilgilenmemesiydi.

Adam, sevgili yapmak için şirkette dolaşan serserinin tekiydi.

Dong Hyun:
–Bayan Cha? Uzun zamandır seni ortalıkta göremiyorum, nerelerdesin?

Ben:
–Sizi ilgilendiren bir durum değil

Dong Hyun:
–Herneyse, çalışırken çok güzel göründüğünü biliyor muydun? İşine odaklı bir şekilde çalıştığını görünce seni bozmadım ve izlemeyi tercih ettim, ah sanırım bu hayatımın en iyi tercihlerinden birisi olmalı

Yürüyen beton, bana mı yürüyordu? Ah, hadi ama sapık! Git kendi duvarına yerleş, ben kendi binamı kurarken bana engel olma!

Beni rahat bırakmazsa bunu ona söyleyecektim.

Ben:
–İşinize bakın, sizinle ilgilenmiyorum

Dong Hyun:
–Ah, bu sert imajın beni daha da cezbediyor Bayan Cha

Ben:
–Bana bayan demeyi kesin ve derhal işinize dönün! Yoksa sonucu hiç iyi olmayacaktır!

Onu saniyesinde yere gömebilirdim.

Dong Hyun:
–Sevgilim olsan ne güzel olmaz mıydı? Seninle beraber takılırdık, kadın ve erkek olarak, mükemmel değil mi?

Bu cümlesi beni daha da sinirlendirmişti.

Ayağa kalkıp masadaki sıcak kahvenin kapağını açarak yüzüne fırlatmıştım.

Yanmanın verdiği acı ile bağırırken üstüne bakıyordu.

Ben:
–BURADAN HEMEN DEFOLUP GİDİN!? HEMDE HEMEN!?

Büyük bir sinir ve şokla lavaboya doğru ilerlemeye başladı, diğer çalışanların olanları izlediğini anladığımda onlara baktım.

Ben onlara bakınca herkes kendi işine dönmüştü.

Bu adamın işle alakası olmamasına rağmen nasıl kovulmuyordu bilmiyordum ki zaten bildiğim tek birşey vardı; Bangchan'ın yanında olmak istediğim.

Onunla konuşup olayı anlatmak da pek emin değildim ancak bu adam peşimi bırakmazsa ya ona anlatacaktım, ya da şirkete şikayet formu yollayacaktım.

Sinirle saçlarımı karıştırırken tekrar işime odaklanmanın zorluğu ile kendime gelmeye çalıştım.

Bu benim için çok zor olacaktı ancak buna mecburdum...