70. bölüm · STRAY KİDS ~ İMKANSIZIN SAHİBİ

BÖLÜM 70

yohara 🧋

CHA'DAN

Kendi kendime dolanıyordum, odada.

Başka yapacak birşey yoktu benim için.

Bangchan'ın yanına gitmek istiyorum.

Gidecektim de...

Ama doğru zamanı beklemem gerekiyordu, sanki.

Ne yapacaktım ben?

İşe Eun'u veya diğer üyeleri karıştırmak istemiyordum.

Kısacası yardım almak istemiyordum.

Bu sorunu nasıl açtıysam öyle kapatacaktım.

Ama bunun bir yolunu bulmam gerekiyordu.

Öyle birşey yapacağım ki...

Bangchan, beni umursamak zorunda kalsın.

Hayır...Gidip bir binanın ucunda durup "Hey, Bangchan!Beni affetmezsen atlarım!" Demeyecektim.

Tabii, çok gerekirse evet ama neyse.

Ay, birde ben yapınca "Atla!" Diyormuş.

Neyse, neyse...Ne düşünüyordum ben?

Hah, evet.

Bu durumun çözümü ne olabilir ki?

Lisede iken Eun ile bir sorunla karşılaştığımız da Eun'un yaptığı birşey vardı.

Herhangi bir kitabı açar, gözüne takılan ilk cümleyi okurdu.

Bunun ne kadar saçma olduğunu söylesem de, kitapların her zaman yol verdiğini söyleyip dururdu.

Hala da saçma geliyor ama içten içe denemek istiyordum.

STRAY KİDS üyelerinin kendi dekore ettikleri bir dinlenme odası vardı.

Üyeler arada oraya gider, kendi kendilerine takılırlardı.

O odada daha çok Felix dururdu.

Nedenini bilmiyorum ama rahatlatıcı herhalde.

Hiç gitmediğimi söylesem bana inanır mıydınız?

Eun'un yöntemini denemek istiyordum.

Ve deneyecektim de...

Merakla çıktım odadan.

Herhangi bir üyeye takılmamak için sessizce kapattım kapıyı.

Koridorun sonunda, oturup salonu seyredebileceğimiz küçük bir balkonu ve balkona yerleştirilen tekli bir koltuk, hemen önünde ise bir masa vardı.

Kapının hemen üzerinde 'Dinlenme Odası' yazıyordu.

Odaya girmek için yürümeye başladım.

İçimde küçük bir kıpırtı vardı, sanki.

Kapıyı yavaşça açtım.

İçeri girdiğimde çok hoş bir manzara ile karşılaşmıştım.

Büyük ve küçük bir balkona çıkan bir şeffaf bir kapı, kapı'nın boyutunda bir perde ve hemen önüne yerleştirilen armut koltuklar vardı.

Küçük bir mutfak vardı.

Duvarlarda STRAY KİDS posterleri, küçük letli bir ipe asılmış foto kartları vardı.

Duvara dayanmış raflar vardı.

Her bir raf kitap doluydu.

Eun'un bu odaya girdiğini biliyordum ama bana hiç bundan bahsetmemişti.

Sadece "Odanın tam ortasında raflar ve masa vardı" Demişti.

Sanırım değiştirmişler ve daha süslü hale getirmişlerdi.

Çok güzel ve çok rahattı.

Eun ile kullandığımız bu yöntemi denemek için göz gezdirdim.

Elime denk gelen bir kitabı aldım ve bir sayfasını açtım.

Kitabı açtığımda gözüme ilk çarpan cümleyi okudum.

"Kadın, adamı bekledi,
'Seviyorsa yazar!' diye,
Adam, kadını bekledi,
'Seviyorsa yazar!' diye,
İkisi de kaybetti...
'Sevseydi yazardı!' diye..."

Kalakaldım.

Kalbim küt küt atıyordu.

Sanki bu cümle bizi anlatıyordu.

Elimdeki kitapla armut koltuklardan birisine oturdum.

Hiç konuşmadım.

Cümleyi üç-dört kez okudum.

Bu cümlede anlatılan şeydi;
Birimizin ilk adımı atması gerektiği...

Bunu ben yapmalıydım.

Çünkü onu beklersem zaman akıp gidecekti, sadece.

Evet, bunu ben yapacaktım.

Kendi kendime düşünmeye başladım.

Bunu yalnız bir şekilde mi yapmalıyım?

Yoksa birisinden yardım mı almalıyım?

Sonra bir karar verdim.

Üçe kadar sayıp, odaya ilk giren kişiden yardım almaktı.

Sesli olarak saydım.

Bir...İki...Üç...

Kapıya yöneldim.

Kimse gelmedi.

Tekrar denemeye karar verdim.

Bir...İki...Üç...

Bir süre daha bekledim.

Kimse gelmedi.

Defalarca denedim ama odaya kimse gelmedi.

Belki de, kimsenin desteğine ihtiyacım yoktu.

Bunu kendim yapmak zorundaydım.

Kimsenin gazına gelmek zorunda değildim.

Önceden de düşündüğüm gibi;
Kimseyi işin içine karıştırmayacaktım.

Belki, bu en iyisi olacaktı.

Ayağa kalktım ve elimdeki kitabı aldığım yere yavaşça yerleştirdim.

Odaya tekrar göz gezdirdikten sonra kapıyı açtım.

Işığı ve kapıyı kapatıp çıktım.

Odama doğru giderken Bangchan'ın odasının önünden geçiyordum.

Odadan sesler geliyordu.

Sanırım yanında birisi daha vardı.

Merak ettiğim için kapıya dayandım.

Ama yanında kimse yoktu.

Çünkü odanın içinde sadece onun sesi vardı.

Bangchan:
–Ah, kahretsin!Sağanak da ne demek!?Ben bu gece dışarı çıkacaktım, bütün planım alt üst oldu!

Gecenin o vaktinde nereye gideceksin Bangchan?

Kapıdan ayrıldım.

Etrafa bakındım.

Aşağıya, salona baktım.

Kimse yoktu.

Herkesin odasında olması garip gelmişti.

Kendi odama yöneldim.

Ne yapmam gerektiğini düşünmek için yalnız kalmaya ihtiyacım vardı.

Odama girdiğimde kapıyı kilitledim.

Pencereden dışarıya baktım.

Hava yağmurlu görünüyordu.

Akşam yağmur yağacağı içindi, herhalde.

Hava durumuna göz atmaya karar verdim.

Saat tam 22:00'da yağmur yağacaktı.

Öyle bekleniyordu.

Yatağımın kenarına oturdum ve yaslandım.

Dışarıyı rahatça görebiliyordum.

Telefonumu açtım.

Saat 20:57 geçiyordu.

Yapayalnızdım.

Telefonumu açtım ve gruba baktım.

Kimse birşey yazmıyordu.

Eskisi gibi...

Belki de ben konu açmalıydım.

Ama ne yazmam gerektiğini hiç bilmiyordum.

Düşünmeye başladım.

En son aklıma gelen şeyi yazdım.

Siz:
–Oh, hiç ses seda yok, ne yapıyorsunuz?

Konu açmak için bunu yazmaktan başka çarem yoktu.

Bir süre bekledim.

Belki on, belki on beş dakika bekledim.

*Hyunjin yazıyor...

*Jeongin yazıyor...

*Changbin yazıyor...

*Jisung yazıyor...

Hyunjin:
–Felix ile UNO oynuyoruz

Jeongin:
–Changbin Hyung ile pizza yiyoruz

Hyunjin:
–Zıkkım yiyin

Changbin:
–Gel beraber olsun

Jisung:
–Seungmin ile film izliyoruz

Siz:
–Bakıyorum da, Lee Know ve Eun'dan hiç ses yok

Jeongin:
–Onlar Allah'a emanet yaşıyor

Siz:
–Akşam hava yağmurlu olacakmış

Jisung:
–Tüh be, kahretsin

Siz:
–Neden?

Jisung:
–Elektrikler?

Siz:
–Belki gitmez

Jisung:
–Olabilir...Sen nereden biliyorsun?

Ne cevap vereceğimi bilemedim.

Öylece baktım.

Aklıma birşey geldi.

Siz:
–Hava durumuna baktım

Kimse yazmayınca okundu bilgisine baktım.

✓Okundu
– Seungmin
– Hyunjin
– Bangchan

Ekrana bakakaldım.

Diğer tüm mesajların okundu bilgisine baktım.

Bangchan, hepsini görmüş, tek kelime yazmamıştı.

Bozulmuştum.

Tekrar yazmaya başladım.

Siz:
–Canım çok sıkılıyor

Kimse yazmamıştı.

Tekrar okundu bilgisine baktım.

✓Okundu
– Bangchan

Sadece o görmüştü.

Daha çok bozulmuştum.

Ama yazmadım, mesajı herkesten silip telefonu kapattım.

Dışarıyı seyretmeye başladım.

***

Saat 21:43

Hala ne yapmam gerektiğini düşünüyordum.

Bangchan ben ne yaparsam özrümü kabul ederdi ki?

Düşünmekten artık bunalıma girdiğimi farkettim.

Nefes alamaz dereceye geldim.

Ayağa kalktım ve sürgülü kapıyı açtım.

Balkona gidip korkuluklara dayanarak hava almaya, ferahlamaya çalıştım.

Yağmur hafiften başlamıştı.

Çok da ağır değildi.

Belki birazdan daha da ağırlaşırdı.

Derin nefesler alıyordum ama hiç rahat değildim, rahatlayamadım.

Faydası yoktu, içeri geçtim.

Odadan çıktım ve korkuluklara yaslanıp aşağıya, salona baktım.

Üyeler yemek masasında oturmuş, bir yandan kahkaha atarak, bir yandan da içeceklerini içerek sohbet ediyorlardı.

Göz gezdirdim, onlara.

Bangchan aralarında yoktu.

Odasında olmalıydı.

Odasının tam karşısına geçtim.

Derin bir nefes aldıktan sonra kapıyı çaldım.

Nedense içimde rahatsız edici bir his vardı.

Bangchan'dan 'Gel!' komutunu duyunca kapıyı yavaşça açtım.

Kafamı soktum, içeri.

Yatağının yanında, sırtını yaslayarak oturmuştu.

Kafasını kaldırıp bana baktı.

Benim geldiğimi görünce bilgisayarını kapattı.

Ve oturuşunu düzeltti.

Ben:
–İçeri girebilir miyim?

Kafasını 'Evet' manasında salladı.

Kapıyı yavaşça açtım ve içeri girdim.

Tekrar kapıyı kapattım ve yavaşça ona doğru ilerledim.

Ben:
–Buraya seninle konuşmak için geldim

Bana bakmadı.

Trip atmaya devam ediyordu.

Ben ise ne diyeceğimi bilemiyordum.

En iyisi direk konuya girmekti.

Ben:
–Bangchan...Ben

Bana baktı.

Bu sefer beni dinliyordu.

Bu biraz olsun içimi rahatlatmıştı.

Ben:
–Ben...Ben çok özür dilerim

Kafasını eğdi.

Tek kelime söylemedi.

Sadece dinliyordu.

Ben:
–Sana öyle herkesin önünde bağırmamalıydım

Derin ve istemsiz bir şekilde nefes aldım.

Konuşmasını istiyordum ama o tek kelime dahi etmiyordu.

Ben:
–Cevap vermeyecek misin?

Sadece duvara baktı, duygusuz bir şekilde.

Cevap vermedi.

Yere oturdum.

Ben:
–Bangchan...Benden ne istiyorsun?Senin için ne yapabilirim?Beni affetmen için ne yapabilirim?

Cevap vermedi.

Ben:
–Özür dilerim, lütfen beni affet

Cevap vermedi.

Ne söylesem de cevap vermedi.

Öylece kalakaldım.

Bir anda odanın çok sessiz olduğunu farkettim.

Etraf çok sessizdi, sadece yağmur sesi vardı.

Şiddetli bir yağmurdu.

Sürgülü kapıya baktım.

Çok net görünüyordu, dışarısı.

Tekrar Bangchan'a baktım.

Bir süre baktıktan sonra bana gelen ani bir hırsla ayağa kalktım.

Ben:
–Madem beni umursamıyorsun, ben dışarı çıkıyorum

Önce bana sonra dışarı baktı.

Bu sefer konuşmasına izin vermedim.

Ben:
–Umrunda değilim ama yinede bilgin olsun, üyeler sorarsa söylersin artık

Kapıyı sert bir şekilde açıp çarparak kapattım.

Biraz kapının önünde bekledim.

Ama hiçbir ses duymadım, ona dair.

Merdivenlere yöneldim.

Aşağıya doğru koşarcasına indim.

Dışarı çıkacaktım.

Jisung:
–Noona, nereye gidiyorsun?

Durup, hızlı bir şekilde ona cevap verdim.

Ben:
–Dışarıda, kapının önünde biraz hava alıp geleceğim

Jisung:
–Tamam

Elindeki tepsi ile yemek masasına doğru ilerledi.

Koşarak çıktım evden.

Kapıyı kapattım hemen.

Etrafa baktım.

Sağanak yağıyordu ama umrumda bile değildi.

Hemen kapının önünde olan merdivenlere oturdum ve beklemeye başladım.

Bangchan'ın gelmesini bekledim.

Çocukluğumdan bu yana hep beklemiştim.

Babamın eve gelişini, servisin gelişini, zilin çalmasını, uykumun gelmesini, ilişkilerimin düzelmesi vb. birçok şeyi beklemiştim.

Ama bekleyişlerimin en acı vericisiydi bu.

İnsan, sevdiği kişi aniden ona soğuk yapınca kendini parçalanmış hissediyordu.

Yapayalnız kalıyordu, çevresi ne kadar kalabalık dahi olsa...

Çok yalnızım dese insan, karşındaki 'Ben varım' diyecekti ama işin aslı konu öyle olmazdı.

Sevdiğin insanın seni aniden bırakıp saçma sebepler yüzünden seni yalnız bırakması, karşındakinin 'Ben varım' deyişi ile bitmiyordu.

Herhangi bir üyeye veya arkadaşıma anlatsam 'Biz yanındayız' diyecekti.

Ama bilmezlerdi ki, bir kişi eksik olunca yarım kaldığını...

Bangchan'ı bekliyordum.

Saniyelerce, dakikalarca, saatlerce, günlerce, haftalarca, aylarca, yıllarca bekleyebilirdim onu.

Pek birşey istemiyordum ki, sadece yanımda olsun istiyordum.

Arkamı dönüp pencereden salona baktım.

Üyeler kahkaha atıp bağırıp çağırarak sohbet ediyorlardı.

Tekrar önüme döndüm.

Gözlerim dolmuştu.

Yüzümde süzülen o acı gözyaşını hissetmiştim.

Dizlerimi kırdım ve kollarımla dizlerime sarılıp kafamı eğdim.

Sırılsıklam olmuştum.

Titriyordum ve hava soğuktu.

Ama içeri girmek istemiyordum.

Gözlerimi kapattım ve titreyişimi dinledim.

Bu şekilde hareketsiz kalsam uyuyabilirdim.

Bir süre sonra aynı pozisyonda beklerken, kapı açılıp-kapanma sesini duydum.

Kafamı kaldırmadım.

Gelen kişinin kim olduğunu merak dahi etmiyordum bile.

Arkamı dönmedim, bakmadım.

Bir süre başımda bekledikten sonra konuştu.

Sesinden anlamıştım, kim olduğunu.

Sonunda gelmişti.

Bangchan:
–Cha...

Çok geç gelmişti.

Cevap vermedim.

Bangchan:
–İçeri gel Cha, üşütüp hasta olacaksın

Kafamı kaldırdım, hemen önümüzde olan eve baktım.

Perdeleri kapalı, ışıkları açıktı.

Öylece kalakaldım.

Bangchan:
–Gelmeyecek misin?

Ona baktım ve kafamı 'Hayır' manasında salladım.

Sonra tekrar önüme döndüm.

Bir süre bekledikten sonra kapı tekrar açılıp-kapanmıştı.

Ani bir refleks ile arkamı döndüm.

Gitmişti...

Büyük bir hayal kırıklığı ile kapıya bakakaldım.

Gitmişti...

Hiç umursamadı bile...

Dayanamadım.

Önüme döndüm ve ağlamaya başladım.

O artık beni unutmak için yol alıyordu.

Teknesini kıyıya vurmak yerine, denize daha çok açılıyordu...

Gözyaşlarımı durduramaz hale gelmiştim.

Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.

Ellerim ile yüzümü kapatıp ağlamaya devam ettim.

Onu her düşündüğümde daha çok ağlıyordum.

Karşımda ki eve baktım.

Net görünmese bile iki çiftin birbirine sarıldığı anlaşılıyordu.

Keşke onunla böyle sarılabilseydim.

Keşke eskisi gibi olabilseydik...

Dayanamamıyordum artık.

Bir süre sonra nefes almaya çalıştım.

Çok zordu.

Hıçkırarak ağlarken kimse duymasın diye hıçkırıklarını yutarak sakinleşmeye çalışmak çok zordu.

Zar zor nefes alıyordum.

Öncesinde rahat değildim, şimdi ise hiç değilim.

Dizlerime sarılıp kafamı gömdüm.

Başım ağrıyordu.

Gözlerimi kapattım.

***

Kapı açılıp-kapandı.

Aynı pozisyonda durmaya devam ettim.

Yağmur hafiflemişti, biraz.

Gelen kişiye bakmadım.

Umrumda değildi, artık.

Üzerime bir battaniyenin örtüldüğünü hissettim.

Birde...Birde bir koku vardı.

Kahve kokusu, sanırım.

Kahve kokuyordu, hafiften.

Kafamı kaldırıp bakmadım.

Aniden birisinin yanıma oturduğunu hissettim.

Aynı şekilde onda da battaniye ve kahve vardı.

Sonra konuşmaya başladı.

Sesinden tanıdım, yine.

Gelen kişi...Bangchan'dı.

Bangchan:
–Bana bakmayacak mısın?

Kafamı kaldırmadım, yine.

Başımı tutup kendisine bakmamı sağladı.

Ağladığımı farkettiğinde yüzündeki küçük tebessüm soldu.

Bırakınca hemen önüme döndüm.

Aynı şekilde oda önüne döndü.

Hiçbir şey söylemedi bir süre.

Bende konuşmadım.

Uzun bir süre bekleyişten sonra ikimizde aynı anda döndük.

Bir süre bakışıp, aynı anda konuştuk.

Aynı anda:
–Özür dilerim

Birbirimize bakakaldık.

Gözlerimizi kaçırdık.

Garip hissetmiştim.

Duygu karışımı yaşıyordum.

Tekrar döndüm, ona.

Bir süre baktım, gözlerine.

Sanki aynı hisleri taşıyorduk.

Tam zamanıydı.

Aniden sarıldık birbirimize.

Bu sarılma diğerlerine benzemiyordu.

Çok sıkı bir şekilde sarılıyorduk.

Ayrıldığımızda hemen önümüze döndük.

Dudaklarını araladı.

Bangchan:
–Olmuyor...Ayrı kalamıyorum

Karşılık vermem gerektiğini biliyordum

Dudaklarını araladım ve konuşmaya başladım.

Ben:
–Dayanamıyorum bende...Sensiz olmuyor

Bangchan:
–Cha...Özür dilerim

Ben:
–Özür dileme...Ben özür dilemeliyim, beni affet, lütfen

Bana baktıktan sonra aniden saçımı okşayıp güldü.

Omzumu tutup kendine çekti beni.

Sarıldı tekrardan.

Olanlardan hiçbir şey anlamasam da çok güzeldi

Hızlı olsa da çok güzeldi.

Onu çok özlemiştim.

Nazik bir şekilde konuşuyordu.

Bangchan:
–Seni seviyorum

Ben:
–Bende seni

Bangchan:
–İçeri geçelim mi?

Kafamı 'Evet' manasında salladım.

Ayağa kalktık, beraber.

Kapıyı açacakken durdu.

Bangchan:
–Kahveyi içmeyi unutma

Kapıyı açtı, içeri ondan önce girdim.

İçeri girdiğimde tüm gözlerin üzerimizde olduğunu hissettim.

Üyelere baktım.

Hepsi şaşkın bir şekilde bakıyordu.

Bangchan da hemen arkamdan içeri girince daha çok şaşırmışlardı.

İkimizde ıslaktık.

Tabii, ben daha çok ıslaktım ama neyse.

Merdivenlere yöneldim ve yukarı çıktım.

Bangchan hemen arkamdan geliyordu.

Odama girmeden önce üzerimdeki battaniyeyi Bangchan'a uzattım.

Bangchan:
–Sende kalsın

Kabul etmedim.

Ben:
–Hayır, üzerimi değiştireceğim, gerek yok

Bangchan:
–Sen bilirsin

Battaniyeyi alıp odasına girince bende odama girdim.

Üzerimi değiştirmek için banyoya girdim.

Herşey ne kadar hızlı geçse de artık barışmıştık.

Bekleyişimin sonu mutluluk ile bitmişti.

Çok mutluydum...