29. bölüm · SON YOKLAMA
BÖLÜM 29 – EKSİK SANDALYE
Saat 22.31
Bodrum katı tamamen boşaltıldı.
Kaybolan polis memuru Serkan Yılmaz için arama çalışması başlatıldı.
Koridorlar tek tek kontrol edildi.
Depolar...
Kazan dairesi...
Eski çamaşırhane...
Hiçbir yerde yoktu.
Komiser Murat Aydın durumu değerlendirdi.
"Kapılar?"
"Nöbetçiler yerindeydi."
"Pencereler?"
"Hepsi içeriden kilitli."
"O zaman..."
Komiser'in sesi sertleşti.
"Serkan hâlâ bu binanın içinde."
---
22.47
Olay Yeri İnceleme ekibi, Serkan'ın en son görüldüğü koridoru santim santim taradı.
Duvarın dibinde küçük bir ayrıntı bulundu.
Beyaz tebeşir tozu...
Koridorda neden tebeşir olsun?
Elif eğildi.
Tozu eldivenine aldı.
"Yeni dökülmüş."
Komiser el fenerini yere tuttu.
Tozlar küçük bir çizgi oluşturuyordu.
Çizgi, eski müzik odasına kadar uzanıyordu.
---
Müzik odasının kapısı aralıktı.
İçerisi karanlıktı.
Komiser kapıyı yavaşça itti.
Eski sıralar...
Kırık piyanolar...
Duvara yaslanmış sandalyeler...
Her şey yıllardır kullanılmamış gibiydi.
Fakat odanın tam ortasında...
Yedi sandalye dizilmişti.
Altısı doluydu.
Üzerlerinde eski okul üniformaları vardı.
Yedinci sandalye ise boştu.
Sırtlığına yalnızca bir polis ceketi asılmıştı.
Serkan'ın ceketi.
---
Komiser hızla sandalyeye yaklaştı.
Ceketin cebinde katlanmış bir kart bulundu.
Kartın ön yüzünde şu yazıyordu:
«"Yoklamaya geç kalanlar ayakta bekler."»
Kartın arkasında ise tek bir harf vardı.
S
Elif çevresine baktı.
"Bu bir mesaj."
Komiser başını salladı.
"Hayır."
"Bu bir seçim."
---
23.18
Teknik ekip odadaki sandalyeleri incelemeye başladı.
Bir sandalyenin ayağının altında ince bir metal parçası sıkışmıştı.
Çıkarıldığında bunun eski tip bir anahtar olduğu anlaşıldı.
Anahtarın üzerinde silik bir numara vardı.
B-17
Komiser düşündü.
"17 numaralı oda..."
Elif başını iki yana salladı.
"Hayır."
"Bu bodrum katı olabilir."
Okulun eski planları getirildi.
1998 yılı planında "B-17" olarak işaretlenmiş küçük bir depo görünüyordu.
Bugünkü planda ise o bölüm...
Hiç yoktu.
Üzeri betonla kapatılmıştı.
---
23.52
Kazı çalışması başladı.
Yaklaşık kırk dakika sonra betonun altında paslı bir demir kapı ortaya çıktı.
Anahtar hâlâ çalışıyordu.
Kapı ağır bir gıcırtıyla açıldı.
İçerisi küçücük bir odaydı.
Raflar boştu.
Ancak odanın ortasında tek bir tahta masa vardı.
Masanın üzerinde eski bir satranç tahtası duruyordu.
Oyun yarım bırakılmıştı.
Siyah şah köşeye sıkışmıştı.
Beyaz vezir son hamleyi yapmak üzereydi.
Komiser satranca uzun süre baktı.
"Bu bir ipucu."
Elif gülümsedi.
"Neden?"
"Çünkü..."
"...burada eksik olan taş katil değil."
Komiser elini uzattı.
Tahtada beyaz bir taş eksikti.
Beyaz piyon.
Tam o anda masanın altından küçük bir ses geldi.
Bip... Bip...
Yusuf bağırdı.
"Herkes geri!"
Ekip hızla dışarı çıktı.
Masa dikkatlice incelendi.
Ses bombadan gelmiyordu.
Masanın altına mıknatısla tutturulmuş küçük bir dijital ses kayıt cihazı vardı.
Komiser cihazı çalıştırdı.
Hoparlörden boğuk bir erkek sesi yükseldi.
«"Tebrikler Komiser."»
«"İlk kez doğru kapıyı açtın."»
Kayıtta birkaç saniyelik sessizlik oldu.
Sonra aynı ses devam etti.
«"Ama hâlâ yanlış kişiyi arıyorsun."»
Bir nefes sesi duyuldu.
Ve son cümle...
«"Serkan yaşıyor."»
Kayıt bitti.
Odadaki herkes birbirine baktı.
Bu, soruşturmadaki ilk kesin bilgiydi.
Kaybolan polis memuru öldürülmemişti.
Bir yerlerde...
Hâlâ hayattaydı.
