Bölümler 19Şu an: BÖLÜM 1: GEÇMİŞİN AYNASI
- 1 GİRİŞ288 kelime
- 2 BÖLÜM 1: GEÇMİŞİN AYNASI5.438 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 BÖLÜM 2: RUHUMUN YARISI5.664 kelime
- 4 BÖLÜM 3: MİSAFİR5.066 kelime
- 5 BÖLÜM 4: İKİ RUH6.117 kelime
- 6 BÖLÜM 5: TEHLİKE ÇANLARI9.435 kelime
- 7 BÖLÜM 6: KARGALAR SOFRASI6.704 kelime
- 8 BÖLÜM 7: İMERA FERA4.673 kelime
- 9 BÖLÜM 8: NAYİNO5.249 kelime
- 10 BÖLÜM 9: DİLHUN9.787 kelime
- 11 BÖLÜM 10 (ÖZEL BÖLÜM)7.883 kelime
- 12 BÖLÜM 11: HİCRAN9.482 kelime
- 13 BÖLÜM 12: KIŞ RÜZGARI5.146 kelime
- 14 BÖLÜM 13: ALENİ7.511 kelime
- 15 BÖLÜM 14: YERALTI8.720 kelime
- 16 BÖLÜM 15: KARADENİZ FIRTINASI16.943 kelime
- 17 BÖLÜM 16: KARA SEVDA13.358 kelime
- 18 BÖLÜM 17: SEVDA ATEŞİ12.427 kelime
- 19 BÖLÜM 18: LAZ KIZI14.614 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
6 YIL ÖNCE
Gecenin nemli soğuğu, mahallenin dar ve karanlık sokaklarına çökmüştü. Yağmur hafif hafif çiseliyor, kırık sokak lambalarının ışığı ıslak parke taşlarında ürkütücü yansımalar oluşturuyordu. Bu sokaklarda gece, sükunet getrmezdi; sadece tehlikenin üzerini örterdi.
Meyra, köşedeki eski binanın ikinci katındaki pencereden dışarıyı izliyordu. Üzerindeki koyu renk paltoya sıkıca sarınmış, parmaklarının arasındaki soğumuş çay bardağını tutuyordu. Bakışları mesafeli, keskin ve bir o kadar soğuktu. İçinde büyüyen fırtınayı dışarıya tek bir mimikle bile belli etmiyordu. Bütün o travmaların, Nevin’in üzerindeki ağır baskısının yarattığı o görünmez zırh, onu dış dünyaya karşı tamamen kapatmıştı.
Meyra için bu mahallede nefes almanın tek bir anlamı vardı: Ali.
Altı yıl önce, mahalle üzerindeki o tanıdık ve durgun akşamüstü çöküyordu. Meyra için o gün, sokak lambalarının birer birer yandığı, annesi Nevin’in mutfaktan gelen tencere sesleriyle sıradan bir akşamdan farksızdı. Ali’yle çocukluktan beri iç içe büyümüşler, aynı sokakta diz dize koşuşturmuşlardı. Aydan onu kendi kızı gibi bağrına basmış, annesi Nevin ise Ali’yi öz evladından ayırmamıştı. İki kadın kapı önünde çay yudumlarken Aydan, "Bu kız benim elimde büyüdü Nevin, eller alacağına başımın üstüne gelin ederim," diye gülüşmüş, evlilik laflarını tatlı tatlı tatlıya bağlamışlardı.
Her şey bu kadar durgun, bu kadar güvenliydi... Ta ki o akşama kadar.
Meyra, üzerindeki hırkanın önünü kavrayıp elindeki çöp poşetiyle binanın kapısından dışarı adım attı. Hava hafif serindi, sokakta in cin top oynuyordu. Çöp konteynerine doğru birkaç adım atmıştı ki, karanlık köşeden beliren gölgeyi fark edemedi.
Daha ne olduğunu anlayamadan, sert ve kaba bir el ansızın Meyra’nın koluna yapıştı.
Meyra’nın nefesi boğazında tıkandı. Kolunu geriye doğru çekmeye çalıştı ama adamın tutuşu demir gibiydi; onu sokağın arkasındaki karanlık kuytuya doğru sertçe çekiştirmeye başladı. Meyra’nın içindeki o soğukkanlı zırh ilk kez o an çatladı, mahallenin o güvenli sokakları bir anda yabancı ve tehlikeli bir kapana dönüştü.
Meyra, duyduğu korkuyla neye uğradığını şaşırıp bir an panikledi. Adamın yüzü karanlıkta kaldığı için kim olduğunu göremiyordu. Boğazındaki düğüm çözüldüğü an tam bütün gücüyle bir çığlık atacaktı ki, kolunu tutan el tutuşunu yumuşattı ve tanıdık bir ses sokağın sessizliğini böldü.
"Şşt... Benim, güzelim. Bağırma."
Meyra başını kaldırıp karanlığın içinden süzülen sokak lambasının ışığına baktığında, karşısındaki yüzü gördü: Ali.
Korkudan hızla çarpan kalbi göğsünü yırtacakmış gibi atarken, nefes nefese kalmış bir halde Ali’ye baktı. İçini kaplayan o ani dehşet dalgası bir anda yerini öfkeye ve rahatlamaya bıraktı.
Meyra kolunu Ali’nin elinden hırsla çekip geriye bir adım attı, ama göğsü hala korkudan ve heyecandan hızlı hızlı kalkıp iniyordu. "Aklımı başımdan aldın Ali!" dedi, fısıltıyla karışık sert bir sesle. "Akşamın bu saatinde öyle aniden çekilir mi insan karanlığa? Çığlığı basacaktım az daha!"
"Çığlığı basacaktın demek?" dedi Ali, sesini iyice kısarak. Meyra’nın beline kolunu sarıp onu bir anda kendine doğru çekti. "Gündüz gözüyle mahallenin ortasında beline sarılamıyoruz ki... Annemle annen kapı önünde düğün tarihi alırken biz burada hırsız gibi köşe kapmaca oynuyoruz."
Meyra, Ali’nin göğsüne çarpan eliyle adamın omzuna hafifçe vurdu ama dudaklarındaki tebessüme de engel olamadı. Dışarıya karşı ne kadar soğuk ve ketumsa, Ali’nin bu yakınlığında bir o kadar yumuşuyordu. Gözlerini mahallenin girişine çevirip etrafı kontrol ederken Ali’nin kokusunu içine çekti.
Aynen, hırsız gibi," dedi Meyra, Ali’nin ceketinin yakasını tutup kendini ona biraz daha yaklaştırarak. "Bizi burada bir görseler, dedikodumuz bütün mahalleye yayılır. 'Nevin’in kızı çöp atmaya gitti, Ali’yle daha evlenmeden kuytuda yakalandı' diye dillere düşeriz vallahi."
"Düşelim," diye fısıldadı Ali, eğilip burnunu Meyra’nın yanağına, saçlarının dibine sürterken. "Nişanlım değil misin? Aydan hanım zaten senin yolunu gözlüyor evde 'gelinim' diye. Ama böyle gizli gizli kaçmak da ayrı bir tatlı gelmiyor değil..."
Meyra hafifçe kıkırdayıp başını geriye attı. "Uslanmazsın sen Ali," dedi. Elini Ali’nin çenesinde gezdirip dudaklarına kısa, kaçamak bir buse kondurdu. "Şimdi bırak beni, çöpü atıp hemen eve dönmem lazım. Annem şüphelenmesin."
Ali tam onu serbest bırakacak gibi yaptı ama tam bırakırken belinden tutup bir kez daha kendine doğru çekti, taze bir öpücük daha çaldı dudaklarından. "Çöpü ben atarım, sen yeter ki şöyle iki dakika daha kal yanımda," diye takıldı.
O altı yıl önceki sakin gecede, mahallenin muhtemel dedikodularından kaçıp o kuytuda çocukça flörtleşirken, ikisi de az sonra hayatlarını kökünden değiştirecek o felaketin yaklaştığından henüz habersizdi...
Tam Ali eğilip Meyra’nın dudağına uzun bir öpücük daha konduracakken, üst kattan—Ali’lerin dairesinin açık penceresinden—birden ahşap bir sandalyenin devrilme gürültüsü yankılandı. Meyra’nın vücudu bir anda kaskatı kesildi. Ali’nin dudakları Meyra’nın yanağında asılı kaldı.
Hemen ardından Aydan'ın bastırmaya çalıştığı ama acıyla kırılan o titrek sesi duyuldu:
"Yapma... Ali görecek, çocuk kahrından ölecek yapma..."
Ve ardından ağır bir tokat sesi... Belli ki babası yine içmiş, Aydan'a el kaldırıyordu. Camdan dışarı fırlayan o boğuk hakaretler, mahallenin o sessiz gecesini bir bıçak gibi ikiye böldü.
Meyra başını kaldırıp Ali’ye baktığında, az önceki o muzip, sevdalı adamdan eser kalmadığını gördü. Ali’nin şakaklarındaki damarlar bir anda fırlamış, boynundaki kaslar gerilmişti. Ellerini Meyra’nın belinden çekerken parmakları yumruk halini aldı. Gözlerindeki o sevdalı ışık, yerini simsiyah, kapkaranlık bir nefrete ve çaresiz bir öfkeye bıraktı.
"Eve git."
O an, sokaktaki o tatlı ve gizli flörtleşmenin bütün büyüsü bozulmuş; yerini Ali’nin evindeki o kanlı, ağır gerçekliğe bırakmıştı. Meyra, Ali’nin koluna yapıştı. "Ali... Dur," diye fısıldadı sesi titreyerek. Çünkü Ali’nin o an yukarı çıkarsa ne yapacağını, gözünün nasıl döneceğini çok iyi biliyordu.
Meyra’nın eli Ali’nin koluna adeta kenetlendi. Tırnakları Ali’nin ceketinin kumaşını yırtacak gibi batıyordu. Ali’nin kasları taş gibi sertleşmiş, nefesi düzensiz, hırıltılı bir öfkeye dönüşmüştü.
Yukarıdan bir ses daha yükseldi; bu kez bir cam kırılma sesi ve ardından Aydan'ın boğuk inleyişi...
Ali’nin gözü o an tamamen karardı. Meyra’nın kolundaki tutuşunu hissetmiyordu bile.
"Bırak Meyra," dedi Ali. Sesi o kadar kısık ve derinden geliyordu ki, adeta bir canavarın hırlaması gibiydi. "Bırak, öldüreceğim bu adamı bu gece."
"Ali, kurban olayım dur!" Meyra önüne geçti, iki eliyle Ali’nin göğsüne yüklendi. Bütün ağırlığıyla onu geride tutmaya çalışıyordu. "Yukarı çıkarsan geri dönüşü olmayacak, biliyorsun!"
O an Ali, Meyra’nın yakarışlarına rağmen onu hafifçe kenara çekip binanın demir kapısına doğru hamle yaptı. Merdivenleri ikişer üçer atlayarak yukarı tırmanmaya başladı. Kapıyı öyle bir hırsla açtı ki, yankısı bütün sokakta patladı. Meyra bir saniye bile tereddüt etmedi, Ali’nin arkasından içeri fırladı. Kalbi boğazında atıyordu. Biliyordu ki Ali o kapıdan içeri girerse, o evden bu gece bir can çıkacaktı.
Ali dairenin kapısına geldiğinde kilitli olmadığını gördü. Kapıyı tek bir tekmeyle duvara çarparak açtı. Mutfak masası devrilmiş, yerdeki tabak kırıklarının ortasında Aydan köşeye sıkışmış, yüzünü elleriyle kapatmıştı. Ali’nin babası ise elindeki kemerle tam bir darbe daha vurmak üzereydi.
"LAN!"
Ali’nin gırtlağından kopan o nida, evin içindeki bütün havayı emdi sanki. Babası daha arkasını dönemeden Ali bir kaplan gibi üzerine atıldı. Adamı yakasından tuttuğu gibi salonun ortasındaki yemek masasına savurdu. Ahşap masa büyük bir gürültüyle çatırdayarak ikiye bölündü.
"Ben sana anneme el kaldırmayacaksın demedim mi ulan?!"
Ali, hırsla adamın göğsüne çöktü. Yılların birikmiş nefreti, Meyra’nın o korkudan titreyen hali, annesinin inleyişleri... Hepsi Ali’nin yumruklarında toplandı. Adamın yüzüne inen ilk yumrukla birlikte salonda kemik sesi yankılandı.
"Ali! Yapma oğlum! Öldüreceksin, dur!" Aydan ağlayarak Ali’nin koluna yapışmaya çalıştı ama Ali’nin gözü tamamen kararmıştı.
Babası kan içindeki yüzüyle Ali’yi itmeye çalıştı, boğuk bir küfür savurdu. Bu küfür Ali’nin zihnindeki son freni de patlattı. Ali adamın yakasını daha da sıkarak onu duvara çarptı.
"Seni bu evde bir daha nefes aldırırsam bana da Ali demesinler!"
Ali ikinci yumruğu savurmak için kolunu kaldırdığı sırada, kapının eşiğinde başka bir gürültü koptu...
Kapının eşiğinde beliren kişi Barış’tı.
Sokağın başından gelen kırılma seslerini ve Ali’nin o gürültülü adımlarını fark edip peşinden fırlamıştı. Salondaki kan revan içindeki manzarayı, devrilmiş masayı ve Ali’nin babasının boğazına çökmüş halini görünce gözleri büyüdü.
Barış bir hamlede Ali’nin arkasından yakalayıp kollarını arkaya doğru kilitledi. Bütün gücüyle geriye çekti ama Ali’nin gözü öyle kararmıştı ki, Barış’ı bile sırtında sürükleyecek gibi ileri atılmaya çalışıyordu.
Semih, yüzünden süzülen kanı elinin tersiyle silerken hâlâ küfürler savuruyor, hırslanıp ayağa kalkmaya çalışıyordu. Ali onun o pişkinliğini gördükçe Barış’ın kollarında daha da çıldırdı. Yıkılan masanın kırık bacağını hedef alıp bir tekme daha savurdu.
Aydan yerdeki kırıkların arasında dizlerinin üzerine çökmüş, elleriyle yüzünü kapatıp hıçkırıklara boğulmuştu. "Ali’m... Kurban olayım yapma oğlum, elini kana bulama!"
Tam o sırada merdivenlerde yankılanan hızlı ve düzensiz adım sesleri kapıya dayandı. Hazal, Meyra’yı aşağıda tutmayı başaramamıştı. Meyra, Ali’nin o evde bir felakete yürüdüğünü bildiği için Hazal’ı dinlememiş, bütün gücünü toplayıp yukarı tırmanmıştı.
Meyra kapının eşiğinde belirdiğinde, dairedeki o ağır, kanlı ve şiddet dolu hava yüzüne bir tokat gibi çarptı. Gözleri yerdeki kan izlerine, devrilmiş eşyalara ve Ali’nin çıldırmış halindeki o gözü dönmüşlüğe kaydı.
O an, zihnindeki o eski travmaların tetiği bir kez daha çekildi. Meyra’nın göğsü bir anda kilitlendi. Nefesi boğazında düğümlendi, gözleri kararmaya başladı.
"Ali?"
Meyra’nın dudaklarından dökülen o son fısıltı, salondaki bütün bağırışları, küfürleri ve kırılma seslerini bıçak gibi kesti.
Ali, o tek bir fısıltıyla Barış’ın kollarından zorlanmadan çıktı. Başını hızla kapıya doğru çevirdiğinde Meyra duvara tutunarak dizlerinin üzerine çökmeye başladı. Krizin ve nöbetin tam eşiğindeydi; elleri titriyor, bilinci kapanmak üzere gibi geriye doğru kayıyordu.
Ali’nin içindeki o gözü dönmüş canavar, Meyra’nın o halini gördüğü saniyede yok oldu. Ne babasına olan hırsı kaldı ne de elindeki kan...
"Meyra!"
Ali, Barış’ı üzerinden savurduğu gibi babasını yerde bırakıp kapıya doğru fırladı. Meyra tam yere düşecekken onu havada yakalayıp kucağına aldı.
"Meyra! Bana bak, buradayım! Sakın!'
Ama Semih'in, Aydan'ın hıçkırıklarını umursamadan ağzından kaçırdığı o son ağır küfür ve arkadaki kırık cam masaya doğru attığı hamle, Ali’nin zihnindeki son insani bağı da kopardı.
Hiç vakit kaybetmeden yanına koşan Barış’a döndü. Meyra’yı, onu incitmekten ölesiye korkarak sakince Barış’ın kollarına bıraktı. Sesi inanılmaz derecede soğuk ve kesindi:
"Barış, Meyra'yı götür buradan!"
Barış, nöbetin ve korkunun eşiğindeki Meyra’yı sıkıca kucaklayıp geriye çeker çekmez, Ali arkasına bile bakmadan fırladı. Bütün engeller ortadan kalkmıştı; Meyra artık emniyetteydi ve Ali’nin önünde onu tutacak hiçbir şey kalmamıştı.
Ali bir kaplan gibi babasının üzerine çullandı. Onu yakasından tuttuğu gibi yere çarptı. Yılların kini, annesinin dökülen gözyaşları ve Meyra’ya, annesine yaşatılan o korku... Hepsi Ali’nin gözünü tamamen kararttı. Barış bir yandan kucağındaki Meyra’yı korumaya çalışıp bir yandan "Ali yapma! Yeter!" diye bağırsa da Ali artık hiçbir şey duymuyordu.
"Ulan seni bu dünyada bir nefes daha aldırmayacağım!"
Ali, babasının başını altlarındaki sert beton zemine bütün gücüyle çarptı.
Bir kere. İki kere. Üç kere...
Yerdeki darbelere, o ağır hesaplaşmaya son nokta konana kadar Ali durmadı. Yerin betonuna bulaşan kan ve çöken o ağır sessizlik, Ali’nin bir daha geri dönemeyeceği o çizgiyi geçtiğini gösteriyordu. Babası orada cansız kalırken, Ali ellerindeki kanla ayağa kalktı.
Salondaki bağırışlar bıçak gibi kesildi. Annesinin çığlığı binanın duvarlarında yankılandı. Yerdeki gövde hareketsizleşti, parkelerin üzerine koyu bir kırmızılık yayıldı.
Çok geçmeden binanın önünü kırmızı-mavi siren ışıkları sardı. Ali, kucağında Barış’ın tuttuğu ve bilinci kapanmış olan Meyra’ya son bir kez baktı. Polisler bileklerine o soğuk kelepçeyi takarken, 6 yıllık esaretin kapısı Ali için o gece kapandı.
Ali, ellerindeki kanla doğruldu. Nefes nefeseydi. Yerde cansız yatan babasına, sonra da kapının önünde krize giren Meyra’ya baktı. Gözlerindeki o yangın yerini simsiyah bir sessizliğe bıraktı. Yaptığı şeyin geri dönüşü yoktu. Bir adamı öldürmüştü.
"Ali... Ne yaptın sen Ali..." diye inledi Barış, elleri kafasında geri çekilerek.
Meyra gözlerini açtığında, burnuna dolan o keskin, soğuk antiseptik kokusuyla irkildi. Tavanındaki beyaz florasan ışığı gözlerini yakıyordu. Şakaklarında zonklayan ağır bir ağrı, boğazında ise kuruluk vardı. Geçirdiği o ağır epilepsi nöbetinin ve panik atağın ardından bedeni sanki tonlarca yükün altında kalmış gibi ezilmişti.
"Meyra? Uyanıyor musun?"
Yan başındaki sandalyeden hızla kalkan Barış’ın sesiyle başını yavaşça o tarafa çevirdi. Barış’ın gözleri kan çanağına dönmüştü, üstündeki ceket hâlâ o gecenin yağmurundan ve tozundan nasibini almış halde duruyordu.
Meyra bir an nerede olduğunu, ne yaşandığını kavramaya çalıştı. Zihnindeki sis perdesi aralandıkça o gecenin kareleri birer birer zihnine hücum etti: Sokağın karanlığı, yukarıdan gelen o bağırışlar, kapının eşiğinde Ali’nin gözlerindeki o kapkaranlık fırtına, yerdeki kan izleri...
Meyra dirseklerinin üzerinde doğrulmaya çalıştı. Kalp monitörünün ritmik bip sesleri odada yankılanırken sesi kısık ve titrek çıktı.
"Ali..." dedi Meyra, nefes nefese. "Barış, Ali nerede? Aydan teyze nasıl?"
Barış gözlerini Meyra’dan kaçırdı, derin bir nefes alıp başını yere eğdi. O her zamanki neşeli, geveze Barış’tan eser yoktu. Ellerini cebine sokup huzursuzca kıpırdandı.
"Meyra, sen önce bir sakin ol. Doktor kımıldamaman gerektiğini söyledi, krizin çok ağırdı—"
"Bana doktoru anlatma Barış!" dedi Meyra. Sesi odanın soğuk duvarlarında çınladı. Soğukkanlı zırhı parçalanmış, gözlerinde saf bir dehşet belirmişti. Serum takılı elini kaldırıp Barış’ın ceketine yapıştı. "Ali nerede dedim sana?! O evde ne oldu ben bayıldıktan sonra?!"
Barış, Meyra’nın titreyen elinin üzerine kendi elini koydu. Söyleyeceği kelimelerin Meyra’yı bir kez daha o karanlığa gömeceğini biliyordu ama gizleyecek bir şey de kalmamıştı.
"Ali..." dedi Barış, sesi boğazında düğümlenerek. "Semih amca öldü Meyra. Ali'yi de polisler aldı karakola götürüldü. Babasını öldürmekten tutukladılar onu."
Meyra’nın göğsündeki hava birden çekildi sanki. Serum hortumunun bağlı olduğu eli boşa düştü. Kalp monitörünün sesleri hızlandı.
"Hayır..." diye fısıldadı Meyra. Başını iki yana sallıyordu, gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. "Hayır, benim yüzümden... Benim krizim tuttu diye, beni korumak için yaptı... Ben durduramadım onu."
"Senin bir suçun yok!" dedi Barış sertçe, Meyra’nın omuzlarından tutarak. "Ali o gece seni o evden uzak tutmak için seni, Aydan Teyze’yi korumak için yaktı kendini. Sen olmasaydın da Ali o adamı evden sağ çıkarmayacaktı. Kendini suçlamayı kes! Sen bana Ali’nin emanetisin."
Meyra yataktan fırlamaya çalıştı, üzerindeki serum iğnesini hırsla çekip çıkardı. Elinden süzülen ince kan damlasını umursamadı bile.
"Görmem lazım onu. Karakola gideceğim, polislere söyleyeceğim... O beni koruyordu diyeceğim!"
"Meyra dur!" Barış onu engellemek için önüne geçti. "Beni dinle! Ali beni tembihledi. 'Meyra’ya sahip çık, sakın buraya gelmesin, beni bu halde görmesin' dedi. Seni böyle görürse içeride çıldırır, anlamıyor musun? Ali senin için yaktı geleceğini. Şimdi o yükü onun sırtına bir de sen bindirme."
Meyra odanın ortasında donup kaldı. Gözlerinden süzülen yaşlar çenesinden hastane önlüğüne damlıyordu. Ali onu korumak için hem kendi öz babasının canını almış, hem de kendi özgürlüğünü demir parmaklıklar arkasına gömmüştü.
Meyra’nın elinden süzülen kan damlası hastane odasının soğuk zeminine düşerken, odadaki sessizlik bir anda ağırlaştı. Meyra’nın dudakları titriyor, "Benim yüzümden..." fısıltısı boğazında düğümleniyordu.
Tam o sırada odanın kapısı sertçe açıldı. İçeri giren kişi Nevin’di.
Nevin’in yüzünde bir anneyi kasıp kavuran o derin endişe, yerini buz gibi bir öfkeye ve kırgınlığa bırakmıştı. Kızının kolundaki kanı, çıkarılmış serum iğnesini ve Barış’ın çaresizce Meyra’yı tutmaya çalışan halini görünce gözleri karardı.
"Nevin Teyze..." dedi Barış geri çekilerek.
Nevin oğlanın yüzüne bile bakmadı. Doğrudan yatağa, kızının yanına adımladı. Meyra gözleri yaşlı anasına baktı, tutunacak bir dal arar gibi: "Anne... Ali..."
Nevin’in sesi odanın duvarlarında bir tokat gibi patladı. O ana kadar Aydan'la yan yana oturan, Ali’yi kendi evladından ayırmayan, kapı önlerinde "eller alacağına oğlumuz alsın" diye gülüşen kadın gitmiş; yerine kızını korumak için gözü dünyayı görmeyen bir anne gelmişti.
"Bir daha o çocuğun adını bu evde, bu ağızda duymayacağım!" dedi Nevin, elleri titreyerek Meyra’nın omuzlarından tutup onu yatağa doğru bastırırken. "Bitti Meyra. Duydun mu beni? Bitti!"
"Anne ne diyorsun sen?" Meyra’nın gözlerinden yaşlar boşanıyordu. "O beni korudu! O gece beni o evden çıkarmaya çalıştı, krizim tuttu diye—"
"Kendi öz babasının canına kıyan adamdan kime hayır gelir?!" diye bağırdı Nevin. Sesi kırık ama geriye dönüşü olmayan bir kararlılıktaydı. "Öz babasının kanına giren adam, yarın bir gün gözü döndüğünde sana ne yapar, düşündün mü?! Bir de senin hastalığını, o krizlerini biliyor! O gecenin dehşeti yüzünden bu yataktasın sen!"
"Öyle değil!" Meyra acıyla çığlık attı. "Ali öyle biri değil!"
Nevin başını iki yana salladı, gözlerindeki o eski sevecen ışık tamamen sönmüştü. Barış’a dönüp parmağını kapıya doğru salladı: "Sen de dinle Barış, Ali’ye de ilet! Aydan benim hâlâ komşumdur, canımdır, başımın üstünde yeri var... Ama Ali yok! Bu saatten sonra Ali diye biri yok bizim için! Kızımın yanına yaklaşmayacak, adını anmayacak. Nişanı atıyoruz!"
Nevin ardından tekrar Meyra’ya döndü. Yüzünü kızının yüzüne yaklaştırdı, gözlerindeki o sarsılmış güvenin acısıyla konuştu:
"Seni o karanlığın içine çekmesine izin vermeyeceğim Meyra. Öz babasını öldüren o adamın gölgesi bile düşmeyecek senin üstüne. Bu konu burada kapandı!"
Meyra başını yastığa gömüp hıçkırıklara boğulurken, Nevin kapıyı Barış’ın yüzüne kapatır gibi arkasını döndü. Ali, Meyra’yı korumak için hayatını yakmıştı ama Nevin’in gözünde o artık sadece kızının hayatını tehlikeye atan, öz babasının katili olan tehlikeli bir adamdı.
Nevin’in bu kesin tavrı ve kaybettiği güven, Ali ile Meyra’nın geleceğinin önüne en büyük engeli koymuş oldu.
"Bana aranızda ne geçtiyse hepsini anlat."
DÜN GECE
Aynı dakikalarda nezarethanenin soğuk betonunda oturan Ali, dışarıda kopan bu fırtınadan habersizdi. Zihninde dönüp duran tek şey o kanlı gece değil, annesi ve Meyra’nın o son andaki titreyen nefesi, krizin eşiğindeki çaresiz bakışlarıydı.
Demir kapının gıcırtısıyla birlikte Barış içeri girdi. Ali onu görür görmez ayağa fırladı, parmaklıklara yapıştı. Bakışlarında kendi geleceğine dair hiçbir endişe yoktu; tek bir soru vardı zihninde;
"Barış? Annem, Meyra nasıl? İyiler değil mi? Oğlum konuşsana!"
"Merak etme kardeşim, Aydan teyze de Meyra da gayet iyi..." dedi Barış, yutkunarak. "Meyra'ya ilacını verdiler. Dinleniyor şimdi, krizi zor atlattı. Aydan teyze de yanında."
Ali bu lafı duyduğu an derin bir nefes aldı. İçindeki o korumacı adam bir an olsun rahatladı. Bakışları hemen ardından sarsılmaz bir ciddiyete büründü. Parmağını parmaklıkların arasından uzatıp Barış’ın ceketini yakaladı.
"Barış... Bak kendim ne haldeyim sikimde değil. Kaç yıl yerim, ne zaman çıkarım bilmiyorum onu dert edecek durumda değilim şu an. Ama Meyra sana emanet. Onun sokakta ayağı taşa takılsa, o krizlerden biri kapısını çalsa ilk sen orada olacaksın. Onu yüksek sesten, korkudan, stresten her şeyden sakınacaksın. Benim yokluğumu hissettirmeyeceksin. Ben gelene kadar ona çok iyi bakacaksın, anladın mı beni?"
Barış gözleri dolu halde başını salladı. "Keşke böyle bir şeyi yapmasaydın diyeceğim ama... Senin yerinde olsam ben de aynı boku yerdim. Canım pahasına kardeşim... Gözün arkada kalmasın."
Meyra, Barış’ın anlattıklarının ağırlığıyla yatakta büzülmüş, Ali’nin parmaklıklar arkasından gönderdiği o emanet sözlerini zihninde yankılatıyordu. O sırada hastane odasının kapısı yavaşça, adeta incitmekten korkar gibi aralandı.
Gelen Aydan’dı. Yılların yorgunluğu, o gecenin dehşeti ve kocasının kaybı yüzüne bir gölge gibi çökmüştü. Ama onun gözündeki acı sadece kaybettiği kocası için değil; evladını parmaklıklar ardına gönderdiği, kızı gibi sevdiği Meyra’yı da bu halde gördüğü içindi.
Meyra onu görünce doğrulmaya çalıştı. "Aydan Teyze..."
Aydan gözyaşlarını tutamayarak yatağın kenarına sokuldu. Meyra’nın soğuk ellerini kendi ellerinin arasına aldı, eğilip alnından uzunca öptü.
"Ali beni korumak için öldürdü Semih amcayı. Babasız kaldı ben çok özür dile--"
"Özür dilemesi gereken ne Ali, ne sensin kızım. Ben Ali'ye hamileyken, Semih'ten çok çektim. Onun gibi olmasın diye evladımı yetiştirdim bu güne kadar. Ama sen bunları zaten biliyorsun. Şimdi bunları konuşmanın zamanı değil güzel kızım..."
Meyra, Aydan’ın ellerine sarıldı. Ali’nin annesiydi o; kokusu Ali’ydi, evleri Ali’ydi. "Ama Aydan Teyze, Ali..." diyecek oldu ama boğazı düğümlendi.
Aydan, Meyra’nın saçlarını şefkatle okşadı. "Biliyorum kızım, biliyorum... Ali seni korumak için, beni korumak için yaktı kendini. Senin bir suçun yok, sakın kendini harap etme. Bizim hergele şu anda nezarette bile sadece senin iyi olmandan başka bir şey düşünmüyordur, emin ol."
Tam o sırada odanın kapısı sertçe açılarak içeri Nevin girdi. Elinde kantinden aldığı sıcak su bardağıyla duraksadı. Aydan’ı Meyra’nın başında, ellerini tutarken gördüğü an Nevin’in yüzü bir anda buz kesti. Yüreğindeki komşuluk, yerini kızını koruma güdüsünün getirdiği o acımasız sertliğe bırakmıştı.
Nevin bardağı komodinin üzerine tak diye bıraktı. Aydan’a doğru döndü. Bakışlarında geçmişin hatırı değil, az önce kırılan güvenin ve biten dostluğun soğukluğu vardı.
"Başın sağ olsun Aydan," dedi Nevin. Sesi düz, mesafeli ve alttan alttan iğneleyiciydi. "Kocandır sonuçta... Evinde büyük bir felaket koptu. Rabbim sabır versin."
Aydan başını mahcupça öne eğdi. "Dostlar sağolsun... Ama ben onun yasını tutmayı bırakalı çok oldu."
"Kardeşlik de komşuluk da saatler önce o evde bitti Aydan," diyerek sözünü kesti Nevin. Bakışlarını Aydan’ın ellerinden çekip doğrudan gözlerinin içine dikti. "Benim kızım şu an bu yatakta canıyla uğraşıyorsa, o krizlerin ortasında sürünüyorsa sebebi senin evindeki o fırtınadır. Senin oğlun kendi öz babasının canına kıydı... Üstelik bu ilk değil! Benim kızımın ise kaldıracak bir gram daha dermanı kalmadı."
Nevin’in o iğneleyici ve soğuk tavrı, Aydan’ın gözünden süzülen yaşlarla birleşince hastane odasındaki hava iyice ağırlaştı.
Nevin, Aydan’a kapıyı gösterdikten sonra bir an bile tereddüt etmedi. Elini çantasına uzattı. Çantanın içinden, Meyra ile Ali’nin nişanlandığı gün o tatlı telaşla, dualarla parmaklarına takılan ve az önce hastane koridorunda çıkardığı o iki ince altın yüzüğü çıkardı.
"Nişanı atıyoruz. Benim senin sinirine sahip çıkamayan, katil oğluna verecek kızım yok!"
Aydan, avucunun içine bırakılan o iki altın yüzüğe baktı. Gözlerinden süzülen yaşlara rağmen başını öne eğmedi. Yaşadığı evlat acısı, saatler önce evinde kopan o dehşet ve kocasının ölümü belini bükmüştü; ama oğlunun adı böylesine acımasızca lekelenirken, Ali’nin o gece kimi koruduğu hiçe sayılırken sessiz kalacak bir kadın değildi.
Aydan belini dikleştirdi. Avucundaki yüzükleri sıkıp gözlerinin yaşını silmeden doğrudan Nevin’in gözlerinin içine baktı. Sesi kederliydi ama içinde ezilmeyen, sarsılmaz bir ana vakurluğu vardı.
"Başın sağ olsun derken bile kinini kusuyorsun Nevin," dedi Aydan. Sesi titresede lafını tek bir milim bile sakınmadı. "Benim evimde felaket koptu, doğru. Ama o felaketin ortasında benim oğlum kendini düşünmedi. O katil dediğin Ali senin kucağında büyüdü be! Beni, senin kızını o krizin içinden söküp almak için, beni o adamın elinden kurtarmak için yaktı gençliğini!"
Nevin tam ağzını açacakken Aydan elini kaldırıp onu susturdu.
"Bana bak Nevin! Ali benim evladım, ama Meyra da benim kızım, gelinim. Ben Meyra’ya tek bir gün 'gelin' gözüyle bakmadım, kendi canımdan ayırmadım. Meyra benim elimde büyüdü, doğduğu günü hala hatırlıyorum. Kızın şu an bu yatakta yatıyorsa sebebi Ali değil, o evde yaşanan o cehennemdir! Benim oğlum kendini ateşe attıysa, sizin kılınıza zarar gelmesin, Meyra o adamın gazabına uğramasın diye attı!"
Aydan bir adım öne çıktı, avucundaki yüzükleri komodinin üzerine, Nevin’in az önce bıraktığı su bardağının yanına sakince koydu.
"Nişanı atıyorsan at, sözü bozuyorsan boz... Meyra da benim kızım. Senin analık hakkın varsa benim de evladımın üzerinde hakkım var. Ama sakın benim oğluma katil demeye kalkma! Ali o gece bir can almadı sadece, kızının canını ve benim canımı kurtardı. Bugün bunu görmüyorsan, yarın vicdanın kapını çaldığında o yüzüklere bakar, Ali’nin hakkını nasıl ödeyeceğini düşünürsün."
Meyra yatakta hıçkırıklara boğulmuş, Aydan’ın her bir kelimesiyle göğsünün sıkıştığını hissediyordu. "Aydan Teyze..." diye fısıldayabildi sadece.
Aydan dönüp Meyra’ya baktı. Gözlerindeki o sert, vakur ifade Meyra’ya kaydığı an yerini derin bir şefkate bıraktı. Eğilip Meyra’nın yaşlı yanağını okşadı.
"Sen kendini suçlama güzel kızım," dedi Aydan, sesi bu kez fısıltı kadar yumuşaktı. "Sen benim hâlâ kızımsın. Ali çıkınca da gelinime davullu zurnalı düğün yapacağım, inşallah. Sen sadece Ali’yi bekle."
Nevin, Aydan’ın o dik ve sarsılmaz duruşu karşısında bir an ne diyeceğini bilemeyerek öylece bakakaldı. Aydan’ın son sözleri hastane odasının buz gibi duvarlarında çınlıyor, komodinin üzerindeki yüzükler sanki odadaki herkese bir vicdan azabı gibi bakıyordu.
Aydan odadan çıkıp kapı kapandığında, Nevin yavaşça yutkundu. İçinde bir yerlerde Aydan’ın haklılığı sızlasa da, analık içgüdüsünün getirdiği o katı korumacılık anında geri toplandı. Yüzündeki tereddüdü silip komodinin üzerindeki yüzükleri hırsla çantasına geri attı.
Dönüp yatakta sessizce ağlayan, gözlerinden yaşlar süzülen kızına baktı.
"Bana öyle bakma Meyra!" dedi Nevin, sesi bu kez bağırmasa da geri adım atmayacağını kanıtlayan bir kararlılıkla çıktı. "Aydan ana yüreğiyle konuşur, haklıdır da kendince... Ama benim yüreğim de seninkini korumak zorunda. O eve bir daha kan girmeyecek. Görmüyor musun çocuğun siniriyle anası bile başa çıkamıyor! Ali’nin de, o ailenin de gölgesi senin üstüne düşmeyecek."
"Ali katil değil!"
Meyra başını duvara doğru çevirip gözlerini kapattı. Annesine tek bir kelime bile etmedi.
Nevin ise kızının başucundaki sandalyeye oturup ellerini göğsünde birleştirdi. Aydan’ın dedikleri zihninde dönse de kararından milim sapmayacaktı: Ali parmaklıklar arkasına gidecekti, Meyra ise ne pahasına olursa olsun o adamdan ve o gecenin fırtınasından uzak tutulacaktı.
İki aile arasındaki bağlar bu hastane odasında tamamen koptu, nişan atıldı ve yasaklar kondu.
ERTESİ SABAH
Hastane odasındaki o ağır gecenin sabahında, güneş kasvetli mahallenin üzerine cılız bir ışıkla doğdu.
Meyra bütün gece gözünü kırpmamıştı. Annesinin koyduğu yasaklar, Aydan'ın vakur duruşu ve Ali’nin parmaklıklar arkasından Barış’a fısıldadığı emanet sözleri zihninde dönüp durmuştu. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, Nevin’in kantine inmesini ve hemşirelerin değişim saatini fırsat bildi. Kolundaki serum izini yazmalı hırkasının altına sakladı, hastaneden adeta kaçar gibi çıktı. Bahçede onu bekleyen Barış’ın arabasına kendini attığında nefes nefeseydi.
"Meyra..." dedi Barış, dikiz aynasından ona endişeyle bakarak. "Nevin Teyze duyarsa mahalle ayağa kalkar. Doktor da çıkmana izin vermedi. Ali beni gebertip ikinci kez katil olsun istiyorsun herhalde."
"Karakola Barış," dedi Meyra, sesi titrese de gözlerindeki o sarsılmaz kararlılıkla. "Ali’yi görmeden hiçbir yere gitmiyorum."
Karakolun demir kapısından içeri girdiklerinde, sabahın soğuk ve kasvetli havası Meyra’nın yüzüne çarptı. Barış, tanıdık bir polisin yardımıyla kısa bir görüş izni almayı başardı. Nezarethaneye giden o karanlık, nemli koridorda yürürken Meyra’nın dizleri titriyordu. Kalp ritmi hızlanmış, panik atağın o tanıdık ağırlığı göğsüne çökmüştü ama bu kez krizin kendisini teslim almasına izin vermedi.
Ali, kapının açılma sesiyle başını kaldırdı. Gözleri yorgun, elleri kelepçelerin ve tutuklanmanın getirdiği o soğuk izlerle kaplıydı. Ama karşısında Barış’ın yanında duran Meyra’yı gördüğü an... zaman durdu.
Ali bir anda ayağa fırladı. Parmaklıklara doğru bir adım attı, elleri kendiliğinden demirlere yapıştı. Bakışlarında kendi akıbetine dair tek bir korku yoktu; sadece Meyra’yı burada, bu halde görmenin getirdiği o derin endişe ve sarsılmaz korumacılık vardı.
"Meyra..." dedi Ali. Sesi kısık, gırtlağında düğümlenerek çıktı. "Ya kızım... senin hastanede olman lazımdı. Ne işin var burada?"
Meyra parmaklıklara biraz daha yaklaştı. Ellerini buz gibi demirlerin arasından uzatıp Ali’nin sımsıkı kenetlediği ellerinin üzerine koydu. Ali’nin parmakları buz gibiydi, üstünde hâlâ o gecenin tozu, arbedenin izleri vardı.
Meyra’nın göz yaşları çenesinden süzülüp Ali’nin bileğine damladı.
"Neden yaptın Ali?" dedi Meyra, sesi titreye titreye, hıçkırıklarının arasından. "Değdi mi söyle? Kendi başını yakmaya değer miydi ya?!"
Ali gözlerini bir an bile Meyra’dan ayırmadı. İçeride kalmanın, hapse girmenin zerre korkusu yoktu gözlerinde. Sadece Meyra’nın o darmadağın hali canını yakıyordu. Meyra’nın ellerini kendi ellerinin arasında biraz daha sıktı.
"Bana bak Meyra," dedi Ali, alçak ama bir kayayı delecek kadar sert ve kararlı bir sesle. "Bana bak kızım. O adam o gece anama vururken, seni o krizin ortasında boğarken ben ne yapacaktım? Seyir mi etseydim? 'Aman götüm sikilmesin' diye kenarda durup izlese miydim?"
"Ama şimdi yoksun!" diye bağırdı Meyra kısık bir sesle. Gözlerinden sicim gibi yaş akıyordu. "Beni bıraktın Ali! Annem akşam hastanede kıyameti kopardı. Aydan Teyze’nin eline tutuşturdu yüzükleri nişanı attı. 'Bu iş bitti, Ali diye biri yok artık' dedi."
"Sikerler..." dedi Ali, parmaklıkların arasından Meyra’nın yüzüne doğru biraz daha yanaşarak. "Bizim birbirimize verdiğimiz söz o iki gram altına mı bağlıydı Meyra? Nevin Teyze kızgın, haklı da... Anadır, koruyacak tabii seni. Varsın silsin beni, varsın düşman bilsin."
"Peki biz ne olacağız Ali?" Meyra’nın sesi kırıldı, başını demirlere yaslayacak gibi oldu. "Ben sensiz ne yapacağım bu mahallede?"
"Yaşayacaksın," dedi Ali, gözlerinin tam içine bakarak. "İlacını içeceksin, krizine dikkat edeceksin, ayağını taşa takmayacaksın. Kendine dikkat edeceksin ki ben burada kafayı yemeyeyim. Barış’a tembihledim yemin ettirdim, gözü üstünde olacak. Sen iyi ol, bana söz ver iyi olacağına... Gerisi mühim değil."
"Ali"
"Bak beni firar ettirme buradan."
O sırada koridorun başındaki polis memuru anahtarları şakırdatarak seslendi.
"Tamam gençler, süre bitti. Çıkın dışarı."
"Söz ver bana."
Meyra ellerini Ali’nin ellerinden çekmek istemedi. Koridorun başındaki polis memuru anahtarları şakırdatarak içeri doğru iki adım attı, canı sıkkın bir edayla seslendi:"Tamam gençler, süre bitti. Uzatmayın, hadi dışarı."
"Bana söz ver dedim Meyra. O Barış seni bir ihmal etsin onun da kafasını kıracağım."
"Süre bitti."
"Ulan iki dakika müsaade ettiniz diye başımıza gardiyan mı kesildiniz?!" diye gürledi Ali. Sesindeki o çiğ öfke ve çelik gibi sertlik koridorda çınladı. Demir parmaklıkları hırsla sarsarak polise doğru bir adım attı. "Görmüyor musun kızı bu halde?! İki kelime konuşuyoruz şurada, patladın mı? Görmüyor musun kız nişanlım."
Nişanlım...
Polis memuru gayriihtiyari elini belindeki copuna götürdü, kaşlarını çattı. "Terbiyesizlik yapma lan! Duvarlara bağırma, kuralları biz koymuyoruz burada!"
Barış araya girip hemen Meyra’nın koluna girdi. "Tamam amirim, tamam vallahi çıkıyoruz. Kusura bakma, kafası bozuk zaten..."
"Her kafası bozuğu imalat etmeye çalışsaydık-"
"Senin kafanı var ya..."
Ali polisin arkasından dik dik bakmaya devam ediyordu. Gözlerindeki o mahalle delikanlısının gözü karalığı, polisin geri adım atmasına yetti. Ali hırsla soluyarak tekrar Meyra’ya döndü. Sesi polise bağırdığı gibi değil, Meyra’ya kıyamayan o yumuşak ama emir veren tona büründü.
"Bana bak..." dedi Ali, parmaklıkları sıkarak. "Ağlamak yok! Başını öne eğip o mahallede kimseye laf ettirmeyeceksin. Kendine bakacaksın, o ilaçlarını aksatmayacaksın! Söz mü?"
Meyra gözyaşları içinde başını salladı. "Tamam..."
"Bak lağım faresi gibi tünel açıp firar ettirme bana Meyra. Yapacağımı biliyorsun."
Ali, parmaklıkları öyle bir sıkıyordu ki eklemleri bembeyaz kesilmişti. Polise savurduğu o galiz küfürlerin ardından koridorda yankılanan sessizlikte, gözleri tamamen Meyra’nın yaşlı gözlerine çakılı kaldı.
"Söz... Yemin ederim."
Meyra’nın "Söz... Yemin ederim," deyişiyle Ali’nin göğsündeki o hırçın fırtına bir anlığına dindi. Gözlerindeki o çiğ öfke eridi; yerini, altı yıl boyunca bu buz gibi duvarlar arasında saklayacağı katıksız bir aşka ve çaresizliğe bıraktı.
Ali, parmaklıkların arasından başını biraz daha Meyra’ya doğru uzattı. Sesi alçak, pürüzlü ama Meyra’nın zihnine kazınacak kadar derinden çıktı:
"Seni seviyorum. Seni çok seviyorum kızım..." dedi Ali, yutkunarak. "Seni canımdan çok seviyorum. Sakın bunu unutma, tamam mı? Geleceğim."
"Gelsen iyi edersin." dedi Meyra, gözyaşlarının arasında gülerek. Ali sevdiği kızın bu lafına komik ve buruk bir şekilde tebessüm etti. Dışarıda dünya yıkılsa, ömrünün en güzel yılları bu betonda çürüyecek olsa bile umursamadığı o meydan okuyan, katıksız sırıtış kondu dudaklarına.
"Ulan krizin ortasında bile laf yetiştiriyorsun ya..." dedi Ali, sesinde o acıyla karışık, meydan okuyan gülüşüyle. "Gelmezsem hesabımı kesecekmiş... Geleceğim kızım. Sen yeter ki nefes al, toprağın altından da olsa çıkar gelirim ben senin yanına kızım."
Meyra başını iki yana sallayıp ağlarken, Ali daha fazla dayanamadı. Parmaklıkların soğukluğuna aldırmadan yüzünü demirlerin arasına sıkıştırıp, Meyra’nın çenesinden usulca tutup kendine doğru çekti. Aralarındaki o paslı buz gibi parmaklıklar bile engel olamadı. Ali, Meyra’nın dudaklarına aç, çaresiz ama yangın gibi sert, uzun bir öpücük kondurdu. İki genç, parmaklıkların ardında, gözyaşı ile kan kokusunun birbirine karıştığı o küçücük aralıkta bir anlığına dünyayı yok saydı.
Polis memuru kapıdan "Hadi artık, uzatmayın!" diye tekrar seslendi ama bu kez Ali adama dönüp bakmadı bile. Bakışları, Barış’ın kolundan tutup koridorda yürütmeye başladığı Meyra’nın üzerindeydi.
"Hırkanın düğmesini kapat, üşüme. Üşütüp hasta oluyorsun sonra ateşin zor geçiyor."
Meyra kafasını sallayıp geri geri çekilirken gözyaşları içinde Ali’ye bakıyordu. Barış hemen araya girip Meyra’nın kolunu tuttu, yavaşça koridora doğru yönlendirdi. Meyra köşeyi dönene kadar Ali bir milim bile kıpırdamadı; gözleri kızın üzerindeydi.
Meyra koridorun köşesini dönüp gözden kaybolana kadar birbirlerinden gözlerini çekmediler. Kız tamamen karanlıkta kaybolduğu an, Ali derin bir nefes verdi. Meyra gözden kaybolduğu an, Ali’nin bakışları kapının ağzındaki Barış’a kilitlendi.
"Oğlum sen polise kafa tutacak kadar manyadın mı? Zaten içerdesin lan!"
Ali’nin gözlerinde ne pişmanlık vardı ne tereddüt. Sokakta büyümüş, ölmekten de batmaktan da korkmayan o adamın bakışlarıyla Barış’ın gözlerinin içine saplandı. Sadece Barış’a, öz kardeşine duyduğu o katıksız güven ve omuzlarına bıraktığı değerlisi vardı.
"Sikerler polisi... O benim canım Barış... Sana emanet. Ben çıkana kadar gözün gibi bakacaksın ona söz ver."
Barış ne demek istediğini saniyesinde anladı, başını "Namusumdur" der gibi yavaşça salladı.
Barış da koridordan çıkıp demir kapı kapandığında, Ali arkasını döndü. Ne bir ah etti ne de sızlandı. Bütün öfkesini, hırsını ve içindeki o yangını topladı; avucunun içi patlayana, eklemleri kanayana kadar nezarethanenin buz gibi beton duvarına sert bir yumruk geçirdi.
İşte o gece karakoldaki bu son patlama, edilen yeminler ve helalleşmeyle birlikte kapılar kapandı. Altı yıllık o uzun, karanlık esaret dönemi başladı...
6 YIL SONRA- ŞİMDİ
Gözaltı gecesinden sonra zaman, Meyra için durdu. Ali, metrisin soğuk koğuşlarına sevk edilirken; Meyra o hastane odasından çıkıp mahallenin dedikoducu, buz gibi sokaklarına dönmüştü. Ama o sokak artık bildiği sokak değildi. Ali’siz her kaldırım taşı, her sokak lambası Meyra’nın boğazında bir düğümdü.
Nevin, sözünü tuttu. Mahalledeki o ahşap evin kapısını adeta dış dünyaya kapatı. Ali’nin adı evde yasaklandı; Aydan’ın sokağın başından geçmesi, Meyra ile Ali’nin atılan nişanı bile olay oldu. Nevin, kızını o yangından korumak için çevresine sarsılmaz bir duvar ördü.
Ama Meyra için o duvarlar bir koruma değil, hücreydi.
İlk iki yıl Meyra için tam bir cehennem gibi geçti. Ali’nin hapiste olduğu gerçeği, annesinin o katı, tavizsiz görücü usulü evlilik baskısıyla birleşince krizleri sıklaştı. Gece yarıları "Ali!" diye sıçrayarak uyanıyor, göğsüne oturan o ağır kilitlenmelerle hastanelik oluyordu. Nevin doktor doktor gezdirip kızı sakinleştiricilere, kurşun döktürmelere boğdu. Meyra gündüzleri sersemletici ilaçların etkisinde yaşayan bir hayalete dönüştü; ama bilinci her açıldığında gözü penceredeydi.
Mahalleli arkalarından konuştu. "Babasına kıyan adamın nişanlısı" dediler, imalı imalı baktılar. Meyra kimseye başını eğmedi. Annesine tek kelime etmedi, evde tam bir sessiz savaş başlattı. Yemeği reddetti, annesinin yüzüne bakmadı. Nevin ne kadar baskı kurduysa, Meyra içindeki Ali sevdasına o kadar sıkı sarıldı.
Barış, Ali’ye verdiği sözü tek bir gün bile unutmadı.
Nevin’in gözü her an Meyra’nın üstündeydi; Barış’ı kapıya yaklaştırmıyordu. Ama Barış, bir yolunu bulup Meyra’ya almak istemediği halde alması gereken ilaçlarını bile içiriyor, Ali'ye verdiği sözünü tutuyordu. Bakkaldan dönerken, mahallede, çeşme başında, Meyra’nın hava almaya çıktığı o kısacık dakikalarda hep gölge gibi arkasındaydı.
Yıllar geçtikçe Meyra’nın o kırılgan, narin hali yerini sert, suskun ve kimseyi umursamayan bir kab kabuklaşmaya bıraktı. Artık ağlamıyordu. İçindeki acı, Ali’ye duyduğu o sarsılmaz inançla harmanlanıp devasa bir sabra dönüştü.
Nevin, zamanın kızının kalbindeki Ali’yi unutturacağını sanmıştı. Başka talipler çıktı, görücü usulü evliliğe yönlendirmeye çalıştı, mahalleliler "Artık önün açıldı kızım, hayatına bak" dediler. Meyra hepsini tek bir bakışıyla kapıdan kovdu. Nevin’e dönüp bir gün ilk ve tek sert cümlesini kurdu.
"Benim nişanlım hapiste anne. Sen o yüzükleri atsan da, beni eve kapatsan da ben Ali’nin yolunu bekleyeceğim. İster 6 yıl yatsın, ister 60 yıl... Çıktığı gün yine onun elini tutacağım."
Nevin o günden sonra kızının Ali’den kopmayacağını anladı, pes etti ama öfkesi hiç bitmedi.
Geri sayım başladığında, mahallede havalar iyice ağırlaşmıştı. Ali’nin cezaevinden çıkacağı gün yaklaşırken Meyra’nın kalbi yeniden o ilk gecedeki gibi çarpmaya başladı. İki aile arasındaki düşmanlık bitmemişti, Nevin hâlâ öfke doluydu ama Meyra ile Aydan’ın kurduğu o sarsılmaz bağ, Ali’nin dönüşüne hazırdı. İlaçları bıraktı, aynaya baktı, Ali’nin ona bahsettiği o "dik duran" kadını hazırladı.
Bölüm etkileşimi
