İkinci Bölüm:Kuyu

Vaveyla Yazarı: Havanur

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: İkinci Bölüm:Kuyu

Defne mutfaktan bahçeye nasıl çıktığını hatırlamıyordu. Babasının notu açıktı: önce oda, kuyudan uzak dur. Ama yirmi yıllık hekimlik bir refleks bırakmıştı ona: bir ses geldiğinde, o sese doğru yürürsün.
Sis bahçeyi tamamen yutmuştu. Fenerin ışığı iki adım önünde beyaz bir duvara çarpıp geri dönüyordu. Islak otlar paçalarını sırılsıklam etti, elma ağacının dallarından ensesine soğuk damlalar düştü. Havada çürümüş elmanın tatlı, bayat kokusu vardı.
Kuyu sisin içinden önce bir gölge olarak çıktı, sonra taş çember, sonra demir kapak. Her şey olması gereken yerdeydi. Değirmen taşı kırığı yerindeydi. Kapağın çevresindeki otlar ezilmemişti. Yıllardır kimse dokunmamış gibi, pasa ve yosuna bulanmıştı.
Sadece bir şey yanlıştı.
Taşın hemen altında, kapağın paslı yüzeyinde, ıslak bir el izi vardı. Parmaklar açık, avuç içi demire bastırılmış. Küçük bir el izi. Bir kadının eli kadar. Ya da bir çocuğunki.
Defne üç adım kala durdu. Notu hatırladı. Fenerin ışığı titredi; elinin titrediğini fark etti.
Sonra bir ses duydu.
Kapaktan gelmiyordu. Sisin her yanından, damlayan suyun, rüzgârın, kendi nefesinin arasından geliyordu. Düşük, kısık, tek bir tekrar eden ezgi. Sözleri yoktu, ya da Defne hatırlamıyordu. Ama ezgiyi tanıdı. Tanıdı, çünkü onu kemiklerinde taşıyordu. Annesi, on bir yaşına kadar, her akşam bu ezgiyi mırıldanmıştı.
Kalbi göğsünde bir yumruk gibi atmaya başladı. Bir adım attı. Bir adım daha.
"Girme oraya!"
Bir el omzunu kavradı. Defne bir çığlık yutarak döndü, feneri yukarı kaldırdı. Karşısında yün hırkalı, başı yazmalı yaşlı bir kadın duruyordu, elinde sönmeye yüz tutmuş bir gaz lambasıyla. Yüzündeki çizgiler sisin içinde daha derin görünüyordu. Defne onu tanıdı: Hacer Teyze. Çocukken avucuna fındık ezmeli ekmek tutuşturan kadın.
"Kızım," dedi Hacer Teyze, nefes nefese. "O kapağa dokunma. Baban demişti."
"Bir ses duydum." Defne kendi sesinin ne kadar ince çıktığına şaşırdı. "Biri kapağa vurdu. Sonra... bir ninni."
Hacer Teyze'nin yüzü sisin içinde kâğıt gibi beyazladı. Lambanın alevi titredi. "Ses yok burada," dedi çabuk çabuk. "Rüzgâr. Eski kuyudur, rüzgâr çalar içinde."
"Ninniyi rüzgâr söylemez."
Bu sefer cevap vermedi. Yalnızca Defne'nin koluna yapıştı, parmakları şaşırtıcı bir güçle kemiğine bastı. "Gel içeri. Hadi."
İkisi yan yana, ıslak otların arasından eve yürüdüler. Defne arkasına bakmadı. Bakmaya cesaret edemedi.
Mutfağa girdiklerinde iki bardak yine masadaydı. Buhar çoktan kesilmişti.
"Çayı sen mi demledin teyze?"
Hacer Teyze bardaklara baktı. Çok uzun baktı. "Hikmet Hoca'nın cenazesinden beri bu eve kimse girmedi kızım," dedi yavaşça. "Kimse. Ben bile. Anahtarı o gün noter aldı."
"Ama..."
"Seni yoldan gördüm. Kuyuya doğru yürüdüğünü gördüm. Koştum." Yaşlı kadının sesi çatladı. "Çayı ben demlemedim."
İkisi de sustu. Dışarıda sis cama yapışmış, camdan sızan gri ışık iki bardağın buharsız yüzeyini soluk bir ayna gibi göstermişti.
Defne yavaşça başını kaldırdı ve tavana baktı. Tavanın hemen üstünde, ikinci katta, bir şeyin yavaşça kıpırdadığını duydu. Bir ayak sesi değil. Daha çok bir sandalyenin zeminde sürtünmesi gibi.
Hacer Teyze de duymuştu. Lambasını göğsüne bastırdı.
"Odaya çıkma," diye fısıldadı. "Daha değil. Önce sana anlatmam gereken şeyler var."
Ama Defne, mutfak penceresinden dışarı baktığında, evin ikinci katındaki perdesiz pencerede bir ışık yandığını gördü. Sarı, titrek, bir gaz lambası ışığı.
Babasının odası.
Devam edecek...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

6okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.