Dokuzuncu Bölüm: Ninni

Vaveyla Yazarı: Havanur

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: Dokuzuncu Bölüm: Ninni

Köylüler koşmuyordu. Bu, işin en korkunç yanıydı.
Yürüyorlardı. Yavaş, düzenli, birbirine karışmadan, yolun ortasında tek sıra olmuşlardı. Bakkal Remzi'nin terliği ayağından düşmüş, çıplak topuğu taşlara basıyordu ama adımı bozulmuyordu. Çocuklardan biri, yedi sekiz yaşında bir kız, annesinin elini tutmuş, gözleri açık, yüzü boş, sanki uykuda yürüyordu. Herkes kuyuya doğru, aynı ağırlıkta, aynı sessizlikte ilerliyordu.
"Durdur onları," dedi Hacer Teyze. Sesi çatladı. "Defne, durdur!"
Defne iskeleden yola fırladı. Sahile çıkan yokuşu nefes nefese tırmandı, Remzi'nin önüne atıldı, iki eliyle omuzlarından tuttu.
"Remzi Amca! Beni duyuyor musun? Remzi Amca!"
Adam gözlerini kırpmadı. Defne'yi yok sayarak, bir duvarı aşar gibi, onu yana itip yürümeye devam etti. Defne sendeledi, yola yuvarlandı. Bir çocuk ayağıyla bileğine bastı, farkına bile varmadı.
Hekim aklı çalışmaya başladı. Bu bir trans haliydi: gözler açık, uyaranlara tepkisiz, tek bir hedefe kilitlenmiş. Böyle bir durumdaki bir hastayı uyandırmak için ağrı, ışık ya da güçlü ses kullanılırdı. Defne Remzi'nin koluna çimdik attı. Hiçbir tepki. Yüzüne soğuk su çarptı, hiçbir tepki. Yüksek sesle bağırdı, adamı sarstı. Bir şey olmadı.
Çünkü başka bir ses, çok daha derinde, çok daha güçlü, hepsini kaplıyordu.
"Annem," dedi Defne, geri dönüp. "Anne, ne yapmalıyız? Baban yazmıştır, bir şey bilirsin..."
Nesrin, Hacer'in koluna asılı, kayığın iskelesinden ağır ağır yürüyordu. Yüzü kâğıt gibi bembeyazdı, ama gözlerinde bir şey vardı: yirmi yedi yılın biriktirdiği o keskin, hesaplı bakış.
"Kuyu," dedi, "ancak duyduğunu söyleyebilir. Ses çıkarır, çünkü ona verilmiş sesleri vardır. Aldıklarını. Bunu yıllarca dinledim, kızım. Her şeyi taklit edebilir. Her şeyi."
"Biliyorum."
"Ama bir şeyi edemez." Nesrin yutkundu. "Sana hiç söylemediğim bir şeyi."
Defne dondu.
"Ninni," dedi annesi. "Sana her akşam söylediğim ninni. Ezgisini biliyor, çünkü ezgiyi evde söylerdim, kuyunun kenarında çamaşır asarken. Ama ninninin bir kıtası daha vardı. Sadece sen uyuduktan sonra, sana değil, kendime söylediğim bir kıta. Odada kimse yokken. Kuyunun duymadığı bir yerde."
Hacer Teyze nefesini tuttu.
"Kuyu o kıtayı bilmiyor," dedi Nesrin. "Bilemez. Ve bir şey, bilmediği bir sese karşılık veremez. Çünkü taklit... " Gözleri doldu. "Taklit, bildiğin sesin yankısıdır."
"Onları durdurabilir miyiz?" diye sordu Defne. "Söylersen?"
"Bilmiyorum." Nesrin gülümsedi, ağlamaklı. "Ama denemek zorundayım."
Nesrin'i omuzlarından tutup yolun ortasına çıkardılar. Köylülerin geçeceği yerde, kaldırım taşlarının tam üstünde durdu. Hacer Teyze bir tarafında, Defne öbür tarafında, ikisi de kadını ayakta tutuyordu. Kadın o kadar zayıftı ki rüzgâr onu devirebilirdi.
Ama ağzını açtığında, ses yükseldi.
Defne bu sesi hatırladı. Çocukluğundan, bir uyku öncesinden, loş bir odanın yastıklı sıcaklığından. Alçak, derin, çatlak ama hâlâ güzel. Annesi ninninin ilk dizelerini söylemedi. Onları kuyu zaten biliyordu. Doğrudan, geçmeden, sonuna atladı. O kıtaya.
Bu kıtada anlatılan şey, Defne'nin hiç duymadığı bir şeydi. Kelimeleri yoktu belki, ya da Defne kelimeleri anlamıyordu. Ama anlamı biliyordu. Bir annenin kızına, ışık yokken, kimse görmezken, "seni bırakmayacağım" demesiydi. Kendi ağzından, kendi sesiyle. Taklit edilemeyecek tek şey, gerçekten söylenmiş bir söz.
İlk köylü durdu.
Remzi'ydi. Ayağı havada kaldı, sonra yere indi. Başını yavaşça kaldırdı. Gözlerinde, ilk kez, bir şey kıpırdadı: şaşkınlık. Etrafına baktı. Yolun ortasında, yalınayak, ne yaptığını bilmeyen bir adam.
"Ben..." dedi. "Ben nereye..."
Bir yaşlı kadın durdu. Sonra bir çocuk. Sonra annesi. Köylüler birer birer, dalga dalga, ayaklarının üzerinde sendeleyerek durdu. Birinin dizleri büküldü. Biri hıçkırarak yere çöktü. Küçük kız annesine sarıldı, ağlıyordu, ne olduğunu anlamamıştı.
Nesrin sonuna kadar söyledi. Sesi son nota boyunca yükseldi, sonra, bir nefes gibi, söndü. Dizlerinin bağı çözüldü. Defne onu tuttu.
"Başardın," diye fısıldadı. "Anne, başardın."
Annesi gözlerini açtı. Gülümsedi. Ağzının kenarında ince bir kan çizgisi vardı. Çok az, çok ince.
"Bu gece... o..." diye başladı.
Tam o sırada, tepeden, yamacın başında, evlerin sonunda, çok ağır, çok derin bir ses geldi. Bir taşın çatlama sesi.
Herkes döndü.
Babasının mavi, solgun evinin bahçesinde, bir taş çatırdadı. Bir sesle, bir silah sesi gibi, ikiye yarıldı. Değirmen taşı kırığı, yüzyıllardır duran o ağır taş, toz bulutu içinde parçalandı.
Ve sonra, uzaktan, bütün köyün duyabileceği kadar yüksek, bütün çocukluğunun korkusunu içeren bir ses yükseldi.
Bu sefer taklit değildi. Annesinin sesi de, çocuk sesi de, babasının sesi de değildi. Alçak, ağır, yaşlı, bir toprağın derininden gelen homurtu gibi.
"Bir kişi yeter."
Köylüler dehşetle birbirine sokuldu.
"Bir kişi cevap verirse," dedi ses, "gerisi gider."
Defne annesinin ağırlaşmış bedenini sıkıca tuttu. Kadın bir iç çekişle ona doğru yaslandı.
Ve ilk kez, köyün sesi, çocuklarının ağlayışı, yaşlıların fısıltısı, hepsi sustu. Bir tek Defne'nin kendi kalbinin sesi kaldı.
O anda anladı. Kuyu, bir kişiyi istiyordu. Ve bu kişi, ta başından beri, o olmuştu.
Devam edecek...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.