Dördüncü Bölüm:Mektup

Vaveyla Yazarı: Havanur

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: Dördüncü Bölüm:Mektup

Defne okumayı bırakmak istedi. Kâğıdı katlayıp zarfa koymak, odadan çıkmak, otobüse binip şehre dönmek istedi. Ama gözleri çoktan bir sonraki satırdaydı.
Bunu yüz yüze söyleyemedim, çünkü sana bakınca yine yalan söylerdim. Kâğıt yalan bilmez.
Annen gitmedi. Yirmi yedi yıl önce, bir eylül gecesi, o kuyuya indi. Kendi isteğiyle. Ben bahçeye çıktığımda ipi gördüm, ipin ucunda terliklerini.
Sebebini yıllar sonra anladım. O gece, annen kuyunun içinden bir ses duymuş. Senin sesini. Küçük Defne'nin, korkmuş, "anne" diye ağlayan sesini. Seni yatakta uyur buldum, kızım. Sen hiç kımıldamamıştın. Ama annen o sesin peşinden gitti, çünkü bir anne o sesten kaçamaz.
Defne'nin gözleri bulandı. Parmakları kâğıdı buruşturdu, sonra gevşetti.
Kuyunun içinde ne olduğunu bilmiyorum. Yirmi yedi yıl araştırdım, bilmiyorum. Ama ne olduğunu biliyorum: bir şey, insanın en çok özlediği sesi taklit ediyor. Sesi öğreniyor, sonra çağırıyor. Beni de çağırdı. Annenin sesiyle, her gece, yirmi yedi yıl boyunca. Sana yalan söylediğim için beni bağışla; o sese cevap vermemek için dilimi ısırdım. Defalarca.
Köyün yarısı bu yüzden gitti. Giden yarısı, kuyunun adını bile ağzına almıyor. Kalan yarısı, Hacer gibi, bir şeyi görmemek için gözlerini kapatıyor.
Defne başını kaldırdı. Pencerenin dışında sis artık bahçeyi değil, bütün dünyayı yutmuştu. Lambanın alevi sakinleşmişti ama gölgeler duvarlarda yavaş yavaş uzuyordu.
Mektubun son kısmına geçti. Yazı burada bozulmuştu: harfler bir yana yatmış, satırlar eğilmişti. Bir hastanın, nefesi yetmeyen birinin yazısı.
Üç şey öğrendim, kızım. Üçünü de hayatım pahasına:
Bir. Ses seni adınla çağırırsa cevap verme. Bir kere bile.
İki. Kuyuyu kapalı tut. Taş yerinde dursun. Kapak ben öldükten sonra kendi kendine açılmaya başlayacak, bunu hissediyorum. Taşı ne olursa olsun yerinde tut.
Üç. Annenin sesini duyarsan, ona inanma. Annen o kuyuda değil.
Ama onu nerede bulacağını biliyorum.
Altında yazı kesilmişti. Son cümleden sonra bir boşluk, bir leke. Mürekkep damlamış, kâğıt orada kuruyup buruşmuştu. Sanki babası tam bu noktada, söylemesi gereken şeyin ağırlığıyla kalemi bırakmıştı.
Sayfanın arkasını çevirdi. Boştu.
Defne zarfı ters çevirip salladı. Başka bir şey düşmedi. Yalnızca bir parça kuru fındık zarfı, ince bir kâğıt gibi hafif, masanın üstüne süzüldü.
"Nerede?" diye fısıldadı. "Baba, nerede?"
Cevap vermesi gerekmeyen sessizlik uzadı. Aşağıdan Hacer Teyze'nin sandalyesinin gıcırtısı, bir bardağın tabağa değme sesi geldi. Normal sesler. İnsan sesleri.
Sonra pencereden, açık aralıktan, sisin içinden, çok yakın bir yerden, başka bir ses girdi.
Yumuşak. Sıcak. Tanıdık.
Bir kadın sesi, Defne'yi çocukluğuna geri sürükleyen, karnında sıcak bir yumruk açan, boğazını düğümleyen bir ses.
"Defne..."
Defne'nin dudakları aralandı. Anne, demek üzereydi. Kelime dilinin ucunda, yirmi yedi yıldır orada bekliyordu.
Tam o anda babasının mektubundaki ilk kural, gözlerinin önünde yandı:
Seni adınla çağırırsa cevap verme.
Defne elini ağzına bastırdı.
Devam edecek...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.