5. bölüm / 10
Sisin Arkasındaki EvBeşinci Bölüm:Gece
Bölümler 10Şu an: Beşinci Bölüm:Gece
- 1 Birinci Bölüm:Zarf646 kelime
- 2 İkinci Bölüm:Kuyu487 kelime
- 3 Üçüncü Bölüm373 kelime
- 4 Dördüncü Bölüm:Mektup423 kelime
- 5 Beşinci Bölüm:Gece575 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 Altıncı Bölüm: Fener698 kelime
- 7 Yedinci Bölüm:Mağara737 kelime
- 8 Yedinci Bölüm: Mağara1.486 kelime
- 9 Dokuzuncu Bölüm: Ninni714 kelime
- 10 Onuncu Bölüm: Cevap817 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ses, bir kez daha seslendi. Bu sefer daha yakından.
"Defne... kızım..."
Defne geri geri odadan çıktı, elini ağzından çekmedi. Merdiven başında ses ona yetişti: pencereden, sonra bir sonraki pencereden, sonra duvarın içinden, sanki ev bütün odalarıyla ona sesleniyordu. Her basamakta biraz daha yakınlaştı, biraz daha sıcaklaştı. Annesinin ninni mırıldanırken kullandığı o hafif, soluklu tonu tanıdı. Ağlamamak için dişlerini sıktı.
Mutfağa girdiğinde Hacer Teyze iki elini kulaklarına bastırmış, gözlerini sımsıkı yummuştu. Dudakları durmadan kıpırdıyordu. Dua. Defne yaklaştığında yaşlı kadının yanaklarından yaşlar süzüldüğünü gördü.
"Teyze."
"Duyma," diye fısıldadı Hacer. "Sakın duyma kızım. Benimkini de duyuyorum. Ben de duyuyorum. Dokuz yıldır her gece Kemal'im çağırıyor beni."
Defne'nin içinde bir şey yerine oturdu. Hacer Teyze'nin oğlu. Çocukken onunla kıyıda taş atlatmışlardı. Kemal gitti, demişlerdi kadınlar bir gün, ve başka bir şey demeden konuşmayı değiştirmişlerdi.
"O da senin gibi cevap verdi," dedi Hacer, gözlerini açmadan. "Bir tek kere."
Defne sandalyeyi çekti, yaşlı kadının karşısına oturdu. Bir hekim olarak biliyordu: panik bulaşıcıydı, sakinlik de öyle. Elini Hacer'in elinin üstüne koydu.
"Teyze, bana bak. Nefes al. Dört say, tut, dört say, ver."
"Anlamıyorsun..."
"Dört say."
Hacer saydı. Titreyerek, ama saydı.
Ses dışarıda devam ediyordu. Bazen annesinin sesiydi, bazen Kemal'in. Bazen ikisi birden, iç içe, bir ağızdan konuşur gibi. Defne cebinden telefonunu çıkardı, kayıt uygulamasını açtı ve masaya, iki bardağın yanına bıraktı. Bilimdi bu. Korku ne kadar büyükse, ölçmek o kadar gerekliydi.
Gece, çok yavaş, aktı. Sis pencereleri bir bez gibi örttü. Ara sıra kuyunun yönünden ağır bir inilti geldi, sanki bir taş yerinde kıpırdıyor gibi. Defne her seferinde çay bardağına baktı: ince, buhar çıkarmayan, soğumuş çay. Hiçbiri içilmemişti. Hiçbiri dökülmemişti.
Gün ağarırken, saat beşe doğru, ses kesildi.
Bir horoz öttü. Uzakta, sisin ardında, bir köpek havladı. Dünya, yavaş yavaş yerine döndü.
Hacer Teyze başını masaya yasladı. Uyumuş gibiydi. Defne telefonunu aldı. Kayıt sekiz saat on iki dakika sürmüştü. Kulaklığı taktı, sesi çok yavaşlattı ve dinledi.
Başta yalnızca iç çekmeler, rüzgâr, uzak bir dalga. Sonra o ses: Defne... Defne... Annesinin sesi, yavaşlamış, uzamış, bir ölünün konuşması gibi derin. Defne titredi ama durmadı. Dinledi.
Seslenişlerin arasındaki sessizliklerde, çok altta, başka bir şey vardı.
Bir kadın sesi. Ama ötekinden farklı: kısık, boğuk, nefes nefese. Kendi adını söylemiyordu. Tek bir kelimeyi tekrar ediyordu, sanki ağzını her seferinde bir zorluk kapatıyormuş gibi:
Fener... fener... fener...
Defne kulaklığı çıkardı. Elleri buz gibiydi.
"Teyze," dedi. "Teyze, uyan."
Hacer gözlerini açtı. Defne ona kulaklığı uzattı. Yaşlı kadın dinledi. Dinlerken yüzündeki renk bir kez daha çekildi.
"Ahmetli Feneri," dedi sonunda. "Burnun ucundaki. Yıllardır kapalı. Baban..." Duraksadı. "Baban her yıl Eylül'ün on dördü akşamı kayığı alır, oraya giderdi. Sabaha karşı döner, ıslak ıslak girerdi eve. Sorarsam bir şey demezdi."
"Annem orada," dedi Defne. Kendi sesinin sakinliğine şaşırdı. "Mektupta öyle yazıyor. Onu nerede bulacağını biliyorum."
"Ya da," dedi Hacer, "orası da bir tuzak."
Defne cevap vermedi. Çünkü ne diyeceğini bilmiyordu. Ayağa kalktı, mutfağın arka kapısını açtı. Bahçeye, sabahın soğuk, gri ışığına çıktı. Sis çekiliyordu; elma ağacının dalları, çimenlerin üstüne yatmış ıslak şeritler gibi görünüyordu.
Kuyu, bahçenin ortasında, olduğu yerde duruyordu.
Defne bunu önce fark etmedi. Gözü, eski alışkanlıkla, her şeyin yerli yerinde olup olmadığını taradı. Taş çember. Demir kapak. Kapağın üstünde.
Kapağın üstünde değirmen taşı kırığı yoktu.
Yirmi adım ötede, otların arasında, yan yatmış, yosunlu bir ağırlık gibi duruyordu. Ağır bir kuvvetle, bir gece içinde, yarım metre kaydırılmış gibi. Altında yerin ıslak toprağı derin bir iz bırakmıştı.
Kapak ise aralıktı.
Bir el genişliğinde, tam bir el genişliğinde, kara bir yarık.
Ve o yarıktan, çok yavaş, çok zayıf, bir fısıltı yükseldi.
Gelmedin.
Devam edecek...
Bölüm etkileşimi
