10. bölüm · SERİM

8

Yayagmur _

SELAMLARRERRRRRRR
BÖLÜMÜ OYLAYIP YORUM BIRAKMAYI UNUTMAYIIIIIIIIIIIINNN🪷

Öncelikle ufak bir duyuru yapma istiyorum; acımız taze. Okul olaylarından ötürü yüreği kanayan acısı dinmeyen ve dinemeyecek aileler var. Allah Hepsinin kalplerine ferahlık ve sabır versin. Meleklerimizin şehitlerimizin mekanları cennet olsun. Öğrencileri adına kendini feda eden öğretmenimiz ve o malum saldırıda hayatını kaybeden kendini feda eden bütün şehitlerimizin ruhu şad olsun 🪷🦋🫀 söylenecek söz çok ancak buraya bunları yazabiliyorum sadece Allah herkese hayırlı mutlu güzel bir hayat yaşamayı sevdikleri ile beraber hayır kılsın nasip eylesin🦋

🍂🍂🍂🍂
Bir ağlama sesi ile bir insan hayat bulabiliyorken, bir kadın son nefesini verebiliyordu. Bunun seçimi ne sende ne bende. Sadece sana biçilen ömürden kalan sürede...

🫀🫙
Geçmiş;

Kaya 10 yaşlarındaydı. Doğdu doğalı Kasırga için eğitilmeye başlanmıştı. Onu öğretmen yapmaya karar vermişlerdi. Babası onu pek önemsemesede Tayfun amcası onu çok önemsiyor başına bir şey gelmemesi için onu korumaya çalışıyordu.
Yine Kaya'nın bir eğitim anındalardı. O gün Kaya'nın öğretmeni Kasırgaydı.
Kaya bir soruyu yapmakta epeyce zorlanmıştı. Kasırga sakince miniğin yanına gelmiş tane tane anlatmıştı. Kaya anladığını belirten bir ifade belirtince Kasırga sınıftaki diğer öğrencilere yöneldi.
Ders bitip öğrenciler dağılacağı sıra Kasırga yani Tayfun Kaya'yı yanına çağırmıştı.
"İyisin değil mi Kaya?"
"Evet patron."dedi Kaya saygıyla.
"Pekala... kardeşin?"
Bulut o zamanlar daha yeni doğmuştu. Altı aylıktı sadece. "O da iyi. Varlığını hissetmek çok güzel ama çok ağlıyor."
"Sesler seni hala korkutuyor mu?"
Kaya seslere aşırı tepki verirdi. Sese karşı duyarlılığı çok fazlaydı. Evet manasında başını salladı Kaya. Kasırga minik çocuğun boyuna eğilip onu kendine çekti. Kaya ağlamaya başladı istemsizce. Kasırga Korsan'ın ona yaşattıklarını biliyordu. Buna engel olmak istiyor ama başarılı olamıyordu. "Patron deme demedim mi ben sana?"diye sordu Tayfun sahte bir ciddilikle. "Özür dilerim baba."diye düzeltti Kaya ağlamaklı sesiyle. Tayfun daha da sıkı sarıldı.
"Korkma tamam mı?"
"Tamam baba."
Tayfun öz babası değildi ama öz babasından daha iyi bir babaydı. 10 sene sonra yaşanan kazada eğer kasırga sözünü geçirebilseydi Kaya kesinlikle yaşıyor olacaktı...
Kaya Tayfundan ayrılınca koşar adım eve gitti.
Bir an önce kardeşinin iyi olduğunu görmek istiyordu. Evin kapısına geldiğinde anahtarıyla açıp girdi. Bağırış sesleri doldu direk kulağına. Bir kadın hıçkırıklarla ağlıyor bir adamda ona bağırıyordu.
Ağlayan kadın annesiydi. Bağıran ise babası. Korsan.
Ağlayan başka bir ses doldu kulaklarına. Kardeşi. Bulut.
Hızla koştu. Odanın kapısını kapatıp kardeşini kucağına aldı. Pış pışlayarak uyuttu onu. Telefonunu eline alıp teyzesini aradı. Teyzesi yardım ederdi ona.
Teyzesinin gelmesini beklemeden gitti salona. Babası hala annesine bağırıyordu. Bağırmakla kalmıyor vuruyorduda. Yaz acılar eşliğinde yere çökmüş hüngür hümgür ağlamaktan başka bir şey yapamıyordu.
"Beceriksiz kadın!"diye bağırdı Korsan.
"Bari bunu becer be! Ne diye seni aldım ki kendime! Eskorttan başka bir şey değilsin sen! Değilsin!"
"İftira atıyorlar. Yemin ederim iftira..."
"Neyin üzerine yemin edeceksin lan! Neye inanarak? Dinin imanın mı var? İnandığın bir şey olsa kendini bulduğun ilk fırsatta o Cafer itinin kollarına mı atarsın?!"
"Ya yapmadım diyorum. Ne işim okur elalemin adamıyla benim. Tanımam etmem. Yapma etme."diye yalvardı bir kez daha yaz.
Kaya daha içeri girememiş, kapıdan olanları sessizce izliyordu.
Korsan elini bir kez daha kadırdı. Karşısındaki kadına vurmak için. Kadın korkuyla baktı kalkan ele. Korsan elini indireceği sıra Yaz gözlerini kapadı.
Ama o el inmedi. İnemedi. Kaya'nın güçsüz bedeni bir an güç buldu ve annesine siper etti kendini. Babasının elini tuttu. İnmesine izin vermedi.
"Sakın!"diye başırdı cılız ama güçlü sesiyle. Bulut arka odadan duydu bu çığlığı. Sessizce titredi olduğu yerde.
Yaz oğlunu çekip sarıldı sıkıca. Korsan'dan onuda korumak istedi. Yapamadı ama. Kaya çoktan Kasırga ile Korsan'ın daha doğrusu o maskenin esiri olmuştu.
"Dokunma anneme! Defol bu evden! Rahat bırak annemi!"diye bağırdı Kaya annesinin ellerinden kurtulup Korsan'a saldırmaya çalışırken. Korsan sessizce izledi. Kaya çırpındı.
Korsan yarım bir gülüş sundu. Kaya daha da çırpındı.
"Tek bir şartla Kayacık. Bu şartı yerine getirdiğin sürece bu evin yakınından bile geçmem. Bulut'a dokunmam."
"Ne söyle! Söyle şartını ve defol buradan. Canını yaktın onun. Annemin kardeşimin canını yaktın. Kötüsün sen! Çok kötü. Baba gibi değilsin sen."
"Sus artık Kaya! Dinle şartımı! Bu şarta ilk uymadığın anda bu eve gelir senin ge o çok sevdiğin işe yaramaz annenin canını alır kardeşini senin yerine koyarım. Sadece on yıl sonra gelicem buraya. Senin anlamayacağın bir işimi tamamlayacağım. Annenle..."
Korsan on yıl sonra gelecek ve Bulut'u tehdit etmeye malzeme çıkartmak için Yaz ile tekrar birlikte olacaktı. Bulut babasının kim olduğunu bilmeden kardeşi olduğunu öğrenecek. Abisinden gördüğü sevgiyle yaşamaya çalışacaktı...

🫀🫙

Doğuhan Batık
Hayat darbeler vurur. Gittiğini sandığın bir nefes kadar yakınındadır belkide. Yıllardır seni izler ama sen bunu farketmezdin bile. Acımasızdır dünya. Birinin ona acımasını bekler sadece. Darbeler yersin. Vurulursun belkide ölürsün. Ama dünya üzerinde yaşam belirtisi olmayan ölü bedenine bile acımaz. Zamanla çürütür onu tıpkı sen iyiliği yada kötüyü kendi içinde çürüttüğün gibi.
Her insan masumum sanar. Değilsindir ama. Kimse hayatında tek bir yaprak kopartmadım diyemez. Oda bir canlı. Onuda öldürmüş olursun. Günahkar mısın değil misin ben bilmem sende bilemezsin ama bildğim tek bir şey var ikimizinde gideceği tek ortak mekan artık cehennemin yolu.
Karşımdaki yüz hislerin ve geçmişin acıyla kanayan yarasıydı aslında. Öldü bildiğim ama ölmediğini hissettiğim kadınım tam karşımdaydı. Annem gelmişti. Eski soğukluğuyla hayatımı tekrardan zindan mı edecek yoksa oğluna bakmaya yardım mı edecek bilmiyorum ama Eren'e zarar vermemesini umuyordum.
Kapıda inme inmiş gibi dururken, "Doğu! Çekil artık."diye konuştu tüm çirkefliği ile.
İçeriden bir şeylerin düşme sesi gelince hızla o yöne koştum. Annemin peşimden içeri girdiğininde farkındaydım. Eren su bardağını yere düşürmüş uzanmaya çalışıyordu. Üzerine ve yere baya bir su dökülmüştü. Hızla yere eğilip temizlemeye başladım. Uzanıp tişörtünü çıkarttım.
Annem henüz salona girmemiş ama kapıdan izliyordu. Yüzündeki hüzünü gördüm. Yaptıklarından ötürü bir nebze pişman gibiydi.
"Özür dilerim Doğu. Su içmek istedim sadece. Bari onu yapabilirim dedim de..."
"Eren'im saçmalama ya. Bir şey olmaz temizleriz geçer merak etme sen."
Yüzündeki kırgınlığı gördüm kardeşimin. Uzanıp kumral saçlarını karıştırdım.
"Gül lan!"dedim yalandan bir ciddiyetle. Kafasına hafifçe vurarak ayağa kalktım.
Annemin yanından geçerken Eren'in onu görmemesi adına kolundan tutup mutfağa çektim onu.
Mutfağa girdiğimiz an ağlamaya başlamasıyla şaşırdım. Bileğindeki taşlı bilekliği çıkartıp balkona koydu. Korsan'ın dinleme cihazı olduğunu düşündüm. Cebimin iç kısmına gizlenen cihazı çıkardım bende.
Balkonun kapısını çekerek çıktığım an daha da şaşırdığım bir şey oldu. Annem "oğlum,"dedi birden beni kendine çekerek sarıldı. Ses etmedim. Anneydi. Evladıydım. Yalandan bile olsa benimde bu sevgiye ihtiyacım vardı. Karşılık vermedim sarılışına.
"Öldüğünü sanıyordum."
"Oyundu."
"Babam?"
Yeri incelemeye başladı. Cevabımı almıştım. Ya ölüydü yada oda istemiyordu bizi. Beni...
"Ne oldu. Ona?"diye sordu yutkunarak.
"Bilmem. Belki ölüm eşiğinden dönmüştür?! Belki o durmadan itaat ettiğin Korsan denecek adam onu öldürmeye kalkmıştır!"
Elleri titrediği sıra sakin olmaya çalıştım. Suçlu olmamasına rağmen onu suçluyordum. Sakince ellerini tutup oturttum. Önünde eğilip daha sevecen bir şekilde gülümsedim. "Boş ver. Bak geldin ama. Oğullarının yanındasın."diye teselli etmeye çalıştım. Tuttuğum elini öptüm. Eren'in yanına geri döndüğümde gözünden akan bit kaç damla yaşı yakaladım.
"Eren'im. Ne oldu?"
"O... O geldi dimi?" Annemden bahsediyordu...
"Bu kez evet. Bu sefer geldi."
Eren onun halüsilasyonlarını sürekli görür kabuslarında sürekli ona yer verirdi.
🫀🫙

Bulut Karataş

Ormanın ezbere bildiğim yollarında ilerliyordum yine. Ama bu sefer kolumun altında omuzumun yakınında yasemin kokusunun etrafımı çevrelemesine yardım eden bir kız vardı. Doğa vardı. Arda'yı uyutmuş İsimsiz ve Kutaylarla buluşmaya gidiyorduk.
"Beni isterler miki yanlarında?"diye sordu Doğa çekinerek.
"Saçmala kızım benim sevdiğimi sever onlar."
Yüzünde bir anlık alık bir ifade oluştu. Mal değilse sevgimi anlamıştır artık diye umuyordum. Kaç gündür ima yapmaktan canım çıkmıştı.
Şaşkın olsada benimle yürümeye devam ediyordu.
Çok geçmeden İsimsiz'in hapsolduğu kulübeye gelmiştik. Kapıyı tıklatarak içeri girdim. İlk girişte dükkana giriyorduk zaten.
"Nerdesin lan it?!"diye bağırdım. "Abim."diyerek geldi yanımıza İsimsiz. Olaylardan bihaberdi. Doğa'yı yanımda hatta dibimde görünce bir durmuştu.
"Abi..."deme ihtiyacında bulundu bir kez daha. Güldüm istemsizce.
Doğa'ya baktım. Utançtan yanakları kıpkırmızı olmuştu. Yanağından ufak bir makas aldığımda sinirle bana baktı. Dahada kızardığını görünce kahkaha attım.
İsimsiz dahada bana yaklaşıp kaşlarını kaldırarak bir bana bir Doğa'ya baktı.
"Hoş geldin yenge."
Doğa'nın gözler kocaman açılırken içeri Elfin ve Kutay'ın girmesi bir oldu.
"Dur lan daha değil."dedi Kutay birden. Konuşulanları duymuştu.
"İnandırıcı değil."dedi İsimsiz ve arkalara doğru geri gitti.
Kutay ve ben peşinden giderken Elfin ve Doğa'yı tek bırakmıştık. Bu kulübenin içinde güvendelerdi.
"İsim buldunuz mu yakışıklıma?"diye sordum Kutay'a.
"İsim önemli abi."Diye ekledi İsimsiz.
"Yakut."dedi Kutay.
"Altın taksak olmuyor mu?" diye sordum.
"Ne altını abi. Çocuğun ismi Yakut olacakmış."diye çevirdi sağolsun İsimsiz.
"One lan öyle. Bir tane kız olursada altın koyun adını. Yada Zümrüt. Nasıl fikir?"
"Ya öyle mi Kara Fırtına? Senin oğlun kızın olsa ne koyarsın ismini?"diye sordu Kuti küçümseyerek.
Yüzümde buruk bir tebessüm oluştu. "Güz ve Bahar."
"Memnun olduk bende kış."dedi İsimsiz birden.
"Sen ne koyarsın lan?"diye sordum.
"Kız ise Anka."
"Erkek?"
"Evlatlık veririm."
Kutay'da bende şaşkınca onun bu rahatlığına bakıyorduk. "Olur mu lan öyle bir şey?"diye sordum sinirle.
Salak çocuktu ya.
"Ne abi? Biz erkek doğdukta ne oldu? En azından kız olsa kendine namusuna daha değer verir. Benden oluşacak herhangi bir erkek çocuk... Düşüncesi bile korkunç yok."
🫀🫙

Doğa Cömert

Elfin ile oldukça kaynaşmıştık. Sürekli konuşuyor, sürekli gülüyorduk. Minik Yakut ile ilgili hayallerini anlatıyordu. Arada Bulut ve bana imalarda bulunsada pek aldırış etmedim. Yanlış anlaşılmalar olabilirdi. İnsanlık hali...
Elfin sürekli karnını okşuyordu. Konuşurken bazen yüzü canı yanmış gibi ekşiyor ama fark ettirmemeye çalışarak düzeltiyordu kendini. Dayanamyıp sordum,
"Kasılman mı var?"
"Biraz... Ama geçer birazdan..."
"Geçmezse söyle. Doğumun çok yakın ne olacağı belli olmaz."
"Yok yok daha sekiz aylık sayılır. Hem hissederdim."
Bir şey demedim. Sessiz kaldım yine. Ama git gide yüzü daha da kızarmaya, acısını gizlemekte zorlanmaya başlamıştı. "Şurada ilacım vardı. Onu içeyim geçer şimdi."diyerek ayaklandı.
Ancak daha iki adım atamadan olduğu yere karnını sıkıca tutarak geri düştü. "Elfin! Noldu iyi misin?"diyerek öne atılıp tuttum onu. Ya kasılmıştı yada doğumu başlamıştı.
"Ku- kutay'ı çağır... Doğa lütfen..."dediği an gözlerine yaşlar akın etmişti. "Tamam, tamam sakin ol. Kıpırdama tamam mı geliyorum hemen."diyerek ayaklandım. Beylerin gittiği odaya koştum hızla...

🫀🫙

Kutay Kutsal

Bulut ve Doğa'nın olayını konuşuyorduk. Çok iyi zorbalamalık konuydu. Neşemiz tamdı. Taki Doğa aniden kapıyı açıp nefes nefese bize bakana dek. Bir şey olduğu kesindi. Bulut hızla yanına gidip sakinleştirmeye çalıştı. Doğa "Elfin..." diye mırıldandığında nasıl yanına gittiğimi bilmiyordum. Elfin'im, karnına sıkıca sarılmış delicesine ağlıyordu. Acısı vardı belli.
"Güzelim?"diyerek eğildim önüne elini tuttum. "Ne oldu?" Aniden altı ıslandığında ne olduğunu anladım.
Doğumu başlamıştı...
Yakut'um doğmaya karar vermişti...
"Ge-geliyor..."diye mırıldandığı anda onu kucağıma aldım hızla. Bizimkiler yanımıza gelmişti. "Bulut ebelerden birini çağırabilir misin? Yada nasıl götüreceğiz? Bir ieyler yapın... yardım edin nolur... İsimsiz... Doğa sen, sen bilirsin belki ne yapmamız şazım biriniz bir şey söyleyin bir şey yapın! Bir şey olmasın onlara bir şey olmasın!"
Hiç bir şey görmüyor, umursamıyordum. Oğlum ge karom vardı o an benim yanımda sadece. Elfin'i koltuğa yatırıp başını dizime aldım. Bulut yanıma geldi. Alnımdaki terleri sildi. Ardından elime bir bez verdiğinde aynısını Elfin'e yaptım. Sancıları başlamış, acıdan kıvranıyordu sanki. "Bir iey yapın..."diye mırıldandım bir kez daha. Koşturuyorlardı ama anlamıyordum ney nasıl kim? Çok soru vardı. Çok cevapları vardı. Çoktan seçmeli açık uçlu vesaire...
Stresliydim. Ya bir şey olursa? Ya bir şey olursa Yakut'uma daha kucağıma dahi alamadan?
Korkuyordum. Ya tutamazsam Elfin'imin elini? Ya iyi bir baba olmazsam Yakut'uma?

(Yarım saat sonra Bulut Karataş)

Kutay heyecanla volta atarken sonunda omuzlarından tutup onu oturttum. "Bir sakin ol la benim başım döndü."
"Olamıyorum... Sakin makin olamıyorum! Karık doğuruyor lan içeride! Nasıl sakin olayım amına buduhumudum!"
"Amına ney?!"
"Buduruhumufudgun!"
"Nece bu?"
"Ananca!"
"Sus lan it kafalı! Çok biliyon sen!"diye coştum en sonunda.
"Bulut..."diye mırıldandı biraz daha sakinleşince.
"Efendim?"
"Neden bu kadar uzun sürdü?"
"Ne bileyim oğlum?"
Dertli dertli oturmaya devam etti. Korsan'ın hastanesine getirmiştik Elfin'i. Kutay genellikle burada çalışırdı ama kadın doğumda değil. Benim ise burada çalışmaya bilgim olsa bile yetersizdi. Çünkü ben üstü kapalı bir eğitim almıştım. Bunu Eren vakasındada çok net bir şekilde görebilmiştik.
Bir kaç dakika daha bekledik. Zor bir doğum oluyor gibiydi. Birden bir hemşire çıkıp etrafta göz gezdirdi. Gözleri Kutay'ın üstünde durunca onu içeri çağırdı, "Kutay bey, eşiniz doğumda sizi yanında istiyor. Gelebilmeniz mümkün m-" kadının cümledini bitirmesine bile izin vermeden Kutay içeri daldı. Buruk bir tebessümle izledim bu anını.
Kutay arkadaşımdı evet ama ondan önce abimdi. Kaya öldükten sonra onun yokluğunu ilk defa Kutay'ın yanında hissetmemiştim. Kaya'nın bana baktığı gibi bakmış koruyup kollayıp sahip çıkmıştı...

🫙🫀

Elfin Kutsal

Şuanda bulunduğum durumu daha önce hiç düşleyememiştim.
İÇİMDEN BİR İNSAN ÇIKIYOR LAN! Kolları bacakları ge hatta saçları olan bir varlık bir insan çıkıyordu. kutay'ın neredeydi? "Kutay..."diyerek arandım bir kez daha. Sancı şiddeti daha da artmaya başladığı sıra elimin tutulduğunu ve birisinin öptüğünü hissettim.
"Elfin'im, yavrum, canım... geldim kuzum, geldim biriciğim..."
Kutay'dı! Gelmişti. Tabi gelecekti beni bırakmazdı ki...
"Kutay..."diye mırıldandım. Ağır bir sancı vurunca kasıldım. Regl sancılarıma sövdüğüm ey gidi günler... özür dilerim ne kadar az bir ağrıymış oysa...
Bu doğumdan çıkamayacak gibi hissediyordum.
Tepemde ameliyat ışığı gözümü alırken Kutay yüzüme doğru eğildi. Ellini elime sıkıca kenetlerken önürüyle yüzüme gelen saçlarımı uzaklaştırdı. Alnımdan öptü. Ilığın gölgesi yüzüne vuruyordu. Onu net göremesem de dudağının ucunu dudağımda hissettim. O an sakinleştim bir an. Acım hafifledi. Birinin ıkının dediğini işittim ama seçemedim. Göz yaşlarım yüzümden aşağı süzülürken hissedebildiğim tek şey Kutay'dı. Öpüyordu. Her yerimden. Tek tek...
Elini daha sıkı tutmaya çalıştım. Kutay dudaklarını kulağıma yaklaştırdı, "Sakinleşmeye çalış bir tanem. Lütfen. Benim için. Bebeğimiz için. Kendin için..." Ses tonu sakinleştiricimdi. Bayıltsınlar istedim o an beni. Ayıltmasınlar istedim.
Korkunç bir dünyaya doğuyordu Yakut. İstemiyordum. Doğmasını istemiyordum. Koruyamayacaktım. Korusamda o da katil olacaktı. İstemiyordum. İstemiyordum. İstemiyordum!
Büyük bir sancı vurduğu gibi büyük bir çığlık attım. Kutay bana daha sıkı sarıldı. Gözlerimi yumdum korkuyla. İçimden bir canlı çıkıyordu. Kutayın gözlerinin dolduğunu gördüm. Fark ettirmemeye çalışıyordu ama o da dayanamıyordu. Ona bu psikolojiyi yaşatmak istememiştim.
Karısının doğum anı, en çok çektiği acıyı görmek... bizzat o anda bulunup canlı şahşt olmak. Elinden hiç bir şey gelmeden sadece izleyebilmek. Zordu onun için ama yapamamıştım. Bencilceydi belki ama korkmuştum.
Bulut anlatmıştı. Çınar'ın başına gelenleri... Doğumunu... ya bende öyle olursam. Yakut'u doğururken ölürsem... yanımda olsun istedim Kutay. Belki son kez...
Bir sancı daha vurdu. Bir çığlık daha attım. Kutay daha çok öptü.
Korktum. Dünya korkunçtu. Oğlum doğacaktı ve ben yanında olamayacaktım.
Bir samcı daha vurdu. Bir çığlık daha attım. Kutay'da titredi bu kez.
Korktum. Bizim katil olduğumuzu öğrendiğinde vereceği tepkiden korktum. Bu bir hataydı. Bir katil olarak anne olma arzusu. Her zaman için büyük bir hataydı...
Bir sancı daha vurdu. Bir çığlık daha attım. Kutay ellerimi tutarak gözlerimin içine baktı. "Çok az kaldı inan bana..."diye mırıldandı. Ve gerçekten. Çok az sonra derin bir rahatlama geldi. İçimden bir boşalmayla birlikte kulaklarıma bir bebek ağlaması doldu.
Öldüm mü?
Etrafıma bakındım. Kutay gücü kalmamış gibi yere çökmüştü. Bir şey mi olmuştu?
Kutay'ın dizleri yerde yüzü bonuma gömülü elleri ellerimdeydi. Hıçkırıklarla ağlıyordu. Konuşmaya mecalim yoktu. Doktorları gördüm o am. Ağlayan bebeği bir örtüye koyup bana getirdiler.
Şuan ruhum muydu bunları gören? Ölümün araftaki perdesinden mi bakıyordum? Acı hissetmiyordum şuan da. Neler oluyordu? "K-Kutay..." diye mırıldandım.
Kutay kafasını kaldırmadı. Bebeği kucağıma almak istedim. Kollarımı kaldıramadım.
Bir doktor kutay'a hafifçe dokunduğu sıra Kutay hafifçe başını kaldırdı. Boynuma bir öpücük bırakıp ayağa kalktı. Bebeği koynuma koyduklarında hafifleyen ağlamam şiddetlendi. Yaşıyordum. Yaşıyordu. Biricik bebeğim, oğlum yaşıyordu. Göğsüme bırakılan bebeğe kolumu yaklaştırmaya çalıştım. Çok harelet ettiremediğimi fark edice Kutay sabitledi onu göğsümde. Kokusunu çektim içime derin derin. Dünya korkunçtu ama o Şuanda acayip masumdu. Elini çeneme dokundurunca gözyaşlarım arasından güldüm. Kutay'da ağlıyordu. Tutamamıştı kendini.
Lutay'ı ve Yakut'umu izlerken yorgunluk çok ağır bastı. Korktum uyumaktan. Uyuyupta uyanamamaktan...
Ama yenik düştüm uykuya. Yavaş yavaş kapandı gözlerim...

🫙🫀

Bulut Karataş

Kutay mutlulukla çıktığında derin bir nefes aldım. İkiside iyi olmalıydı... kuta gelip düşünmeden sarılınca göz yaşlarımı tutamadım bende. Amca olmuştum!
"Sağlıkla geldi değil mi?"diye sordum.
"Turp gibi benim yavrum!"diye coştu.
"Tabikide oğlum. Kimin yeğeni!"diye bende coştum. Sevincimizde üzüntümüzde acımızda bir birimizin göğsünde yaşardık biz.
Birbirimizden ayrıldığımızda ikimizde salya sümük ağlıyorduk. Arkadan sedye ile Elfin'i çıkarttıklarında baygın olduğunu gördüm.
Peşine ise yakışıklım. Babasına gerekli bilgiler verildi. Kontroller yapıldı. Ger şeyi sağlıklı olduğuna kanaat getirilince annesi ile birlikte bir odaya alındı. Her şey çok güzel gidiyordu. Telefonum çaldı. Doğa arıyordu.
"Efendim?"diyerek açtım telefonu.
"Bulut..."diye bir mırıltı geldi ilk önce. Sessizdi. Sanki birilerinin duymasını istemez gibi.
"Doğa?"diye seslendim. Bir ses almak istiyordum o an ondan. Sustum ve tüm odak onu dinlemeye başladım. Etraf karardı. Sahne ışığı altında tek ben kaldım sanki. Önümde aklımdaki senaryo canlı bir kaset misali hareket ediyor. O anları doğruluğunu bilmeden yaşatıyor, bizzat izletiyordu bana.
Telefondan tok bir kaç ses yankılandı. Telefon bir yere fırlatılmış yada düşürülmüş olamalıydı. "Abi yapma!"diye bir bağırış ve çığlık sesleri yükseldi. Eş zamanlı olarakta hıçkırık dolu ağlama nidaları. Arda olmalıydı. Ama nasıl olmuştu? En ağır uyku ilacını vermiştim ona. Bırakın iki üç saatte uyanmayı bir günde zor uyanırdı. Tokat sesleri ve küfürler duyulmaya başladı. Dona kalmış bir şekilde telefonu dinlerken buldum kendimi.
Sahne ışığı benim dışımda önümde bir yeri aydınlattı. Tanıdık bir sahne... geçmişin bana armağanı. Babamı ilk görüşüm. Eski evimizde, pembe bir koltuk, annem bir köşesine sinmiş, abim beni kendine çekmiş ağlıyor. 4 yaşındaydım. Babamın savurduğu her bir tekme annemin acı dolu bir inlemesi ile bizim kulaklarımıza dolarken abim beni dahada kendisine bastırıyordu. Sonra tanımadığım bir adam geldi. Oda annemin üzerine yürüdüğü sıra arkamda bir boşluk hissetmiştim. Küçüklüğümden hatırlıyordum bu anı. Abim o gün Benim gözlerimin önünde bir cinayet işlemişti. Ve ben bu anı asla unutamamışım. Diğer bir çok anı gibi...
Telefondan adım fısıldandı yine. O an etraf normale döndü. Ağlamaklı bir sesle. Tanıdıktı bu ses. Doğa'mın sesiydi çünkü... "Yardım et..."diye fısıldıyordu.
"Halledicem. Merak etme."dedim duygudan yoksun bir sesle.
Kutay Elfin'in yanındaydı. Bana git demişti zaten. Doğa'yı yalnız bırakmamamı söylemişti. Dinleseydim keşke... daha fazla düşünmeden yoka çıktım.
Yoldayken yokladım kendimi. Ne düşünüyordum şuanda? Korku mu? Heyecan? Hiç bir aslında. Hiç bir şey hissetmiyorum çünkü. Sadece hepsini öldürmek...
Doğuhan'ı aradım hemen. İnci kasabasına oldukça uzaktaydım çünkü.
"Efendim?"diye açtı telefonu.
"Bir bahane bulup Doğa'lara git hemen."
"Bir şey mi oldu?"
Derin bir nefes aldım, "gidince anlarsın. Ben gelene kadar Arda'yı oyala. Doğa'ya bir şey yapmasın."
"Tamam." Kapattı. İçine Doğu'ya karşı sebepsiz bir güven olulmuştu. Neydi bu hislerin karşılığı? Neler oluyordu? Aklım iyice karışmasıyla birlikte içimde bazı duygular uyanışa geöiyrodu. Endişe, aşk ve çaresizlik gibi...
Aşk önce kalbimi yumuşatmıştı, çaresizlik ise sonradan gelip bir bir iğne batırdı...

🍂🍂🍂🍂

BOL OLAYLI BİR BÖLÜMDÜ BENCE DJSJSM

Çok uzatmayacağım ama bol bol soru soracağım hepsini cevaplayın zorunlu!!!
1- Doğuhanların annesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce nasıl birisi ve hikayenin akılını nasıl etkileyecek?
2- minik Yakıt aramıza katıldı. Peki sizce nasıl birisi olacak. Büyüdüğünü görebilecek miyiz?
3- isimsiz, Kutay, Bulut arkadaşlığı hakkında ne düşünüyorsun?
4- kasırga sizce nasıl birisi?
5- beni instadan takip ettin mi? (Ynmnisa11_11)
6- eklemek istediğin şeyler —>
7-🫀

Bölümü oylayıp satır arası yorum yaprsanız seviliyorsunuz(yapmadıysanız Bulut sizi konservelmeye geliyor) 🫀😊🪷