13. bölüm / 17
SERİM10.
Bölümler 17Şu an: 10.
- 1 ~Serim~224 kelime
- 2 UYARI139 kelime
- 3 12.970 kelime
- 4 211.012 kelime
- 5 37.800 kelime
- 6 45.091 kelime
- 7 54.551 kelime
- 8 62.223 kelime
- 9 74.425 kelime
- 10 83.016 kelime
- 11 96.913 kelime
- 12 BABALAR GÜNÜ ÖZEL992 kelime
- 13 10.7.845 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 114.960 kelime
- 15 124.667 kelime
- 16 1311.367 kelime
- 17 14 (Serim için son bölüm)3.001 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Selamlarrr geçen bölümden sonra bu bölüme heyecanlı olduğunuzu düşünüyorum hssjsjsjs Her neyse. Sizi daha fazla bekletmeden, ve heyecanlandırmadan bölüme geçelim miii? Bölümde geçen şarkılar*1: Yalancı Bahar, Aşkın Nur Yengi🍂🍂🍂🍂Yüreğindeki acı hiç bir zaman dinmeyecek. Hafifler gibi hissetsende aslında o sadece kendini ona alıştırmandır. Zamanla o acı hayatının bir parçası olarak yaşar ve onun yokluğunda daha çok acı çekersin. Sürekli o anı hatırlamak bazende sana iyi gelen bir şey olurdu...🫀🫙Geçmiş Bulut ve Çınar yetimhanede
Abisinin travmatik ölümü ve peşisıra gelen annesinin ölüm haberi ile yıkılan Bulut hala toparlanabilmiş değildi. 12 yaşındaydı artık. İki yaşında, koruması gereken bir kardeşi vardı. Yetimhane’nin dış demirlerinde bir çiçek gördü Bulut. Kucağında kardeşi ile çiçeğin yanına gittiğinde etrafını hoş bir koku sarmalamıştı. Bu koku Çınar’ında hoşuna gitmiş olacakki memnunluğunu belirten değişik sesler çıkartmaya başlamıştı.Bulut gülerek kardeşini daha sıkı kavradı. Bir elini boşa çıkartarak çiçeklerden bir tanesini koparttı. Burnuna yaklaştırıp daha derin kokladı. Hoşuna gidince Çınar’a da koklattı. Çınar gözlerini kısıp sırıtarak Bulut’a bakınca Bulut burnunu minik çocuğun başına sürterek onu daha da güldürdü. Bulut omzunda başka birinin kolunu hissetti bir an. İrkilerek arkasını döndüğünde yetimhanenin bahçivanı Mitat Efendi’nin olduğunu görünce rahatladı. Pala bıyıklı şık bir bahçivan kıyafeti ile her zaman bakımlı olırdu Mitat efendi. Yetimhanenin saygınlarından birisi olmasıyla Korsan’a çalışmayan tek kişiydi. Bulut’u tanır, severdi. Başına gelenleri duymuş, travmatik olay yüzünden çok üzülmüştü. Ama ne yapacak ki? Gelmiş 60 yaşına. Şu yaştan sonra bir tek çiçeklere faydası dokunur olmuştu. “Merhaba Mitat Efendi,”diye karşıladı Bulut onu. Mitat gülerek kucağındaki Çınar’a baktı. “E be çocuk yine işkence mi edip durırsın el kadar bebeye. Az bırak gezsin tozsun.” “Olmaz Mitat efendi. Abime sözüm var. Korumam lazım onu.” “Korumak sadece kucağında taşımak değildirki oğul. Sen sevginle koruyacaksın onu. Abisisin zaten. Hissedersin onun korkusunu.”Bulut dikkatle dinledi Mitat efendiyi. En sonunda Mitat efendi elindeki gülleri ekmek için yere eğildi. Bulut elindeki çiçeği bir kez daha kokladı. Çok tanıdık geldi bu koku ona. Bir sıcaklık, merhamet kokladı oradan. Annesinin kokusuydu sanki… “Mitat Efendi?”“Söyle evlat.”Bulut kopardığı çiçeği göstererek, “Ne çiçeği bu?”diye sordu. Mitat Efendi gülerek ayağa kalktı. Bulut’un başını okşayarak, “Seninde ilgini çekiyor çiçekler değil mi? Yasemin çiçeğidir o. Güzel kokar değil mi?” Bulut sadece başını salladı. “Bir ka tane kopartabilir miyim? Annem gibi kokuyor bunlar.” Mitat Efendinin gözleri dolmuştu. “Kopart evlat. Bu gün sana koku yapayım istersen bunlardan?” “Nasıl yani?”“Gel benimle.” dedi Mitat efendi ve yürümeye başladı. Az ileride bahçe malzemelerinin konulduğu ufak bir kulübe vardı. Oraya girdi Mitat Efendi. Az sonra elinde bir sepet ile çıktı. Sepet’i Bulut’un eline verip Çınar’ı ondan aldı. “Hadi bakalım aslanım. Git topla o çiçeklerden. Sepetin içinde bir makas birde eldiven var. Eldivenleri eline giy güzelce etrafta diken vs. Varsa batmaya eline. Dikkatli bir şekilde topla çiçeklerden uçlarından ahanda bu makas ile dikkatle kes aldığın çiçekleride bu sepete doldur yavrucuğum. Bende bu ufaklığı bir hemşirelere götüreyim.”“Bir şeyi yok benim kardeşimin!”“Ula oğlum sakin ula. Bir şeyi var demedim. Elinde ufacık yarası var krem sürüvesinle.” Bulut sepeti yere bırakarak kardeşinide kucağına aldı. Yere çömelip çantasından merhem çıkartıp Çınar’ın yara yerine sürdü. Ardından cebinden çıkardığı bir yara bandınıda merhem sürdüğü yere yapıştırdıktan sonra kardeşinin minik tombul elini tutup yaranın üstüne küçük bir öpücük bıraktı. Mitat Efendi hüzünlü ama bir o kadarda gururlu bakışlarla izliyordu bu ikiliyi. “Bak gerek kalmadı. Abisi yanında onun.” “Afferin lan sana.”diyip güldü Mitat Efendi. Oğlanların başlarını okşayıp Bulut’a nasıl çiçekleri alması gerektiğini gösterdi. Bulut büyük bir azimle çiçekleri toplarken Çınar kendi kendine çimlerde oturup oyun oynuyordu. Elinde de zamanında Kaya’nın Bulut’a aldığı o oyuncak araba vardı. Sepetin yarısı dolunca Mitat Efendi Bulut ve Çınar’ı alıp yemekhanenin mutfağına götürdü. Buraya çocukların girmesi yasaktı ama Bulut’un yanında Mitat Efendi olduğu için sorun teşkil etmiyordu. Mitat efendi küçük bir tencere aldı ve içine biraz su doldurdu. Saplarından ayırdığı çiçekleri tencereye attı ve o suyla birlikte kaynatmaya başladı. Çok geçmeden güzel koku yayılmaya başlamıştı. Mitat efendi fısfıslı bir kutunun kapağını açtı içini güzelce temizledi. O temizlerken su ve çiçekler iyice kaynayıp birbiri ile özleşleşti. Kokunun suya geçtiğine emin olunca o fısfıs kabına doldurdu. Ağzını iyice kapatıp Bulut’a verdi. “Bekle az soğusun tamam mı? Sonra her anneni özlediğinde sık bileğine azcık kokla. Sıvı biter diye korkmayasın. Nasıl yapıldığını öğrendin istediğin zaman yaparsın.”“Teşekkür ederim Mitat Efendi.” Diyerek sarıldı Bulut. Çınar aralarında ezilirken Mitat Efendi ikisininde başlarına ufak bir öpücük bırakarak geri çekildi. “Senden bir şey rica edebilir miyim evlat?”“Tabiki!”“Benim torun okuldan çıkacak. Onu alıp buraya gelsem. Oynar mısın az onunla?”“Oynarım.” Mitat Efendinin güzel mi güzel, tatlı mı tatlı minik bir torunu vardı. 5 yaşındaydı. Ecem Naz’dı adı. Ecem, Bukut’un teyzesinin kızıydı aslında. Babasıyla zor zamanlar geçirmiş, en sonunda dayanamayıp ilk cinayetini tecavüzcü babasını öldürerek yapmıştı. Annesi Münevver, Bukut’un teyzesi, bunu istemesede hapse girmesini önlemek için mecburen onu Korsan’a ait bir yere, bu yetimhaneye göndermek zorunda kalmıştı. Mitat Efendi oğlunun ölümüne üzülmemişti. Tam aksine öyle bir evladı olduğu için üzülmüş torununu barına basıp acılarını kapatmaya çalışmıştı. Ama şimdi emindiki emin ellerdeydi. Bulut onuda kardeşini koruduğu gibi koruyacaktı. Bulut’un teyzesi Münevver uzaktan izlemeyi bırakıp Bulut’un yanına geldi. Münevver’inde pek bir zamanı kalmamıştı ve kızını birsine emanet etmesi gerekiyordu. Bu kişide kardeşinin emaneti olan yeğeniydi. “Teyze!”dedi Bulut Münevveri görünce. Münevver gülümsedi sadece. Bulut’un yüzündeki asık ifade anında tebessüme dönerken minik Ecem sadece etrafa bakınıyordu. Annesini görmek onu sevindirsede önündeki bu iri çocuğun annesini nereden tanıdığını öğrenmeye çalışıyordu. “Yavrum… Yavrularım… Bulut’um, Çınar’ım, Ecem’im… Bulut yavrum az konuşalım mı seninle?”“Tamam teyze.”diyerek kardeşini tekrardan kucağına aldı Bulut. “Çınar kalsın oğlum burada. Hemen şuracıkta olacağız zaten.” “Olmaz! Korkar o! Hem burada bir şey olsa birisi yaklaşsa yanına nasıl yetişip korurum onu Teyze!” Bulut’un kardeşini çok sevdiğini herkes bilirdi ama bu kadarını Münevver’de beklemiyordu. “E be oğlum ben buradayım ya.”dedi Mitat efendi. “Ya o gelirse? Abim gibi annem gibi sizide Çınar’ımıda öldürürse?”“Ne biçim laflar oğlum onlar. Kimse gelmez korkma.”diye yatıştırmaya çalıştı Münevver onu. “Çınar da benimle gelcek!”“Ama konuşmamız özel yavrum.” “İki yaşında çocuk! Ne anlayacak senin yılan dilinden!”Duydukları karşısında ağzı beş karış açılan münevver, “Aaa,”nidaları eşliğinde Bulut’a baktı. “Ayıp ama Bulutçum. Abin böyle olmanı mı isterdi?”“Abimin ne istediği umurumda bile değil!”“Anne? Bu api nie böle konuşuyor?”“Bak Bukut’um ver sen ban Çınar’ı-““Mitat Efendi, ben nece konuşuyorum?”“Bulut. Ne bu kargaşa?”diyerek ufak tartışmanın arasına giren Zürüfe hanımdı. Kendileri yetimhanenin müdiresi olmasıyla birlikte oldukça disiplinli bir hanımefendiydi. Bulut hepsinden nefret ediyor sadece son kez sarılamadığı annesi ve abisine bir kez daha sarılmak ve hiç göremeyip ismini bile bilemediği babasıyla bir gün geçirmek istiyordu. Ama onlar onu babasından uzak tutuyordu. Annesinin ve abisinin mezarına gitmek istediğindede ona onların bir mezarı olmadığını söylüyorlardı. Bulut babasının yaşadığını biliyordu. Annesi ve abisininde bir mezarı olduğunu biliyordu. Ölen herkesin bir mezarı olurdu. Bu mezar bazen bir kavanoz, bazen ise bir toprağın altındaki ölü beden ile oluşurdu… yakılsa bile külleri kalırdı. Hiç değilse o küller neredeydi?
“Konu hermeyse seni ilgilendiren bir konu yok!”“Ceza odasına mı gitmek istiyorsun? Yine?” Ceza odası Bulut’un daimi mekanıydı. Korsan’ın minik katillerini eğitmek için kurduğu sistemde çocukların canlarını ruhlarından içlerine işleyerek yaktığı bir odaydı. Bulut’a sürekli abisinin ölümünü canlandırır krizlere sokardı onu. Bulut ağlayarak haykırır, abisini kurtarmak için sürekli ve sürekli kendine zarar verirdi. “Çınar’ımdan ay-rıl-mam!” Bulut her ne olursa olsun Çınar’ı bırakamazdı. Kararlıydı. İsterse o odaya milyonlarca kez girsin, milyonlarca kez abisinin ölümünü izlesin ama kardeşine zarar gelmesin.“Bulut. Çınar’ı bana ver ve uslu bir çocuk ol.”“Uzak dur ondan!” Benden değil, ondan uzak dur demişti Bulut çünkü biliyordu. İkisini aynı anda koruyamazdı. Zürüfe hanım Bulut’un üzerine yürüyerek Çınar’ı onun elinden aldı. Küçüğü yere bırakıp bileğine bir ip bağladı. Çınar’a taktığı ipin öbür ucunu elinde tutarak yürümeye başladı. Bulut daha da sinirle bağırıp çağırmaya başladığı sıra Münevver yanına eğildi. “Halledicem ben bana bak yavrum. Çok kısa konuşalım tamam mı?” Bulut’un aklına gelenler yüznden kriz eşiğindeydi yine. Korsan’ın gelmesinden ailesinden kalan son kişileride almasından korkuyordu. Münevver cebinden bir kağıt çıkartıp Bulut’a uzattı. “Al yavrum. Burada annenin sana söylemek isteyipte söyleyemedikleri ve benim sana son vasiyetim var.”“Teyze…” Bulut bunuda anlamıştı. Teyzesi onunla vedalaşmak için gelmişti buraya… Notta yazanlar; Sevgili Bulut’um, ak beyaz’ım, anneciğinden sana bunlar:İlk doğduğun zamanlarda… lohusalık hakimdi ruhuma ama bir gülüşün tüm acılarıma eşti. Abin doğduğunda hissettiğim tüm duyguların dışında bir garip olmuştum. Abin 10 yaşındaydı. Ben bunları yazdığımda ise sen 5 yaşındasın anneciğim. Bu gün senin hakkında değişik bir şey öğrendim. Üzülsem mi sevinsem mi bilemedim… hastaymışsın kuzum. Ama öyle bir hastalık değil. Değişik bir şey. Unutamıyorsun. Hiç bir şeyi. Hemencecik üzülme korkma ben hastayım diye. Arkadaşlarının doğumgünlerini unutmayacaksın asla, ben ölürsem kokumu, abinin seni nasıl koruduğunu… Unutmayacaksın kuzum. Hayatının bir çok saniyesini, tüm kelimeleri ve anılarını unutmayacaksın. Bir nevi süper kahramansın sen. Korkma. Çünkü sen abin gibisin. Koru çünkü Çınar’ın sana ihtiyacı var… Seni her şeyden çok seven annen bebeğim. Bedenim yanında olmasada ruhum hep seninle tatlım… Bulut gözyaşları içerisinde kağıdı çevirdi. Annesinden okuduğu her bir satır ve kendiyle ilgili öğrendiği korkunç bilgiler kalbine oldukça ağır gelmişti. Arkada teyzesinden bir not vardı. Durmadı okudu. Bulut’um, teyzenden bu not sana. Benimde çok bir vaktim kalmadı kuzucum. Sana son bir vasiyetim var. Vasiyet nedir bilir misin? Ölecek kimselerin ölüm anlarının yaklaştığını hissedipte yakınlarına gerçekleştirmelerini istedikleri son dilekleridir. Benimde sana bir vasiyetim var. Ecem, benim kızım kuzum. Onuda aynı Çınar’ı koruduğun gibi korur musun? O senin kuzenin. Kuzen de bir kardeştir. Onun da abisi olur musun? Senden tek ricam bu tatlım. Seni sevdiğimi unutma Ecem’e de bunu unutturma. Babası ona çok zor anlar yaşattı. Her şeyden korkar oldu. Sen onun korku anlarında yanında ol olur mu? Sana bir defter göndereceğim. Abinin günlüğüydü. Arada bir şeyler karalar dururdu. Kendine ve kardeşlerine iyi bak… sizi çok seven Münevver…Kardeşin değil kardeşlerin demişti Münevver. Bulut arkada dedesiyle oynayan Ecem’e ve köpek gibi yerde sürüklenen Çınar’a baktı. Artık bir değil iki kardeşi vardı. Tüm acılarını bir kenara bırakıp Mitat Efendi’nin yanındaki Ecem’in yanında gitti. Yüzünğ ezberledi önce. “Merhaba,”dedi Ecem samimiyetle. Münevver çoktan gitmişti. “Merhaba ufaklık,”dedi Bulut’ta. Mitat efendi miniklerin başını okşayıp uzaklaştı. Yarım bıraktığı güllerini ekmeye başladı. Ecem, “Annem, senin teyzen mi?”“Evet,”“Teyze ne demek?”“Annenin kardeşi demek.” “Yani biz akbaba mıyız?”İstemsizce güldü Bulut. “Akbaba değil, akraba.” “Ondan işte. Senin saçların ne kadar uzun öyle.”dedi Ecem Bulut’un saçlarına ulaşmaya çalışırken. Bulut daha da çok gülerken miniği yukarı kaldırdı. Ecem boynuna sarılıp uzun saçlarını can yakmadan çekiştirdi. “Abim bakardı hep saçlarıma. Erkek adamın saçları bakımlı olur derdi.” “Haklı demiş.” Ecem’in gözleri bir an için Bulut’un arkasına, kanlar içinde yerde yatan dedesine kaymış. Büyük bir çığlık atıp Bulut’un kucağına sığınmış. Bulut kızı sarıp sarmalarken arkasını dönmüş. Gördüğü görüntü ile birden tüm mutlu anı yok olmuş gizlemek için uğraştığı acıları üzerine hücum etmişti. Bulut Mitat Efendinin yanına koştuğunda Ecem bir cesaret dedesinin yanına koştu. Mitat Efendi ağır yaralıydı. “Dedem, Bulut abi dedeme ne olmuş? Çok kan var abi… bir şey yapamaz mısın?” Bulut titreyen elini yaşlı adamın nabzına dayadı. Atmıyordu. Çığlık atmış mıydı? Duymamıştı hiç Bir şey? “Kim yaptı ki bunu?” Diye sordu Ecem Bulut’a. Şuan güvenebildiği tek kişi oydu. “Bilmiyorum… bilmiyorum… bilmiyorum… bilmiyorum. Bilmiyorum. Bilmiyorum!” “Neler oluyor burada! Siz ikiniz yine neyin derdindesiniz?!”diyerek Zürüfe hanım girdi ortama. Mitat efendiyi yerde o halde gördüğünde ise direk olarak Ecem’i suçlamıştı. Sonuçta burada ondan başka cinayet işleyen bir çocuk yoktu. Henüz.“Ecem ne yaptın sen? Deden o senin. Babana olan hıncını dedeciğinden mi çıkardın? Bu bahçenin daha çok işi vardı… Mitst Efendi işini çokda gizel yapıyordu üstelik maaşsız… birdaha böylesini nereden bulurum… “Üzülmeyin ya bulursunuz yenisini! Ama önce bunu yapanı bulun. Yetti artık sizin bu salak saçma tavırlarınız bonkör halleriniz!”diye parladı Bulut. (Bir kaç gün sonra)Ecem’i hiç bir gecenin karanlığı ve yahut ay ışığının parlaklığı kabussuz bir uyku çekmesine izin vermiyordu. Çok korkuyor ve yanında sarılacak kimseyi bulamıyordu. Yetimhane üçe ayrılıyordu, erkekler-kızlar ve karma. Bulut erkekler kısmında ecem ise kızlar kısmındaydı. Karma bölümde ise öz kardeş olup karşıt cinsiyette olanlar olurdu. Yine bir gece ecem babasını görmüştü. Babasını öldürdüğü ana gitmişti tekrardan sanki. “Beni sen öldürdün!”diye haykırdı arkasından birisi. “Hayır! Sen beni öldürecektin…” “Ben seni neden öldüreyim ‘güzel’ kızım?” “Ama çalışmıştın baba…”“Hayır tatlım, hadi gel babanın yanına…”Evem pıtı pıtı babasının yanına gitti. Babası onu sakince yanına yatırdı. Ecem tam babasına sarıldığı sıra boynundan bir bıçak geçti. Ecem bıçağın acısını hissederek uyandı.Nefes nefese ağlamaya başladı. Boğazındaki terleri kan sanarak daha da derin nefesler aldı. “Ecem? İyi misin? Ne oldu?” Ecem korkuyla karşısındaki kişiye baktı. Bulut abisiydi gelen. “Nasıl geldin sen buraya?”“Her gece geliyorum.” Ecem anlamamıştı ama umursamadı. “Abi… Çok koktum… yanımda durumusun azcık?” “Buradayım korkma…” dedi Bulut ve minik kızın yatağının ucuna oturdu. Ecem doğrulup başını Bulut’un dizine yasladı. Bulut en başta bu minik hareketten çekinsede sonrasında başını okşadı. Bulut her korktuğunda abisi böyle yapardı. Minik kızın kızıl saçlarını okşarken bir şarkı mırıldandı. “Sen yalancı bir sonbaharBen sevdalı koca çınarKaç mevsim benden aldınKaç sevda geri verdinRuhum sana kanmam diyor…”*1 “Çok güzelmiş bu şarkı…”“Dimi bede çok seviyorum. Bir sevgilim olsun ona her gece bu şarkıyı söyleyeceğim.”“Sevgilin çok şanslı desene.”diyip güldü Ecem. Bulut kendini kızın saçlarına çok kaptırmıştı. “Saçların Anka kuşu gibi.”dedi birden. “O ne demek?”“Anka kuşu, küllerinden doğan ve ateşten oluşan bir kuş. Gerçek değil asında ama bir sürü hikayesi var. Ben çok severim anka kuşunu. Saçlarında anka kulu gibi ateşten sanki…”“Ama ateşten olursa saçlarım yanar kül olur…”dedi Ecem üzülerek.“Olsun küllerinden daha güzel bir şekilde geri doğar…”“Vay be! Bizde ölünce küllerimizden doğar mıyız abi?” “Değişir. Seni yaşatacak birisi varsa evet. Yoksa küllerin acımasızca savrulup gider…”“Abi…”“Efendim.”“O zaman bundan sonra benim adım Anka olsun mu?” “Olsun. Ama sadece bana özel olsun. Sadece ben san Anka diyebileyim. İleride kızın olursada onun adını Anka koy. Tamam mı?”“Tamam.”Onların çocuklukları böyle geçmişti. Bulut Ecem’e abilik yamış, tim korkularını yatıştırmıştı… Annelerinin yokluğunu iki kardeşinede hissettirmeden onlarla mutlu mesut günler geçirmiş ama sonrasındada Ecem ayrı bir yere Bulut ayrı bir yere giderek yolları ayrılmıştı…
🫀🫙Günümüz Doğa CömertÇınar’ın ölümünü Bulut’a kimse söyleyemiyordu. Şahyet vereceği tepkiden tedirgindi herkes. Saçlarım büyük parmakları arasında tüm dünyaya zıt olarak nazikçe okşanıyordu. Git gide mayışırken uyumak isteniyordum. “Bulut… yapma…” diye nazlandım. “Uyu artık.”“Uyumicam.”“Hadi Doğa…” “Şarkı söyle.”“Ne?”“Şarkı söyle öyle uyut beni.”Gözleri dediğim şeye anlam veremezken göz bebeklerinden geçmişe uzanan bir mazi gördüm. Dudakları arasından kayan sözler ona bir kez daha aşık olmam içinYeterliydi… “Hayat sende durmam diyorHer nefeste son geliyorBildiğin sende kalsınSen yalancı baharsınArtık senin olmam diyorSen yalancı bir sonbaharBen sevdalı koca çınarKaç mevsim benden aldınKaç sevda geri verdinRuhum sana kanmam diyor…*1”Yalancı Bahar… nede çok severdim bu şarkıyı nereden biliyordu ki? Yada o damı çok seviyordu bu şarkıyı? Çözemedim. Uykum vardı ama hala korkuyordum. Bir katilin dizinde yatıyor olma düşüncesi ise tüm karabasanlara davetiye çıkartırken, o katilin Bulut olması beni rahatlatıyordu. “Neyin var?” Diye sordu birden. “Nasıl yani?”“Korkuyorsun. Ama neyden? Bunu hissedebilecek kadar tanıyıp seviyorum seni sevgilim.”Eli yanağımda dolaştı. Okşadı. “Bir şeyim yok… Neyden korkacağımKi?”“Benden mi korkuyorsun?”“Hayır.”“Yalan söylediğinde domates gibi oluyorsun.”“Hayır!”“Gitmemi ister misin?”“Hayır!”“O zaman neden korkuyorsun?”“Korkmuyorum dedim ya!” Kaşlarımı çatmış ona bakıyordum. Ama o… hayran hayran yüzümü izliyordu. Beni sinir etmek hoşuna mı gidiyordu?Olduğumuz yatakta oturur pozisyona geldim. “Korkuyorum ama senden değil…” diye itiraf ettim. “Abinden mi korkuyorsun?”Onaylayan mırıltılar eşliğinde başımı salladım. O sıra gözüme bir şey ilişti. Bulut ne ara tişörtünü çıkartmıştı? Üstelik bu Yunan tanrıçası gibi vücudunu ben nasıl farketmemiştim?!“Dizin rahat değil.”“Normalde hep rahat olduğunu söylerler…”diye mırıldandığı sıra yanağına tokatı bastım. “Kim dedi lan onu?”Kahkahalar eşliğinde elimi tutarken üstüne minik bir öpücük kondurdu. “Kardeşim.”Yutkunamadım. Çok bağlıydı ona…“Ödümü kopardın piç!”diyip bir başka tokat daha savurdum. Acımadığı belliydi. Hoş her gün bıçaklarla dans eden adam burada benim ufacık bir yumruğumla mı savrulacak? Güldürmeyin beni…“Bağırma yeğenimi uyandıracaksın.”Bulut’un küçük çocuklara gerçekten zaafı vardı… Ama Kutay ve Elfin kendiKulübelerindeydi! “Yalancı onlar burada değilki!”“Olsun uyanır yine.”Ruhsal durumum iyi değildi. Regl hormonlarınında karışımı ile değişip duruyordum. Çünkü birden bile arsızlıkla Bulut’un göğsünde -kalbinin tam üstünde- duran dövmesine dokunmamın başka bir anlamı olamazdı. “Az önce kavga etmiyor muyduk?” diye sordu şaşkın şaşkın…“Anla mı ne?”“Çınar ağacı, kardeşimi; altındaki kayalık abimi; bir dalında ki yaptaklar ise annemi temsiz ediyor. Onları kalbimin içine alamıyorum ama bir adım yakınından da ayırmıyorum manasında.”Basit bir görsel gibi dursada anlamı çok derindi. Tüm ölülerini göğsüne işlemişti. “Bulut?”“Söyle… bir uyumadın.”“Ben bir mevsim olsam ne olurdum sence?” SaçlarımıOkşamaya devam ederken kafamı göğsüne -dövmenin tamÜstüne- yasladı. “Sonbahar… Benim Sanbahar’ım olurdun.”“Peki… Benden vazgeçmen için geçerli bir sebebin ne olurdu?”“Olmazdı.”“Takıntılı.”“Uyu artık.”“İyi be!” Diyip göğsüne kuruldum. Çok geçmeden uykunun esiri olmuştum zaten…
🫀🫙
Elfin KutsalSevdiğim adamın kolları arasına girebilmiştim sonunda. Her zaman ki sevgisiyle beni sarıp sarmalamış, ciğerinden içeri sokmak ister gibi sarılmıştı. Burnunu saçlarıma dayamış kokumu kendine saklamak ister gibi koklayıp hasret gideriyordu. Sürekli iltifatlar ediyor, beni güldürecek şeyler söylüyordu. “Elfin’im, Güzel’im, Yavru’m, Sevdiğim, Bal’ım, Gül’üm, Aşk’ım, Bebemin annesi, karım, eşim, birtanem, Değerlim… Kurban bayramında danası olduğum.” “Kutay yeter saçmaladın iyice.” “Olsun.”Tüm romantikliğimiz tamdı. Özlediğim beden yanımda iken ben hala sevişemiyordum! Çünkü bir ufaklık ağlayıp ağlayıp üstümüze kusuyordu!“Ne zamn sevişcez?” Onun kucağında oturduğum için altımdaki sertliği hissetmiştim. “Yavrum o nasıl soru?”“Ne sevişmesek içeride uyuyan o çocukta olmazdı.”“Olsun. Şş öyle söylenmez.” “Öpüşsek?”Dertli bir nefes verip yüzünü yüzüme yaklaştırdığı sıra hemen dibimizden tüm kulübeyi inletecek derecede çıkan bir ağlama sesi ile olduğumuz gibi kalmıştık. “Anasıı,”“Babasııı,” “Bebemiz ağlıyor anası.”“Duyuyorum babası.”“Bakmaycan mı anası?”“Sen neden bakmıyorsun babası?”“Kucağımdasın çünkü anası.” Yanaklarımın kızardığını hissedip hızla koltukta yana kaydım. Kutay derin bir kahkaha atarken dudağımın ucuna ufacık bir busa kondurup Yakut’un yanına gitti. Miniğimizi kucağına alıp minik hareketlerle sallamaya başladı. “Uyusunda büyüsün nenni, tıpış tıpış türüsün nenni… Eee… Eee… Eee… E.”“Neeni değil tatlım. Ninni.”“Önemli olan benzemesi değil. ÖnemliOlan benim tasarımım hayatım.”“Tamam hayatım. Uyut hadi.”“Uyu babamda anne görsün.” Diyerek Yakut’u sallamaya devam etti. “Bulut’a Çınar’ın ölümünü nasıl söyleyeceksiniz?”“Kasırga halledecek. Takılma sen bunlara. Lohusa dönemindesin psikolojini ekstradan bozacak şeylerden uzak dur.” Onaylayıp başımı koltuğa yasladım. Çok yorgundum. İçimden bir insan çıkmıştı ayol! “Bulut ve Doğa sevgili oldular mı şimdi?”“Onların sevgili olacağı ta Kaya döneminden belliydi.”“Nasıl yani?”“Kaya’nın hatası Doğa’yı korumaktı. Ödülü ise kardeşinin mutluluğu. Kaya farketmeden kardeşinin hayatını inşa etti.”Yakut tekrardan uykuya dalmış olmalı ki Kutay beşiğe bırakıp yanıma geldi. Beni tekrardan kucağına oturttu. “Seninle karşılaştığım o gün varya Elfin. O gün de benim hayata tekrar doğduğum gündü. Her şeyimle son nefesime kadar seni seviyorum Ömrüm…”
🫀🫙
İsimsiz
Saat gece sularıydı. Hatta 3 olmasına az kalmıştı. Bulut ve Doğa benim kulübemdeydi. Henüz Bulut’un kendi kulübesine gitmesine izn vermiyorduk çünkü Çınar’ın cesedi hala oradaydı. Üç kuralını bildiğimden kulübeden dışarı çıkmıyordum. Saate tekrar baktım. 2.59Dışarıya son bir göz atıp yatacağım sıra kulübenin önünde rozeti şıkır şıkır parlayan bir kadın gördüm. Hızla kapıyı açıp onu içeri çektiğimde ne olduğunu pek anlamamış gibiydi. “Ne yapıyorsun be Sapık!”diye bağırdı. “Şş, sakin ol. Ölmek mi istiyorsun?”“Ne ölmesi be it! Ne zırvalıyorsun?”Rozetine baktım. İkinci kademedeydi. Dışarıda yağmur yağıyordu. Sırılsıklam olmuştu. “Yeni mezun musun?”“Ne mezunu be?” “Kaç yaşındasın sen?”diye sordum. Görünüşü en fazla 17-18 di. “19.”“Belli.”“Sen kaç yaşındasınki hırto!”“19.”“Belli.”diye beni tekrarladı. Onu içeri doğru ittim hafifçe. “Ne yapıyorsun be aptal!” “O güzel çeneni kapatmak ister misin? Yoksa kendi yönntemlerim ile kapatırım!”dedim sertçe. Sinirle kaşları çatıldığı sora gidip dükkanın kapısını kilitledim. “Sapık var! İmdaat!” Diye bağırdı. “Saat 3 salak!”diye bende yükseldim. Kulübemde herşeyden habersiz uyuduğunu düşündüğüm yeni çiftin duymayacağını biliyordum çünkü ses geçirmez yapmıştım orayı. İçim rahattı. “Ne olmuş üçse? Kadınlar geceleri dışaro çıkamaz mı bunu mu ima ediyorsun?”“Korsana çalışıyorsan cinsiyet farketmeden çıkamazsın!”“Nedenmiş?”“Yeni mezun olduğun belli. Susta otur. Saat 5 olduğundada defolup git.”“Pardon?! Nereye gidecekmişim? Bana benim kulübemin burası olduğu söylendi.”“Ne zırvalıyorsun ya? Burası benim çöplüğüm benim dükkanım.” Kim olduğu belirsiz bu kız aniden gelipte kendimi bildim bileki yönettiğim yere el koymasına izin veremezdim!“Korsan kulübemin 333 numaralı dükkan ve kulübe olduğunu söyledi…”diye mırıldandı. Evet doğruydu. Burası 333 numaraydı ama bir terslik olmalıydı. “Kapı camına kan basalım ve Korsan ike konuşalım.”“Tamam ama nasıl olacak ki o?” Şuanda çok masum duruyordu ama içinde bir şeytan yattığına emindim. “Elini uzat.” Dedim sadece. Sorgulamadan elini uzattı. Cebimden çıkardığım bıçakla korkuyla geriye çekildi. “Ne yapıyorsun sen?”diye tersledi. “Eline çizik atıcam ki kan basabilelim.”“Neden sen kendi elini kesmiyorsun?”“Neden tanımadığım birisi için kendimi feda edeyim?”“Ben naif be kırılgan bir kızım yakışıklı ama sen bonkör be bencil bir adamsın. Rütben 4. Rütbe gibi duruyor. Yani kendi canına kıyabilirsin. Benim içinde bir başkası içinde…”“Çok beklersin.”“Adın ne?” Hadi bakalım yine başlıyoruz…“Adım yok.”“Hahaha çok komik.” O benimle kavga ederken elini sertçe tutup bi kesik açtım. Kıpırdandığı için bıçak fazla derine gitmişti. “Salak herif! Ah! Gerizekalı! Ne halt ediyorsun sen ya!” Diye bağrışırken bende telaş etmiştim. Bu salak yüzünden olmuştu. Ben ufacık kesecektim. “Elini oynatmasan bu kadar derin olmayacaktı!” “Boş yapma ya! Bu elimi kestiğin gerçeğini değiştirmez!” Haklıydı ama bekde haklıydım! “Pansuman yaparız birazdan. Elindeki kanı tüm eline yaydır ve kapıya bas.”“Oldu paşam başka? Götümü de açıp regl kanımlada imza atayım mı?”“İğrençleşme.” “Diyene bak.” “Canının acısı ne çabuk geçti?” “Salak.”“Salak.”diye onu tekrarladım. Tüm sert bakışları üzerimde hissediyordum. Acıdan of puf sesleri yükselsede umursamadım. “Senin adın ne?”diye sordum. “Rüveyda.” “İyi.”“El basınca ne olacak?”“İdam edileceksin.”“Ne! Hayır istemiyorum! Lütfen! Lütfen!” Kapının üstüne baktığımda çoktan elini bastığını gördüğümde kahkaha attım. “Tüh, geç kalmışım ya.”“Şerefsiz!”“Otur hadi. Seni öldürecek cellatın birazdan gelir.”diyerek dalgama devam ettim. Dükkandaki sandalyeme kuruldum. “Işıklar neden kapalı?” Ya maldı yada bir şeytan. Oturup hala korkuyla ayakta dikilen kıza baktım. Fark etmemiştim ama onun saçlarıda benimkiler gibi kızıldı. Düz hali ama. Gözlerinin rengini çözemedim. Griydi sanki… aynı… aynı benimki gibi. “Senin göz rengin gri mi?”“Evet.”“Çok nadir biliyorsun dimi.”“Evet.”“Ama benimkide gri.”Yüzü hafif bir korku ve merakla bana döndü. “Evet. Nadir ama imkansız değil.”“Fazla benziyoruz.”“Ee?”Sebepsizce içimde bir unut ışığı yandı. Ya ailemden birileriyse? Ya adımı biliyorsa?“Kardeşin var mı?”diye sordum. “Bir dönem bir erkek kardeşim vardı. Ama kaybettik.” Ailem belki benide kaybetmiştir. “Adı neydi?”“Kayıp kardeşim olduğunu düşünmüyorsun değil mi?” “Hayır ne alaka?” Siktir sandığımdan daha akıllıydı…“Sorduğun sorular o yola çıkıyor.”“Hayır-“ devamını getirmeye kalmadan kapı sertçe açıldı. Olduğu yerde sıçrarken onu birden kendi arkamda buldum. Maskesi ile Korsan gelmişti.“İsimsiz ve Rüveyda.”“Buyur patron.”dedim umursamayarak. “Pardon, az öncekilerle karıştırdım seni Rüveyda.”dedi Korsan. “Konu ney? Kısa kesin.”“Bu nedüğü belirsiz kadın benim kulübemde yaşadığını iddia ediyor.”“Evet, Rüveyda yeni mezunlardan ve seni bu yalnızlıktan kurtarmak için onu senin yanına adadım.”“Bana neden sormadın?!”“Anlamadım?”“Yok bir şey! Dükkanıma karışmayacak!”“Dükkan senin. Çıkamazsın İsimsiz bu hala geçerli. Ama Rüveyda’nın sınırı yok.”“Ama…”“Bitti.” Diğer adamlarına döndü, “Çıkalım.”Ve öylece çıktılar. Neye uğradığımı şaşırmış bir halde Rüveyda’ya bakakalmıştım. “Sende bir şeyler var ama çıkar kokusu…” diye mırıldanıp odama girdim. Peşimden geliyordu. “Ne var! Odama da girme bir zahmet!” “Ben nerde kalacağım diye soracaktım. Bağırmana gerek yoktu…” “Kulübemden uzak durduğun sürece dükkanın istediğin köşesinde pinekleyebilirsin.”“Tamam…”
🫀🫙
Sabah. Bulut Karataş.
Doğa göğsümde uyuduktan sonra onu koltuğa yatırmış bende yere kurulmuştum. Sabah olmasına az kala birden üzerime büyük ve sert bir şeyin düştüğünü ve dudaklarımda bir yumuşaklık hissettim. Gözlerimi hızla açtığımda şok olmuş bir çift kehribar göz gördüm. Fırsat bu fırsat diyerek düşen kızı hızlı bir hareketle altıma aldım. Onu daha sert öptükten sonra, “Günaydın,” diyerek bir öpücük daha bırakıp Doğa’nın üstünden kalktım. Lal olmuş bir şekilde tavanı izlerken güldüm. “Güzelim. Daha önce hayatımda hiç böyle uyandırılmamıştım. Hep böyle uyandırılmayı talep ediyorum.”
Elleri ile yüzünü kapatıp yüzünü halıya gömdü. Yere eğilip onu kaldırdığımda refleksle boynuma sarıldı. Boynuna ufak bir öpücük bırakıp yere indirdim. Kendini rahat etmesi için odadan dışarı çıkacakken kapının üzerine yapıştırılmış bir not gördüm. Ellerim titreyerek aldımNotu. Kasırgadan’dı…“Ey gidi Fırtına. Sana bu üzücü haberi vermek beni her ne kadar içimi yaksada arkadaşlarının rızası bunun üzerine. Bu benim sana ölmeden önceki son vasiyetimdir aslanım. Kulübende Çınarı’nın kaldığı yerde yasemin kokulu oda kokusunun altındaki notta asıl vasiyet yazıyor. Bu mesaj sana uzattığında büyük ihtimalle ben olmayacağım ama benim yerimi dolduracak yeni bir isim, sevgilin olacak. Kardeşin. Çınar’ın artık seninle değil oğlum. O artık tam anlamıyla bir melek. Kendini sakın suçlama çünkü onun yaşamı elinden alındı. Son dönemlerde olumluya kayan tedavisi nefes almasına yardım eden makinanın fişinin çekilmesiyle son buldu. Artık bir zaafın yok diye düşünme çünkü aşkın pençesi çoktan senin elinde. Korkma cesur ve güçlü ol. Benim oğlum öyle olmalı çünkü… -Manevi baban/ Tayfun-“Nefes alamadım. Çınar’ım. Benim Çınar’ımda mı terk etmişti beni? Hayır. Hayır. Hayır. Hayır. Hayır. Hayır. O beni bırakmazdı. Ben onu bırakmazdım. Gözümden bir yaş süzüldüğünü fark ettiğimde hızla sildim. Omzumda bir el hissettiğimde göz yaşlarım daha da şiddetlendi. Ayakta duracak gücü bulamadım. Yere çöktüm. Ne olmuştu Meleğime? Benim Çınar’ım neden Çınar ağacı gibi uzun ömürlü olamamıştı? Neden benim kardeşim? Neden? Neden? Neden!“Abi… Yanına mı aldın onu? Kendi yanına? Seninle değil mi? Anne? Bak yanınıza gelmiş benim miniğim… bakamadım. Özür dilerim abi. Tutamadım sözümü… Koruyamadım onuda…” “Bulut… sakin ol…” Nefes alışım daha da hızlandı. Terledim sanki. Hayır hayır birisi kanımıSüzüyordu sanki. Başka bir ses duydum çok derinlerden gelen. Beş yaşındaki bir çocuğun sesi gibi. Kardeşim gibi… “Abi öldüm mü ben? Koruyamadın benide! Canımı yaktılar abi diye bağırdım sen yoktun abi.”“Gerçek değilsin sen!”“Buradayım abi. Gerçeğim ama bedenim burada değil. Annemin yanına gitti. Senin yüzünden.”“Gerçek değilsin. Git. Git. Git. Defol. Git. Git.”Sayıları arttı. Bir sürü çınar sardı etrafımı. Doğa’ya bakmak istedim yanımda yoktu. Omzumdaki el kimindi? Döndüğümde abimi gördüm. “Abi? Abi. Özür dilerim abi. Kızma nolur kızma. Abi özür dilerim.” “Bulut!” Diye bağırdı Abim. “Bağırma abi. Ne olur. Bağırma. Özür dilerim. Özür. Özür dilerim.”“Bulut!”diye başka bir ses geldi. Önür tarafımdandı. Anne… annemdi. O da gelmişti. “Anne sen yapma… Özür dilerim özür dilerim. Abim kulağıma yaklaşıp bağırdı, “Bulut!” Kulağımı kapattım. Çınarlardan biri gelip daha da bağırarak elimi yüzümden çekmeye çalıştı. Tırnaklarım derime battı. “Bulut Abi beni sen öldürdün!”diye bağırdı bir çınar. İki kulağımıda kapatmaya çalıştım. Annem bir taraftan abim bir taraftan elimi çekti. Tırnaklarım yüzümü taradı. “Özür… özür dilerim. Özür dilerimYapmayın. Lütfen…” yüzümden bir sıvı akıyordu ama ter mi kan mı çözemedim. Başka bir erkek çocuğunun sesi geldi. “Annem senin yüzünden öldü!” “Hayır… Hayır Mert Hayır… ben öldürmedim ki anneni. Arda… Arda öldürdü onu ben değil.”“Sen Arda’yı öldürmedin. Onunla eğlenirken olan benim anneme oldu!”“Hayır. Hayır. Ben yapmadım bana gelen emir buydu.” “Kabullen Bulut ben senin yüzündenÖldüm.” Suna… Suna gelmişti. “Hayır. Ben sana dedim. Seni korumak için görevden çekil dedim.”“Ailemi elimden aldın Bulut.” “Babamı öldürdün sen!”“Oğlum! Oğlumu öldürdün!”“Yapma! Yapma zarar verme bana!”“O ne yaptı sana?! Söyle ne yaptı sana?”“Sen öldürdün! Tüm ailemi!”“Öldürdün.”“Sen!”“Öldürdün.”“Başkalarının sana yaşattığını sen neden başkasına yaşatıyorsun!”Sesler susmadı. Arttıkça arttı. Titredim. Kendimi çizdim. İlaç. İlaç lazımdı. Birden herkes gitti. Her şey sustu. Çevremde kimse yoktu. Bir güçle ayağa kalktım yalpaladım ama ayakta durdum. Arkamda birinin varlığını hissettim. Korkuyla döndüğüm sıra onu gördüm. Bana babalık yapanı. Kasırga’yı. “Baba…”diye mırıldandım. Etraf beyazladı. Odada hiç bir eşya yoktu. Babama doğru ilerlemek istedim. Ayağım hareket etmedi. Ellerime baktım. Kan vardı. Çok kan vardı. “Çok kan var baba… Nasıl temizlenir kan lekesi?” “Ben sana bunu öğretmedim.”“Kim öğretti bana bunu baba?”“Baban.”“Benim babam sensin.”“Değilim Bulut.”“Doğru… Doğru değilsin. Değilsin. Benim babam… Benim babam kim?”“Nefret ettiğin.”“Kim?”“Git gide benzediğin kişi.”“Hayır. Hayır ben ona benzemiyorum.”“Benziyorsun.”“Benzemiyorum dedim!”Birden Kasırga gitti. Abim geldi. Bu sefer koştum ona. Sarıldım sıkıca. “Abi… nerdesin sen?”diye haykırdım. Çok ihtiyacım var sana…” “Çınar’ında sana ihtiyacı vardı. Ama sende onun yanında olmadın. Ben senden bunu mu istedim?”“Abi…”“Abi deme bana.”“Yapma…”“Ne yapma! Benim senin gibi bir kardeşim olamaz!”Abimde yok oldu. Birini gördüm. Tanıyamadım. 15-16 yaşlarında bir erkek çocuğuydu. “Sen kimsin?” diye sordum. “Yakut ben Bulut amca.”“Y-yakut?” “Kutay ve Elfin’in oğlu. Dokunma bana sakın. Kanlı senin elin.”“Değil oğlum. Değil bak bir şey yok elimde.”diyip ellerimi kaldırdığımda ellerimde bir ağılık hissettim. Biri Elfin’in biri Kutay’ın cesediydi. Korkuyla bıraktığımda Yakut çığlık attı. İki ceset ve Yakut yok oldu birden. Önümde başka bir çocuk belirdi. Ama bunuTanıdım. Bendim bu. Küçük Bulut. “Ne yaptın sen bize!”“Ben yapmadım.”“Kimse seni değiştiremez Bulut, sen kabul etmedikçe.”dedi küçüklüğüm.“Ama elimde değildi.”“Elindeydi. Her insan kendi kaderinin iplerini kendi elinde tutar.” “Benimkileri kopardılar.” “Kim yaptı?”“Bilmiyorum…”“Yalancı!”“Hayır! Hayır yalan değil. Bak büyüdükçe hak vereceksin bana.” “Ben büyüyemedim. Ama o büyüdü.”diyerek bir yeri gösterdi. Oraya döndüğümde ilk cinayetimi işlediğim anı gördüm. 16 yaşındayım, önümde minicik bir bebek ve annesi var. Kadın yalvarıyor beni öldür ona dokunma diye. Ama tüm duygularım sömürülmüş, beynim sanki bir kumanda ile birileri tarafından kontrol ediliyor gibi gözümü dahil kırpmadan bebeği ve hemen sonrasında annesini öldürüşüm…“İsteyerek yapmadım! Çınar içindi!”“Bir kişi için sen 3000 kişinin canını yaktın!”“Abime söz verdim!”“Abimiz bunu kastetmemişti!”“Ama…”“Aması yok. Katilsin.”“Git buradan!”“Gerçekler işine gelmedi değil mi!”“Gerçekler bunlar değil!”“Bunlar!”“Ufacık boyunla sen ne biliyorsun?! Onlar suçluydu!”“Asıl suçlu sensin. Kimse ölmeyi haketmez. Annemler bana karıncaların bile bir canı olduğunu öğretti. Ama sen karıncalarla birlikte insanlarında canını yaktın.”“Defol!”Koluma bir şey battı. Nefes alışım yavaşladı. Başım geriye düştü. Tüm kanlar yere doğru aktı ve bir göl oluşturdu. O gölün içinde yüzdüm. Kardeşim bir yöne sürüklendi ben bir yöne. Çınar’ım ölmüştü. Gitmişti. Beni bırakmıştı. Ama neden! Kim yapmıştı ona bunu! Evet ben bir canavardım ama beni canavar yapan şey babamdı. Ve ben ondan bu intikamı alacaktım. Ama elimde bir kanıt yoktu ki…
🫀🫙Kutay Kutsal
Korsan’ın hastanelerinden birine götürmüştük Bulut’u. Aklını tamAnlamı ile kaybetmişti. Bunu biliyordum. Koruyordum bunun olacağından. Sakinleştirici vurmuştum ama nafile. İsimsiz bırakamamış tüm kötü ihtimalleri göz ardı ederek Bulut’un yanına gelmişti. Elfin’im Yakut ve Doğa ile gelmişti. Normalde kabul etmezdim ama Doğa’nın Bulut’tan başka güvendiği biri yoktu. Henüz bizede ısınamadığı için yalnız bırakmak istememiştim. Onlar kapıda beklerken ben ve İsimsiz odada Bulut’un yanında duruyorduk. Bulut hala kabuslarla boğuşuyor olmalıki durmadan ter döküyordu. Kendine çok zarar vermişti.Benin şahit olduğum en büyük kriziydi bu. Hafiften kıpırdandığında bir umut daha da okşadım saçlarını. “Bulut’um?”diye seslendim. “Abi…”dedi çok kısık bir sesle. İsimsiz kriz olduğunu farkettiği an beni aramıştı. Nasıl olduğunu anlamadan kapıda bitmiştim. Bulut’a sakinleştirici vurup hastaneye gelmiştik. Yaklaşık bir saatin sonunda ise uyanmıştı. “Bir mezarı olacak mı?”diye sordu. Bilmiyordu ki. Cesedin çoktan yakıldığını. “Düşünmemeye çalış abim.”“Yakıldı mı?”Sustum. Ne denirdi buna? Bilemedim işte…Bomboş tavanı izledi. İsimsiz tedirginlik içinde Bulut’a bakıyordu. “Abi…”die mırıldandığında Bulut şaşkınlıkla ona döndü. “İsimsiz?”İsimsiz çekingen adımlarla Bulut’un yanına geldi. Ayak ucuna oturup bedenini Bulut’a bıraktı. Bulut serum elverdiğince sarıldı ona. İkisininde saçını okşadım. Korsan’ın eğitim zamanlarında da böylelerdi. Böyleydik. İsimsizde ağladı. Oda çok severdi Çınar’ı. Çınar ve Bulut’un yetimhanede olduğu dönemlerde tanışmışlardı. Bulut ikisine birden abilik yapmıştı. Bulut’un Çınar’a olan sevgisini çok daha iyi biliyor acısını bizzat kendi nabzında yaşıyordu İsimsiz şuan. Kaç gündür Bulut’a farkettirmemek için kendini parçalamıştı. “İsimsiz… iyi misin?” Diye sordu Bulut. “Abi…”dedi İsimsiz daha da titrerken. Bulut’un yanından kalktı ve hızla odadan çıktı. “Kutay peşinden gitsene. Korsan peşindedir onun.” Yutkunamadım ki. Kendi bu haldeyken hala İsimsiz’i düşünüyordu. Ama haklıydı. Korsan İsimsiz’in peşinde olabilirdi. Başını tekrar okşayıp İsimsiz’in peşinden gittim. Erkekler lavabosuna girmişti. İçeri girdiğimde bizden başka kimsenin olmadığına emin oluğ kapıyı kilitledim. İsimsiz yere çökmüş deli hıçkırarak ağlıyordu. Yanına eğildiğimde kendime çektim. Sarıldım sıkıca. “Gördüm abi… Bulut abinin krizini… tüm anlarını travmalarını tekrar yaşadı. Çınar’ı için vaadettiği hayatı sayıkladı, sevdiği, öldürdüğü herkesin adını tek tek sayıkladı. Nefes alamadı. Morardı. Kendini yaraladı. Çok korktu. Çok korktum. Çok korkuttu. Ölecek sandım. Oda bırakacak bizi sandım. Çok korktum abi. Bir an…” “Sakinleş ve nefes al. Biz bizeyiz dökmeye devam et oğlum içini.” Yüzünü boynuma gömdü. Kıvırcık saçları ile oyalandım bir süre daha. Ağlaması şiddetlendi. Daha da sarıldım. “Geçti oğlum.” “Abi sizsiniz benim ailem. Bir başkası değil. Yok. Yok kimsem yok. Bukut ve sen abim. Elfin ablam Çınar kardeşim, Yakut yeğenim. İsmimde sizsiniz benliğimde…”“Sakinleş… tamam. Bırakır mıyız oğlum biz seni?”“Çınar…”“Onun ömrü bu kadarmış oğlum…”🫙🫀
Kasırga’nın notu;Evlat. Neler çektin neler yaşadın… say say ömür yetmez. Kolay değil. Hiç değil hemde. Yanında durmaya çalıştım. Muhtaç olduğun o baba sevgisinin yokluğunu olabildiğine hissettirmemeye çalıştım sana.Ne kadarını başardım bilmem. Ama şunu biliyorum ki yollarımızın artık ayrılması lazım.Ölümün soğuk nefesi bedenimi sardı. Bunu hissediyor ve bu satırları bunun için sana yazıyorum. En büyük zaafın kardeşindi evet. Ama artık oda yok. O benim yanımda merak etme. O taraftada ona ben iyi bakacağım. Kendini suçlu hissetme çünkü elinden gelen bir şey olmazdı o anda.Ruhun üşüyecek, kalbin duracak bir vakit. Ama o an arkadaşlarının, kardeşim gördüklerinin ve yahut sevdiğin kadının sıcak nefesi tüm nefsini ele geçirecek ruhuma merhem olacak. Kaybettim sandığın vakit başka bir şey kazandığını bilecek ve ona göre yaşayacaksın. Karanlığın sonundaki aydınlığa kendi adımlarınla cesurca koşacaksın. Rüyaların kabus olur diye korkma. Pişmanlıkların altında kendini ezip durma. Yıllar önce sen okuyamadan elinden zorla aldığım bir günlük vardı ya. Abinin günlüğü. Kulübende resimlerini koyduğun çekmeceye koydum onu. Al oku onu. Az yazmamış eşşek. Gençliğini yaşa evlat. Gençsin yakışıklısın. Doğa kızıma da iyi bak he. O beni pek sevmez ama Kaya’yı çok severdi. Geçmiş için üzülme. Ölülerini düşünme. O kara toprağın ölümlü nefesi hepimizin üstünde. Nefes aldığında soluduğun hava da, kokladığım çiçekte ve baktığın dört bir yanda kendinde güzel izler gör. Travmalarını bir yana bırak ve yaşamaya çalış. Sende bir baba olacaksın elbet. Seni çok seven çocukların bir karın olacaktır. Kardeşini koruduğun gibi onları da koru. Çok eskiden bir kız vardı. Kuzenin. Kardeşim dediğin. Onu bul. Onu koru. Onu sev. Çok yalnız ve her gece kabuslarında adını fısıldayarak seni istiyor o yanında.Doğa’nın senden başka kimsesi kalmadı. Onada iyi bak. Sana son bir hediyem daha var. Bahçende seni bekleyen bir fırıldak var. Adını ben koydum. Kasırga. Simsiyah bir köpek. Sen küçükken köpek diyemez köpke derdin. Abin sana yaramazlık yaptığında “bu köpek yine mi yaramazlık yapmış,”diye peşinden koşarken sen onu taklit ederdin, “köpke yamaçlık mı yapmıç mıç mıç.” Diye. Ne gülerdim. 94.yaşımı doldurdum oğlum. Hayat bitti benim için. Şu saatten sonra yaşasam ne yazsam ne? Hayatın akışı sen ona tamam diyene kadar durur. Yapacak bir şeyin olsa bile hevesin kalmaz. Çok sevdiğin işler için bile halin kalmaz…Seni sevdiğimi unutma fırtına. Manevi baban/ Tayfun…🫀🫙4 ay sonra Bulut Karataş
Acılarım kendi içimde yavş yavaş işlevini yitirmiş, sakinlemişti. Çınar’ın düşünceleri hala canımı yakıyor ama eskisi kadar etkilemiyordu. Kutay, İsimsiz ve Doğa çok yanımda durmuşlardı. Elfin’de yaedım etmeye çalışmış ama ben onu özellikle reddetmiştim. Bebeği ile ilgilenmesi gerekirdi. Yakut’u defalarca kucağıma vermek istemişlerdi ama ben her ona baktığımda kriz esnasında gördüğüm halisülasyonu ve onun “ellerin kanlı” senin deyişleri geliyordu aklıma. O gün -Çınar’ın ölümünü öğrendiğim- kulübeme gitmiş, Çınar’ın yatağına başını koymuş gözleri açık iri yarı bir adam görmüştüm. Çığlıklarım sanki tüm ormanı inletmiş gibi gelmişti ama içimdeki acıyı söndürmeye yetmemişti. Baba dediğim kişinin cesediyle karşılaşmıştım o gün. Kasırga da gitmişti. Benim doğum günüm olan gün, kardeşimin, ailemin, ve daha bir çok insanın ölüm günü olmuştu. Şimdi ise ölü deposunda yeni bir işkencenin ortasındaydım. Tüm bunları İsimsiz ve Doğa için katlanıyordum. “Bunlar canını yakıyor mu Bulutçuk?”“Hayır!” Üzerime kırık cam dolu bir kova daha boşaltıldığında derime saplananları hissettim. “Bir kilo cam mı daha ağır yoksa kardeşinin ölümü mü Bulutçuk?”“Senin benim öz babam olduğu gerçeği!”Boş bir kahkaha savurduğunda istemsizce acıyla inledim. “Yeter…” ilk defa bu kadar ileri gitmişti. Mental olarak hala kendimi toparlayamadan bunları yaşamak zorundaydım. İsimsiz’in özgürlüğü ve Doğa’mın benim himayem altında zarar görmeden kalabilmesi için. Kovalardaki tüm camlar üstüme boşaltılmıştı. Korsan’ın tanımadığım iki adamı geniş ve büyük bir cam tabakayı önüme getirdiler. Biri bir tarafından biri bir tararından tutarlarken ben oturduğum sandalyeye sıkıca bağlıydım. Yüzümü yere eğdim. Camın devrildiğini gördüm. Vücudumdaki soğukluk ve başımın üzerine yediğim sert bir darbe ile bilincim yarı kapanmıştı. “Ye…ter…” kelimeleri bile toparlamaya zorlanıyordum. Korsan da tamamOlduğuna sonunda karar vermiş olmalıki beni çözdürdü. Adamları tarafından sürüklenerek depodan çıkartıldım. Şiddetle kulübemin kapısını çaldılar. Doğa kapıyı açtığında onu kenara itip beni içeri bıraktılar. Ayakta durmaya gücüm yoktu. Yerde sürüklenerek içeri girdim. Ağzıma gelen sıvıyı öksürerek tükürdüm. “Bulut… ne oldu!”diyeSordu Doğa telaşla. “D-dokunmq…”diyebildim sadece. Kapının kapandığını duydum ama çok dayanamadım. Bilincim kapandı.
🫀🫙
İsimsiz
“Aldıysan defol artık.”dedim kibarca. “Sanane kardeşim?”“Herkesin aylık bir sınırı var. Kotayı aşmana izin yok. O ürün ile son. Bu ay başka ürün alma hakkın yok.”“Bana sınır yok bebek.”Ecem denen bu kız her gün geliyor. En aşağı 10 ürün alıp gidiyordu. Bu on ürünü alışı ise fazlasıyla uzum sürüyordu. Har seferinde yüzünü iyice gizliyor her ne kadar araştırsamda yüzüne asla ulaşamıyordum… “Arkadaşın yok değil mi?”“Senin ismin gibi.” Komik misin ya sen? Hahaha! Güleyim de ayıp olmasın.“Ha. Ha. Ha. Çok komiksin sen.”“Ne sandın bebek?” Diyip oda güldü. Sabır dilenirken sonunda dükkandan çıkmıştı. Derin bir nefes verdiğim sıra elinde puseti ile Kutay göründü. İşte şimdi günüm şenlendi. “Naber lan?”diyerek girdi içeri. “Öyle abim.”“Bak kimi getirdim sana.”“Evden kovulduk demiyorda.” “Şşş çaktırma.” Güldüm yakut’un pusetini bir kenara bırakıp içinden Yakut’u aldı. “Bana bir yardım etde bezini değiştirelim.”dedi. Ben ve bebek bakmak? Özelliklede erkek bebek? Çok beklersiniz.“Arka odada değiştirebilirsin.”“Sende yardım edeceksin oğlum.”“Siktirgit lan oradan!”dedim hiç düşünmeden. Ben sevme aşamasındayım sadece. “Hadi!”dediğinde başka şansın olmadığını anladım. Pıtış pıtış içeri geçerken arkamdan geldi. Çantayı elime tutuşturup tek tek anlatmaya başladı. Önce örtüyü serdirtti sonra bez çıkarttırdı. Yakut’u örtünün üstüne bırakıp, “bezini çıkar şimdi.” “Bunun babası benimde benim haberim mi yok?” “Ne diyon lan?! Döverim seni!” Diyerek üstüme atıldığı sıra ensesine ben şaplağı attım.“Adam ol lan!”“Çocuğumun ilk kelimesi lan olacak lan senin yüzünden!”dedi Kutay.“Lan bu kadar düşünüyorsan çocuğunu sen baksana salak!”“Lan oğlum çocuğumun yanında küfür etme. Az önce o yüzden kovuldum evden.”“Lan çocuğu neden yanına aldım o zaman.”“Lan deme lan artık.”“Lan…”diyip kaldım. “Lansız cümle nasıl kuruluyordu lan?”“Ağzına mıçim İsimsiz. Senin adın lan bence.”“Ya abi yapma ya…”dedim sitemle. “Özür dilerim tamam. Hadi değiştir artık şu çocuğun donunu. Üşüdü.” Dediğinde yakut’un cibinliğini değiştirmeye başlamıştım. 4,5 aylık olmuştu. Sağlıklıydı çok şükür. Bezini çıkardığımda efsane müthiş bir süprizle karşılaştım. Daha güzel bir hediye paketi olamazdı.Ciddiyim. Yakut’un bezinden bir hediye paketi çıkmıştı. “Süpriiiiz!”diye bağırdı Kutay. “Abi…”“Nasıl çok beğendin dimi?”“Kutay. Defol.”“Abi’ye ne oldu?”“Götüne girdi.”“Hediyeni açsana. Bulut’un hediyesi.”“Kim bilir ne şekilde verdinde çıldırttın gül gibi çocuğu.”diyerek Bulut abi içeri girdi. 4 aydır hiç bir şekilde görememiştim onu. Dönüp sarılacağım sıra durdurdu. “Yaralar var.” Dedi sadece anladım. Hediyemi açtığımda ufak bir not vardı sadece.“Artık özgürsün.” Notta yazan buydu. Anlamayarak Bulut’a döndüm. “Artık özgürsün. Dört duvar arasında kalmak zorunda değilsin.”dediğinde neye uğradığımı şaşırdım. Ciddimiydi?!“Şaka değil değil mi?”“Değil. Gel.”diyip elimi tuttu. Bileğindeki yeni yaraları gördüm. Gizledi hemen. Beni çekip dışarı çıkartmak istedi kapıya tutundum. “Abi…”diye mırıldandığımda daha sert çekti. Dışarıya ilk adımı attığımda ıslak çimenleri hissettim. Soğuk hava ciğerlerime doldu. “Hadi bizim eve.”dedi Kutay. Ne yaşandığını çözemiyor. Git gide kulübemden uzaklaşıyor olabilmenin heyecanını yaşıyordum…
🫀🫙
3. Kişi ilahi bakış açısı
Rüveyda uzun bir gezintinin ardından dükkana gelebilmişti. Rahat pijamalarını giyip yatağına kuruldu. Ona küçüklüğüni hatırlatan güzel bir şarki vardı. Onu açtı. Şarkı saatlerce tekrar tekrar çaldı. Telefonun şarzı bitince bile şarzdayken aynı şarkıyı özelliklede tek bir kısmını tekrar tekrar dinledi. Göz yaşları usul usul aktı yatağa. Aklını bir şey kurcalıyordu. Eski anıları. Ağlamak istese bu şarkıyı açar sarece dinlerdi. Lanetlenmiş gibi asla söylemezdi ama sadece dinlerdi.
Sanki bu şarkının her bir mısrasında gizli anılar vardı onun için. Her birinden kendine has bir anlam çıkıyordu.
Ağır ağır kapandı göz kapakları. Uyku ağır bastı.
İsimsiz dükkanına geri döndüğünde kızı kendi yatağında buldu. Şarkı hala çalıyordu.
İsimsiz kızı uyandırmak için yaklaştığın da şiş göz altlarından ağladığını anladı. ‘Derdi var herhalde’ diyip dokunmadı…
🫀🫙
Doğa Cömert
Hayat yaşamasını bilirsen eğlenceli olurdu. Pozitif pencereni geniş tutarsan bakış açının git gide değiştiğini ve ruhani olarak da kendini iyi hissetyiğini fark edeceksin aslında.
Ama benim için şöyle bir sorun var. Ölümün hiç bir pozitif yanı yok… ve benim hayatımda ölümlerden ibaret… Ne tesadüf ama değil mi?
Kulübenin kapısını titreyen ellerle açtı Bulut. İsimsiz’e bir süpriz yapmak için kaç aydır acı çekiyordu. Bu günde sözde son işkencesini çekmiş, İsimsiz’in özgürlüğüne Elfinlerde bir kutlama yapmıştık. Çocuğun yüzündeki mutluluğu ilk kez görüyordum. Çok uzun sürmemişti. 1-2 saat durup kalkmıştık.
Belkide Bulut’un derin acısını hafifleten şey kardeşi yerine koyduğu bir başka insanın mutluluğunu bizzat görüp yaşamak ve hissetmekti.
Eve adım attığımız anda Bulut içinde tuttuğu tüm acıları inlemeye dönüştürüp dışarı attı. Dolaptan ağrı kesici şırıngayı alıp yanına gittim. “Elini uzat.”
Kutay nasıl yapmam gerektiğini öğretmişti. Aynı o şekilde yapıp şırıngayı çöpe attım. Bulut’un yanağına son bir öpücük bırakıp geri çekildim. “Şimdi daha iyi misin?”
“Bir daha öpersen çok daha iyi olurum.” Dudağının ucundan öptüm. “Zaafıma oynuyorsun Sonbahar’ım.”
Güldüm ve onu yatağa ittim. “Uyu ve dinlen.”
“Emrin emrimdir efendim!”dedi alayla ve yattı. Sızlanması sürsede kendini durdurmaya çalıştığı belliydi. Mutfak kısmına geçip bir şeylerle oyalanmak istedim.
Dolapta azıcık kıyma bulunca aklıma köfte yapmak geldi. Hem bayağıdır da yemiyordum. Malzemeleri hazırlayıp yapmaya başladım.
Köfteleri tavaya dizip kızartmaya başladım. Bulut’um da birazdan uyanırdı. Kocişim benimmm. En sevdiğim!
Belime sarılan kollar ve boynumdan öpen bir dudak hissettim. Kıkırdayıp ona yer açtığım sıra uyku mahrumu bir ses talan etti kulaklarımı. “Çok güzel kokuyor.”
“Acıktın mı?” Başını omzuma yasladığında saçları çeneme değmişti. Temiz elimi kaldırıp saçları ile oynamaya başladım. Saçlarının yumuşaklığını daha öncelerden de gayet net bir şekilde bunu deneyimleyerek test etmiştim. Biraz terli, biraz azgın… Doğa kendine gel!
“Acıktım.” dedi tatlı tatlı. “Birazcık bekle. Patateste kızartayım mı sana?”
“Olur. Senin ellerinden her şeyi yerim Doğa’m.”
“Ne kadar sürer?”
“Çok mu acıktın şen?”diyerek dalga geçtim.
“Çok acıktım.”
“Sabret biraz.”
“O sırada başka şeyler yesem?”diyip imayla sırttı. Dudaklarıma ufak bir öpücük bırakıp geri çekildi. Utanıp kasıldığımı hissettim. Burnuma bir yanık kokusu geldi. Eyvah! Köfteler yandı! Yada ben yandım.
Karagümrük yanıyor, herkes benden biliyor. Bizim evi su basıyor annem seni soruyor. Balıklar yağmurda ıslanıp lolipop gibi eriyor, şekerlere yazık değil mi biz onları yiyip eritiyoruz ama… Ne diyorum lan ben?!
Köfteler yandı. Hızla çevirdiğim sıra yanıma afetül vahşet bir herif geldi. Omzuna havluyu atmış, havalı havalı yanımda belirmişti. Üstüne üstlük… bu herifin tişörtü ve atleti neredeydi. Ocak ayındaydık! Kış soğuğu vardı. Üşürdü kocişim.
“Üşüyeceksin.”
“Duşa gireceğim.”dedi banyoyu göstererek. Vücudunda ki tonlarca kesiği gördüm. Nefes alamadım çünkü bir çoğu yeniydi. “Yemekten sonra gir. Yaraların çok taze zarar gelir. Ben yardımcı olayım en azından.”
“Bu ahlaksız teklifi reddedemem ama acelem var güzelim. Yemekten hemen sonra dışarı çıkacağım.”
“Nereye?”dedim elimdeki tahta kaşığı kaldırırken. Bunu bir tehdit olarak anlamış gibi ellerini havaya kaldırdı. “Öncelikle köftelerin iki tarafıda yandı bebeğim. Sonrasında ise Kutay’ın bu gün işi varmış. Öğrencileri ile ilgileneceğim. İstersen Elfin’ide buraya çağıralım.”dedi masumca.
“Tamam. Yaralarına dikkat et. Kanatıpta eve dönersen seni mahvederim!”
“Emredersiniz hanımım!”
Duşa doğru gidince telaşla köfteciklerime döndüm. Of alt tarafı biraz köfte yemek istemiştim… mundar olmuştu hepsi…
İyi daha kızartmadıklarım var zaten. Onları attım tavaya. Daha kontrollü bir şekilde pişirdim. Patatesleri kızartmak için hazırlarken sevgili sevgilim duşunu almış, vücudundan yere doğru yavaş yavaş süzülen su damlaları, ıslak saçları… afet bir herif olduğunu söylemiş miydim?
Havlusunu belinde tutarken canlı yayın açmış gibi onu izlediğimi görünce havluyu daha sıkı tutarak yanıma geldi. Omuzlarımdan tutup beni çevirerek, “ Bakmak yok.”
Bir kaç kez sevişmiştik zaten. Ne olacaktı ki azcık gözümü şenlendirsem. “Doğa. Aklından bile geçirme.”
“Of ya tamam.” Aklımı nasıl okumuştu?
“Hadi acele et. Yemekler soğumasın.”
“Tamam…”diyerek arkalara gitti. Kızarmış patatesleri tabağa koyup masaya taşıdım. Köfteleri de aynı şekilde. Ketçap, mayonez vb. Sosları küçük kaselere sıkarak masaya koydum. Bulut işini bitirmiş olacakki gelip masaya kuruldu. Tam bende kendime bir sandalye çekeceğim sıra kolumu tuttu ve beni kendisine çekerek dizlerine oturttu. “Bu kez de böyle deneyelim.”dedi azgın azgın.
Kalkmak istedim bir an utandım.. oysa canıma minnet herifin kucağıda rahattı.
Kalkmaya yeltendiğimde önce beni daha sıkı tuttu. Ne yaptığını anlamamış gibi durdu ve, “Kalkmak mı istiyorsun?”diye sordu. Elinin gevşediğini hissettiğimde işte o an rahatsız oldum.
“Aslında hayır,”diyerek daha da kuruldum kucağına. Kasıldığını hissettim ama kendisini dizginledi bir süre sonra.
“Tamam… şimdi rahat mısın?”diye sordu. Eli tekrar sıkılaştı. “Hıhı,”diye onayladım.
Önündeki çatala bir patates taktı ve soslara batırdı. Yemem için bana uzattığında itiraz etmeden ufak bir ısırık aldım.
“Bakayım sen zehirlenmezsen bende yiyeceğim.”dedi benim eşşek. Dönüp ağzımdakini çiğnerken yüzüne sert bir tokat attım. Triple önüme dönerken kendi çatalıma uzanırken elimi tuttu ve ucundan öptü. Ardından boynumdan. Affedildi. Yeterliydi.
“Hıh”diyerek ona geri döndüm. Çatalda kalan patatesi kendi yediğini gördüm. “Mmmm!”diye memnun bir mırıltı çıktı dudaklarından. “Beğendin mi?”
“Hemde nasıl!”
“İyi. Zehirlimiymiş?”
“Ne farkeder? Sen yapmadın mı?”
Etkilendik mi? Evet. Aşık mıyız? Kesinlikle evet. Evlenir miyiz? Evet. O zaman belediye başkanlığı mertebesinde bizi karı koca ilan ediyorum var mı itirazı olan koca aslan kuduz köpeğim Bulut’u salarım üzerinize!
Yemeğin çoğunu bana yedirdi arada ufak ufak lokmalar kendi ağzına attı.
“Öğleden sonra ne eğitimi?”diye sordum.
“Çocukların yalarında olduğumuzu göstermek ve Korsan’a karşı mücadele edebileceklerini onlara göstermek için bu aslında. Korsan’dan gizli gerçekleştirdiğimiz bir durum.”
“Anladım… Elfin gelecek değil mi?”
“Evet, konuştum Kutay’la buraya bırakacak. İsimsiz’in dükkanından oyuncak alıcam birazda çocuklara götürürüm.”
“Çok iyi olur!”dedim neşeyle.
“Çocuklardan biri kim biliyor musun?”
“Kim?”
“Mert. Suna…” yutkunmaya çalıştı bir an. Suna için olan pişmanlığı bir nebze azalmıyordu. “Suna ve Yağız’ın oğlu.”diye tamamladı cümlesini.
“Anladım Hayatım. Kendini suçlama artık. Kader böyleymiş…”
Kader böyleymiş…
🫙🫀
2 sene sonra Doğa Cömert
Bulut kendi çapında beni olası bir tehlikede kendimi koruyabilmem adınaBir kaç taktik öğretmiş, bu süreçte arada knunla birlikte görevlerine gelebilmeme izin vermişti. Bulut insanların içine işleyerek onlara kıyameti kendi elleri ile yaşatan bir psikopattı bunu anlamıştım.
Şimdide ormanın ortasında bulunanŞık bir bataklığın yanında kolkola oturuyorduk. Pikniğe gelmiştik aslında. Kutay ve İsimsiz yandaMangal yakmaya çalışıyordu. Minik Yakut 2 yaşındaydı. Yürümeyi ufak ufak öğrenmiş, ama hala ilk kelimelerini çıkartamamıştı. Üşengeçliğine veriyorum.
Annesi çamur olmuş pantolonunu değiştirmişti Yakut’un. Pıtı pıtı minik adımlarla Bulut amcasına doğru koştuğunda pıt diye yere yapılmıştı.
Elfin daha fazla sabrı kalmamış olacakki, “Ula poh yiyenun uşağı! Sıçalar ha bu bacağuna! Daha yenu değiştirdum la donunini!”
Bulut’a yaklaşıp sordum, “Elfin Karadenizli miydi?”
“Kutay’da öyle.”diye cevapladı.
İki karadenizli ikisininde damarına aynı anda bassak ne olurdu ki?
“Deneme bile.”dedi Bulut.
“Ya sen benim aklımı nasıl okuyorsun?”
“Ciğerini bilirim kızım ben senin,”dedi kendinden emin emin.
“Aynen,”dedim trip atar gibi. “Bulut, ben daha senin nereli olduğunuda bilmiyorum farkında mısın?”
Yarım ağız güldü. “Sivas. Sever misin oraları?”
“Bir Ordulu olarak tabikide…”
Yakut beyler yanıma gelmiş bir elini dizime koymuş beni kucağına al der gibi bir hareket yapıyordu. “Ne oldu?”
“Deyde!” Diye bağırdı birden.
“Lan!”diye bir ses çıktı Kutay’dan. “Yanlış mı duydum ben?”dedi Elfin.
“Konuştu mu o yaratık?”diye sordu İsimsiz.
“İlk kelimesi Teyze mi oldu?”diye benimki ekledi.
Bense şok olmuş bir şekilde Yakut’a bakıyordum. Bunu başta Elfin ve Kutay olmak üzere kimse beklemiyordu. “Teyzem?”diyerek kucağıma aldım.
“Dodo deyde!”diye arttırdı Yakut.
“Lan!”diyerek Kutay gelip Yakut’u kucağımdan aldı. “Baba de bakayım.”
“Deyde!”
“Doğa?”diye Elfin bana döndü. “Bir bilgim yok…”dedim mahçup mahçup.
“Yakut’um? Kim bu oğlum?”diye sordu Bulut beni göstererek.
“Dodo deyde!”dedi tekrar coşkuyla.
Evet kimse yanlış anlamamıştı. Ama işin aslı şu bu çocuk teyze lafını nerden öğrenmişti?
“İzlediği bir çizgi filmden falan mı duydu acaba?”
“Ay yok… teyzemle konuşup duruyorum şu sıralar. Teyzecim, teyzecim diye diyede öğrenmiştir. Ay aman ilk kelimesi ha ana ha baba ha deyde. Sağlıkla konuştu mu konuştu o yeter…”
🫀🫙Aslında olanlar
Elfin Yakut’u kucağına almış oyun oynarken ilk kelimesini Doğa Teyze yapmaya çalışıyordu.
“Elfin?”diyerek içeri girdi Kutay.
“Hoşgeldin hayatım,”diye karşıladı Elfin. Kutay’ın üzeri kanlıydı. Yeni bir görevden geliyordu. “Duşa gireceğim. Sonra gelirim yanınıza.”diyip giderken Elfin’in sesini duydu, “Hadi oğlum söyle, Doğa Teyze,”
Ufak ufak mırıltılar çıkardı Yakut. “Offf, hadi annem, Doğa Teyze.”
“Elfin? İlk sözcüğünün anne demesini istersin diye düşünüyordum.” Dedi Kutay.
“Sağlıkla konuştuktan sonra ilk sözünün ne anlamı var? Doğa bize karşı hala çok çekingen. Ayrıca Erva gibi oda. Banq onu hatırlatıyor…”
Erva, Elfin’in ölen kardeşiydi. Elfin’in lise dönemindeyken kansere yenik düşmüştü…
“Anladım tatlım…”
🫀🫙
Şimdi Bulut Karataş
Yakut’un bu ufak şovuna hepimiz şaşırmıştık. Kutay oğlu ile ilgilenmeye gittiği için mangalıda bana devretti. Daha doğrusu kitledi…
“Abi köftelerden ‘Benimle evlenir misin Doğa’m’ yazıp Doğa yengenin önüne koysan-“dedi İsimisiz ama ben tarafından atılan şamar ile sustu.
“Ağzına tekmüğü yapıştırırım İsimsiz olduğun yerde dört döner olduğun yere geri çakılırsın tamam mı?”
“Tamam abi.”
“Bulut yaktın be oğlum!”diye Kutay kucağında Yakut ile geldi. Yakut’u benim elime vereceği sıra geri çekildim İsimsiz tuttu oğlanı.
Kanlı senin ellerin dokunma bana. Diyişi kulağımda yankılanıyordu. Evet benim ellerim kanlıydı ve bu kader onun temiz yüzüyle buluşmamalıydı.
“Pişt, beyler. Her şey tamam değil mi?”
“Tamam, tamam korkma. Her şey hazır.”
Süper…
“Şimdi biz ufak ufak bahanelerle sizi yalnız bırakıyoruz, ama arkadan video alıyoruz. Sen romantik romantik konuşuyorsun ve BUM! Cevap geldi mi konfetiler pat! Pat! Pat!”dedi İsimsiz.
“Siktiri gidin.”
“Elfin’im, bak şu ötede çok güzel bir yer var. Gelsene az benimle.”dedi Kutay ve ilk hamleyi yaptı.
“Yakut, amcam gel yakışıklım sende benimle bakayım. Gezelim az seninle bunlardan bir bok çuvalı olmaz.”diyerek Yakut’u kucaklayıp gitti. Hepsi gözden kaybolduğunda Doğa’ma yaklaşıp ellerini tuttum.
🫀🫙
Doğa Cömert
Bulut’un bu ufak teması bile başımı döndürmeye yetmişti.
“Kaldık başbaşa?”dedi Bulut.
“Öpüşcek miyiz?”
“Hayır… Daha doğrusu şimdi değil ama birazdan belki. Yani sana göre şey işte sana bağlı.”
“Ne?”
“Doğa… Se seviyorum.”
“Sonbaharda Ormangülü açana dek?”
“Hayır. Çölde Lotus açana dek se seviyorum. Sonbaharda Ormangülü açama dek seni koruyacağım.”
“Çölde lotus açana dek…”dedim gözlerine doğru. Bana git gide daha da yaklaşmış cümlelerini dudaklarıma üflemeye başlamıştı.
“İzin ber bana Doğa. Ben senin yaralı kartalın olayım sense benim güçlü serçem. Bu kartalın yarasını bu serçe iyileştirsin, bu serçenin gücünü Kartal’ı versin. Var mısın Doğa sen benim değil, ben senin himayende olayım. Evimin kadını, Doğa Cömert değil. Doğa Karataş ol.”
🍂🍂🍂🍂
Evetttttt bu bölümde bittuuuuuu euhuuuuu
Nabiniz? Nasılsınız sjskjsjsks.
Ah Çınar’ım, Bulut’um…
Anlaşılmamış olabilir o yüzden şununla ilgili bir açıklama yapmak istiyorum.
Bulut Çınar’ın ölümünü öğrendiği anın hemen ardından Bulut bir kriz geçiriyor. Biraz karışık oldu gib geldi ama djsjsjk öyleli işte zjsjsjjs
Sorular
1-sizce Doğa Bulut’un teklifini kabul edecek mi?
Eveeetttt bölümü oylayıp satır aralarına yorum bıraktıysanız seviliyorsunu
Bölüm etkileşimi
