7. bölüm / 17
SERİM5
Bölümler 17Şu an: 5
- 1 ~Serim~224 kelime
- 2 UYARI139 kelime
- 3 12.970 kelime
- 4 211.012 kelime
- 5 37.800 kelime
- 6 45.091 kelime
- 7 54.551 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 62.223 kelime
- 9 74.425 kelime
- 10 83.016 kelime
- 11 96.913 kelime
- 12 BABALAR GÜNÜ ÖZEL992 kelime
- 13 10.7.845 kelime
- 14 114.960 kelime
- 15 124.667 kelime
- 16 1311.367 kelime
- 17 14 (Serim için son bölüm)3.001 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bölümü oylayıp satır arası yorum yapmayo unutmayınnn😍😍
Siz ne kadar çok oy- yorum yaparsanız benim yazma isteğim o kadar çok artıyor ve Serim kurgusu çok detay istiyor.
Seviliyorsunuz
🫀🫙
Gerçeklik algın bozulduğunda kaparsın gözlerini dünyaya. Uyan, çünkü ölüm bir nefes kadar uzağında...
🫀🫙
Geçmiş;
Doğa 8 yaşına yeni yeni girmişti. Daha doğrusu bu gün girmişti. Evde bir o yana bir bu yana koştururken babacığının gelmesini bekliyordu. Annesi çoktan eve gelmiş ve mutfakta bir şeyler yapıyordu.
Minik Doğa sürekli abisinin yanına gidiyor, 'babam ne zaman gelecek?' 'Abicim babamı arar mısın?' 'Abicim saat kaç?' gibi sorular soruyordu. Arda odasında kendi halinde takılmaya çalışırken minik kızın bu sorularına artık katlanamıyordu.
Doğa bir kez daha Arda'nın yanına gelip aniden kapıyı açtığı anda Arda artık burnundan solumaya başlamıştı.
"Ne var!"diye bağırdı şiddetle. Mutfaktan annelerinin sesi yükseldi, "Bağırma kardeşine! Senin onu koruman lazım Arda koskoca adam oldun ya sen!"
"Ama sürekli beni rahatsız ediyor benimde işim gücüm var! Çok merak ediyorsan babamı git kafeye bak!"fedi Arda.
Küçük Doğa hayal kırıklığı ile bakmıştı abisine. Doğa abisini çok seviyordu. Tek istediği onunla vakit geçirmekti aslında. Doğa dolmuş gözlerle odadan çıktı. Kapıyı nazikçe kapatarak kendi odasına gitti. Üzerine pembe mor montunu giyip sessizce evden çıktı. Bir yere saklanmak istiyordu.
Kasabaya yeni birileri taşınıyordu. Hatta Doğaların yaşadığı evin hemen üstüne.
Bina kolilerle doluydu. Minik Doğa saklanmak istedi. Ağlamak istedi çünkü. Korktu. Kocaman nir koli vardı. Küçücüktü zaten Doğa'nın boyu. Hemencecik kıvrılı verdi bir tanesine.
Sessiz sessiz ağladı Doğa. Ağlarken kapandı gözleri uyuya kaldı o kutuda...
Çok zaman geçmeden nakliyeci gelip koliyi önce bir güzel bantladı ardından sırtladı. Biraz ağır diye düşündü ama kolay taşıdı. Üst kata çıkardı koliyi ve yasaklı odaya götürüp bıraktı. Doğa aniden yere bırakılmanın etkisiyle korku içinde uyanarak koliden çıkmaya çalıştı ama koli bantlanmıştı.
Koli içinde dönerken kolinin içinde bir şey gördü.
Bir maske...
Siyah beyaz çizgili, göz için ayrılmış oyukların etrafında ise kırmızı çember... Doğa o zaman bilmedi ama bu maske onun kabusu olacaktı.
Doğa çıkamayacağını anlayınca sessizce beklemeye başladı. Kısa bir süre sonra konuşma sesleri gelmeye başlayınca Doğa sessiz kalıp dinlemeye başladı.
"Demek ihanet etmiş ha?"diyordu tok bir erkek sesi. Peşine bir kahkaha geldi. "Getirinde ödesin ihanetinin bedelini. Kaya! Getir şu çok bilmişi."
Sesler sustu, Doğa da susmaya devam etti. Biraz daha zaman geçince birisi korku dolu nidalar eşliğinde odaya girmişti. Ayak sesleri artmıştı.
"Yapmayın ne olur. Özür dilerim lütfen özür dilerim."diyen bir başka erkek sesiydi.
"Kes sesini! Korsan, bağlayın şunu!"diye emir verdi baştaki tok ses. Bir süre sessizlik oldu. Ardından tekrar ayak sesleri.
Doğa korkmaya başlamıştı. Hatta fark etmeden titriyordu.
Adamlar kendi aralarında bir şey fısıldaştılar ardından bir ses geldi. Doğa bu sesin ne sesi olduğunu bilmedi.
Ardından büyük bir ses çıktı. Patlama sesi gibi... Yere düşen metal bir parçanın sesi geldi. Doğa korkuyla çığlık attığı sıra adamlar sessizleşti.
Kaya kutulara baktı. Büyük koliyi görünce hızla gidip bantlarını yırttı. Koliyi açtığında minik Doğa'yı gördü. Küçük kız göz yaşları içinde bir köşeye sinmişti. Korkuyla Kaya'ya bakıyordu.
"Kaya al şu kızı götür. Dolaptaki felç inesini yap. Birisine bir şey öterse biteriz."dedi o tok sesli adam.
Kaya başıyla onaylayarak küçük kızı yavaşça kucağına aldı. Doğa korkuyla geri çekilsede Kaya'nın gözlerinin içine baktı. "Sakin ol," dedi Kaya sessizce. "Güven bana."
Doğa bu sesde güven hissetti. Abisinin sesi gibi değildi bu ses. Güvendi Doğa.
Kaya minik kızın yüzünü kapatarak kendisi için ayrılan odaya geçti. Minik kızın rahatsız olmaması için onu indirdi. Küçük kızın önünde diz çöküp ellerini tuttu. "Adın nedir senin?"diye sordu Kaya sakin bir sesle.
"Sen kimsin!"diye bağırınca Doğa Kaya hızla kocaman elini kızın ağzına dayayıp susmasını sağladı. "Şşş, bağırma lütfen. Yoksa sana zarar verirler."diyip elini çekti.
Kız korku dolu gözlerle Kaya'ya bakıyordu. Kaya bu masum gözlere nasıl zarar verecekti? Felç iğnesi yap demişlerdi. Nasıl kıyabilirdi!
"Kimsin?"dedi Doğa daha kısık bir sesle.
"Söyleyeceğim ama aramızda kalacak söz mü?"
"Söz."
"Kaya ben. Buraya yeni taşındım. Şimdi sen söyle bakalım. Senin adın nedir?"
Minik Doğa önce bir düşündü. Söylemeli mi? Söylememeli mi?
En sonunda verdi kararını, "Doğa ben..."diye geveledi ağzının içinde. Kaya güven veren bir gülümseme sundu. "Memnun oldum Doğacık."
Doğacık...
"Bende..." hiç memnun olmamıştı.
"Şimdi Doğa. Duyduklarını kimseye söylemiyorsun tamam mı? Yoksa hem bana zarar verirler hemde sana. Bunun sorumlusu olmak ister misin?"
Doğa'nın gözleri korkuyla açıldı. Nefesi hızlandı. Neden ona zarar vereceklerdi? O ne yapmıştı ki?
"Neden?"
"Bunu asla bilmemelisin. Ama bir gün öğreneceksin Doğacık..."
Doğacık.
Doğa korkuyordu. Çok korkuyordu. Babasını istiyordu. Abisi şuan gelse onu korur muydu merak ediyordu.
Doğa Arda'yı seviyordu ama Arda Doğayı seviyor muydu orası bilinmiyordu.
Kaya Doğa'ya bir şey yapmadı. Kızı evine gönderdi.
Doğa evine gittiğinde saatin ne kadarda geçtiğini gördü. Hava kararmıştı. Evinin kapısı yarı aralıktı. İçeriden babasının bağırma sesleri geliyordu. Arda'ya kızıyor olmalıydı. Doğa koşarak içeri girdi. Konuşmak istemiyor du. Sustu babasının yanına gidip bacağına sarıldığı an babası duraksayıp bacağına sarılarak ağlamaya başlayan minik kızına kaydı.
Çok korkmuştu onun için. Doğa üzüldümü kaçar bir yere sessizce ağlardı. Babası bunu bilirdi. Kızını kucağına alıp neden ağladığını sordu ama Doğa cevap vermedi. Sadece minicik ellerini babasının ağzına götürdü. Bağırma ona dermiş gibi. Arda minik kızı görünce öfkesi harlandı. Babası Doğa yüzünden Arda'ya kızıyordu. Arda ne yapmıştı ki! Sürekli rahatsız edilen oydu.
O akşam sustular. Doğa kutlayamadı doğduğu günü. Kaya'yı düşündü. Kanları düşündü. Ölü adamı düşündü. Kimseye bir şey söyleyemedi. Aklına o maske geldi. Daha da korktu...
Aradan bir kaç ay geçti. Doğa korkusundan hem konuşmuyor hemde camdan dışarı dahil bakmıyordu. Gece olmuştu. Sonbahar günüydü. Doğa odasında yatağında oturuyordu. Uyuyamıyordu. Korkuyordu. Abisinin yanına gitmek istiyordu. Abim dedi içinden. Beni sevmiyor galiba diye geçirdi peşinden.
Birden bir ses duydu Doğa. Kapının açılma sesi gibi bir şeydi bu ses. Dığa korktu çünkü evin tüm üyeleri zaten içerideydi. Doğa yorganı küçük elleriyle tutup sıkarken derin derin nefesler alıp verdi. Doğa kimseye bir şey söylememişti. Ona zarar vermeye mi gelmişlerdi?
Doğa adım sesleri duydu. Abisinin adım sesiydi bu. Ayırt edebiliyordu o sesleri. Abisinin sesini duydu, "sen kimsin?"
"Korsan."dedi yabancı ama bir o kadarda tanıdık bir ses. Doğa ayağa kalkıp odasının kapısına ilerledi. Anahtar deliğinden baktı. Gördü! O maskeyi gördü! Ama daha bir farklıydı maske. Maskenin etrafı daha bir kırmızıydı. Sanki bir şey sıçramıştı üzerine.
Doğa hızla çıktı odasından abisinin yanına koştu. Arda o an şaşırdı. Doğa cesur durdu. Korsan denen adamı gösterdi, "bu abi. Bu adam öldürdğ birisini kendim gördüm. Kendim duydum. Zarar vereceklerdi bana Kaya abi koruru beni."demesi Doğa'nın Korsan'ın yeterince sinirlendirmişti. Arda elinde bir bıçak tutuyordu. Korsan'ın şoka girdiğini anladığı an bıçağı adamın gözüne sapladı. Adam acıyla bağrınırken Doğa ve Arda'nın babası ve Annesi geldi yanlarına. Anneleri Doğa'yı hızla kendine çekip oalcakları görmesini engellerken babaları hiç bir şeyi dinlemeden Korsan'ın yanına koşup gözüne baktı. "Oğlum neden yaptın! Ne yapıyorsun sen ya neyin var senin!" Diye oğluna kızarken Korsan tarafından karnına saplanan bir bıçak ile tüm kelimeleri boğazında asılı kalmıştı. Doğa'ya baktı Korsan. "Onun ölmesi gerekiyordu!"diye bağrındı. Doğa korku içinde annesine daha da sarıldı. Arda babasının can çekişmesini gördü. Yardım etmedi. Hak etmiyor o bunu diye düşündü. Doğa Yüzünden dedi hatta.
Anneleri babalarının iyi olup olmadığını kontrol etmek için eğildiği sıra Korsan doğrulup genç kadını öldürdü. Doğa abisine koştu bu sefer. Arda küçük bedeni yere iterek Korsan'a döndü. Koluna ve yüzüne bıçak izleri bırakmaya başlarken Korsan Arda'nın yüzüne sert bir yumruk indirerek evden çıktı. Kapıyı arkasından kilitledikten sonra hızla Kasırga'nın yanına gitti.
Arda yediği yumruğun etkisinden çıkınca Doğa'ya baktı. "Senin yüzünden."dedi sert bir sesle. Doğa irkilerek geriye çekildi. Arda sert ve sinirli bir ifade ile ayağa kalkıp küçük kızın üzerine yürüdü. Doğa'nın gidecek yeri olmadığında onu sertçe tutup yukarı kaldırdı ve depo olarak kullandıkları ama son günlerde maddi sıkıntılar nedeniyle bir kaç eski yiyeceğin olduğu bir odaya ittirdi küçük kızı. Kapıyı sertçe kapattıktan sonra annesi ve babasının yanına gitti.
Uyandırmaya çalıştı. Uyanmadı ikiside. Nabıxlarını kontrol etti. İkiside ölüydü artık. Bunu anlamıştı. Önce annesinin cesedini nazikçe kavradı ve kardeşini hapsettiği odanın içine fırlattı. Ardından babasının cesedini oraya sürükledi. "Bak,"dedi Doğa'ya. "Senin eserlerin! Mutlu musun! Öldürdün onları! Sen öldürdün!"diye bağırdı kıza. Doğa hıçkıra hıçkıra ağlıyordu zaten. Annesi ve babasına baktı. Hareketsizce yerde yatıyordu ikisi.
Arda Doğa'yı o odaya kilitleyip çıktı. Soran olursa hasta diyor, ailelerinin ölümünü kaldıramadığından bahsediyordu. Polis çağırılmıştı. Polisler Kadırgan'ın adamı olanlardan değildi ne yazıkki. Kasırga yakalandı. Maske Korsan'a geçti. Korsan her yerde aranmaya başladı. Bulunamadı. Kasırga hapis hanede müebbet yaşamının geçmesini beklerken arada gelen intihar düşüncesinden zorda olsa vaz geçiyordu.
Doğa o odada kalmaya devam ediyordu. İki tame cesetle birlikte. Cesetler gün geçtikçe çürüyor, etrafa kötü bir koku yayıyordu. Doğa sürekli annesi ve babasıyla konulmaya çalışıyordu. Ama onlardan bir cevap alamıyordu. Doğa delirmek üzereydi. Daha 8 yaşındaydı ama delirmiş gibiydi.
Doğa emekleyerek babacığının yanına gitti. "Baba, korkuyorum..."diye geveledi mırıltılar eşliğinde. "Korur musun beni baba?"diye sordu bu kez masum bir sesle. "Neden cevap vermiyorsun baba?"
Cevap yine sessizlik oldu. Arda ara sıra odaya geliyor, Doğa'ya 'senin yüzünden öldüler' diye bir şeyler söyleyip gidiyordu.
Doğa'nın gözünden bir yaş düştü cesedin üzerine. Doğa ağlamaklı bir sesle, "beni neden korumuyorsun baba? Babalar kızlarını korumaz mı?"
Cevap yine sessizlik. Doğa sindi bir köşeye. Sessizce ağladı günlerce. O an öğrendi. Babalar asla senin yanında asla tam anlamıyla olamıyormuş...
Babasının onu artık koruyamayacağını bilsede yediremiyordu kendine. Annesinin yanına gitti emekleyerek. Gözlerinden büyükçe bir damla daha damladı yere. Annesinin çürüyen cesedini umursamadan girdi kollarının arasına. Her zamanki gibi yüzünü gömdü annesinin artık olmayan kokusuna. Derince bir nefes çekmek istedi o kokudan son bir defa. Olmadı ama. O derince bir nefeste çürük et kokusundan başka bir şey gelmedi. Doğa bu iprenç kokuyu aşırı fazla solumaktan midesini tutamadı kustu oracıkta. O kadar çok kustu ki boğazından kan akacaktı neredeyse.
"Abi!" diye bağırdı çaresizce Doğa. Ses gelmedi abisinden.
"Abi! Lütfen. Lütfen. Lütfen. Al beni artık buradan."diye bağırıyordu kendince.
Arda kapının eşiğinde durmuş Doğa'nın çırpınışlarını izliyordu. Annesinin cesedinin yanına kıvrılan minik kızı görğnce Arda'da da dayanamadı.
Açtı kapıyı içeri girdi. Belki böyle yapmamalıyım diye düşündü. Onun bir suçu yoktu ki. Tüm suç anne ve babasınındı. Onlar Arda'yı sevmemiş, Doğa'yı ise her şeyden çok sevmişlerdi. Ama Doğa tüm bunlara rağmen en çok abisini sevmişti.
Arda yerde annesinin cesedinin yanında yarı baygın yatan kızın yanına gitti. Odaya girer girmez çürük et kokusu direk olarak hücum etmişti zaten. Arda'nın saniyesinde midesini bulandıran bu şeyle Doğa yaklaşık iki haftadır aynı odada kalıyor, yetmiyor korktukça onların koynuna giriyordu.
Arda yere eğilip kardeşini kucağına aldı. Doğa titriyordu artık hem soğuktan hem korkudan. "Abi..."dedi bir kez daha. Bilinci kapanıyordu. "Abi özür dilerim... Lütfen çıkart beni buradan..."dedi minik Doğa ve kollarını Arda'nın boynuna doladı. Arda normalde rahatsız olur kızın bu temaslarından. Ama bir şey yapmadı. Geri çekilmedi. Kıza bağırmadı. Sadece oda daha sıkı sarılabilsin diye onu daha da kendine çekti.
Doğa orada o odada yaşamaya çalışırken Kaya nihayet evine gitmiş ve kardeşiyle son anlarını yaşayarak ölümünü beklemeye başlamıştı.
Şimdi ise bir sofrada oturuyorlardı. Bu sondu. Kaya hissediyordu.
Kaya'nın hatası da buydu aslında. Doğa'ya kıyamaması. Doğa eğerki söylemeseydi Arda'ya onların birilerini öldürdüğünü belkide şuanda Kaya yaşamış olacaktı...
🫀🫙
Günümüz
Doğa Cömert
Bulut Korsan'ın adamıydı. Ölümle bir kez daha göz gözeydim. Ve ben fark etmeden ölüm ruhuna işlenmiş bu adamın gözlerinde kendime ait bir sevgi hissetmiştim sanki. Neydi bunun adı. Bulut neden sürekli bana iyi davranıyordu? Bu durum beni korkutmalı mıydı? Kesinlikle evet.
Ben ne kadar aptaldım! Bir katilin bana aşık olmasını mı beklemiştim?!
Bulut bir elini ağzıma bastırıyor konuşmamı bağırmamı engelliyordu.
"Bırak."diye çırpınmaya çalıştım ama daha sert tuttu beni. "Rahat dur! Dinle beni! Adam akıllı konuşalım. Eğer ki beni dinlersen seni öldürmeyede bilirim. Anladın mı beni!"diye konuşçu dişlerinin arasından.
Tamam anlamında mırıltılar çıkardığımda üzerimden kalktı. "Önümden yürü. Yanlış bir hareketinde bıçağın sivri ucunu sana batırmaktan asla çekinmem."desede gözleri tam tersini söylüyor du. Derin derin nefesler alıyordum. Kasılmıştım. "Biraz nefes almana izin ver..." diye mırıldandığımda sağolsun o fırsatı verdi. Nefes alış verişimi düzene sokunca yavaşça doğruldum. Bıçağını boynumda hissettim tekrar. "Merak etme. Mal bir insan değilim."desemde bıçağı hafifçe bastırarak yürü emrini verdi.
"Sen manyak mısın?"diye sordum.
"Sence?"dedi umursamazca. "Biraz daha sözümü dinlemeyip yaptığım hata sayısını 4 e çıkartırsan ve kardeşim senin yüzünden öldürülürde seni yaşın kadar parçaya ayırırım."dedi sert ve otoriter bir sesle.
Zaten ona yardım edecektim. Beden şiddete başvuruyordu? Ölmek istemesemde bu kasabada kalmak daha büyük bir intihardı. Bu yüzden sona ulaşmayı bir an önce istiyordum... ve Bulut Karataş beni sona ulaştırabilirdi...
🫀🫙
Bulut Karataş
Hata sayısı 3 e çıkmıştı. Sıçmıştım!
O bıçağı nasıl, nereden tanımış anlamış değildim. Onu ya öldürmeli, yada kanına girip kendi tarafıma almalıydım. Ne yapacağım hakkında en ufak bir fikrim yokken, merdivenlere gelmiş ve benim evime doğru gidiyorduk. Evde yada apartmanda kamera olmaması iyiye işaretti. Gözcü Doğa olabilir miydi? Olabilirdi. O bıçakları tanımak kolay değildi çünkü.
Korsan rütbe sembolleri dışında kendi adamlarını belirtmek için özel tasarım bıçaklar kullanırdı. İmzaların iki yanında duran eşit değil sembolü olan "~" sembolü bıçağın tahta kısmında yontma şeklinde dururdu. Belkide Doğa sandığımdan daha akıllıydı...
Dairemin önüne geldiğimizde cebimden anahtarı çıkartıp Doğa'ya uzattım. Anahtarı eline alıp kapıyı açtığında Doğa'yı yavaşça içeriye iteledim. Telefonumu çıkartıp Yağız'ı aradım. "Acil toplantı talebi. İşler karıştı. Herkesi oyalayın. Binaya giriş çıkış istemiyorum."dedim.
"Korsan aktif. 5-20 dakika arasında istediğin an toplantıyı başlatabilirsin. Kafeye geçiyorum. İkizler hariç herkes kafede."yanıtını aldıktan sonra telefonu kapatıp içeri girdim.
"Ne yapıcaksın bana?"diye sordu Doğa. "Sakin ol. Konuşacağız ve bir karara varıcam. Ama önce sessizce yanda bekle. Toplantı yapmam lazım. Eğer ki senin burada, benim yanımda olduğun bilinirse başın derde girer. Şimdi bana tek bir sorunun cevabını ver, gözcü sen misin?"
"O ne?"
"Sen misin değil misin? Bak eğerki gözcüysen söyle. Yalan söyleyip söylemediğin zaten toplantıda belli olacak."
"Değilim."dediğinde hızla bilgisayarı kurup Korsan'la iletişime geçtim...
"Ne var Bulutçuk? Acil toplantı talep etmezdin hayırdır ?"saf rolü oynuyordu Korsan. Hatayı öğrenmiş olmalıydı.
"Hata sayısı 3 oldu. Biliyorum. Ancak bu işe yarar bir kaynak." Göz ucuyla Doğa'ya baktım. Sanki nefes bile almadan beni izliyordu. Bana güveniyor muydu yoksa benden korkuyor mu?
Güvenmeliydi. Çünkü ona zarar vermek istemeyen tek insan bendim. Şaka gibi ama gerçek bu.
"Biliyorum Bulutçuk."
"Bana Bulutçuk demeyi kes!"diye bağırdım sonunda.
"Sen kes Bulutçuk! Sınırları yeteri kadar zorladığının farkına var!"
Sinirlerim bozulmuştu yine. "Doğa. Bıçağı gördü ve ne hikmetse saniyesinde bıçağı tanıdı. Bu nasıl oldu?"diye sordum büyük bir imayla.
"Ne ima ediyorsun?"
"Kasabadaki katliamda anlaşılan baya büyük izler bırakmışsınız."
"Kes! O olayda Doğa'nın ölmesi gerekiyordu!"
Doğa neden öldürülecekti? Ne olmuştu ki?
"Bilgim yetersiz. Arda'nın anlattıklarının bir çoğunun yalan olduğunu anlayabiliyorum patron."
"Toplantı bitmiştir Bulut."
"Doğa'ya bana yardım edecek yada onu saklayacağım. Bu kız ölmeyecek. En azından ben diyene kadar. Senin komutunda çalışmayacağım bu görevde. Senin ve yahut Kasırga'nın komutlarına uyularak bu işler bitebilmiş olsaydı şuanda benim burada olmama gerek kalmaz ve animde belki yaşıyor olurdu! Maske sende olsada sende olmayan o zekada bende ve şunada emin ol sen ve ya diğer adamların yada eski patronlar... hiç biri fark etmeksizin hepimizde olan zekadan daha fazlasına Doğa sahip. Bu kasaba içeriden birisinin gözüyle fethedilebilir. Doğa bir şekilde bize hizmet edecek. İster isteyerek istersede benim zorumla. Şu saatten sonra bütün adamlarını hazırda tut korsan. Ve sana meydan okuyorum. Senin yaptığın katliamın daha onurlusunu bizzat Arda Cömert üzerinden sana göstereceğim."
🫀🫙
Doğa cömert
Bulut çaresiz görünüyordu. İçini kemiren kurtçuklar vardı ve o kurtçuklar çok net bir şekilde belli oluyordu. Söylediği şeyleri yapmam gerekiyormuş gibi söylüyordu Korsan'a karşı ama sanki beni asla bir şeye zorlamayacakmış gibide hissediyordum.
Bu hisleri hissettiğim kişinin bir katil olduğunun farkında mıydım acaba?
Korsan Bulut'a Çınar adındaki bir kişi ile tehdit etti. Hata sayısının 3 olduğunu 4. Hatada Çınar'ı öldüreceğini söyledi. Çınar kimdi acaba? Bulut'un çok sevdiği belliydi. Çınar'ın lafını duyduğu anda kasıldığı belli olmuştu.
Toplantısı bittiğinde sinirle bilgisayarı kapatıp aynı sinirle bana döndü. "Dikkat et Doğa! Çok dikkat et. Eğer ki senin yaptığın bir hatadan ötürü kimliğim açığa çıkarsa ecelin bizzat ben olurum. Araya herhangi bir aracı alet bile sokmadan nefesini keserim. Her anlamda." O kadar sakin bir ses tonu kullanıyorduki bağırıp çağırsa daha az korkacağımı söyleyebilirim.
Derin bir nefes aldım. Bulut acaba Kaya'yı tanıyor muydu?
"Bir şey sorabilir miyim?"dedim tatlı tatlı.
Evet bir katile cilve yapıyordum...
"Ne var?"diye tersledi. Usul usul yanına süzüldüm. "Sen şimdi Korsan'a çalışan ve çalışmış olan katilleri biliyor musun?"diye sordum.
"Bir çoğunu."
"Bir isim söylesem... onun şuanda ne halde olduğunu bana söyleyebilirsin o zaman?"
"Kim?"
"Kaya isimli birisiydi..."dediğim anda sertçe yutkunuşunu duydum. Gerilmişti. Çok fazla gerilmişti hemde. Sanki bir şeyler hatırlamış gibi kaskatı kesilmişti. "İyi misin?"diye sordum. Elimi uzatıp omzuna dokunduğum an hızla geri çekildi.
"Karataş mı? Kaya Karataş?"diye geceledi ağzının içinde. Onaylayan mırıltılar çıkardığımda gözleri doldu.
"Buraya, katliam yaratmaya o da gelmişti değil mi? Kaya Karataş da... o da bir katildi değil mi?" Bulut'un söyledikleri bir suçlunun ifadesinden oldukça uzaktı o an. Ona bir suçlu gözüyle bakamadım.
"Ne oldu ona Bulut? İyi mi?"
Aniden ciddileşti, "Bulut deme, Fırtına. Lakabım Fırtına. Korsan'ınki gibi düşün. Gerçek adımızı bilmeyiz biz. Lakaplarımız isimlerimiz olur. Bugün Bulut isem, yarın Mahmut olurum Doğa. Fırtına'yım ben. Gerçek adım bilinmez..."
"Tamam Fırtına. Kaya Karataş'a ne oldu?"
"Öldü! Beceriksiz ve ağzını tutamayan bir kız çocuğu yüzünden öldürüldü!"diye bağırmaya başladı o an.
Bir kriz eşiğinde olduğunu fark ettim. Elini tuttuğum sırada ateşe değmişim gibi hızla geri çektim.
Karşımdaki kişinin asıl kimliğini sürekli unutuyordum...
Bu ani tavrım karşısında eski öfkeli gözleri ile tekrar bana döndü, "Benden korkuyor musun Doğa?"
Yutkundum. Ne diyebilirdim ki? "Bilmiyorum...."diye geveledim yine.
"Her neyse ne. Uğraşmayacağım. Doğa bana yardım et. Burada kalmayı, bu insanlarla aynı sofraya oturmayı sevmediğini biliyorum. Eğerki..." durdu ve kelimelerini seçmeye çalıştı sanki. Söyleyeceği şeyi ve eğer bunu yaparsa ödeyeceği bedeli düşündüğü kesindi. Yüzünün rengi git gide solarken aklımdan onun katil olduğu gerçeğini çıkartamıyordum.
Karşımdaki kişinin katil olduğunu biliyor ve buna rağmen ona güvendiğimi kalbime sızan ılık duygudan hissediyordum. Neydi bu duygu? Bir katile bile beni yükseltecek bu duygunun adı neydi? Bir şey vardı içinde eskiden olmayan. Bu beni Bulut ile birlikteyken mutlu etsede düşündükçe rahatsız ediyordu. Aklıma olur olmadık şeyler getiriyor ikimizi düşlediğim değişik pozisyonlar aklımı sömürtüyordu...
Mesela şuan üzerime eğilip birden dudakları-
DOĞA! diye başırdı içimden bir ses. "Kendine gel!"
Ama yani... ne yapabilirdimki. İster istemez karşımdaki yakışıklı katili arzuluyordum. Ruhumun içine işleyen bu arzuyu bastıramıyordum...
"Doğa... eğerki beni dinlersen be sözümden çıkmazsan seni yaşatabilirim. Kardeşime yaptığım gibi. Abime yapamadım ama seni korurum. Arda'dan, Korsan'dan... Herkesten..."
Söyledikleri karşısında dilim tutuldu. "Beni de öldürmen gerekmiyor mu?"
"Evet ama bir takım istisnai durumlar var. Seni kendi sorumluluğum üzerine alırsam ufak bir zorluk sürecinden sonra rahat bir yaşam sürebilirsin. Kulübede. Benimle birlikte. Falan filan işte... ama bana zorluk çıkartma lütfen. Emin ol isteyerek yaptığım hiç bir şey yok. Sende gördün. Kardeşim ile tehdit ediliyorum... abime yapıldığı gibi. Sordun ya Kaya Karataş diye..." yutkundu. Nefes almakta güçlük çekiyor gibiydi. Kaya Karataş onun nesiydi bilmiyorum ama benim için çok önemli birisiydi.
Ben şuanda Kaya abi sayesinde yaşıyordum. Yoksa ya felç bir yatalak olup abimin ellerinde öldürülürdüm yada direk Kasırga'nın ellerinde...
Gördüğüm o görüntüleri, kanları unutmamıştım. Hayatımın en büyük travmasını işte o an yaşamıştım...
Bulut devam etti, "Doğa... o benim abimdi."
Kaya Karataş... Bulut Karataş. Bulut'ta kı Korsan'ın oğluydu? İyide bu nasıl olur? Bir insan kendi oğlunu öbür oğlumun ölümüyle mi tehdit etmişti? Bu hangi seviyeydi!
Bulut'un gözlerinin içine baktım. Gözleri bir katilmiş gibi değilde çok masum bir çocukmuş gibi bakıyordu...
"Bulut..."diye geveledim ama ona şuan verebilecek bir cevabım yoktu.
Ama aniden beklemediğim bi şey yaptı...
Aniden ellerimi kavrayıp yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Gözlerinin rengini en net o an gördüm... yemyeşildi...
Yeşil irislerin arasına karışmış kahverengi çizgilerle büyük ihtimal çimen yeşiliydi.
O an neden bilmiyorum ama beni öpsün istedim. Seviyorsa bunu dudaklarında hissetmek istedim. Ama o tüm bu düşüncelerime meydan okurcasına sadece ama sadece benim gözlerime baktı. Büyülenmiş gibi...
Bulut ile benim kalbimden bir halat çıktı sanki o an. Bağladı ikisini birbirine...
O an aslında anlamıştım bundan kaçışımın olmadığını ama düşündüm... düşünmez olsaydım keşke...
Arda, yapmasada abimdi...
Doğuhan...
Eren ve Mete, çok yakın arkadaşlarım ve kardeşimdi resmen.
Dora...
Ayçin, her ne olursa olsun, ne türde olursa olsun benim yeğenimin annesiydi şuanda. Abimin o çocuğa bakamayacağından emindim. Hoş eğerki Bulut'tun teklifini kabul edersem... Olacaklar malum...
Kaan abi, burada abi dediğim tek insan olsada Ayça abla ile aralarında yürüttükleri işler malumdu...
Her ne kadar nefret etsemde onları bile isteye ölüme yollayabilir miydim? Düşündükçe korkunç geliyordu... Ama yine Arda'nın boğanıza saplanan bıçağı tutan el olmak istemez değildim. Eski sevgilimi ve enişteci arkadaşımın cesedini kimse bulamasın diye yakan kişi olmak... kulağa o kadarda korkunç gelmiyordu...
Yada bende tam anlamıyla delirmiştim...
🫀🫙
Bulut Karataş
Yüzümüzün arasındaki yakınlıktan o ne hissediyordu bilmiyorum ama benim o an için tek istediğim şey Doğa'yı tamamen kendimin yapana kadar, öpmek, koklamak, sarılmak...
Kehribar gözlerini yeşillerime dikmiş derin düşüncelerle bakıyordu. Aklımdan geçenleri durduramayınca yüzlerimiz arasına mesafe koydum.
"Düşün, ama litfen net bir karar verene kadar bekle. Eğer ki yaşamak istersen de seni başka türlüde yaşatırın Doğa... Ama diğerleri için aynısını söyleyemem..."
"Neden bu kasabayı bu kadar çok temizlemek istiyorsun?"
"Abimin intikamı Doğa."
Gözleri korkuyla açıldı. Sanki bir şeyler biliyordu...
🫀🫙
Doğa Cömert
Bulut farkında olmdan benden intikam almak istiyordu...
"Ya abinin ölümüne neden olan kişi artık bu kasabada değilse?"diye sordum. Benim olduğumu bilmemeliydi. Hiç bir zaman...
"Her neyse Doğa. Kabul ediyor musun? Ortağım mı olacaksın kurbanım mı?"
Bu ne biçim bir soruydu! İkiside olmak istemiyordum. Katil olmak için fazla güzel kurban olmak içinse fazla küçüktüm.
"İkiside olmasam?"
"Ortağım ol. Merak etme eline sen istemedikçe bir damla kan bulaştırtmam." Fazla emin duruyordu. Bu yakışıklı katile bir an güvenesin gelsede sonuçta o yakışıklılığına istinaden azılı bir seri katildi. Bir o kadarda psikopat...
(3-4 saat sonra)
Eve geçmiş bütün olanları sorguluyordum. Bir katilden iş teklifi almıştım ve kabul etmediğim takdirde öldürüleceğim söyleniyordu... odamda kulaklığımı takmış müzik dinlerken telefona bir mesaj düştü.
Eren: kapıyı açmayı düşünür müsün artık? Ağaç olduk.
Doğa: kim var yanında?
Eren: Mete
Kalkıp kapıyı açtım. İki manyak omuz omuza bir birlerine yaslanmış, kollarını çiçek pozisyonunda göğüslerinde birleştirmiş serseri bakışlar atıyordu. İstemsizce güldüm. Kapının önünden çekilip içeri girmeleri için alan tanıdım. Salona geçip oturduk.
"Arda'nın o sinir neydi öyle?"diye sordu Eren. Evet sorgu saatimiz başlıyordu. Sıçtırovotti...
"bana."diye kestirip attım.
"Neden?"diye sordu Mete.
"Çapraz sorgumu yapıyorsunuz?"diye sordum bıkkınlıkla.
"Evet,"diye bir yanıt aldım ikisindende aynı anda.
"Off!"diye bir nida döküldü benim dudaklarımdanda...
"Şu yeni çocuk, Bulutçuk..." diye söze başlamıştı Eren. Bulutçuk... bu -çuk ekini genelde sadece Korsan kullanırdı. Farkedince istemsizce bakışlarım Eren'e kilitlendi. Yanlış bir şey söylemiş gibi dudağını ısırsada farkettirmemeye çalışarak devam etti, "Bulut'la aran nasıl?"
Alnından süzülen boncuk boncuk terleri görebiliyordum. Eren... sende mi...
Belkide farklı bir şeyler vardır. Hemen olumsuzu çekmemek lazım...
Mete aramızdaki gerginliklere az çok alışıktı. Doğuhan yüzünden de sık sık gerilirdik.
"Nasıl olsun. İyi şimdilik aramız. Çok yakışıklı çocuk ama. Doğuhan'ı sollar."
Doğuhan ve ben geçmişin pembe aşıkları...
Mete dayanamayıp, "arkadaşlar gerginliğinizi kendinize saklayın için daraldı."diye yakındı.
"Evet, evet bencede Eren. Kapatalım. Sonra konuşuruz."desemde aklımdaki düşünceleri susturamıyordum.
"Doğa al. Arda yolladı."diyerek elindeki tuttuğunu fark etmediğim bir poşeti bana uzattı Eren.
Şükür abim sonunda iki üç lokma bir şey yememe izin vermişti.
Derin bir nefes alıp poşeti açtım.
Umarım Arda zehir katmamıştır. Poşetin içindekileri çıkardım. Çikolatalı kek... en sevdiğim!
Heyecan ve büyük bir açlıkla yemeye başladım. Yanında da kutu meyve suyu vardı. Kayısılı! Buda en sevdiğim!
Eren ve Mete ayaklandığında kafamı kaldırıp onlara baktığımda kapıya doğru gittiklerini gördüm. Kek kabını yanıma bırakıp yanlarına gittim. "Nereye?"diye sordum ağzın dolu dolu. Eren bu halime buruk bir tebessümle bakarken "bunu vermeye gelmiştik sadece. Bu gün kafede işler yoğun."
"Peki..."diye mırıldandım.
"Aa Doğa, anahtarı unutmuşum getirir misin?"dedi Eren. Mete'ye dönüp, "sen in Meto geliyorum ben."diyince Mete bu anı bekliyormuş gibi koşarak merdivenleri indi. Tam salona geri dönüyordum ki Eren kopumdan sıkıca tutarak kulağıma fısıldadı, "Bulut'a güven. Arda seni öldürmek istiyor. Bulut'a güven o seni gerçekten korur. Bu kasabadaki hiç kimseye inanma. Ben ve Mete'yede. Ama Bulut'a güven ve inan. Emin olKi aramızda tek doğru söyleyen o. Zamanında Kaya'ya nasıl güvendiysen Bulut'a da aynı şekilde güven. Benden duyduğunu kimseye söyleme Doğa. Zaten yakın zamanda buralarda olamayacağım. Bunu sana söylediğim için... her neyse. Lütfen Doğa. Yaşamak için Bulut'a güven." diyip beni içeri iterek kapıyı kapattı. Neler oluyordu?
🫀🫙
Bulut Karataş
Büyük avılar çekerek elimin sargısını değiştirmeye çalışıyordum. Kim bana aynayı yumrukla dedik ki! Kimse... yada içine taht kurmuş şeytan? Olabilir...
Kapı şiddetle çalınca söylene söylene açtım. Karşımda Eren denen malı görmek beklediğim bir şey değildi. "Bir şey mi oldu?"diye sordum.
"Bulut, Doğa'yı korumak zorundasın. Korsan'ı ciddiye alma."dediği sıra onu sertçe çekip içeri aldım. Kapıyı hızla kapatıp sağlam elimi ağzına bastırdım. "Ne bağırıyorsun salak! Kimsin sen?!"diye öfkeyle konuştum.
"Gözcü, gözcülerden birisiydim. Arda Doğa'yı öldürecek. Ya bugün yada yarın. Doğa'ya söyleyemedim ama şuanda onun yanında olman gerekli."cebinden bir anahtar çıkartıp elime tutuşturdu. "Bu ıranın anahtarı. Korsan'a ihbar et beni."diyip elimden kurtulup dışarı çıktı. İnanmalı mıydım?
Riske atamazdım. Bıçağımın cebimde olup olmadığını kontrol ettikten sonra hızla aşağı indim. Eren ortalarda görünmüyordu. Bir ihtimal Eren'in verdiği anahtarı denedim. Kapı açıldı...
Nasıl girdiğimi bile bilmeden içeri girdim. Telaşla evi dolanırlen salonda yerde kıpkırmızı olmuş bir şekilde kendini yolmaya çalışan Doğa'yı görünce hızla yanına gittim. Yünü avumlarım arasına alarak saçlarını geri iteledim. "Doğa, iyi misin? Ne oldu ha? Anlatmaya çalış,"
Eliyle yere yuvarlanmış bir kabı gösterdi, "fı...f...fındık..."diye kekeledi.
"Alerjik reaksiyon mu?"diye sordum. Elinin baş parmağını kaldırarak onayladı. "Tamam bana güvenmelisin şimdi. Doktorluk bilgilerim var, seni kendi evime götüreceğim tamam mı?"diye sorduğumda olumlu anlamda başını salladı. Eğilip kucağıma aldım. Kollarını boynuma doladı hiç düşünmeden. Benim evime girdiğimizde onu kendi yatağıma yatırdım. Ateşi vardı, kıpkırmızıydı ve nefes almakta güçlük çekiyordu.
İlk yardım dolabından gerekli malzemeleri alıp Doğa'nın yanına gittim. Cerrahi bilgilere sahiptim. Gerekli müdaheleyi yaptıktan sonra rahatlamıştım. Nefes alışı düzene girmişti. Çarşafı dikkatlice Doğa'nın üzerine örtüp odadan çıktım. Vereceği yanıtı bilmiyordum ama şunu biliyordum. Ben bu kıza delicesine aşık olmuştum...
Aradan biraz zaman geçtikten sonra Doğa uyanmıştı. Biraz halsiz olsada hayati riskinin olmadığını görmek iyiydi.
Mutfakta akşam yemeği için bir şeyler hazırlıyordum. Aniden arkamda pıtı pıtı diye gelen ayak sesleri duydum ama önemsemedim. Doğa lavaboya gidiyordur diye düşünsemde birden belime sarılan birisini hissettim. Şaşkınlık içinde o tarafa baktığımda Doğa'yı görmek beni afallatmıştı.
Doğa şuanda bana sarılıyordu... içimde bir şeylerin kıpırdandığını hissettim.
Salata yapıyordum. Ve belimdeki o kollara karşı gelemedim. Şaşkınlığım hala yüzümdeyken bende ona sarıldım. Bir süre sonra Doğa'nın vücudu ağlıyormuş gibi inip kalkmaya başladı. Yüzünü göğsüme gömdüğü için boğuk çıkan sesiyle, "teşekkür ederim..."diye mırıldanıyordu.
İçim parçalandı desem yeridir... "sakinleş Doğa, gel yemeğimizi yiyelim. Sonra konuşuruz. Açsın, kendini toparlaman için yemek yemelisin." Diyip onu kendimden uzaklaştırdım. Burnunu çeke, çeke öbür tarafa gitti... "Bulut, ben aşağı gideyim."
"Hayatta olmaz!"diye tersledim. Ölümden dönmüşken onu oraya gönderemezdim. "Üzerimi değiştireyim hiç değilse... berbat haldeyim."
"Benim kıyafetlerimden giyersin ama seni o ölüm çukuruna göndermeyeceğim güzelim."
Yanaklarının kızardığını gördüm. İster istemez gülerek yanına gittim. Bir kolumu omzundan atıp onu kendi odama götürdüm. Dolabı gösterip, "istediğini giy."diyerek yanından çıktım. Kapıyı kapatacakken, "rahat ol mutfakta olacağım."diye eklemeyi unutmadım.
Mutfağa gidip aklımdaki düşüncelerin huzura kavuşmasının rahatlığı ile salatayı yapmaya devam ettim. Az önce yiyipte ölüm riskine girdiği şey kakaolu kekti. Arda salağı kardeşinin alerjisini bilmesine rağmen içine fındık koyarak onu yemesi için göndermiş olmalıydı. Eren'e ne kadar teşekkür etsem azdı.
Fırına kek hamuru hazırlayıp koymuştum. Kendi özel tarifim ile hemde.
Doğa tişörtünü çıkartıp geldiğinde üzerinde ona elbise gibi gelen benim tişörtümü görmek sağlam bir kahkaha savurmama neden olmuştu. Benim gülüşüme karşılık oda kırkırdadığında aslında sevgili olsak ne kadar güzel olurdu diye düşündüm.
Salatadan ve ayak üstü yaptığım çorbadan tabaklara doldurup koydum masaya. Ardından keki fırından çıkartıp ayrı tabaklara koyup önğne koydupumda durgunlaştığını fark ettim. "Az önce ben yaptım. Merak etme fındıksız. Hem sana zarar verecek olsam az önce seni kurtarmazdım."dediğimde buruk bir tebessüm ile önündeki kekten bir dilim aldı.
Ufak bir ısırık aldığında keyiften dört köle olmuş bir ifadeyle daha büyük bir ısırık aldı. Ben çorbamı içmişken o üç döert dilim keki bitirmişti. Ağzının kenarları kekin sosuna bulanmışken onu ciddiye almak zordu. Gülerek elimdeki peçeteyle temizledim. Dudaklarına kapanıp temizlemekte vardı ama...
BULUT!
Her şey güzel ve mutlu giderken içimi yiyip bitirmeme neden olan o malum soruyu sordum. "Doğa, ortağım olacak mısın?"
🍂🍂🍂🍂
EEVECVEVTTT AYYAAYYAYAYYAYYY BİTMEK BİLMEYEN BİR BÖLĞM OLDUUUU
🙂↕️🙂↕️🙂↕️ çok tatlılardı bence eheheeheh.
Şey bana sözcemediysemiz eğer seviliyorsunuz😘
Sonbaharda dökülen bir yaprak olarak değilde her mevsim solmayan çam ağaçları gibi olmanız dileğiyle😘
Bölümü oylayıp yorum bıraktıysanız sevilioyorsuniaızzzzzx😘😘🙂↕️
Bölüm etkileşimi
