14. bölüm / 17
SERİM11
Bölümler 17Şu an: 11
- 1 ~Serim~224 kelime
- 2 UYARI139 kelime
- 3 12.970 kelime
- 4 211.012 kelime
- 5 37.800 kelime
- 6 45.091 kelime
- 7 54.551 kelime
- 8 62.223 kelime
- 9 74.425 kelime
- 10 83.016 kelime
- 11 96.913 kelime
- 12 BABALAR GÜNÜ ÖZEL992 kelime
- 13 10.7.845 kelime
- 14 114.960 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 124.667 kelime
- 16 1311.367 kelime
- 17 14 (Serim için son bölüm)3.001 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Evevevetttt yeni bölümle karşınızdayım. Bu bölümü çok uzun tutmayacaüım çünkü uzun süredir bölüm atamadım öyleyse iyi okumalarrr
Bölümü oylayıp yorum yazmayı unutmayınız seviliyorsunuz🤧😘
🍂🍂🍂🍂
Bazen asıl karakterin hikayeye gelebilmesi için ana karakterin kendini feda etmesi gerekir. Kim dedi ana karakterler ölmez diye?
🫀🫙
Doğa Cömert
Ne denirdi? Yoklukla birleşmiş yalnızlığa? Yaşayan kim bilirdi ölümün acısını? Kim ne bilirdi aklımdakileri? Hangi acılarla baş ettiğimi? Bu adam bilirdi.
Elinde pırlanta bir yüzük tutan bu adam bilirdi. Bulut. Bana henüz gelmemiş ve görmediği geleceğini bahşetmiş, kendisinde kalan bir kırıntı umududa benim dudaklarımdan dökülecek tek bir kelimeye mühürlemişti.
Ne diyecektim? O bir katildi. Bir katille evlenmek…
Kitaplardaki gibiydi belki benim hayatım. Herkesin özendiği ama kimsenin yaşamak istemediği. Ben kitaplardaki o kızdım. Ana karakter değil. Kendi hikayesinde ya karakter olan.
Kal gelmiş gibi karşımdaki adamın eline bakıyordum. Güzel bir yüzüktü. Sonbahar gibiydi… Turuncu bir pırlanta taşı yaprak şeklindeydi.
Her ne kadar içten içe o adamı istesemde o benim… Abimin katiliydi.
Ama Bulut bir masumdu. En azından gözleri masumdu. Gözler yalan söylemezdi ki…
Bulut’un korkusunu gözlerinden okuyabiliyordum.
Dilim tutuldu bir an. Konuşamadım ama başımı hareket ettirdim. Bir aşağı bir yukarı.
Bulut’un da gözleri doldu ve tatlı gülümsemesini -gerçek gülümsemesini- çekinmeden bana sununca bir an içime yumuşak bir his oturdu. Ama bu hissin adını koydum. Aşktı…
Yüzüğü yavaşça parmağıma taktığı anda arkadan konfeti patladı. Refleksle Bulut’a yaklaştığımda eli hızla belime dolandı.
Şakağıma ‘teşekkür ederim’ mayetinde bir öpücük bıraktığında İsimsiz, Yakut, Kutay ve Elfin geldi yanımıza. “Ailemize hoş geldin Doğa’m.”dedi Bulut kulağıma doğru.
Öpüşsek diğerlerine çok mu ayıp olurdu?
Birazcık ayıp olurdu. Neyse evde.
Güldük eğlendik. Bulut ile aldığımız bu kararı kutladık. Hayatımın en güzelAnlarından birini yaşadım.
En sonunda İsimsiz’in kukübesine gittik yine. Türk kahvesi yapıp geldiğimde Yakut İsimsiz’in kucağında uyuyordu.
Ufak bir isteme merasimiydi bu aslında.
Her şey biraz fazla hızlı gidiyordu ama olsundu. Ben artık sevdiğim adama tam anlamıyla kavuşmak istiyordum.
Kutay Bulut’un babası, Elfin ise annesi olmuştu. İsimsiz ise benim babamdı. Ecem Naz diye bir kız vardı. Yazar olduğunu biliyordum ama Korsan’ın adamı olduğunu yeni öğrenmiştim. Yüzünü asla göstermiyor, sıkı sıkıya gizleniyordu. Oda tam burada alışveriş yaparken biz gelince merasime onuda katmış bulunmuştuk.
Bulut’un kahvesine biraz tuz ekledim.
Birax daha mı eklesem? Güçlü adam sonuçta bir tutam tuzu hissetmez bile. Bir yemek kaşığı tuz daha attım.
Güzelce karıştırıp tepsiye dizerken bir kaşık daha tuz ekledim. Neden olmasındı?
Tepsiyi elime almıştımki belime bir çift kol dolandı. “Benim güzelim burada bana kahve mi yaparmış?”diye konuştu kulağıma doğru Bulut.
“Ee beni alan yaşadı Bulut efendi. Ben öyle konserve yaptıklarına benzemem.”
“Tabikide. Sen masumsun bir kere. Benimsin. Güçlü serçemsin.”
Tepsiyi tezgaha bırakıp yüzümü ona döndüm. Ellerimi boynuna doladığımda ellerini kışkırtıcı biçimde kalçalarıma indirdiği sıra dudakları dudaklarımı buldu.
Alt dudağımı ısırdı önce bende onun üst dudağını sahiplendim. Her zamankinden daha sert sahiplendim onu. Canını yakarcasına.
Sanki tüm bu olanların yıllarca ailem dediklerimin ölüm intikamını alırmışçasına. Ne olmuştu bu iki buçuk yılda? Ne denli değişmiş, delirmiştimBen. Mantıklı düşünemeyen bir aptalOlmuştum. İyi değildim…
Dudakları benimkileri daha büyük bir açlıkla kavradığında daha büyük bir güçle karşılık verdim. Onun alt dudağını ısırdığım sıra ağzıma yoğun miktarda kan tadı geldi.
Aynı tat onada gelmiş olmalıki benden ayrıldı. Önce benim dudağımı hafifçe tutup yara olup olmadığına baktıktan sonra kanın kendisinden geldiğini anladı.
Aklımdaki düşünceleri susturmak isterken fazla vahşi davranmıştım sanırım.
Lavaboya yaklaşıp ağzını çalkaladıktan sonra yanıma gelip alnıma bir öpücük daha bıraktı. “Hadi soğutmadan getir anan baban kızmasın.”
Gülüp içeri gitmesini bekledim. O gittikten sonra kahveleri götürdüm. En son Bulut’unkini vererek bende yerime oturdum.
Bulut kahvesinden bir yudum aldığı gibi İsimsiz’in yüzüne püskürtmüştü. Öksürük krizi esnasında suyundan bir yudum aldığı sırada onuda İsimsiz’in üzerine püskürterek çocuğun yüzündeki tuzlu kahveyi tuzlu su ile yıkamış oldu.
Evet suyada tuz atmıştım.
Yarası çanuk iyileşirdi bir şey olmazdı. İsimsiz babacığıma peçete uzattığım sıra Bulut’a ölümcül bakışlar atıyordu. Bulut ise deli gibi öksürüyor ağzındaki acı tadı atmaya çalışıyor. Kutay sırtına vuruyor, merağına yenil düşüp ıda kahveden ufak bir yudum alıp kenara tükürmüştü. Ecem bana yaklaşıp, “kız sende az değilsin ha. İyi anlaşacağız seninle.”demişti.
“Hay hadi Kutay, sıkıldım artık. İste istiyorsan.” Dedi Elfin kasveti dağıtmak için. İsimsiz havaya girip üstünü başını düzeltti. Bulut ‘bunu sonra konuşucaz’ bakışlarını bana attı.
Kutay, “Evet, Türk geleneğini bu güzeller güzeli kızımızda ve dağ sıçanı,” Bulut gülümseyerek ensesine yağıştırdı. Kutay öksürerek devam etti, “Şey yani pardon yaban domuzu-“ Bu sefer Bulut çaresizce, “Ama Elfin abla ya!”diye ona danışınca Elfin patladı, “Kutay! Adam akıllı yap şunu!”
“Tamam tamam. Dünya yakışıklı oğlumuz ve dünya güzeli-“
“Dünya değil benim güzelim.” Diye araya girdi Bulut. Utandığımı hissettim. İster istemez Ecem’e sırnaştım.
“Ay aman aynı şeyi otuz kez söyledim bir susun! Doğa ve Bulut çifti ile bir Türk geleneğini yerine getiriyoruz. Doğa’nın babası İsimsiz. Kızın Doğa’yı oğlum Bulut’a istiyorum.”
“Doğa?”diye bana döndü İsimsiz.
“Efendim?”dedim.
“İstiyor musun?”
“Bilmem. Yakışır mı yanıma?”
“Sen onun yanına çok yakışırsında o senin yanına yakışır mı orasını bilemem.”dedi İsimsiz. Gülerek başımla onayladım. “İstiyorum.”
“Bende seni-“
“Bulut sus.”diyerek Elfin onu susturdu.
“Oğlumuzda pek bir meraklı kızımıza.”diyerek İsimsiz Bulut’u süzdü. “Bir tanıyalım. Nerelisin necisin napıyorsun? Doğa kızımızı nereden tanıyorsun?”
“Oğlum uzatmasana it konuşturtma beni şimdi!”diye Bulut konuştu dişleri arasından.
“Sen kayınpederine karşımı geliyorsun lan damat! Yok kızım beğenmedim ben bunu yenisini bul.”
“Lan oğlum!”diye Bulut parladığı sıra Kutay onu tutmuş İsimsiz ise kendinden emin gülüşünü dudaklarına sermişti…
🫀🫙
Ecem Naz Vera
Yıllar önce öldü sandığım bir isim karşımdaydı. Üstüne üstlük evlilik kararı vermişti. Onu en son Kasırgadan bir not ulaştırırken görmüştüm ama gerçekten o olduğunu düşünmemiştim.
Kara Fırtına. Ona bu lakabı asıl takan ben olduğum gibi bana Anka adımı takanda oydu. Andı ve şahı büyük ama gölgesi belirsizdi onun. Sessizdi. Bir çok ortamda hala masum ve abisini bekleyen o küçük çocuktu. Ben bunu biliyordum onda. Çınar’a ne olmuştu acaba? Ölmüş olması muhtemel…
Bulut abi gözlerini benden asla ve asla ayırmamasıyla birlikte beni tanımış gibi davranıyordu. Hayır açıkta olan tek kısmım burnumdu. Gözlerimde güneş gözlüğü ve ağzımda da bez bir maske vardı.
Bana kilitlenmiş adamın gözlerine baktım. Çocukkenn ki korkumla değil. Büyüdükçe üzerime işlenen cesaretimle.
Mors alfabesi ile gözünü kırptığını fark ettim.
‘Yarım saat sonra kulübenin arkasına gel Anka.’
‘Tamam, Fırtına.’
Evet! Evet Fırtına Ankasını hatırlamıştı.
(1 saat sonra)
Bulut bir bahane ile kulübeden çıkmıştı. Korsan’dan mesaj gelmiş gibi yaparak bende aralarından ayrıldım. Bulut’un dediği yere doğru giderken bir elin beni kendine çektiğini hissettim. Bulut abim.
“Sana zarar geldi diye o kadar çok korktum ki güzelim…”
“Abi…”dediğim an gözlerimden dökülen yaşlara engel olamadım. Gözlüğümü çıkarttı önce ve kenara savurdu ardından maskeyi. En son başımdaki şapkayıda geriye savurduğunda tam anlamıyla Fırtına’nın Anka’sı olarak karşısındaydım.
Alnımdan öptü. Daha sıkı sarıldı. “Abi çok korktum o an… Sen gittikten sonra elsiz ayaksız gibi kaldım. Nefes alamadım. Çok korktum ondan korktum. Babam kabuslarımda gezdi. Abi neden bıraktın beni? Neden! Neden!” Sinirle onu ittiğimde daha sert kavradı beni ve tekrar kendine çekti.
“Özür dilerim gülüm, özür dilerim Anka’m. Sana yeminim olsunki istemedim. Seni orada bırakmak istemedim. Zorunda kaldım. Her gün seni düşündüm.”
“Evleniyormuşsun. O kızla. Yıllarca ne yaptığını yaşayıp yaşamadığını bile bilmeden acıdan geberirken sen burada evleniyormuşsun! Hiç mi sormadın beni! Hiç mi aramadın!”
“Güzelim, inan bana çok aradım. Herkese, her şeye sordum seni. Kurtulacağız. Ondanda, kabuslarından da. Tekrardan sen ve ben olacağız. Anka ve Fırtına olarak tarihe kazınacağız sana söz güzelim…”
🫙🫀
Üç saat sonra (Bulut Karataş)
Doğa İsimsiz’in kulübesinden ağlayarak çıkmış, arkasından her ne kadar koşup bağırsamda yüzüme bakmamıştı. Ne olduğunu ne yaptığımı düşünsemde bulamamıştım.
O benim yüzüme bakmayınca ona biraz yalnız alan tanıyabilmek adına arkasından sessizce gelmiştim. Kulübeme girdiği anda hıza peşinden girip kapıyı ardından kapattım.
“Ne var!”diye sinirle bağırdı.
“Ne oldu? Seni sinirlendiren şey ne Doğa?”
“Sensin.”
Ben mi? Ben ne yaptım ya şimdi?
Doğa bana doğru yaklaştı. Dolmuş gözleriyle bomboş baktı yüzüme. Korktum o başıştan ürperdim hatta.
Yüzüme sert bir tokat attığında beklemediğimden savruldum. “Nefret ediyorum senden!”diye bağırırken ağlamaya başladı.
“Doğa ne oluyor?!”diye tuttum omuzlarından. “Bırak beni!”diye daha sert bağırınca bıraktım.
“Doğa-“
“Sus! Sus! Gördüm. Her şeyi gördüm. O kızla konuşmanı, ‘biz kalacağız sadece, ondanda kurtulacağız’ demeni duydum. Ben seni sevmeye çalıştım ulan! Sevmeye! Sen geldin benim ağzıma sıçtın Bulut. Daha adam akıllı bir ilişkiye adım atamamışken bile bir başkası ile fingirdeştiğini gördüm!” dediğinde dona kaldım. Siktir! Çok yanlış anlaşılmıştı!
“Doğa yemin ederimki yanlış anlamışsın…”desemde tüm eşyalarını toparlamaya başlamıştı.
“Kapa çeneni Bulut. O kıza bakarkenki gözlerini gördüm. Sen bana daha öyle bakmadın!”
“Doğa o kız benim kardeşim.”
“Aynen ya canım. Arda’da benim abimdi ama ben bulduğum her fırsatta abimle fingirdeşmiyordum.”
“Doğa bak bir dinlersen sana her şeyi anlatacağım. Kendimi de.”
“Şu saatten sonra sana güveneceğime sana inandıran şey nedir?”
“Aşk.”
“Sıçarım senin aşkına! Çekil önümden!”diyerek kapıdan çıktı.
“Nereye gitmek istiyorsanİzin ver yardım edeyim bari. Elindekiler ağır.”
“Kimsenin yardımına ihtiyacım yok benim Bulut!”
Biraz uzaklaşmasını bekledikten sonra gizlice peşine takıldım. Tek amacım başına bir şey gelmemesiydi.
İki sene önce ezberlediğim yolları geçti Doğa ve her şeyin başlayıp her şeyin bittiği o kasabaya geldi. Tenha Kasaba…
Kasaba rezerve edilmiş, kanlar temizlenmişti. Korsan’ın adamları kasabaya yerleşmiş herkes itaat etme eylemlerine devam ediyordu. Doğa’mın burada ne işi olduğunu bilmesemde sadece onu korumak için bir süre kasaba çevresinde olmam iyi olacaktı.
🫙🫀
Doğa Cömert
Eski binamın önüne gelmiş, Yağız abinin evine doğru çıkıyordum. O bana evini açardı. Bunu biliyordum.
Kapıyı yavaşça tıklattığımda Mert açtı.
“Doğa abla!”diyip boynuma asıldığında aynı coşkuyla sarıldım ona. Ne kadarda büyümüştü…
“Neden ağladın sen?”diye sorup beni içeri çekiştirdi.
“Baban evde mi?”
“Evet traş oluyordu. Gel içeri lütfen.”
“Tatlım sana bir şey sorucam sadece. Doğuhan abin hala burada mı?”
“Evet, hatta bizm karşı dairemize taşındı.”
“Tamam teşekkür ederim. Gir içeriye sonra görüşürüz olur mu? Biraz işim var.”
“Gel ama mutlaka.” Dediğinde gülümsedim. Yavaşça kapıyı kapatmasını bekledim. Arkamı dönüp Doğuhan’ın evine baktım. O bana yardım ederdi. En azımdan umuyordum…
Sakince kapıyı çaldım. Ses gelmedi. Titrediğimi hissettim bir an.
Yazın bitimiydi. Sonbahar yaklaşıyordu.
Tekrar çaldım kapıyı. Bir köpek havlaması geldi sadece. Evde olmadığını düşünüp merdivenlere oturdum. Bir alt kat Bulut’un eviydi. Abimden kaçıp gizlice oraya gelmeleri özlemiştim.
Kulaklığımı çıkartıp telefona bağladım. Çalma listeme basınca çıkan şarkı tüm hücrelerime acı çektirmeye yetmişti…
“Sen yalancı bir ‘sonbahar’/ Ben sevdalı ‘koca çınar’…”
İster istemez daha çok ağladım. Bulut’un anka dediği o kız kimdi? Nasılda içten sarılmıştı ona…
“Doğa?”diye bir ses duyduğumda başımı kaldırıp onu gördüm. Doğuhan.
“Doğu…”diyip daha da ağladım. Çok duygusaldım şu sıralar. Neler oluyordu?!
Önümde eğilip terden ıslanmış saçlarımı geri çekti. “Bunu sana kim yaptı?”
“Müsait misin?”diye sordum sorusunu duymazdan gelerek.
“Sana her zaman müsaitim. Gel içeri.”
Midem bulanıyordu. Gözüm kararıyordu. Doğuhan’dan destek alarak ayağa kalktım. Peşine takıldığımda duvarda Eren’le fotoğraflarını görmek daha da canımı yaktı.
“Takılma. Bir sebebi vardı ve bu sebepte oldukça haklıydı.”dedi Doğu resimlere baktığımı anlayınca.
Salona geçip oturduk. “Neden taşındın?”
“Sürekli taşınıyorum. Aynı kasaba içerisinde. Canım sıkılıyor çünkü.”
“Hala değişiksin.”
“Hatırlandığım gibi kalmak isterim. Değişmeyi değil değiştirmeyi severim bilisin.”
Havlama sesi tekrar geldi. “Köpeğin mi var artık?”
“Evet.Dodo.”
“Ne güzel… isim için çok düşündün mü?”
“Az önce ağlıyordun. Şimdi benimle alay ediyorsun. Sende hiç değişmemişsin.”
“Seninle konuşmak iyi geldi sadece.”
“Şunu sonunda kabul ettin ya… ben her zaman sana iyi geldim. Gelirimde. Sen her ne kadar beni kullansanda ben senin için hep burada olucam Doğa.”
“Doğuhan…”
“Neyse boşver eski meseleler.” Birden ayaklanıp salondan çıktı. Yerimde kilitlendim. Çok utanıyordum.
Çok geçmeden kucağında golden türü bir köpekle geldi Doğuhan.
“Dodo bak kızım bu Doğa. Anlatıyordum ya sana. Adını duyup heyecanlandığın kız.”
Dodo havlayarak yaıma geldi. Koltuğun üstüne çıkıp başını dizime koyduğunda kasıldım. O an hatırladım. Sevgili olduğumuz yıllarda Doğuhan bana Dodo derdi.
Mert benim adımı söyleyemez Yakut gibi oda Dodo derdi bana. Doğuhan da o yüzden böyle seslenirdi bana.
“Dodo’ya beni mi anlattın.”
“Doğa. Seni hiç unutmadım. Canlı cansız bir çok varlığa seni anlattım. Bana has olan o gülüşün…”
“Doğuhan… Bana biraz yardım eder misin?”
“Neyde?”
“Bulut’u affedeme kadar yanında kalmama izin verir misin?”
“Onu affedicek misin?”
“Deneyeceğim.”
“Yapabileceğim ne varsa hepsini yaparım. Sırf sen mutlu ol diye.”
🫙🫀
3.Kişi ağzından
Bulut, Doğa’nın o adamın yanında olduğunu, ona ne denli sevgi dolu gözlerle baktığını görmüştü. Dayanamayıp araştırmış ve ikisinin eski sevgili olduğunu öğrenmişti.
Ecem’i maskeli haliyle orada yaşadığını öğrenmiş ve Doğa ile kaynaşıp onu Doğuhan’dan uzak tutmasını rica etmişti.
🫙🫀
3.Kişi ağzından
Rüveyda kulübesine yeni gelmiş canı sıkıldığı için İsimsizle sohbet etmek için onun yanına gitmişti.
“Selam İsmi olmayan küstah herif.”
“Selam gri gözlü işsiz yaratık.”
“Biraz insan gibi davranıp sohbet edelim mi?”
“Sana sormalı. İnsan taklidi yapabilecek misin?”
“Küstah.”
“Cimri.”
Dertli dertli oturdu Rüveyda. “Neyin var?”diye sordu İsimsiz. Bu kızı böyle görmeye alışkın değildi. Ortamın enerjisini bozuyordu.
“Hani geçen bir erkek kardeşim kayıp demiştim ya.”
“Evet.”
“Sanırım ben bu gün onu buldum. Yada… o beni buldu. EminDeğilim ama artık onun yaşadığını, nefes aldığını biliyorum.”
🫀🫙
Bir kaç gün sonra Doğa Cömert
Doğuhan basketbol konusunda liglere taşımış kendini. O antramana gittiği sıralarda kasabada ufak turlara çıkıyor, Mert ile takılıyordum. Eşşeği nasılda özlemiştim. Bulut sürekli beni arıyor ama hiç bir aramadanda cevap alamıyordu.
Mert ile gezip tozmuş şimdi ise eve gidiyorduk. Tam Doğuhan’ın evine girecekken, birinin bana seslendiğini duydum.
“Doğa? Ne işin var senin burada Bulut nerde?”dedi Ecem.
“Ya yeter! Neden herkes aynı şeyi soruyor ya!”diye bağırdığımda yineGöz yaşlarıma engel olamadım. Gerçekten ne oluyordu bana son dönemlerde!
“Ay, bebeğim dur ne oldu özür dileim öyle demek istemedim. Gel benim evime azıcık dertleşelim. Gel güzelim…”diye mırıldanıp beni yönlendirdi.
“Ya nen neden böyleyim…”diye söylenirken daha çok ağladım.
Bir alt kata indiğimizde Bulut’un eskiEvine gittiğimizi anladım.
“Regl misin?”diye sordu Ecem. Yüzü gözü yine gizli ve tanınmaz haldeydi.
“Değilim! Ne saçma bir soru bu ya!”
“E az önce sen dedin neden böyleyim ben ya diye. Biz genelde o dönemde böyle oluyoruz ya.”
“He. O yüzden sordun sen.”dedim aniden ağlamam durmuştu. Oda bu tepkime şaşırmıştı ama umursamadan içeri geçti. Benide peşinden sürükledi. “Otur bakayım sen bir şuraya.”
Uslu uslu oturdum. Karşıma geçip uzunca beni süzdü. Süzdükçe yerimde rahatsızca kıpırdandım. “Kız, bana bah hele! Sen hamilesin!”
“Ne!” Hayır iptal iptal iptal! İnanmam! Hayır ne alaka!
“Evet! Ay!” Yanıma oturdu. Elimi tuttuBaktı, karnıma baktı. “Sen, istemeden sonra, kilo mu aldın!”
“Almış mıyım?”
“Evet!”
“Ecem… Ama bu imkansız…”
“Seviştin mi?”
“Kimle?”
“Kaç tame var kızım.”
“Ne hayır! Bulut var bir tek.”
“Seviştiniz mi?”
Utana sıkıla onayladım. “Korundunuz mu?”
“Sanırım hayır…”
Çığlık attı. “En son ne zaman seviştiniz?”
“Ama bunlar fazla özel sorular!”
“Ya söyle hadi!”
“2-3 hafta önce sanırım…”
“Bekle burdan bir yere kıpırdama! Test alıp geliyorum.”
“Dur hayır… Senden önce bir şey rica edebilir miyim?”
“Ne istersen balım.”
“Bulut… Beni Bulut’la buluşturabilir misin?”
“Bekle hemen çağırıyorum.”
“Numarası var mı sende?” Bir durdu. “O Korsan’ın sağ kolu ben ise gözüyüm aşkım. Haliyle var. Dert etme hiç bir şeyi.”
Arka odalara gidip konuşmaya başladı.
Çok geçmeden yanıma gelmişti. “Bulut birazdan gelecek. Bende o sıra gidip test alıcam. Bulut’a sen söylemek istersin diye bir şey demedim.”
“Tamam. Sen git istersen şimdi.”
“Seni tek bırakamam.” Kapı öalınca bir heyecan kapıya gitti.
“Patron…”diye söylendiği an olduğum yerde kasıldım. Bulut’a patron demezdi.
Korsan gelmişti…
“Dışarı çık.”dedi Korsan sadece.
“Hayır.”diye karşı durdu Ecem. Canına mı susamıştı?
“Anka bu son uyarım. Dışarı. Çık!”
Anka mı? Siktir! Bulut’un beni aldattığı kız Ecem miydi?
“Kapa çeneni sürtük! Ne zamandan beri senin uyarılarını ciddiye aldım?”
“Anka. Öyleyse geç içeri ve olacakları kendin gör. Yağız bağla şunu.”
Ecem’in gözündeki çaresiz yenilgiyi hissettim ama ses etmedi o.
Korsan yavaşça içeri süzüldü. Daha da titredim. “Doğa hanım…”dedi ismimi hecelercesine. “Sizi görmek ne büyük bir lütuf… Eski yuvanda hemde. Bu şerefi neye borçluyuz?”
“Meymenetsiz tipine Orospu!”diye bağırdı Ecem arkadan. Yağız onu tutuyordu. Daha doğrusu tutuyormuş gibi yapıyordu. İkisininde tutma konusunda rol yaptığını anlamıştım. Ecem öyle kolay yenilgiyi kabul edecek bir kız değildi.
“Yağız, sustur şunu.”
“Ne istiyorsun yine…”diye mırıldandım çaresizce.
“Doğa gardını düşürme. Bulut’a sinirlendiğin an üstüne giydiğin gardın özellikle bu piç kurusu için sabit kalsın. Yoksa… ben bile seni koruyamayabilirim.”
Haklıydı. Korsan üzerime doğru yürüdü. Kasıldım. “Rahat bırak.”
“Geçerli bir sebep söyle.”
“Sen tam bir aşağılıksın.”
“O güzel ağzından bir tane kötü kelime duyayım Doğa.” Eliyle çenemi nazikçe kavradığı sıra baş parmağı çenemden yukarı tırmanmaya başladı. Korsan’ın yanındaki diğer iki adamı ellerimi sıkı sıkıya tutunca hepten kilitlendim. Ecem çırpınmaya başladığında kollarına kelepçe taktıklarını gördüm. Ecem’i boğazından tutup şah damarına bıçak dayadıklarında yine tek umudum Bulut kalmıştı.
Ama aklıma bir şey daha geldi. Şuanda bir anne adayı olabilirdim ve bu durumda bebeğimde tehlikedeydi…
“Yapma…”diye mırıldansamda Korsan çenemi daha sert kavrayıp kendine yaklaştırdı. Cebinden bıçağını çıkartıp gözlerimin içine baka baka koluma bir şey kazıdı. Paslı bıçak tenimde kesik açtıkça inledim. Sızlandım.
“Karımdan uzak dur Korsan!”diye bir ses doldurdu odayı. “Ve kardeşimden de.”diye devam etti. Bulut.
“Ah! Oğluşum geldi!”diye yalan bir coşkuyla Bulut’a kollarını açtı Korsan. Bulut onun yakasına yapıştığı gibi onu arka duvara yapıştırdı. Duvardaki tabloların yere düşüşü ve kırılması kulaklarımda yankılanırken elimden yere süzülen kanı hissediyordum.
Adamlar nihayet elimi bırakınca reflexle karnıma sarıldım. Annelik iç güdüsüydü bu Suna abladan ve Ayçin’den bilirdim.
“O bok çukurundan çıkmış elini oluşturan herhangi bir atom parçası bir daha karıma yada ailem saydığım herhangi bir kişinin aldığı nefese bile değerse sana ant içerimki babamsın demeden gözümü dahil kırpmadan kalan gözünü oyarak o acı içinde seni kendi kanında boğdurtarak öldürürüm.”
Odaya tatlı bir koku yayıldı. Yasemin gibi bir koku. Anlamadım ama uyku ağır bastı. Yavaşça koltukta geri düştüğümü hissettim.
Uyku ilacıydı bu. Kime ait olduğunu ne kadar olduğunu bilmediğim bir zaman sonra yarı baygın bir halde şakağımda Bulut’un narin öpücükleri ile uyanırken bulunca anladım. Bulut beni ve Anka’yı oradan kurtarmıştı.
🫀🫙
Doğa Cömert
Başım bir adamın göğsüne yaslıydı. Bunu ayırt edebiliyor ama kim olduğunu ayırt edemiyordum. Bir el saçlarımı okşarken arada şakağıma öpücükler bırakıyordu.
Biraz daha kendime geldiğimde etrafımı sarmış kan kokusuyla karışmış o değişik kokuyu aldım. Bulut’un yanındaydım.
Güç bela gözlerimi araladığımda yeşillerini gözlerime dikmişti. “Sonbahar’ım… özür dilerim. Sizi oradan çıkartmak için bunu yapmak zorundaydım.”
“Senden nefret ediyorum.”
“Etmiyorsun. Yoksa uykun boyunca Bulut diye sayıklamazdın.”
Bunu apaçık söylemek zorunda mıydı?
Bir arabadaydık. Sürücü koltuğuna baktığımda Doğuhan’ı görmek beni çok daha fazla şaşırtsada o an in Bulut’a sarılmaktan başka bir şey gelmedi aklıma. Hafifçe gülümseyip beni daha da kendine çekti. Araba tıkış tıkıştı. Arka koltukta İsimsiz, Anka, Bulut ve ben vardım. Ana dur bir dakika… Ben Bulut’un kucağındaydım. “Yemin ederim kendin çıktın.”dedi Bulut direk.
Ecem’e baktım. Başını İsimsiz’in omzuna yaslamıştı. Huzursuzca homurdanınca Bulut onun başını okşadı.
Sinirle bir Bulut’a birde bu kızıl şeytanın başını okşayan ellerine baktım. “Bari gözümün içine baka baka yapma ya…”diye somurtarak kucağından inmeye çalıştım. Hızla beni kendine daha çok bastırdı. “Doğa, dinlesen beni bir… O benim kardeşim. Kuzenim daha doğrusu ama Çınar’dan az değil benimİçin. Anlatabildim mi? Tüm detayı sana anlatacağım ama bir göreve gitmemiz lazım. Seni eve bırakacağım. Elfin’de yanına gelecek. Kutay, İsimsiz, Ecem ve bende göreve gideceğiz.”
“Bende gelmek istiyorum.”
“Hayır.”
“Evet. Orada bana herşeyi anlatırsın. Ank-“ birden dudaklarımdan öptü.
“Şşş, o görev ismi. Gizli bir görevde,” göz ucuyla Doğuhan’a baktı. Anladım.
“O kızıl şeytanla aynı ortamda bensiz bulunmana izin vermem!”
“Ayıp oluyor ama ya. Duyuyorum sizi.”diyerek doğruldu Anka. Bizi aniden kucak kucağa ve birbirimize yakın bir pozisyonda görünce bir dona kaldı. “Hamile olmana şaşırmamalı Doğa.” Dedi birden.
Tükürüğüm genzime kaçtığı için deli gibi öksürmeye başladım. Doğuhan duyduğu şey ile arabayı istop ettirmiş, Bulut ise inme inmiş gibi Ecem’a kilitlenmişti. Ecem ne dediğini o an anlamış olacakki tavrını hiç bozmadan toparladı, “ironi yapıyorum salaklar.”
Doğuhan derin bi nefes verip rahatlarken Bulut’un mazilere daldığını gördüm.
“Ne oldu?”
“Hiç, bir an hayal ettim. Sen, ben ve minik oğlumuz.”
“Ya kızımızsa?”
“Yok oğlumuz.”
Gülüp başımı göğsüne yasladım. Yanlış anlamış olabilirim. Mantıklı bir açıklaması vardır yoksa Bulut yüzme bile bakmazdı. Bunu biliyordum.
“Affedildim mi?”
“Tam olarak değil ama sebepsizce sana güveniyorum.”
“Güven.” Dudaklarını başımda hissettim. Bizim kulübenin önünde durunca Doğuhan hariç hepimiz indik.. Bulut’un kucağından inmiştim nihayet.
“İsimsiz, az bekle dışarıda. Benim kızlarla işim var.”dedi Bulut.
“Anne bayro beni korkutuyor!”diyip İsimsiz iğrenek Bulut’a baktığı sıra kahkahama engel olamadım.
Anka, Bulut ve ben içeri geçmiştik. İsimsiz cidden dışarıda kalmış içeri gelmemişti.
“Evet, güzel ailem. Güzellerim. Önce sizi tanıştırayım. Bu Ecem Naz Vera Teyzemin kızıdır. Ama Çınar’dan sonraki kardeşim sayılır. Dedesi Mitat efendi ile annesi olan teyzemin aynı gün öldürülmesi üzerine ona sahip çıkan benOldum. Yani abisi oldum. Ve Ecem, bu benim müstakbel karım, Sonbahar’ım Doğa…” durdu ve bana döndü. “Karataş,”olarak onu tamamladığım sırada Ecemden coşkulu bir çığlık geldi.
“Vay anam be! Orospu öocuğu seni! Görüşmeyeli ne romantik olmuş eşşoğulusu!”
“Ecem, senin ağzın ne kadar bozulmuş?”
“Bozulan tek şeyim ağzım değil abim.”
İlişkilerini garip garip izliyordum. “Her neyse Doğa. Beni maskesiz gözlüksüz bir yerde gördüğünde Ecem yada Anka deme. Anka bir çok kişinin düşmanı ve herkesin öldürmek için çabaladığı Korsan’dan bile daha fazla nam salmış bir isim. Ecem ise yazar kimliğim.”
“Tamam, ne diyeceğiz?”dedimNormalce.
“Zamanla bir lakap takarsın elbet.”
“Peki Kızıl Şeytancım. Yanlış anlamazsan yada istersen anla Bulut ile biraz yalnız konuşabilir miyiz? İsimsiz’in bize tanıdığı yalnız alanı birazcıkta sen bize tanır mısın?”
“Höyt! Yeni gelin, görümcenle ne biçim konuşuyorsun sen öyle?”
“Kızıl şeytan.”
“Sivri sinek!”
“Ay ayol benim için bu kadar kavga etmeyin,”dedi Bulut sesini incelterek. İkimizde aynı korkuyla ona döndüğümüzde kahkahayla bizi kendine çekip sıkıca sarıldı. Ecem’i kapıdan tarafa doğru fırlattığında keyiflendim. Ama bu kuzenim ayaklarını hemen yiyecek değildim. Evem somurtarak dışarı çıktığında Bulut’un bana daha da yamaştığını hissettim. Bir şey söylemek için ağzımı araladığımda, “Güzelim. Tüm sorularını cevaplayacağım ama izin ver bir soluklanayım.” Yüzü yüzüme yaklaştı. Alnı alnıma değdi. Gözlerim kapandı. Başımı onaylarcasına salladığımda dudakları yavaşça dudağıma dokundu. Karşılık vermemi beklemedi ayrıldı hemen. “Teşekkür ederim…” derken daha minnet dolu bir öpücük bıraktı.
“Bulut,” dediğimde sert bir nefes bıraktı. “Seninmişim gibi söyle.”
“Bulut’um.”
“Doğa.”
“Daha seninmişim gibi söyle.”diye onu tekrarladım.
“Doğa’m.” Ruhumun şaha kalktığını hissettim. Kalbim çıldırmış gibi atarken bir an dışarı çıkacak diye korktum.
Tek bir hece insanı bu denli delirtebilirdi…
“Aklımı çeliyorsun…”diyebildim sadece.
“Sen, bir şey konuşacaktın Yavrum?”
“Gerçekten. Kuzen misiniz?”
“Evet. DNA testi yapabilirim. Yeterki sen iste Yavrum.”
Ölünürdü. Bu sese bu adama… terlediğimi hissettim. Kolları arasında titredim. Üşüdüm. Isıttı. Öptü. Sevdi. Benim oldu. Ben onun oldum. Çok uzun değildi bu süre. Epitopu 5 dakika ama bana 5 saniye gibi geldi.
“İnanıyorum. Çünkü buna ihtiyacım var.”
“Affedildim mi?”
“Göreve bende gelicem. Gelirsem affederim.”
“Dosyalar gelsin. İncelerken karar veririm. Canını tehlikeye atamam Sonbahar’ım.”
“Ecem geliyor mu?”
“Şuan net olan tek isim benim.”
“Gıcık.”
“Güzellik.”
“Aşkınızı bölüyorum ama dosyalar geldi.”diye içeri daldı İsimsiz.
Durduğumuz pozisyona baktım. Ne ara yine Bulut’un kucağına çıkmıştım ben? Onun büyük elleri benim küçük götümü ne ara sıkı sıkıya kavramıştı?
Bulut öldürücü bakışlarla İsimsiz’e bakarken İsimsiz masum masum dosyaları uzatıyordu.
Bulut benden ayrılıp diğerlerinide içeri davet etti. Dosyaları alıp incelemeye başladı.
🫙🫀
Bulut Karataş
Önümde dosyalar vardı. Yanımda da eli dizimi okşayan nişanlım diyebileceğim karım. Bu göreve Doğa’yı getirmek istemememin en büyük nedeni eskortlarla iç içe olacağımız bir görev olması.
Yaklaşık yarım saat dosyaları inceledim. Bu sırada Kutay ve Elfin’de gelmişti. “Ben, Doğa, Ecem, İsimsiz. Net gidiyoruz. İtirazı olan?” Ses gelmedi. Elfin ve Kutay’a döndüm. “Elfin. Senin gelmen daha avantajlı olacak ama eğer kabul etmezsen gelmek istemezsen, yada ne bileyim oğlundan ayrı kalmak istemezsen birini ayarlayabilirim.” Kutay’a baktı. Kutay Elfin’in şakağına bir öpücük bırakıp kulağına fısıldadı. Hepimiz sustuk. Biraz zaman tanıdık ona. “Olur.”yanıtı geldi Elfinden. Gülümsedim.
“Tamam. Dosyaları incelersiniz. Henüz bir plan yok zamanla planı anlatırım size. Sorusu olan?”
“Roller?”dedi Ecem.
“Ecem ve ben yine kuzen oluruz. Doğa ve Elfin de benim kardeşim. İsimsiz iki ev var kardeşim sen Ecemle kalacaksın. Birbirimize emanetsiniz.” Başıyla onayladı İsimsiz. Normalde olsa inkar ederdi ancak başka bir şansı olmadığını anlamış olmalıydı.
“Başka soru? Hepim ilk defa çok katilli göreve çıkıyoruz. Senkronizasyon önemli. Kutay bizi buradan yönetecek. Acil bir durum olduğunda önce bana sonra Kutay’a haber vericeksiniz. Kafanıza göre hareket etmek yok. Tamam mı Anka?” Gülerek uslu uslu başını salladı. “Sözümden olaildiğince çıkmamaya çalışın. Anlaşılmayan bir durum oldumu söylersiniz zaten. Hazırlanın şimdiden güzelce dinlenin. Yarın sabah saat 6.00 da da burada olun. Hayde dağılın ve beni karımla yalnız bırakın.”
Hepsi onaylayarak yavaş yavaş ayaklandılar. Nihayetinde Doğa’m ile yalnız kalmıştım. “Affedildim mi?”
“Hıhı,”diyerek onayladı. Gülümseyerek ayağa kalkıp yatağımıza uzandım. “Gelsene Yavrum az yamacıma,”dedim serseri bir sırıtışla. Yanakları al ola ola geldi. Dolaptan bir pijama çıkartıp üstünü değiştirdi. Her bir adımını tek tek izledim. Rahatsız olmadığı yüzündeki sırıtıştan belliydi. Sütyeninin kopçasını gözümün içine baka baka açtı ve tişörtünün altından çıkartıp kenara savurdu. “Bir ara toplarsın değil mi Yaralı Kartal’ım?”
“Sen hele gel koynuma Güçlü Serçe’m.”
Yavaşça yanıma geldi. Dudaklarıma minik bir buse kondurup başını göğsüme yasladı. Sıkıca sardım kollarımla, kendime çektim. Başının üstüne bir öpücük bıraktığımda nazlı nazlı mırıldandı, “Birazcık nefes alayım mı burada, senin koynunda?”
“İstediğin Nefes olsun Sonbahar’ım. Canımı iste onuda veririm.”
“Ver o zaman. Canını istiyorum.”
“Ne?!”
Güldüğünü duydum. O bana daha da sokuldukça yüzümü saçlarına gömdüm. İki senedir bu kokuyoa uyumaya alıştığım için kaç gündür kendi kukübem bana yabancı geliyordu. Ama şimdi sevdiğim beden ve koku yanımda olduğu için güzel bir uyku çekebilirdim.
Derin derin, soluklanarak uykuya bıraktım kendimi. Karım olacak kadın kollarımda huzuru bulurken ben onun yanında tekrardan kendi benliğimi tanıdım.
Ben Bulut Karataş. Zamanında tek zaafı Çınar olan Bulut’un şimdi farklı bir zaafı vardı. Karısı olmaya adım atmış Doğa Cömert.
🫀🫙
Dört buçuk civarı oğa Cömert
Belimde bir sıcaklık Ve ruhumda büyük bir huzur vardı ama kulaklarımı çınlatan büyükde bir ses hakimdi kulübede. Bulut’un eli belimi kaplamış, yüzünü saçlarıma gömmüş uyumuştu.
Israrla çalan kapıya söverek kalktım. Bulut uyanır gibi oldu ama saçlarını okşayarak onu yatıştırdım. Kapıyı açtığımda elinde bir eczane poşeti ile Ecem’i görmek beklediğim bir şey değildi. Saat daha dört buçuktu!
“Bu saatte?”
“Hamilelik testi aldım! Hadi gel! Deniyoruz!”
“Ne? Dur hayır bağırma sus. Bulut uyuyor.”
“Ay aman anladık en çok senin kocan. Hadi yürü lavaboya. Nasıl yapılacağını biliyorsun değil mi?”
“Hayatımda hiç hamile olduğumu düşünmedim.”
“Bende düşünmedim ama nasıl yapıldığını biliyorum. Hoş prezervatifin ne olduğunu bildiğimden bile şüpheliyim. O kadar nane yiyipte hiç kullanmaman üstüne hamile olma ihtimaline şaşırman… ne bileyim…”
“Oha. Bu kadar detayı benim hayatımla ilgili detayı bilmen korkunç!”
“Bağırma abim uyuyor. Hadi oyalanma gir içeri!” Testleri elime tutuşturdu ve beni lavaboya iteledi.
Test kutusunu elime alıp çevirmeye başladım. Arkasında nasıl kullanacağını okuyup talimatları uyguladım. En sonunda sonucu hemen görmemek için ters çevirip Ecem’i çağırdım. “Korkuyorum. Buradaki şeyi görmeye hazır değilim… Hem ben bir anne olabilir miyim ki?”
“Annelik öğrenilen bir şey değildir Doğa. Bir içgüdüdür.”
“Ama…”
“Aması yok. Bak bence bu sonuca Bulut ile birlikte bakmalısın. Sana destek olur. Aynı zamanda seni en iyi anlayabilecek kişi o.”dedi sakinleştirici bir sesle.
“Ama o zaman bu göreve gelmeme izin vermez.”
“Tam tersi Bulut seni asla yanından ayırmaz.”
“Emin misin?”
“Kesinlikle.”
Testi orada bırakıp Bulut’un yanına gittim. “Aşkım,”diye seslendim. Utandım bir an. “Bulut, kalk hadi,”diye devam ettim. Ecem göz kırparak kulübeden çıktı. Bulut’u öperek uyandırdığımda gülümseyen yüzünü görmek içimde bir huzur doldurdu.
“Uyandın mı iyice?”
“Evet,”dedi o aşık olduğum sesiyle.
Bir an düşündüm. Hayır henüz hazır değildim. İşimi garantiye alıp görevdeyken söyleyebilirdim bence.
“Neden uyandırdın güzelliğim?”diye sorduğunda eridim.
“Bana yeterince sarılmıyorsun uyurken. Kabus gördüm bir sürü,”diye azarladım onu nazlı nazlı.
“Hiğğğ!”diye bir ses çıkartarak beni kollarının arasına sıkıca çekti. Asla bırakmamaya yemin etmiş gibiSımsıkı sarıldı. Yüzünü boynuma gömüp derin bir öpücük bıraktı. “Özür dilerim Sonbahar’ım…”diyip daha uzun ve derin bir öpücük bıraktı. Kendini üstüme verip boynumu ıssırdığında keyif dolu bir inleme çıktı dudaklarımdan. Elleri kalçalarımı buldu. “Bulut… durmak zorundasın… iki saat… sonra…” devamını getiremedim. Kendimi ona bıraktım. İçim bu gün ayrı bir şehvetle coşuyordu. Kendimi Bulut’un kollarına bıraktım.
Yüzünü boynumdan çıkartıp dudaklarıma yapıltığında göğsüm şaha kalkmış gibiYükseldi ve ona karşılık vermeye başladım. Öptü, öptüm. Elleri kıyafetlerimden içeri sızmaya başlayınca onu itmek zorunda kaldım. İkimizde durmak bilmeyen iki insandık. Bunu deneyimleyerek öğrenmiştik.
“Ne oldu?”
“Başka bir zaman, daha uzun soluklu olur mu? Şuan başım ağrıyor.” Ağrımıyordu.
“Yalancıı,”diyerek karnımı gıdıklamaya başladığında kahkahamla eş olarak omuzlarını tuttum. “Ya dur,” güldüm. Daha da fazla gıdıkladı. “Len dur eşşek,” dediğimde şalkınca bana baktı. “Eşşek?”
“Eşşek.”
“Kim?”
“Sen.”
“Ben? Eşşek?”
“Sen eşşek.”dedim onu onaylayarak.
“Sen mi diyorsun bunu?”
“İtirazın mı var?”
“Sen diyorsan boynum kıldan ince Sonbaharım. Anırmamı iste onuda yaparım.”
“Anır o zaman.”dedim düşünmeden.
“Ne?”
“Yada vazgeçtim. Miyavla.”
“Ne!?”dedi daha şaşkın bir tepki ile.”
“Kediciğim ol.”
“Görev… görev saati geldi hadi kalkalım.”
“Daha iki saat var.”
“Anca hazırlanırız hadi kalk.”
“Hazırız Bulut’um.”
“Güzelim. Madem hazırız sevişelim?”
“Yok, miyavla.”
“Kedi alayım sana?”
“Satın alma sahiplen. Ben seni satın alsam hoş muydu?”
“Alan sensen-“
“Sus Bulut. Şaka bir yana bırak beni kahvaltıyı hazırlayayım. Göreve geö kalacağız.”
“Salla görevi. Bir saat geç gideriz.”
“Bulut, canını yakıyor sonra. Dayanamıyorum kalk haydi,” her görevde yaptığı bir hataya bir bedel ödüyordu. Vücudunda sayısızSıyrık, sayısız derin yaralar vardı.
“Oyy Gülüm, sen kıyamıyor musun bana?”
“Kıyamıyorum tabiki eşşek,”
“Yaralı kartal değil miyim ben?”
“Hayır artık eşşeksin. Yakışıklı eşşek ve Güçlü Serçe’nin hikayesi artık bu.”
“Hayır güçlü serçe değilsin sen.”
“Neyim?”
“Sonbahar’ımsın.”
“Eşşek!”dedim coşkuyla ve yüzünü döve döve sevdim.
“Kız dur manyak,” diyip beni tekrar altına aldığımda ellerim çıplak göğsünü turladı. “Zaafıma oynuyorsun,”dedi yarım ağız gülerek. “Öperim seni sonbahar.”
“Öp beni Eşşek.” Öptü.
🫙🫀
3.kişi ağzından
İsimsiz dükkanda yine sabır dileniyordu. Ecem gecenin köründe gelmiş açık, kapalı demeden gelmiş İsimsiz’e sataşıyordu.
“Eemm, sizde Kromatik Şeffaf Katmanlı Işık Kırıcı Lakyaj Primeri de var mıydı?”
“One lan?”
“Eben,”diye gülerek raflarada dolanmaya decam etti Ecem. “Yarın yola çıkacağız… İzin ver biraz dinleneyim be…”
“Aaa sen müşterini mi kovuyorsun?”
“Ecem, kapalıyız.”
“Oha ilk defa benimle bu kadar uzun bir cümle kurdun.”
“Tepeme biraz daha basarsan ne kadar uzun cümleler kuracağımı ben bile tahmin etmek istemem güzelim.”
“Anlamadım?”
“Neyi?”
“Son dediğini.”
“Yok bir şey.”
İsimsiz sebepsizce sürekli bu kızla uğraşmak istiyordu. Neler hissettiğini oda anlayamıyordu ama bu kızla uğraşmak hoşuna gidiyordu…
🫙🫀
Kutay Kutsal
Oğlumu kucağımdan indirmek istemiyordum. Kokusunu içime çeke çeke öpüp kokluyordum onu. Benim canımın canıydı o. İki yaşına girmişti. Dodo deyde olmultu ilk sözü ama olsundu. Sağlıkla konuşabileceğini öğrenmiştik.
Güneş tam kulübemize vururken yakut göğsümde uyuyor, Elfinde kolumun altında zaaflarıma oynuyordu. Saçlarından bir tutamı parmaklarıma dolayıp dolayıp bırakıyordum. Hoşuna gidiyorduki kıkırdayıp duruyordu. Korkuyordum çünkü görev eskortlarla doluydu. Bulut’a her ne kadar güvensemde Korsan beni de içten içe korkutuyordu. Korsan’ın yapabileceklerinin sınırı yoktu.
Yakut benimle kalacaktı zaten. Ama Elfin’im gidiyordu. Elfin’in başından içime çeke çeke öptüm. Kollarımda eridi.
“Kutay?”dedi nazlana nazla.
“Söyle Yavrum.”
“Arada Yakut’u yanıma getirirsin değil mi?”
“Ayıpsın, tabikide.”
Kıkırdayarak elini karnımın üstünde gezdirdi. “Kutay?”dedi yine nazlı nazlı.
Her bir göreve gitmeden önce böyle nazlandırırdı kendini. “Aşkım?”dedim dolu dolu.
“Sana bir şey diyeceğim ama bana kızma.”
“Söyle Elfin’im.”
“Sen bu görevde bizi izleyip yönlendiricek misin?”
“Evet,”dedim sakince.
“Beni seviyor musun?”
“Tüm nefesimle.”
“Bende seni tüm nefesimle…”
🍂🍂🍂🍂
Evettt bu bölümü çok uzun tutmak istemedim(diğer bölümlere kıyasla😁) çünkü uzun bir ara vermek zorunda kaldım özel sebeplerden😔
Her neyse. Serim bitmek üzere bunuda belirterek arka planda bir kaç yeni kurgu ile uğraşıyorum. Seviliyorsunuz🍂🫶🏻
Bölüm etkileşimi
