8. bölüm · SERİM
6
Evevevtttttttt
Bölümü oylayıp yorum bırakmayı unutmayınnnnnnn
🍂🍂🍂🍂
Doğa Cömert
Neyi kabul etmeli? Ortaklık mı? Yoksa ölümü mü?
İstediğim neydi? Abime karşı gelmek mi yoksa onun tarafına geçerek onu korumak mı?
Bulut karşımda bir cevap bekliyordu. Hissediyordum. vereceğim cevap onuda korkutuyordu. Bu iş onun içinde zordu. Kaya meselesinin baş sorumlusunun benim olduğumu bilip bilmediğini bilmiyordum. Ama Bulut'un gözlerinde bir şey görüyordum. Ama adını koyamıyordum...
Bulut'un gözlerine baktıkça kalbimde değişik bir hissiyat uyanmaya başlıyordu. Eren'in söyledikleri kulağımı çınlatıyor, Bulut'a güvenme tarafına beni itiyordu. Ancak bir yanım ise Bulut'un abisinin intikamını almak istediği için önce beni kendi sahafına çekip sonradan hiç beklemediğim bir anda beni alt etme ihtimali de baskın geliyordu.
Bu vereceğim karar öyle bir karar olmalıydı ki hayatım değişecekti. Ya abime teslim olup onunla ölecek yada onu öldürmek isteyen katile yardım ederek onu öldürecektim...
Seçim yapmak zordu. Abim beni seviyor muydu bilmiyordum ama o benim abimdi. Kan bağın olduğu birisini kolayca öldüremezdin.
Ama o bana işkenceler eden, babamın cesedi ile konuşmalarımı zevk alarak izleyen, annemin cesedinin yanına kıvrılırken beni umursamayan, daha cinsiyeti belli olmamış bir bebeği annesinin karnında yumruklayarak öldürmeyi göze alan, babası can çekilirlen hiç bir şey yapmadan film izler gibi izleyen bir kişiydi o. Şerefsizdi ve belkide bu kasabadaki ölmeyi en çok hakeden kişiydi.
Arda'nın yaptıklarını gözden geçirince ortaklık teklifi Eren'in "Bulut'a güven seni yaşatmak isteyen tek kişi o" demesi ise bunun cabası...
"İyi misin?"diye sordu Bulut. Kafamı komple masaya eğmiş, düşüncelere dalmıştım. Çorbanın kaşığı elimde asılı kalmış soğuması için kaşıkta beklettiğim çorba kaseye geri akmıştı. Derin bir nefes aldım.
"Kabul,"dedim tek nefeste. Korku dolu gözlerle Bulut'a baktım.
Tam gözlerinden geçen sevinç parçaları ile bir şeyler söyleyecekti ki hızla devam ettim, "Ama bir şartla."
Kendi çıkarlarımı da düşünmem gerekliydi. Hıh.
Benden duydukları karşısında anlık bir afallasada, "Dinliyorum,"dedi.
"Her ne olursa olsun, beni koru ve gerçekten sözünü verdiğin gibi beni yaşatmayı amaçla..."
"Söz. Doğa. Sonbahar'da ormangülü açana kadar koruyacağım seni."
Orman gülü... sonbahar da açması çok istisnaidir. Bulut büyğk bir söz vermişti. Sözleri ve gözleri bu sözü tutmak için canını bile verebileceğinin göstergesiydi.
Ben Doğa Cömert olarak bu gün ilk defa abime karşı gelmenin ilk adımını atmıştım. Abisinin ölümüne sebep olduğum katil ile abimi öldürme yoluna ilk adımı mı atmıştım. Beni yıllarca küçümseyen adamın burnundan fitik fitil getirecektim.
Getirecektik...
🫀🫙
Yazar bakışı
İsimsiz hapis hayatını sürdürdüğü dört duvarın içinde artık ezberlediği mallara bakıyordu. Normalde Bulut abisi sürekli yanına gelir onunla konulur can sıkıntısını giderirdi. Ancak şimdi Bulut görevdeydi. İsimsiz'e yakın bir yerdeydi ama yakalanmamalıydı...
isimsiz yatağına uzanmış tavanındaki tahtaları belki bininci kez sayıyordu. Çok sıkılmıştı. Bir arkadaş lazımdı.
Derken dükkanın kapısının açıldığını duyduğunda kalkıp tezgaha gitti.
Gelen kişiyi görünce ister istemez yüzünde bir mutluluk oluştu. Gelen Kutay'dı.
Kutay her zamanki tarz halini takınmış, siyah saçlarını dağınık bir biçimde bırakarak sanki doğanın düzgünlüğüne meydan okuyordu.
"Naber lan? Bulut gitti kaldık yine baş başa..."diye mırıldandı Kutay.
Dotlarını iyi tanırdı. Bulut'un ne denli büyük bir canavar olduğunu ve İsimsiz'in be denli karanlık bir insan olduğunu çok iyi bilirdi.
"Elfin abla nasıl?"diye sordu İsimsiz.
"Nasıl olsun, son dönemlerde çok yoruluyor falan filan işte. Malum doğumu yaklaştı."
Elfin Kutay'ın biricik eşiydi. Elfin'in 9 aylık hamile olmasına bir hafta kalmıştı. Doğumu çok yakındı. Kutay'ın bir oğlu olacaktı. İlk kez baba olacaktı ve heyecanlıydı bunun için. Bir o kadarda korkuyordu çünkü Korsan muhakkak biricik oğlunuda kötü yola sokmayı amaçlayacaktı...
"İyi hadi hayırlısı olsun abim. Sağlıkla doğsun yakışıklı,"dedi İsimsiz.
"Yüzü bana genleri anasına benzesin."
"O nasıl oluyor abi? Birlikte yapmadınız mı?"
"Salak onu mu diyorum? Saç rengi göz rengi annesine benzesin, yüzünün yakışıklılığı bana benzesin dedim."
"Abi bence güzelliğinide annesinden alsın."
"Niye lan?"
"Çocuğa travma yaratma,"diye söylüyordu ki kafasına Kutay tarafından sağlam bir şamar yedi.
Gülerek konuşmalarına devam ederken, dükkanın kapısı yeniden açıldı. İçeriye giren kişi gıpgri kıyafetler içerisinde kapüşonunu kapatmış bir kadındı.
İsimsiz gelen kişiye bakıp kim olduğunu anlamaya çalıştı ama çıkaramadı.
Kadın sessizce içeriye girdi. Tezgaha -İsimsiz'in olduğu yere- yaklaşıp elinde tuttuğu bir kartı uzattı. Ardından başka bir şey söylemeden hızla çıktı.
İsimsiz ve Kutay anlam veremeden kadının bıraktığı kartı incelerken buldular kendilerini...
Korsan'ın emri. 10 dakika sonra getirilecek kitaplardan hiç bir katil almayacak. Online Satışa sunulacak ancak o kitapların içerisinde bolca zehir bulunmakta. Solunmaması ve satılana dek paketlerinden çıkartılmaması emirdir! Büyük bir kesime ulaştırılacak!
Kartta yazanlar bunlardı. Kutay anlam veremeden, "tanıyor muydun gelen kişiyi?"
"Hayır."
"Değişik..."
Kutay'ın telefonu aniden çalmaya başlayınca ikiside bir anlık irkildi.
Kutay arayan kişiyi görünce otuz iki diş sırıtmasına engel olamadı.
"Sevdiğim!"diye coşkuyla açtı telefonu.
"Kutay, ne zaman geliyorsun?"diye sordu Kutay'ın biriciği Elfinciği.
"Ömrüm, söyle yoluna kurban olduğum."
"Karnımdaki yaratık oğlun hiç rahat durmuyor. Sancı var çok fazla..."
"Doğurmuyon dimi lan?"
Kutay'ın aniden ciddileşen bu ifadesine karşın İsimsiz bir an streslenmişti. Ani bir doğuma hazır değildi. Henüz bunu kaldırabileceğine de emin değildi. "Öocuk mu doğuyormuş abi ne oldu?!"diye telaşla sormaya başladı İsimsiz.
"Bir şey yok oğlum bir dur,"diyerek eşiniDinlemeye devam etti Kutay.
"Ne zaman gelirsin?"diye sordu Elfin.
"Yoldayım güzelim geliyorum."
Kutay dükkandan çıktığında İsimdiz derin bir nefes aldı. En az Kutay kadar endişeleniyordu doğacak minik için. Kendinden bir parça olarak görüyordu onuda...
Kutay, İsimsiz ve Bulut. Üçüde aynı yolda karşılaşmış üç iyi dost olmuşlardı... bir birlerini kardeş yerine koymuş, dert tasa oldumu hepsi aynı anda sırtlamaya çalışmıştı.
🫀🫙
Eren kendi evinde ikizinin karşısında oturmuş odun ikiziyle sohbet etmeye çalışıyordu.
"Doğa'dan ayrılıp Dora'yla birlikte olmak hakkında ne düşünüyorsun bay sapık?"
"Eren kapa çeneni."
"Of be Doğucuk,"
"Eren!"
"Tamam be..." sustu Eren ve etrafa bakındı. "Çok sıkıldım ya."
Doğuhan dertli bir nefes verip kardeşine döndü, "sana bol sıkılmalar o zaman kardeşim, antremana gidiyorum."
"Antremanını sevdiğin ladar azcık benide sev be..."diye mırıldandı Eren.
"Sende gel, teke tek maç yapalım kardeşim."
Eren şoke olmuş bir biçimde Doğuhan'a döndü. "Harbi mi lan?"
"Harbi lan, gel beşm mavi formayı giy. Kırmızıyı vermem ama."diyerek Doğuhan arka odalara gitti. Eren peşinden giderken yüzüne atılan mavi forma ile olduğu yerde kaldı, "senden daha çekici bir vücuda sahip olduğumu biliyorum Eren. Ama ben gay değilim kardeşim. Salonda giyin lütfen."diyen Doğuhan ile Eren sağlam bir kahkaha savurdu. "Asıl sen benim olağanüstü kaslarımı görünce ağzın sulandığı için benimle aynı odada giyinmiyorsun değil mi?"
"Hehe Eren, hadi acele et."
🫀🫙
İki kardeş delicesine basketbol oynamıştı. İkiside çok yorulmuş, sahanın ortasına uzanmışlar neye güldüklerini bilmeden kahkaha atıyorlardı.
Doğu başını kaldırıp kardeşine baktığında daha büyük bir kahkaha savurdu, "nasıl düştün lan öyle?"
Eren, smaç basmaya çalışırken iki ayak üzerine değilde poposunun üzerinde yere yapışmıştı. Doğuhan o an gülmekten oynayamamıştı.
"Hiç sorma ya hala acısını hissediyorum..."diye mırıldandı Eren.
İkisi tekrar gülmeye başlarken yavaş yavaş ayaklandılar. Doğuhan, "Özlemişim lan seninle takılmayı. Haftaya yine yapalım mı?"
Eren sustu, cevap veremedi. Haftaya yaşar mıydı bilemedi. Ölümü geliyordu, bunu biliyordu. Korkuyor muydu? Belkide. Doğu'dan ayrılmaktı belkide onu korkutan. Doğuhan ve Eren. Annelerinin ölümünü birbirine sarılarak geçiren iki küçük çocuk... olgun olmamış, olgun olmaya zorlanmış iki çocuk...
Doğuhan Eren'in düşünceli halini fark edince kardeşinin yanına gitti, bir elini Eren'in omzuna koydu.
"Eren? İyi misin? Bir şey mi oldu?"
Doğuhan soğukjanlılığı ile bilinirdi ama şuan kardeşi için endişeliydi. Eren ne olduysa sabahtan beri durgundu. Doğuhan sorduğunda bir şey yok diyip duruyor ve sürekli Doğuhan ile vakit geçirmek istediğine çıkan imalarda bulunuyordu.
Eren ikizinin dedikleri ile düşüncelerinden sıyrılıp ona döndü. "He, iyiyim ya dalmışım öyle."
İkizler toparlanıp gitmeye hazırlanırken, Eren karşıdan sinirle ona yaklaşan birini gördü.
Beklediği bir şey değildi. O... ölmemiş miydi? Hala yaşıyor olması mucizeviydi neredeyse...
Yaşlansa bile saçlarındaki aklar belli olmayan, yüzündeki o keskin ifade ve sert bakışları asla değişmeyen Kasırga... müebbet hapis yatarken şimdi nasıl neden buradaydı?
Eren kanı çekilerek oraya bakarken Doğuhan'da anlam verebilmek adına o yana doğru döndü.
Bulundukları saha kasabanın içinde ama diğerlerinin bulunduğu yerden uzaktaydı.
Yani bağrış çağırış olsa kimse duyamazdı...
Doğuhan'da karşısında onlara doğru sinirle gelen Kadırgayı görünce olduğu yerde kasıldı. Hızla kendini toparlayıp kardeşine döndü. "Bir şey mi oldu? Eren söyle bana anlat ne olursun..."
"Söyledim. Doğa'nın yaşaması için."
"Neden! Zaten ölmesi gerekiyor!"
"Doğa ölmeyebilir. Bulut onu korur. Söyledim Bulut'a da... Doğa'ya dedim. Güven ona diye."
"Eren, neden böyle bir ihtiyaç duydun?"
"Arda..."sustu ve yutkundu Eren. Kadırga'ya baktı bir kez daha. Arkasında Korsan'ı, Yağızı ve Suna'yı gördü. Devam etti, "Doğa'yı öldürmeye kalktı. Bulut'a söylemeseydim ölüyordu."
Doğuhan duydukları karşısında şıke olmuş bir biçimde bir Kasırgaya bir de Eren'e baktı.
"Doğu, seninle vakit geçirmek güzeldi. Teşekkür ederim kardeşim..."
Kasırga yanlarına gelmiş soğuk bakışlarını Eren ve Doğuhan'ın üzerinde gezdiriyordu. Korsan bir adım öne çıkarak Kasırga ile aynı hizaya geçip yandan Kasırgaya bir bakış attı.
Kasırga, Korsan'ın tek kelime etmesine izin bermeden, "Benim için o kadar değersizsin ki Eren, seni kendi evine götürüpte işkence odasıyla vakit bile kaybetmek istemiyorum."
Eren olduğu yerde korkuyla kasıldı. Doğuhan bunu fark etti. Kasırga Eren'in üzerine bir hamle yapacağı sıra Doğuhan kardeşini geriye itip onun önüne geçti. "Yaptığı hamle bize artı kazandırabilir. Hemen zarar vermeyin ona." Doğuhan ilk defa bu kadar çaresizdi.
Eren ise ölümünü çoktan kabullenmişti.
"Doğucuk. Bizim ilk kuralımız nedir?"diye konuştu Korsan duygudan yoksun bir sesle.
Doğuhan durdu düşündü. Ezberleyeme kadar vücuduna sayısız kesikler atıldığı o kalın kitabı hatırladı. Karanlık bir odada, önüne konulan o kitabı aydınlatan ufacık bir ışık altonda ezberlemeye çalıştığı kuralları hayırladı. Yanlış söyleyip maddelerin sıralarını karıltırdığında derisinin yakıldığını hatırladı. En önelisi, arkasında korkuyla nefes bile alamayan kardeşinin çekeceği acıyı hatırladı. Nefes alamadı. Titredi. Ama dudaklarından şu kelimelerin hüzünle çıkmasına emin olamadı,
"Madde 0001,
Kimliğini bile isteye açık edersen ölürsün."
"Aferin Doğucuk."dedi Kasırga. Devam etti, "şimdi çekil. Yoksa bu bıçağın ucu senin teninde de gezinecek. Batık kardeşlerin ikisinde kana batması ve bunun aynı anda olması bu kasabayı fazlaca sarsar, şimdi çık önümden!"
"Yapma..." Doğu'da titredi Eren gibi. "Ondan başka kimsem yok, yapma. Himayem altına alırım onu. Evden dışarıya çıkartmam. Söz veriyorum. Kimseye bir zararı dokunmaz..." Doğuhan çaresizce yalvarırken Eren arkadan fısıldadı, "yapma Doğu."
"Sus Eren!"diye konuştu kardeşine dişleri arasından.
"Eh yeter be çok ağladınız!"siyerek sinirle Doğuhan'ı öteye iteledi Korsan. Kasırga bu anı fırsat bilerek Eren'in böbrek tarafına elindeki bıçağı geçirdi.
Eren acıyla dik durmaya çalışırken Yağız elinde tuttuğu çantadan bir şırınga çıkarttı. Bu Kasırga'nın zamanında Kaya'ya Doğa'ya yapmasını emrettiği felç inesiydi.
"Hayır, hayır, hayır! Lütfen. Lütfen o olmaz lütfen!"Doğuhan kardeşinin yanına gitmeye çalışıyordu ama Suna onu engelliyordu. Doğuhan'ın gözünün önünde kardeşinin sonu geliyordu. Hayatı bitiriliyordu.
"Yapmayın..."dedi Doğu son bir umut ile.
Kasırga elindeki iğnenin çok azını Eren'in vücuduna enjekte edecekken durdu. "Yağız,"diye seslendi, "Bulut'u çağır."dedi.
Hepsinde bir sessizlik oldu. Yağız bir şey demeden Yanlarından ayrıldı.
🫀🫙
Bulut Karataş
Doğa ile keyifli vakit geçiriyorduk. Ortaklığımızın şerefine dolapta bulduğum şaraplardan biraz doldurmuş salona getirmiştim. Karşılıklı oturmuş şaraplarımızı yudumluyorduk. Arkada eski dönemlerin nostaljisini taşıyan tatlı bir film dönüyor, ama iki saattir biz birbirimize kaçamak bakışlar atıyor her defasındada yakalanıyorduk. Doğa'yı biraz içinde bulunduğu dünyadan uzaklaştırabilmek iyi hissettirmişti.
Onada iyi gelmiş olmalıki yüzünden o masum gülümsemesi eksik olmuyordu.
Doğa çok iyi birisiydi. Ve şüphesiz çok masumdu. Ona çok bağlanmıştım. Ne ara olduğu hakkında ise ufacık bir bilgim yoktu. Onu seviyordum. Hatta… Aşıktım…
Birisine aşık olmak canımı yakmaya başlamıştı çünkü bu hissi sevmemiştim. Onu korumak zorunda hissediyordum kendimi.
Hatta inanır mısınız? Çınar bile aklıma gelmedi bayadır. Doğa ile konuştuğum bu bir kaç günde…
Evin kapısı çalınca kalkıp açtım. Karşımda Yağız’ı görmek oldukça sinirimi bozsada söyledikleri aniden evden çıkmama sebebiyetti.
“Bulut, Kasırga seni çağırıyor. Sahanın orada. Konserve vakti gibi duruyor.”
Doğa’yıda alarak evden çıktım. Onu yanımdan ayıramazdım. Kafenin ters tarafında kaldığı içinde sorunum yoktu. Hızla saha tarafına doğru yürüdükten sonra yerde kanlar içinde yatan Eren onun yanında göz yaşları içinde kardeşine yardım etmek için çırpınan Doğuhan ve hemen yanlarında Korsan ile Suna. Kasırga onalardan daha uzak bir noktada bizi bekliyordu. Kasırga’ya yaklaştığımızda bir işaret vererek Yağız’ı Korsanlardan tarafa gönderdi. Doğa benim arkamda yine bizden uzakta bekliyordu.
Kasırga iyice bana yaklaşarak, “İğneyi al, onu etkilemeyecek şekilde onlara farkettirmeden az bir şey yap. Biz giderken bizimle gel ama hemen sonrasında dönüp onlara yardım et. Öldürmemeye çalış. Korsan bir şey bilmesin. Sana güveniyorum evlat.”
“Tamam.”
Eren’in olduğu tarafa yönelip iğneyi aldım. Doğuhan’ın acılı çığlıklarını duymamaya çalıştım. Aklıma o gün geliyordu. Kanlar içindeki Çınar.
Kanlar içindeki Eren.
İkisininde kaderi benim elimde…
Elim titreyerek iğnenin ucunu Eren’in koluna yaklaştırdım. Damara denk getirmemeye çalışarak ucunu sapladım. Titreyen bedenlerimiz ile yapmak çok zordu. İğnenin damara denk gelip gelmediğini bilmiyordum. Damara denk geldiyse bitmiştik zaten. Pistonu yavaşça ittirerek sıvıdan çok küçük bir miktar enjekteledim. Kimsenin bakmadığına emin olduktan sonra iğneyi çıkartıp sıvıyı boşluğa sıktım.
Doğrulduğum sıra Eren yarı baygındı ama gözleri bendeydi. Amacımı anlamıştı.
Yüzünde umutlu bir gülümseme ile bakıyordu bana. Çınar’ın kafasına o taş atılmadan önce bana baktı andaki gibi…
Bakamadım daha fazla döndüm arkamı. Büyük bir kumarın ucundaydık. Eren sıvının etkisiyle ölmese bile karnına saplanan bıçağın etkisiyle ölebilirdi. Çok kan kaybetmişti.
Kasırga bıçağı çıkartmamıştı. Bu bir nebze akılı engellesede yine de çok zaman geçmişti. Eren’in ölmesi an meselesiydi…
“Yaşatabilirsen yaşat Doğucuk.”dedi Korsan ve yürümeye başladı. Yağız ile Suna’da hızla onun peşinden giderken peşlerine takıldım. Doğa hemen yanımdaydı. Onu kolumun altına alırken başımı çevirip Doğu’ya baktım. Eren’in kafasını kucağına almış, sıkı sıkı sarılıyordu. Kanı akmasın diye bıçağın yakınına elini bastırıyor, gitmemesi için yakınıyordu.
Bencede Eren, gitme. Kardeş acısını iyi bilirdim. Ölümünüde hastalığınıda…
Korsanlardan zorda olsa ayrılıp hızla Erenlerin yanına dönmüştüm. Henüz korktuğum manzarayla karşılaşmamak beni sevindirmişti. Doğa sağolsun ayak uyduruyor şimdilik soru sormuyordu.
“Doğu, düz olacak şekilde yatır ve yarasını aç, Doğa gazlı bez ve dikiş kitini hazırla.”
Diyerek sağlık kitindeki kolonyadan sıkarak eldivenleri taktım. “Yapabilir misin?”diye sordu Doğu.
“Cerrahi bilgim var. Bana bırak.”
Eren’e gerekli müdaheleyi yaptım. Yarasını diktim. Erenlerin evi buraya yakındı. Gidip bir çarşaf getirdi Doğa. Çarşaf’ı yere serip Eren’i dikkatlice üzerine bıraktıktan sonra bir ucundan ben bir ucundan Doğu tutarak Doğu’ların evine gittik.
Eren’i yatağına yatırarak ayarladık. Ufak bir serum ayarladım. Geriye sadece beklemek kalmıştı. Sabredecek ve sonuçları beleyecektik. Yapacak birşeyimiz yoktu…
🍂🍂🍂🍂
Bölümü oylayıp satır arası yorum yapmayı unutmayınnn
