16. bölüm · SERİM
13
13. BÖLÜM
Merhabalar. Bölüme başkamadan şunları söylemek istiyorum. Yeni bir yasa çıktı biliyorsunuzki. Çerçeve yasası. Her ne kadar desteklemediğim bir şey olsada şu açıdan bakmakta gerekli.
Evet geçmişimizin acısına bir ihanet ancak olan bir şeyi değiştiremesekte geleceği değiştirebiliriz. Bu ülke bu kansızlar yüzünden kana bulandı ve bu yasa daha fazla şehit vermemek için gibi düşünmeliyiz. Onlar ile bir ateşkes ilan edilene dek yada soyları tükenene dek devam edecekti. Buda Türkiyenin hem ekonomik olarak hemde askeri açıdan daha fazla zarar görmesine sebep oluyordu. Keşke ateşkes yerine soyları tükenseydi ancak insanın doğasında üremek olduğu için bunlarda sürekli üreyerek milleti daha da zor duruma sokuyorlardı.
Kendi ülkemizde, ülkemize göz koyanlar ile aynı şartlarda yaşamak elbette benimde zoruma gidiyor ama ne yazıkki hükümetin kararına kimse bir şey diyemiyor. Keşke gerçekten karşı çıkabilsek ve adam akıllı adil bir demokrasi uygulansa. Ama yapacak bir ieyimiz ne yazıkki yok çünkü burası Türkiye. Sözde adil ama sözler soyuttur. Türkçe iki kelime ile bunu özetler. Sonut ve soyut kavramlar olarak. Kelimeler soyuttur konuşmakta öyle. Sadece bir ieyi söylemek yetmiyor o yüzden çünkü soyuta inanmak kolaydır. Hele ki zor bir durumda elindeki somut kanıtlara bak.
Şehitlerin ailelerine baş sağlığı ve tüm gazilerimize geçmiş gitmiş olsun dileklerimi ve dualarımı hediye ederek bölüme başlamak istiyorum. Şehitlerimizin ruhu Şad, mekanları Cennet olsun…
*1= Kayahan “ninni”
*2= Batuhan Kordel “Sıcak Şarap”
🍂🍂🍂🍂
Çocukluğunu kötülükle geçirmiş birisine iyiliği anlatmak, bir balığa yürümeyi öğretmek gibidir. İnsan suyu, balık karayı bilmez ise işin sonunda insan suda, balık ise karada boğulur…
🫙🫀
Bir kaç gün sonra Doğa Cömert
Düşüp kalktım. Yenildim ama yendimde. Hayatın kumarlarında hep kazanarak çıktım. Ben bir kız çocuğu olarak lanetlenip bu laneti onur haline getirdim. Korktum. Yapamam edemem desemde hayata tutunmanın bir yolunu hep buldum. Elimden adam akıllı tutan olmadı. Yaşayamadım ben hayatımı. Taki birazdan bir masaya oturup evlilik hayalşmizin resmi kayıtlara döküleceği o adam ile tanışana dek.
Üzerimde sade bir elbise vardı. Ekru tonlarında üzerinde beyaz inciler bulunan şık bir elbiseydi. Bacağında baldırımın üst kısmına kadar uzanan dein bir yırtmaç ile göğsümü yarıp geçen göğüs dekoltesi ile fazla cesur bir elbise idi.
Sırt kısmı belime kadar açık, sadece boynumdan göğüs etrafıma inen bir askı ile vücudumda oturuyordu.
Bu elbiseyi Elfin ve Ecem ile birlikte nikah için seçmiştik. Nikah işini biran önce halledip bebeğin kontrolü için hastaneye gitmek istiyordum.
Kapı tıklatıldığında onay verdiğimde Elfin kapıyı açtı. Kutay gelmişti. Elfin’in dudağından minik bir öpücük çalıp kucağındaki Yakut’u Elfin’e verdi. Elfin oğlu ile özlem giderirken Kutay yanıma geldi. Ecem makyaj’ımı yapıyordu.
Elfin dışarı çıkıp kapıyı kapatırken Ecem de işini bırakmıştı. “Of ben dayanamayıp abime bakmaya gidicem. Kudurdum!”diyerek Ecem’de çıktığında Kutay ile tek kalmıştık.
“Vay be… Doğa, çok güzel olmuşsun abim.”
Kutay abim olmuştu. O gerçek abi sevgisini o bana yaşatmıştı. “Abi… Sence iyi geçecek mi her şey?”
“Sen neyi düşünürsen o olur. Şimdi sen söyle bana sen beni kız tarafından ne olarak görüyorsun?”
“Nasıl yani?”
“Abi, baba, kardeş, arkadaş falan fistan.”
“Baba desem?”
“Nasıl istersen. Elfin?”
“O nikah şahidim.” Gülüp sıkıca sarıldı. Ardından sessizlik içinde odadan çıktı. Eşiyle vakit geçirmeye gittiğine emindim…
🫀🫙
Ecem Naz Vera
Abimin olduğu odaya gitmek için uzun koridoru yürüyordum. Odalar karşı karşıyaydı zaten. Ancak birden bir el belimi kavrayıp beni kendine çekerek dudağıma yapıştı. Kim olduğunu anladığım için karşılım verdim ama abim her an heryerden çıkabileceği için hemen ayrıldım.
“İsimsiz, dur birisi görücek…”
“Görsün.”
“Kara fırtına ile uğraşmak mı istiyorsun?”
“Beni fazla küçümsüyorsun.”
“Diyorsun?”
“Diyorum.”diyip bir buse bıraktı dudağımın ucuna.
Birden arkamda bir hareketlilik hissettiğimde İsimsiz’i yanımdan ittim. Büyük bir sinirle Korsan’ın yanımıza geldiğini gördüm.
“Anka!”diye gğrlediği sıra İsimsiz’in sinirle kasıldığını hissettim. Belimdeki eli fazlasıyla sıkılaşmış, sanki içine bir koruma hissi gelmiş gibi beni bir kaç adım geriye çekti.
“Anka mı?”diye sordu anlamamış gibi İsimsiz.
“Siz beni mal mı sanıyorsunuz lan!”diye gürleyen Korsan İsimsiz’e sert bir tokat attı ancak İsimsiz bu tokadı sinek ısırmış karşıladı.
Korsan daha da sinirle kudururken İsimsiz Korsan’a bir adım daha yaklaşıp aralarındaki mesafeyi sıfırladı.
“Mal sanmıyoruz. Mal olduğunu zaten biliyoruz o ayrı mesele. Rahat bırak bu kızı.”
“Daha düne kadar onu öldürme planları yapan İsimsiz şimdi korumaya mı geçiyor. Daha kaç kişiyi kandıracaksın böyle?”
İsimsiz beni öldürmek mi istemişti?
“Ufak atda köpeklerin yesin. İt! Ben nerede onu öldürme planı yaptım be? Daha düne kadar kardeşimdi dünden sonra ise sevgilim. Var mı lan itirazın?”
“Annen seni neden bıraktı o çöplüğe?”
“Kapa çeneni!”
“Evladını seven çöplüğe mi bırakırdı?” İsimsiz, Korsan’ı sertçe ittiğinde Korsan sendeledi. İsimsiz olduğu yerde daha da kasıldı. Yumruk yaptığı ellerinin bembeyaz kesildiğini gördüm.
“Annen sadece senden kurtulmak istiyordu! Senin onun için hep bir fazlalıktın!” Laflarının devamı gelemedi çünkü İsimsiz öyle sert bir yumruk attıki yere düşen kanlı dişi gördüm…
Korkuyla çığlık attığımda abimin odanın kapısından baktığını gördüm.
Ters bir şey olduğu gibi geleceğine emindim. Ama İsimsiz’inde biraz kendini Korsan’a göstermesini bekliyor gibiydi.
Korsan İsimsiz’i kışkırtmaya devam etti, “Seni öyle hor gördüki bir isim bile vermedi sana! İsimsiz diyorlar sana. Bu dünyada kimliği olmayana adam bile demezler. Yoksun sen! Yaşayan ölü!”
“Kapa çeneni! Sen nesin lan! Peşinde kırk tane it seni kovalıyor. Katilsin sen!”
“Sen çok mu farklısın benden? Bir kişi öldürenede katil, bin kişi öldürenede katil denir. Anlattın mı sevgiline? Onu nasıl öldürdüğünü?”
Ne? İsimsiz ne ara birini öldürmüştü? Korsan’a çalışmaya haşladığından beri kimseyi öldürmediğini. Öldürmek istemediği için hapis hayatı yaşadığını anlatmıştı bana.
Abime baktım. O da şok olmuş bir şekilde ona bakıyordu. İsimsiz derin derin nefesler almaya başladığında Abim hızla geldi. İsimsiz’i arkasına alıp Korsan’a sert bir yumruk atıp onu yere devirdi. İsimsiz ağzından kanlar akarak Bulut’a baktı. “Beni karşına almak istemezsin Bulutçuk.”
“Korkudan ödün koparken bu laflar senin gibi bir minyon için fazla cesur değil mi ‘babacık?”
Korsan öfkeden kudururken Bulut beni içeri kışkışladı. Doğa’nın odasına doğru koştuğumda Kutay tüm kızları içeri postaladı.
“Siz, ikiniz, sevgili misiniz?”diye sordu Elfin pat diye.
“Ne alaka ayol,”diye toparlamaya çalıştım ama nafile. İkisininde korkutucu bakışları üzerimde geziniyordu.
“Tamam belki birazcık sevgili olabiliriz gibi…”
“Bir buçuk subar’dağı mı sevgilisiniz?”diye sordu Doğa.
“hıhı,”diye onayladım bende espiriyle.
“Bulut İsimsiz’i otuz parçaya ayırıp ondan çorba yapacak…”dedi Elfin umutsuzca.
Doğa ile bir birimize baktık. Doğa, “Yapar mı cidden?”
“Belli olmaz.”
“Doğa’m, canım gelinim. Bence… Sen abimi yumuşatırsın.
“Doğacak olan bebemin bakıcısı olacaksan olur.”
“Kabul!” Bebeğe bakmak ne kadar zor olabilirdi ki?
Umarım bir gün bunları söylediğim için pişman olmam…
🫀🫙
İsimsiz
Nefes almak gibiydi yaşamak. Anlık ve saniyelerle ölçülebilen. Hayat travmalarla doluydu. Yeri geldi mi göğsünü paramparça hale getirebilen. Yenildim, düştüm, kalkamadım ama. Hep birisi elimden tuttu. O kişi ise abim oldu. Bulut ve Kutay…
Şimdi ise Bulut bana sıkıca sarılmış sakinleştirmeye çalışıyordu. Nefessizdim. Birden bire kendimde gün yüzüne çıkartmaya korktuğum bir çok şey yüzüme vurulmuştu.
Kimse bilmez bemde bir katil olduğumu. Bulut ve Kutay’da bilmez. Tek bilen kişi öldürdüğümdü. Bir kişi. Sadece bir kişi öldürdüm. Ama onun bile bana çektirdiği acı içimde kanlı bıçaklı bir vahşetti. Kormuştum bir süre sonra bu vahşetin hoşuma gitmesinden. Ama henüz olmadı. Başka kimseyi öldürme arzusu ile dolmamıştım.
Ta ki bu zamana dek. Korsan’ı öldürmek istiyordum. Diğer bir çok insan gibi. Derin nefesler alamaya çalışırken Korsan’ın uzaklaştığını gördüm. Sessiz kaldım. Bulut, “Sakinleş… geçicek hepsi. Korkma annen öyle birisi değildi. Bulacağız anneni ve öyle olmadığını anlayacaksın korkma…” diyip fısıldadı kulağıma. Biraz daha sakinlediğimi hissederken beni sakince odaya doğru sürükledi. Umarım Ecem ile ilişkimi anlamamamıştır. Anladıysa beni kendi elleri ile boğar yakardı. Normalde vahşi bir insandı zaten ama konu heleki kardeşleri yada sevdikleriyse ortamı mahşer yerine çevirmekten asla çekinmezdi.
Ona ayak uydurup odaya geçtiğimde kasıldığımı hissettim. Ayaklarım birden kitlenmiş hareket etmeye gücüm kalmamıştı.
Annem gerçekten beni sevmediği için mi çöplükte bırakmıştı? Bana gerçekten de bir isim koymaya bile tenezzül etmemiş miydi? Neden ama? Ben onun evladıydım!
İsimsiz’dim ben. İsmi bile haketmeyen. Ailesinin terkedilmiş çocuğu…
Annem mi kızıldı yoksa babam mı acaba? Bunları düşünmek bile yakardı canımı. Keşke olsalardı da ben onlardan şiddet görseydim ama varlıklarını bilseydim. Annemin bana bir kez oğlum, diyerek sarılışını duyup hissetsem o evlat sevgisini. Sadece bunları bir an yaşamak için neler vermezdim…
Kutay’da odaya girip kapıyı kapattı. Bulut çantasından sakinleştirici bir hap çıkartıp bir bardak su ile bana uzattı. “İç bunu, iyi gelecek emin ol. Her gün düzenli kullandığım bir şey.. öyle çok yan etkisi olmaz merak etme.” İlaca uzandığımda elimin titrediğini farkettim.
Kendi içine gömdüğüm acıların ortaya çıkartılması hiç iyi gelmemişti. Nefes alamıyor gibi hissediyordum. Suyu içemedim. Hap ağzımdayken Kutay tuttu bardağı elimden aldı. Bardağı dudaklarıma yasladığında bir yudumu zor aldım. “Gerçekten bulur muyuz abi?”diye sordum korkarak. Alacağım cevaptan korkuyordum.
Kutay yanıma oturup sıkıca aldı beni kolları arasına. Bir an güvende olduğumu sezdim.
Belki gerçek ailemi hiç bulamayacaktım ama bana onların yokluğunu hissettirmeyecek o insanları çoktan bulmuştum.
Kutay ve Bulut abim. Elfin ablam. Doğa ikizim gibiydi. Yakut da yeğenim.
“Bulut… Özür dilerim.” Diye mırıldandım.
“Ne için?”
“Bu günü mahvettim…”
“İsimsiz. Şarap çanağına sıktırtma bana. O ne demek lan? Sen yapmasan ben yapacaktım. Takılma olur mu? Lütfen. Eğer ki gerçekten iyi olmamı istiyorsan da sende iyi ol. Tamam mı? Beni en çok üzecek şey kardeşimin üzülmesidir. Biliyorsunki bir damla göz yaşınızın karşılığına neler neler yapabilirim. Biraz dinlen. Daha bir saat var nikaha uyu istersende uyandırırız biz seni.”diyip abi edasıyla başımı okşadı.
Aklıma bambaşka bir görüntü düştü. Yerde kanlar içinde yatan güzeller güzeli bir kız. Bilekleri kesilmiş, boğazı morluk içinde… Kutay bana daha sa sarıldığını hissettim. Nasıl kıymıştım ona? Ben mi zarar vermişim ona? Ben onu sadece sevmiştim. Unutmuştum onu.
🫀🫙
Bulut Karataş
İsimsiz’i Kutay ile bırakıp dışarı çıktım. Önce Doğa’mı görmeli ve bir yudum sakinleştiricimi onun dudaklarından almalıydım.
Hemen sonrasında da insan bile demek istemediğim varlığın ağzına sıçacaktım.
Doğa’nın olduğu kapıyı tıklattım. İçeriden ağlama sesleri geliyordu ama kimden olduğunu ayırt edememiştim. Kapı yavaşça açılıp Elfin dıları çıktı. “Kim ağlıyor?”diye sordum endişeyle. Ecem az önceki olaylardan korkmuş olamazdı çünkü Anka daha beterlerini yapardı.
“Bir şey yok. Oğlum ne kadar yakışıklı olmuşsun lan! Ey maşallah kardeşime!” Diyip sarıldı Elfin. Biricik kardeşi oldun bir an. Sıkıca sarıldım bende ona. Saçlarımdan çıkmış bir kaç noktayı içeri sokuşturdu. “Ya bulut… kocaman oldun ama ya…”diye mırıldanıp tekrar sarıldı. gözlerinin dolduğunu hissediyordum. Benim için gerçek bir ablaydı. Ben ise onun küçük kardeşiydim. Hatta bazen oğlu yerine koyardı beni. “Evleniyorsun ya! Of nikahta böyleysen düğünde kıza kalp krizi geçirtirsin.”
“Düğün ister mi bilmiyorum ki. Hem düğün yapsak kimi çağıracağız?”
“Her kadın içten içe kendini o güzel ve
Şık elbisenin içinde görmek ister yeterki yanlarında doğru adam damat olsun. Ayrıca ne demek kimi çağıracağız aşk olsun!”
“Siz ayrısınız ablam. Düğün dediğin kalabalık olur.”
“Ben tek başıma bile yeterim senin için rahat olsun.”
“İçeride kim ağlıyor?” Çıldırıcaktım kimin canı sıkkındı?
“Yakut, yakut ağlıyor dur ben ona bakayım hemde Doğa’yı yollayayım sana.”
“Kadın sesi abla bu. Ecem mi ağlıyor? Nesi var? Dur Doğa’dan önce onu bir göreyim.”desemde Elfin geçişime izin vermedi. “Bekle,”diyip o içeri geçti.
Benim kardeşim ağlıyordu ha? Kim ağlatmıştı onu? Korsan? İsimsiz’in yanındaydı en son. İkisi kedi köpek gibiydi zaten. İsimsiz mi ağlatmıştı? Ben mi ağlatmıştım? Kim ağlatmıştı lan!
Kapıyı tıklatıp açmaya çalışsamda içeriden bir şey engel oluyordu. Kapı bir süre sonra açıldı. İçeriden kuğu gibi güzel bir kadın çıktı.
Bu kadının güzelliğini anlatmaya ne kelimeler yeterdi ne satırlar. Uzun uzun satırlarla anlatırdım ama kardeşim iyi değildi. “Sonbaharım. Ecem iyi mi?”
“İyi iyi, biraz sinirleriyle oynadımda.”
“Ne yapacağız sizin bu halinizi?”
“Hazır mısın sen?”
“Sayılır. Ufak bir işim var.”
“Bulut. Yapma.”dedi ne yapacağımı anlamış gibi. “Senin canın yanacak.”
“Kardeşimin canı yanıyor böylede. Benim canım daha çok yanıyor öyle.”
“Bulut,”diyip enseme sardı kollarını. Ensemdeki saçlarını okşayıp adem elmama bir öpücük bıraktı. Sakinleştim. Eridim. Bittim.
Ellerimi sırt dekoltesine sarıp okşadım. Kollarımda mayıştı. Dudağına uzandığımda o da geri durmayıp bana yanaştı. Bir elimi çıplak sırtından yırtmacın açık bıraktığı bacağına sürttüm. “Karım…”diye soludum dudaklarına.
“Kocam…”diye soludu dudaklarıma. Başımı eğip boynuna eğildim. Ellerimle karnındaki evladımı sardım. “Eşim, çocuğumun annesi, bir tanem…”
“Sonbaharım’a ne oldu?”
“O ayrı. Bulut’un Doğası, Sonbaharım… Aşığım kadın sana! Cümle alem duysun!”
“Akşam, baş başa kalacak mıyız?”
“Sen yeterki iste. Dünyayı boşaltırım sana.”
Boynuna bir öpücük bırakıp geri çekildim. Dudaklarından öptüm. Aceleci değil. Soluklanarak sadece. “Ufak bir iş. Sadece. Lütfen izin ver…” diye mırıldandım. Emrine amadeydim şuanda.
“Hayır Bulut. Bu gün canın yanmamalı.”
“Ama…”
“Bulut sen bir baba oluyorsun. Çocuğuna böyle mi örnek olacaksın?”
“Ama Doğa…”
“Bulut!”diye çığlık atıp bana çekildiği sıra baktığı yere döndüm. Korsan elinde kanlı bir bıçak ile İsimsiz ve Kutay’ın olduğu odaya koşuyordu. “Hassiktir Doğa! İçeri gir. Çünkü burası kızışacak. Anka’yı çağır.”
Sağolsun dediğimi yaptı. Anka peşimden gelirken cebimden bıçağımı çıkarttım. Odaya hızla girdiğimde İsimsiz kendinden geçmiş bir iekilde söyleniyordu. Sakinleştiricinin etkisiydi. Kutay onun gözlerini kapatmış arkasına almıştı. Anka’yı biraz geride tuttum. “İyi misiniz?”dedim dudaklarımı oynatarak. Korsan hala geldiğimizi farketmememişti. Kutay elini okey işareti yaptığında Korsan’ın beyinciğine doğru bir yumruk savurdum. Son saniye Korsan bunu hissetmiş gibi öne doğru afalladı elindeki bıçak Kutay’a geleceği sıra Anka arkadan manevra yapıp bıçağın Kutay’a değil kendi elindeki bıçak ile çarpışarak Korsan’ın oyuk gözüne saplanmasını sağladı.
Beyaz gömleğim kan içinde kalınca üzülmemiş değildim ama kardeşlerim için değerdi.
Korsan acı ile savrulurken yakasından tutup dışarı çıkarttım.
“Yetmedi mi ulan aileme yaptıkların?”
“Senin ailen benim Bulut! Sen bunu kabul edene kadar durmayacağım!”
“Sen benim hiç bir bokum değilsin!”
“Her ne kadar itiraz etsende ben senin babanım Bulut.”
“Sen sadece abimin, annemin ve biricik kardeşimin katilisin. Şimdi de yavrumun, karımın yada arkadaşlarımın katili olmana izin vermeyeceğim!”
Baba oluyordum ben. Oğlum beni kanlarımla mı tanıyacaktı? Katil bir babası olacaktı onunda. Ama en azından ben yavrumu sevecektim. Kız yada erkek hiç farketmez. Olduğu gibi benim yavrumdu.
Benim babam bana defalarca kıymıştı ama ben kendi yavruma asla kıyamazdım.
“Babamsın sen benim? Öyle mi? Söylesene o zaman, en sevdiğim mevsim ne baba?”
“Sevgi bunlarla ölçülmez.”
“En sevdiğim mevsim Çınar’ımın doğum tarihinin olduğu mevsim. SONBAHAR BABA!”
“Ya öyle mi sence benim en sevdiğim mevsim ne o zaman?”
“Yaz. Anneme o kadar aşıktın ki adını söylemek için Yaz’ım derdin ona. En sevdiğin mevsimi en sevdiğin insana bahşettin. Kaya ve Bulut koydun abimle benim adımı ki biri yer yüzünde biri gökyüzünde hakimiyet sürüp yazı yaşatsın. Annemin cesedini attığın denizin kıyısındaki kayalıklarda tanıştınız. Çok severdiniz ikinizde orayı. Sürekli orada oturuyordunuz. Annemi kolların arasına alıp ona tüm dünyasını verdiğin zamanlardan sonra ben doğdum. Bir oğlunun küçüklüğünü krallar gibi yaşatırken diğerine neden cehennemi verdin baba? Benim ne farkım vardı abimden? Kollarında dünyayı yaşayan kadına kollarında cehennemi ben doğdum diye neden yaşattın? Neden eziyet ettin onlara? Neden öldürmek için yer aradın? Pişmansın dimi? Arıyorsun annemin kokusunu dört bucakta. Bambaşka tenlerde?” Söylediklerimin ağırlığı aştımda eziliyordu.
Evet Korsan oldukça sert bir kişiydi ama anneme gerçekten aşıktı. Benim yüzümden acı çektirmişti anneme ve abime. “Çınar? Onun ne günahı vardı? Tek Kaya’yı mı sevdin sen? Tek oğlun o muydu?”
“Bulut.”
“Çınar öldü. Öldürüldü! Kim öldürdü? Babası. Sence ben bunu anlamayacak kadar mal mıydım? Sıradaki kim? Kimi alacaksın benden? kimin Azrail’i olacaksan iki kez düşün. Çünkü sevdiklerime yaklaştığın bu kez ben senin Azrail’in olurum baba.”
Sertçe yutkundum. Bir köşeye odaklanmışken gitmeyip söylediklerimi dinlemesi içimi yaktı.
“Baba demek bile zor geliyor. İçim yanıyor sana baba derken. Benim çocuğumda mı böyle hissedecek? Senin yüzünden onunda kaderi bir katilin çocuğu olmak olacak. Ne olur ona acı. Bırak artık beni. Ya gerçekten sev ve koru beni sevdiklerimi baba. Ama bana ve çevreme o güveni ver. Yada hayatımızdan defolup git. Dokunma daha bize. Ben çocuğumu doya doya büyütmek istiyorum. Onu her gece korku hikayesi anlatarak değil, güzel şarkılar söyleyerek uyutmak istiyorum. Lütfen. Lütfen. Eğer ki sen peşimi bırakmazsan…”
“Oğlum.” diyen sesi kıstı haykırışlarımı... yere çöktüm. Gözünden aşağı kanlar süzülüyordu. Onu ben ameliyat etmiştim. Gözündeki tüm sinirleri almıştım canı acımasın diye. Hissetmezdi o kısmın acısını ama sordum yine de, “gözün çok acıyor mu?”
“Vicdanım…”
“Senin bir vicdanın yok.”
“Benim vicdanımı sen sırtlandın. Neden sen biliyor musun Bulut? Çünkü sen annene en çok benzeyensin. Korkuyorsun. Hastalığından korkuyorsun. Her şey sana onları hatırlatıyor.”
“Kaldırım taşları mesela değil mi?” dedim alayla.
“Zorundaydım… yasalar…”
“Sikerim yasasını. Her şeyi boş ver. Çınar. Neden aldın onu benden? Tek kıymetlimdi o benim.”
“3 hata yaptın.”
“Sen kaç hata yaptın?”
“Ben patronum Bulut.”
“Siksinler patronluğunu. Hiç bir bok olduğun yok senin.”
“Bulut, bu son.”dedi sadece.
“Ne son?”
“Son görev. Her şey bitti. Ailenle mutlu ol. Oğlum.”
Yutkunamadım. Ciddi miydi? “Gerçekten mi?”dedim sesim titrerken.
“Evet. Bunu hakkettin.” Kalkıp gitti. Olduğum yere sindim. Daha da ağladım.
Yanımda bir gölge gördüm. Bir çocuk. Bana çok benziyordu ama bu benim küçüklüğüm değildi… Bir erkek çocuğuydu. “Baba?”dedi birden. Titredim. “O-oğlum?”
“İyi ki benim babamsın.” Yanında bir kız çocuğu belirdi. “Babam!”diye koştu. Elimi ona sardım sarıldım. Yanağıma ıslak bir öpücük bıraktı sanki… “Hanginiz doğacak şuan?”diye sordum onlara. Ama ikiside yok oldu. Önüme döndüm. Damlalar hücum etti gözlerime.. deli dehşet döküldü damlalar engel olamadım. Olmakta istemedim…
Aklımda tek bir şarkı dolanıyordu. İki yanıma baktım. Az önceki iki çocuk iki yanıma oturmuş, başlarını omuzlarıma yaslamışlardı. Sardım onları kollarımla.
Aklımdaki sözleri dışa vurdum,
Uykudan uyanmış
Gülermiş, bakarmış
Annesi onu çok öpermiş, severmiş
Okula gidermiş, yazarmış, çizermiş
Babası onu çok öpermiş, severmiş
Annesi onu çok
Babası onu çok
Herkesler onu çok severmiş, severmiş…*1
🫀🫙
Bir kaç saat sonra üçüncü kişi dilinden
Herkes toparlanmış, kendine gelmişti. Bulut kanlanan gömleğini değiştirmiş en güzel gününü kanlandırmak istememişti.
Arka ufak bir fon müziği eşliğinde Bulut ve Doğa nikah masasında yerlerini almışlardı. Korsan’ın adamlarından bir kah memuru gelmiş ve nikahı kıymak için herkesin kendini hazır hissetmesini bekliyordu.
Doğa heyecandan titriyordu. Bulut bunu farkedince bir elini kızın bacağına koydu. Doğa güveni hissedip rahatladı. Nikah şahitleri Elfin ile Kutaydı.
Kutay ve elfinin nikahında İsimsiz şahit olduğu için bu gün Bulut’un şahidi Kutay olmuştu. Yakut Ecem’in kucağında uslu uslu anne ve babasına izlerken İsimsiz kamera ile videoyu başlatmıştı.
Bulut, Doğa’ya yaklaşıp kulağına fısıldadı, “hazır mısın?”
“Evet…”diye fısıldadı Doğa.
Bulut nikah memuruna işaret baktığında adam söze başlayacakken Kutay onu durdurdu.
“Bir kaç misafirimiz daha var.”
Bulut ve Doğa şaşkınlıkla onlara bakarken İsimsiz kamerayı nikah salonunun kapısına çevirdi. İçeriye önce Doğa için fazlasıyla tanıdık üç sima girdi. Yağız, Mert ve Doğuhan.
Doğuhan’ı görünce kasıldığını hissetti Doğa. Geçmiş aklını tırmaladı. Gerçekten güldüğünü hissettiği o günler, ilk aşkı, ilk sevgilisi…
Korktu bir an Doğa. Unutamamamış mıydı Doğu’yu hala?
Doğu ve Doğa. İkiside bir birinin tatlı kabusuydu artık. Doğa evleniyordu.
Arkadan Bulut’un birkaç arkadaşı gelmişti. Bir kaçı yerimhaneden di. Öyle çok görüşmezlerdi ama Bulut için önemli isimlerdi. Herkes bir yere kurulduktan sonra nikah memuru söze başladı, “Cafer kızı Doğa Cömert ve…”sustu. Çünkü kimse bilmezdi adam amıllı Bulut’un babası kim? “Tayfun de sen,”dedi Bulut. “Tayfun oğlu Bulut Karataş için buradayız bu gün. Şahitlerimiz de hazırsa eğer nikahımıza başlayabiliriz. Damadımızı tanıyalım,”
“Baba adı Tayfun Karataş, anne adı Yaz Karslı.”
“Gelin hanım,”
“Anne adı, Suna. Baba adı, Cafer Cömert.”
Yağız’ın gözleri doldu bir an eşinin adı geçince. Duygulandı. Kendi oğlunu hayal etti o masada.
Nikah memuru, “peki, siz Tayfun oğlu Bulut Karataş, Cafer kızı Doğa cömert’i hiç kimsenin baskısı altında kalmadan canı gönülden eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?”
Bulut derin bir nefes aldı.
“Çölde lotus açana dek evet…”diye kelimeler döküldü dudaklarından.
Nikah memuru Doğa’ya döndü, “Ya sen Cafer kızı Doğa, Tayfun oğlu Bulut Karataş’ı kimsenin baskısı altında kalmadan kendi öz iradenle kabul ediyor musunuz?”
“Sonsuzluğu ve sonsuz sevgiyi onunla yaşamak için Evet!”dedi Doğa’da.
“Peki ya siz buna şahitlik ediyor musunuz?”
Elfin konuştu önce, “evet.” Ardından Kutay.
İmzalar atıldı. Bir çift daha bir birine kavuşurken Korsan yeni intikam fikirleri ile yanıp tutuşuyordu.
Oğlunu ondan çalmışlardı diye düşünüyordu oysa bilmiyordu ki oğlunu kendinden uzaklaştıran kendisiydi…
🫀🫙
Korsan
Elimde uzun zaman sonra tuttuğum bir çiçek vardı. On seneden fazla olmuştu sesini duymayalı. Ondan duyduğum son sözler acılı ağlamaları ve haykırışlarıydı. Oğlunu öldürmüştüm onun. Oysa benimde oğlumdu. Ama Yaz bilmezdi Kaya’nın aslında nasıl birisi olduğunu.
O da suçluydu. Yaz bunu görememiş miydi? Kaya ona zarar veriyordu. Ağlatıyordu sürekli benim biriciğimi. Bulut’da korkuyordu. Beni 15ine kadar hiç bilmemişti Bulut ama nefretini bilmiştim.
Yaz’ın boş mezarına yaklaştım. Bulut özenle bakıyordu bu boş mezarlara. Bir Tayfun’un mezarı doluydu. Gerçek babam diye sevdiği kişi…
Çınar için ayrılan yere baktım. Yüreğim sıkıştı. İki oğlumun da katili bendim. Neden böyle bir şey yapmıştım? Neden bunları farketmeye bu kadar geç kalmıştım? Neden böyle bir baba olmuştum ben? Neden?
Çınar için ayrılan toprak parçalarına uzandım. Mezar taşını yasemin çiçekleri vardı. Yaz’ın mezarının üzerimde ise bir tütsü vardı yedi yirmi dört yanan. Yasemin kokusuydu. Yaz’ın mezarına gidip o kokuyu çektim içime. Geçmiş yılların kokusu sarsada beni hissedemedim o sevgiyi.
Sevdiğim kadının boynuna gömemedim yüzümü ama toprağına gömdüm. Eskiden içimdeki ateşi onun kokusu söndürürken şimdi toprağı söndürüyordu…
🫀🫙
Akşam
Görevdeki eve dönülmüş, herkes kendi evine yerleşmişti. Elfin villanın bir köşesine kurulmuş Kutay ile konuşuyor, Doğa ile Bulut ise bir odada yataklarında oturuyorlardı.
Doğa, Bulut’un yaralarına merhem sürerken aralarında tatlı bir muhabbet geçiyordu.
“Kocam,”dedi Doğa dolu dolu. Eridi Bulut’da hemen. “Söyle Sonbarhar’ım.”
“Düşünsene, Ecem ile İsimsiz sevgili olurmuş. Ne yaparsın?”
“Ecem’i eve kilitler, İsimsiz’i bodurtururum.”
Doğa’dan bir gülüş yayıldığında Bulut’un yüzünde bir gülümseme oluştu.
Biraz kızardı aslında Bulut ama mutluda olurdu. Çünkü biliyordu ikisininde bir birine olan bakışını ve ikisininde bununla mutlu olacağını…
İsimsiz ile Ecem yeni bir plan üstündeydi. Yakınlardaki Clup barda bir bekarlığa veda partisi planlamışlardı. Doğa ve Bulut’un asıl kimliği ortaya çıkmasın diyede sanki ikisi üzerine gibi yapacaklardı.
Tüm her şey hazırdı. Yağız Mert’ide bu ikilinin yanına bırakmıştı. Mert’i bara gönderemeyecekleri için yavrucak Yakut ile birlikte kızların yanında kalacaktı. İsimsiz ile Mert zaten hep iyi anlaşmışlardı. Mert sürekli dükkana gelir saatlerce İsimsiz’e yardım ederdi.
“Aaa! Yetimhanede Çakıl abi vardı. Onu da çağıralım!”dedi Ecem birden.
“Baran vardı. Bulut’un favorisiydi. Nasıl kıskanırdık ya…”
“Ayy! Nefret ediyorum ondan!”
“Ya sizde bunların numarası var mı ki?”diye sordu Mert.
“Var tabi. Neyse. Süha’yı çağırmazsak hatırı kalır söyleyeyim.”
“Favorim! Tabi ki de!” dedi Ecem’de karşılık olarak.
İsimsiz, “Birde kız kardeşi vardı sanki onun Sadet. Oda gelir.”
“IY! Nefret ediyorum ondan da!”
“Abla sende kimi seviyorsun ki zaten…”diye söylendi Mert.
“Neyse dur ben aramaları yapayım. Sende Mert ile bizimkilere haber ver.” Dedi İsimsiz.
“Tamamdır! Ay! Çok güzel olacak her şey!”
“Darısı bize Ateş topum.”
“Sen lakap takma Aşkım.”
“Neyin?”
“Yor bir şey. Hemen şımarma.”
“Ya! Bir kez daha duyayım…” diye diretti İsimsiz.
🫙🫀
Bir kaç saat sonra ilahi bakış açısı
İnsanın mutluluğu çevresindekileriydi. Çevrene kimi alırsan güvenirdin aslında. Merkez’de senin olduğun bu hayatta en yakının senin bir üst dairendi. Kıymet bildiklerin, kıymet bilenlerdi…
Kutay milleti toplamış villalara doğru geliyordu. Bekarlığa vedayı villalarda yapıp villaların tadını çıkartacaklardı.
İsimsiz Bulut’u hazırlarken Doğa tedirginlik içindeydi. Onun kimsesi yoktu ki? Kim gelecekti Doğa için?
Bulut’un hazırlığı bitince Doğa’da hazır sayılırdı. Bulut zorla Doğa’nın yanına girmek isteyince Ecem daha fazla ısrar etmedi.
“Sonbahar’ım,”diyerek içeri girdi Bulut. Doğa’sına sıkıca sarıldı. Doğa hissetti bir an yalnız olmadığını. Oda daha da sıkı sarıldı Bulut’a. Öpüştüler bir ara. Sadece bakışarak konuşup, bakışarak soluklandılar. Zordu evlenmek. Ama ikisi de bu zorluğu birbirleriyle kabullenmişlerdi…
Bir kaç saat sonra İsimsizle Ecem’in oturduğu villa erkekler için ayarlanmıştı. Kutay diğerlerini getirmiş, kızları diğer villaya yollamıştı. Ortama Bulut henüz getirilmemişti. Bir odada gözü bağlı olarak tutuluyordu. Çakıl birazdan yanıma gidecek ve hiçbir şey demeden onu sürükleyerek oradan çıkartacak ve diğerlerinin yanına götürecekti. Kara Fırtına’yı da korkutmak gerekir değil mi arada.
Çakıl Bulut’u aldı. Odadan ite kaka çıkartırken Bulut ‘ne oluyor lan? Ne yapıyorsunuz?’ Gibi şeyler mırıldanarak ilerledi. Korkmamıştı. İsimsiz olduğunu düşünmüştü sadece.
Villanın ortak salonuna geldiklerinde Baran, Bulut’un arkasına geçip göz bandını çıkarttı.
Bulut bir kaç kez gözlerini açtı kapattı. Karşısındakilerin bir rüya olduğunu sandı.
“Dalga geçmiyor olun… Lütfen…”diye sayıkladı Bulut kendi kendine.
“Nikahına neden çağırmadın lan bizi?”dedi Süha.
“Nikah? Ben kimseyi çağırmadım ki. Nikahıda bunlar ayarlamış.”dedi Bulut İsimsiz ve Kutay’dan bahsederek.
“İyi be iyi. Öyle olsun.”dedi Çakıl. Bulut, Çakıl’ı görünce yerinde sendeledi. Baran arkasından onu tutunca Baran’a döndü Bulut. O an zaten onun için her şeyin kopma noktasıydı.
Gözlerine yaşlar hücum ederken sıkı sıkı kendine çekti Baran’ı. Baran’dan ayrılıp Süha’ya sarıldı. Süha kafasını ısırmaya çalışınca onu iterek uzaklaştırdı. Süha’nın arkasına saklanan minik bir kız çocuğu vardı. 12-13 yaşlarında olmalıydı. Bulut ona bakmaya başlayınca Süha kızı önüne çekti. “Tanıştırayım kızım, Bulut amcan. Hep bahsederdim ya sana.”
“Senin yokluğunda beni kimsesiz bırakmaz dediğin mi?”
“Ta kendisi.”dedi Süha hiç düşünmeden.
Minik kız yaklaşıp Bulut’un bacağına sarılmaya yeltenince Bulut titreyerek eğildi. Dokunmak istedi kızın saçlarına. okşamak istedi. Tutup sarılmak istedi bir diğer yeğenine. Ama yapamadı. Aklında o ses yankılandı yine.
Kanlı senin ellerin.
Yutkunamadı. Sadece durdu. Kızın ona sarılmasına izin verdi. “Adın ne senin?”diye sordu miniğe.
“Derin.”
“Ne kadar güzel bir ismin var ya senin öyle?”
“Teşekkür ederim…”dedi Derin utanarak.
Kutay hissetti. Bulut’un neyden korktuğunu. Yanına gitti. Kulağına yaklaşıp, elini tuttu.
“Kanlı değil senin ellerin. Bak sildim hepsini yok bir şey kalmadı tamam mı?”dedi Kutay.
Bulut ellerine baktı. Yoktu bir şey. Kan yoktu. Kutay silmişti.
Onayladı Bulut başıyla. Sarıldı minik kıza. Kutay Çakıl’ın yanına gitti.
“Emanetime sahip çıkıyorsun hala…”diye söylendi. Kutay’ın Çakıla sözü vardı. Elfin, İsimsiz, Bulut ve Çınar’a sahşp çıkmaya.
“Birine sahip çıkamadım abi.”
“Kim?”
“Çınar…”
“Yapma… İyi toparlamış Bulut. Nasıl dayandı?”
“Sakinleştiricilerle ayakta. Birde karısı ile.”
“Tanışmayı çok istiyorum onunla… Doğa mıydı?”
“Evet.”
“Vay be…”
Bulut Derin’den ayrılınca Çakıl’a yöneldi bu kez. Çakıl kollarını açtı ona direk. Bulut yaşlarını saklamadı ona karşı.
Çakıl. Kaya’nın ilk ve tek arkadaşıydı. Bulut’un Bir diğer abisiydi.
Bulut yenildi. İlk defa kendine yenildi. Tutamadı kendisini ve kabullendi. Düştü ama kaldırmaya hazır bekleyeni çoktu. Bulut bunu bildi. Biri yetişemezse bir diğerinin yetişeceğini sezdi…
Erkekler böyle ağlaşıp hasret giderirken kızlar çoktan ortamı kına gecesine çevirmişti.
Doğa, Ecem’in ayarladığı tüylü taşlı kırmızı elbiseyi giymiş üstüne kırmızı tülbent örtülmüş bir şekilde oturuyordu. Ortamdaki kızlar ise etrafında dönüyordu.
“Annesininin, bir tanesini hor görmesinler…”
Doğa’nın aklına bazı anılar düştü. 7 yaşında ailesi ile gittiği bir düğün. Yağız ile Suna’nın düğününden önce Suna’nın kınası vardı. Doğa’nın eline de kına yakmak istediklerinde Doğa feryat figan ağlamıştı. Kına yaktıklarında elinin alev alacağını ve acıyacağını düşünmüştü…
Bu anı ağlattı Doğa’yı. Zaten duygusaldı hepten duygusal olmuştu hamilelikle. Bulut neredeydi? Kocasını özlemişti!
“Gelin Hanım fazla duygusal sanırım. Hemencecik ağlayıverdi…”diye söylendi Süha’nın kardeşi Sadet.
Ecem göz devirdiği sıra Elfin omzuna geçirdi. Ecem milli ‘ne var?’ bakışını atarak Elfin’e de göz devirirken Elfin, Doğa’nın önünde eğilip yavaşça başındaki tülbendi kaldırıp yüzüne baktı. “oy, kuzum benim. Tamam tamam. Yeter bu kadar. Hadi getirin kınayı. Ecem!” diye seslendiğinde Ecem kına tepsisini getirdi. O da Doğa’nın önüne eğildi ve tepsiyi Elfin’e uzattı. Doğa göz yaşları içerisinden elini uzattı. Çakıl’ın sevgilisi Eylül abla geldi yanlarına. Bulut’un ablası maksadıyla. Ecem ona da gıcık oldu çünkü zaten görümceliğini Elfin ile paylaşıyordu. Birisi ile daha paylaşmasına gerek yoktu!
“Doğacım, iyi misin fıstığım?”
“İyiyim…” diye mırıldandı Doğa. Ağlaması durmuştu ama fazla halsiz hissediyordu. Nereden çıkmıştı ki bu partimsi kına gecesi? Üstelik sadece birkaç kişiyi tanıyordu. Fazlasıyla da utanıyordu…
Elfin kızın ellerine kınayı yakıp bir de güzel mi güzel en pahalılarından bir tam altını kızcağızın avucuna yerleştirip kapatmasını işaret etti.
Doğa altını görünce ufaktan bir sırıtsa da paraya ihtiyaçları olmadığını hatırlayıp üzüldü. Hay şansıma tüküreyim diye içinden geçirirken gün boyu her şeye bir şey bulan Sadet, yine bir şeylere karışmak için bir şey bulmuştu.
“O ney gız! Tam altın mı? Abimin düğününde de takaydın ya…”
Sözü Ecem tarafından kesildi, “Bana bak lan Turşu! Bir kapa çeneni ulan! Sabahdan beri vır vır vır, dır dır dır! Bir kapa çeneni de otur ya!”
“Aaa! Ben miyim Turşu? Asıl sen kendine bak yelloz! Turşuymuş. Sen nesin lağım faresi!”
“AY! Haspam. Çok mu biliyorsun lan sen? Anası kılıklı!”
“Ne varmış lan benim anamda pardonda kendi babasını öldüren enayi ben miyim?” diye kavgayı arşa çıkardı Sadet.
“bak kızım alırım seni ayağımın altına.” Dedi Ecem.
Ortamdakiler çocukları oradan uzaklaştırırken, birkaç kişi Ecem’i tutuyor ve tek başına Eylül, Sadet’i tutuyordu.
Aralarındaki fark sadece bununla bile anlatılabilirdi. Ecem güçlüydü ama kontrolsüz. Sadet güçsüzdü ama kontrollü…
Ecem Sadet’e doğru ellerini savururken kızlar ona engel olmaya çalışmakla kalıyordu sadece. Eylül Sadet’in önüne geçmiş Ecem ile aralarında duvar olmuştu…
Kızlar birbirlerini yerken erkeklerde ortamda ayık tek bir kişi kalmamıştı. Herkes kafayı feci halde dağıtmış, hepsi alkol ile sarhoşlaşmışlardı.
“Hadi partilerin klasiği ‘ben daha önce hiç oynayalım!” dedi Baran.
Ortamdakilerden beklediği onay gelince İsimsiz herkesin bardağını doldurdu.
“Tamam ben başlıyorum,” diyerek ilk taşı suya attı Çakıl, “Ben daha önce hiç hamile bir kadını öldürmedim.”
Bulut içti sadece. Tüm gözler ona döndü. Boğazından hiç dinmeyen yumrunun daha da büyüdüğünü hissetti. “Son görevde… Mecburdum…”
“Neyse. Kim neyi isteyerek yapıyor ki bu odada…”diye ortamı toparlamaya çalıştı Kutay. Aralarındaki en ayık kişi oydu.
“Tamam. Ben söylüyorum, ben hiç karıma-sevgilime yalan söylemedim.”
Kutay hariç hepsi içti. “Şerefsizler…” diye söylendi Kutay onlara alayla.
Bu böyle gitti geldi. Birçok itiraf ortaya döktüler yavaş yavaş hepsi gerçek anlamda sarhoş olmuştu.
Kızlar aralarındaki tartışmayı bir şekil tatlıya bağlamış bunun sonucunda da Sadet’in kolunu da sargıya bağlamışlardı.
Ecem, Sadet’i birazcık hırpalamış olabilirdi. Biraz ama öyle çok değil. Belki kolunu kırıp yüzünü çürütecek derecede morartacak kadar falan yani…
🫙🫀
Birkaç saat sonra. Üçüncü kişi ilahi bakış açısı
Erkeklerin hepsi evin bir köşesinde sızarken Baran’ın çağırdığı dansözler de bekarların yanlarına kurulmuştu. Kızlar erkeklerle anlaştıkları saat çoktan geçince Ecem, Elfin, Doğa, Eylül ve Çiçek erkeklerin olduğu villaya gitmişlerdi. Ecemde de anahtar olduğu için zorlanmadan içeri girebilmişlerdi.
Villanın içerisinde biraz ilerledikten sonra hafiften kulaklara “Sıcak Şarap” şarkısı dolmuştu.
“Ah, o güzel gözlerin döndürüyor başımı
Lütfen seni izlerken hor gör bu telaşımı
Tut elimden gidelim, bu şehirde huzur yok
Sıcak şarap içelim, ne de olsa vakit çok…”*2
Ecem de sarhoş gibi şarkıya eşlik edip dans ederek erkeklerin olduğu yere gitti sıra gördüğü manzara ile sağlam bir çığlığı ortaya savurdu.
Diğer kızlar telaşla yanına koştuğu sıra aynı tizlikte ve aynı notadaki çığlık onlardan da koptu.
Erkekler öyle bir sarhoşlardı ki buna da uyanmadılar. Bulut ve Kutay hariç. En az içen Kutay’dı zaten ama o da sızmıştı.
“Bağır mayın lan!” diye bağırdı Bulut. Her şeye direnci yüksekti ama alkole alışkın değildi. İkinci kadehte devrilmişti.
Baran dansöz’ün biriyle kendisinden geçerken Süha hemen diplerinde şarkıyı mırıldanıyordu. Bulut tam geri uyumaya dönecekken Doğa’yı gördü. “Sonbahar’ım? Sensiz kalmak çok kötü bir his Sonbaharım. Beni sensiz bırakma olur mu?” Bulut sanki geleceğini hissederek söylemişti bunları.
“Bulut! Bu halin ne senin…”diyerek Bulut’una koştu Doğa. Bulut onu kendine çekip sarıldı. Boynuna, kaşına, gözüne her yerine öpücükler bırakmaya başlarken Kutay ayağa kalkmış hazır ol pozisyonunda Elfin’e bakıyordu.
Elfin, Kutay’ın yanına gidip yanağına bir öpücük ve ardından da ufak bir tokat dokundurdu. Severmiş gibiydi bu tokattan çok. Kıyamıyordu Kutay’a. Biriciğiydi. Kimi vardı Elfin’in Kutay’dan başka?
Eylül’de Çakıl’ın yanına gidip sakince onu dürttü. Uyanması için. Herkes şu an sevgilisi ile öpüşüyordu. O neden öpüşmesindi! Hemen Çakıl uyanmalı ve Eylül’ü öpmeliydi. Dudak yanak fark etmezdi!
Çiçek, Süha’nın eşiydi. Oda Süha’yı ayıltmaya çalışırken Ecem olduğu yerde sinirden parmak uçları karıncalanacak derecede avuçlarını sıkarak mışıl mışıl uyuyan İsimsize birde yanında ona kur yapma peşinde olan yarı çıplak kadına bakıyordu. Bu platin sarı yelloz kimdi? Ve sevgilisinin yanında ne işi vardı. Ama İsimsiz’in onu yanından kovmaya çalıştığını farketmişti çünkü kadının söyledikleri “sevgilin öğrenmez beni sende hayatnı yaşarsın” falandı.
Ecem sinirle İsimsiz’in yanına gitti ve suratına okkalı bir tokat savurdu. İki saattir onca çığlığa uyanmayanların yarısı bu tokadın sesine ve Ecem’in köpürüşüne uyanmıştı. İsimsiz sağ yanağına yediği tokat ile ayılmış ve hemen ardından sol tarafına yediği diğer tokat ile geri bayılmıştı.
Ecem platin sarısı kadına dönerek tam ona vuracaktı ki İsimsiz tokadın etkisinden kalkıp sevgilisini tutmuştu. “Sakinleş, sana yemin ederim ki muhattap bile olmadımç gözlerim onun yüzüne bile bakmadı. İnan bana. En azından sen inan bana.” Ecem kulağına fısıldanan bu sözler ile biraz daha sakinlerken Bulut sakince onları izliyordu. Sevgili olduklarını anlayamayacak kadar mal değildi. İçi içini yiyordu ama ikisinin de bu şekilde mutlu olduğunu ve olacağını da çok iyi biliyordu…
İsimsiz kızı hepten kendine çekti ve sıkıca sarıldı. Bulut’un her şeyi anladığının farkındaydı ve onun yüzüne bakmaya delicesine utanıyordu. Kutay etrafa seslendi, “Hadi bitti eğlence. Bu saate kadardı. Bacım sizde bir gidin evli barklı adamlar var burada ya.”
Herkes yavaştan kalkarken Bulut afallaya afallaya Doğa’dan destek alarak Anka kuşunun yanına gitti. Birbirine sarılı o ikiliyi kendine çekip ikisine birden sarıldı. “Utanmak yok…”diye mırıldandı ama kendi aklıda yerinde değildi. Kutay yanına gelip Bulut’u çekiştirerek çıkardı.
İsimsiz ile Ecem başbaşa kaldıkalarında Ecem gardını indirmişti. Sinirini göz yaşlarına döndürdü içinde. Bir tek İsimsiz’in yanında boşalttı o sinirli yaşları.
“Sarhoşsun hala.” Dedi Ecem.
“Çok içmedim. O patavatsız kadının sen olmadığını ayırt edebilecek kadar ayıktım.”
“Gerçekten hiç bakmadın mı ona?”
Hayır anlamında başını salladı İsimsiz.
“hiç? Şu kadarcık bile mi?” baş parmağını işaret parmağına yaklaştırıp İsimsiz’e gösterdi Ecem.
“O kadarcık bile bakmadım. Sadece yanımdan kovdum.”
İsimsiz’in dudağına bir buse bıraktı Ecem. “Teşekkür ederim…”diye mırıldandı başını İsimsiz’e yaslayarak. İsimsiz onu kolları ile sarıp sarmaladı. “Seni seviyorum Anka.”
“Bende seni seviyorum Aşkım…”
“sende mi sarhoşsun?”
“Hayır ama olabilirim. İçki var mı?”
“Biraz daha kaşınırsan içmeden sarhoş edeceğim seni.”
“Sapık herif.”
“Tek sana…”
“Tek bana…”diye onayladı onnu Ecem…
🫙🫀
Sabah, Bulut Karataş.
Başımda inanılmaz bir ağrı ile kalkmıştım. Kalabalığın büyük bir çoğunluğunun gittiğini hatırlıyordum. Onun dışında ne ara kendi villamıza geçip yatağa yattığımı falan hiçbir şey hatırlamıyordum…
Doğa yanımda değildi. Yanımda başka birisi vardı. İri cüsseli biri. Arkamı döndüğümde uyuyan Çakıl abiyi görmek şaşırtıcıydı.
“Abi…”diye mırıldanıp dürttüm. “hı?”diye bir ses çıktı.
“Ne oldu?”
“Nerde?” diye cevapladı.
“Dün gece işte.”
“Bilmiyorum ki…”diyip bana döndü. Yüzü gözü şişti. O da yeni uyanmış olmalıydı.
“Abi… Ayık mısın şu an?” diye sordum. Amca oluşunu ona söylemem lazımdı artık. Yoksa kuduracaktım.
“söyle abim.” Dedi direk.
Kaya’nın gidişiyle o abi olmuştu bana. Korsan’ın eğitimlerinde falanda filanda elimi tutmuş yardım etmişti.
“Ben bir Halt yemiş olabilirim.”
“He yavrucuğum. Yine daha karga bokunu yemedi.”
“Abi… Ben baba oluyorum.”
Gözleri faltaşı gibi açılırken hızla bana döndü. “Ciddi misin lan?”
“Evet.”
Beni kendine daha da çekip sıkıca sarıldığında yaralar sızladı ama ses etmedim. Yakut’u ilk öğrendiğimde aynı tepkiyi Kutay’a verişimi hatırladım…
Tüm neşesi yerine gelmişken aşağı indi. Üzerimi değiştirip peşinden gittiğimde Elfin, kucağında Yakut, Eylül ve Doğa’nın kahvaltı hazırladığını gördüm. Çakıl gidip Yakut’u kucağına aldığı anda Elfin elindeki mama kasesini de eline tutuşturunca ortada öylece kalakaldı.
“Ya ama ben sevmede varım sadece Yenge. Sağol.”diyerek Yakut’u geri Elfin’e verdi.
“Sıçtırtma ha şu paçuna! Sevirsende iş bakmaya gelince kaçirsağuz anca. Defol git bok yiyenun!”diye Karadeniz kuşağına geçince Elfin Çakıl mama ile Yakut’u geri kucağına aldı. Çakıl Yakut ile ilgilenirken Koltukta uyuyan Kutay’ı görünce gülmeden edemedim.
“Bu ne halt ediyor burada?” deyip dürte dürte uyandırdım.
Kutay “ne oluyor lan” bakışını atarken birde yanağına hafifçe şamarı geçirdim. “Hadi Hadi. Kalk seni istemeye geliyorlar.” Dediğimde benimde suratıma bir tokat yemem bir olmuştu.
“Hadi kahvaltı hazır beyler.” Diyen Eylül abla ile sofraya kurulduk.
“Ecem ve İsimsiz. Nerde?”
“Dün geceyi hatırlamıyor musun?” diye sordu Doğa.
“Bir şey mi oldu? Sevgililer biliyorum ama dün geceyi hatırlamıyorum.”
“Bilmiyorum nerde olduklarını gelmeleri lazımdı şimdiye.”dedi Elfin.
“Gidip baksak mı?”diye sordum. İçimi bir telaş kaplamıştı.
“Kasmayın gelirler şimdi.”dedi Kutay.
Kapının posta kısmından içeri bir mektup atıldığını gördüm. Masadan hızla kalkıp mektubu elime aldığım aşinası olduğum o koku burnuma dokundu. Kan kokusu…
Mektup kan ile mühürlenmişti. Ellerim titredi bir an. Korkuyla mektubu açtığımda içerisinden bir fotoğraf ve küçük bir not çıkmıştı.
“Ben düşündüğünüzden daha zor birisiyim Kara Fırtına. Ama sen benim kim olduğumu bile bulamayacak kadar acınası… Sen kötü bir abisin. Kardeşlerine hiç iyi bakamıyorsun. Daha kardeşine bakamazken nasıl baba olacaksın sen?” yazıyordu mektupta.
Fotoğrafa baktım ve siktir kere siktirki… Bu fotoğraftakiler Ecem ile İsimsizdi…13. BÖLÜM
Merhabalar. Bölüme başkamadan şunları söylemek istiyorum. Yeni bir yasa çıktı biliyorsunuzki. Çerçeve yasası. Her ne kadar desteklemediğim bir şey olsada şu açıdan bakmakta gerekli.
Evet geçmişimizin acısına bir ihanet ancak olan bir şeyi değiştiremesekte geleceği değiştirebiliriz. Bu ülke bu kansızlar yüzünden kana bulandı ve bu yasa daha fazla şehit vermemek için gibi düşünmeliyiz. Onlar ile bir ateşkes ilan edilene dek yada soyları tükenene dek devam edecekti. Buda Türkiyenin hem ekonomik olarak hemde askeri açıdan daha fazla zarar görmesine sebep oluyordu. Keşke ateşkes yerine soyları tükenseydi ancak insanın doğasında üremek olduğu için bunlarda sürekli üreyerek milleti daha da zor duruma sokuyorlardı.
Kendi ülkemizde, ülkemize göz koyanlar ile aynı şartlarda yaşamak elbette benimde zoruma gidiyor ama ne yazıkki hükümetin kararına kimse bir şey diyemiyor. Keşke gerçekten karşı çıkabilsek ve adam akıllı adil bir demokrasi uygulansa. Ama yapacak bir ieyimiz ne yazıkki yok çünkü burası Türkiye. Sözde adil ama sözler soyuttur. Türkçe iki kelime ile bunu özetler. Sonut ve soyut kavramlar olarak. Kelimeler soyuttur konuşmakta öyle. Sadece bir ieyi söylemek yetmiyor o yüzden çünkü soyuta inanmak kolaydır. Hele ki zor bir durumda elindeki somut kanıtlara bak.
Şehitlerin ailelerine baş sağlığı ve tüm gazilerimize geçmiş gitmiş olsun dileklerimi ve dualarımı hediye ederek bölüme başlamak istiyorum. Şehitlerimizin ruhu Şad, mekanları Cennet olsun…
*1= Kayahan “ninni”
*2= Batuhan Kordel “Sıcak Şarap”
🍂🍂🍂🍂
Çocukluğunu kötülükle geçirmiş birisine iyiliği anlatmak, bir balığa yürümeyi öğretmek gibidir. İnsan suyu, balık karayı bilmez ise işin sonunda insan suda, balık ise karada boğulur…
🫙🫀
Bir kaç gün sonra Doğa Cömert
Düşüp kalktım. Yenildim ama yendimde. Hayatın kumarlarında hep kazanarak çıktım. Ben bir kız çocuğu olarak lanetlenip bu laneti onur haline getirdim. Korktum. Yapamam edemem desemde hayata tutunmanın bir yolunu hep buldum. Elimden adam akıllı tutan olmadı. Yaşayamadım ben hayatımı. Taki birazdan bir masaya oturup evlilik hayalşmizin resmi kayıtlara döküleceği o adam ile tanışana dek.
Üzerimde sade bir elbise vardı. Ekru tonlarında üzerinde beyaz inciler bulunan şık bir elbiseydi. Bacağında baldırımın üst kısmına kadar uzanan dein bir yırtmaç ile göğsümü yarıp geçen göğüs dekoltesi ile fazla cesur bir elbise idi.
Sırt kısmı belime kadar açık, sadece boynumdan göğüs etrafıma inen bir askı ile vücudumda oturuyordu.
Bu elbiseyi Elfin ve Ecem ile birlikte nikah için seçmiştik. Nikah işini biran önce halledip bebeğin kontrolü için hastaneye gitmek istiyordum.
Kapı tıklatıldığında onay verdiğimde Elfin kapıyı açtı. Kutay gelmişti. Elfin’in dudağından minik bir öpücük çalıp kucağındaki Yakut’u Elfin’e verdi. Elfin oğlu ile özlem giderirken Kutay yanıma geldi. Ecem makyaj’ımı yapıyordu.
Elfin dışarı çıkıp kapıyı kapatırken Ecem de işini bırakmıştı. “Of ben dayanamayıp abime bakmaya gidicem. Kudurdum!”diyerek Ecem’de çıktığında Kutay ile tek kalmıştık.
“Vay be… Doğa, çok güzel olmuşsun abim.”
Kutay abim olmuştu. O gerçek abi sevgisini o bana yaşatmıştı. “Abi… Sence iyi geçecek mi her şey?”
“Sen neyi düşünürsen o olur. Şimdi sen söyle bana sen beni kız tarafından ne olarak görüyorsun?”
“Nasıl yani?”
“Abi, baba, kardeş, arkadaş falan fistan.”
“Baba desem?”
“Nasıl istersen. Elfin?”
“O nikah şahidim.” Gülüp sıkıca sarıldı. Ardından sessizlik içinde odadan çıktı. Eşiyle vakit geçirmeye gittiğine emindim…
🫀🫙
Ecem Naz Vera
Abimin olduğu odaya gitmek için uzun koridoru yürüyordum. Odalar karşı karşıyaydı zaten. Ancak birden bir el belimi kavrayıp beni kendine çekerek dudağıma yapıştı. Kim olduğunu anladığım için karşılım verdim ama abim her an heryerden çıkabileceği için hemen ayrıldım.
“İsimsiz, dur birisi görücek…”
“Görsün.”
“Kara fırtına ile uğraşmak mı istiyorsun?”
“Beni fazla küçümsüyorsun.”
“Diyorsun?”
“Diyorum.”diyip bir buse bıraktı dudağımın ucuna.
Birden arkamda bir hareketlilik hissettiğimde İsimsiz’i yanımdan ittim. Büyük bir sinirle Korsan’ın yanımıza geldiğini gördüm.
“Anka!”diye gğrlediği sıra İsimsiz’in sinirle kasıldığını hissettim. Belimdeki eli fazlasıyla sıkılaşmış, sanki içine bir koruma hissi gelmiş gibi beni bir kaç adım geriye çekti.
“Anka mı?”diye sordu anlamamış gibi İsimsiz.
“Siz beni mal mı sanıyorsunuz lan!”diye gürleyen Korsan İsimsiz’e sert bir tokat attı ancak İsimsiz bu tokadı sinek ısırmış karşıladı.
Korsan daha da sinirle kudururken İsimsiz Korsan’a bir adım daha yaklaşıp aralarındaki mesafeyi sıfırladı.
“Mal sanmıyoruz. Mal olduğunu zaten biliyoruz o ayrı mesele. Rahat bırak bu kızı.”
“Daha düne kadar onu öldürme planları yapan İsimsiz şimdi korumaya mı geçiyor. Daha kaç kişiyi kandıracaksın böyle?”
İsimsiz beni öldürmek mi istemişti?
“Ufak atda köpeklerin yesin. İt! Ben nerede onu öldürme planı yaptım be? Daha düne kadar kardeşimdi dünden sonra ise sevgilim. Var mı lan itirazın?”
“Annen seni neden bıraktı o çöplüğe?”
“Kapa çeneni!”
“Evladını seven çöplüğe mi bırakırdı?” İsimsiz, Korsan’ı sertçe ittiğinde Korsan sendeledi. İsimsiz olduğu yerde daha da kasıldı. Yumruk yaptığı ellerinin bembeyaz kesildiğini gördüm.
“Annen sadece senden kurtulmak istiyordu! Senin onun için hep bir fazlalıktın!” Laflarının devamı gelemedi çünkü İsimsiz öyle sert bir yumruk attıki yere düşen kanlı dişi gördüm…
Korkuyla çığlık attığımda abimin odanın kapısından baktığını gördüm.
Ters bir şey olduğu gibi geleceğine emindim. Ama İsimsiz’inde biraz kendini Korsan’a göstermesini bekliyor gibiydi.
Korsan İsimsiz’i kışkırtmaya devam etti, “Seni öyle hor gördüki bir isim bile vermedi sana! İsimsiz diyorlar sana. Bu dünyada kimliği olmayana adam bile demezler. Yoksun sen! Yaşayan ölü!”
“Kapa çeneni! Sen nesin lan! Peşinde kırk tane it seni kovalıyor. Katilsin sen!”
“Sen çok mu farklısın benden? Bir kişi öldürenede katil, bin kişi öldürenede katil denir. Anlattın mı sevgiline? Onu nasıl öldürdüğünü?”
Ne? İsimsiz ne ara birini öldürmüştü? Korsan’a çalışmaya haşladığından beri kimseyi öldürmediğini. Öldürmek istemediği için hapis hayatı yaşadığını anlatmıştı bana.
Abime baktım. O da şok olmuş bir şekilde ona bakıyordu. İsimsiz derin derin nefesler almaya başladığında Abim hızla geldi. İsimsiz’i arkasına alıp Korsan’a sert bir yumruk atıp onu yere devirdi. İsimsiz ağzından kanlar akarak Bulut’a baktı. “Beni karşına almak istemezsin Bulutçuk.”
“Korkudan ödün koparken bu laflar senin gibi bir minyon için fazla cesur değil mi ‘babacık?”
Korsan öfkeden kudururken Bulut beni içeri kışkışladı. Doğa’nın odasına doğru koştuğumda Kutay tüm kızları içeri postaladı.
“Siz, ikiniz, sevgili misiniz?”diye sordu Elfin pat diye.
“Ne alaka ayol,”diye toparlamaya çalıştım ama nafile. İkisininde korkutucu bakışları üzerimde geziniyordu.
“Tamam belki birazcık sevgili olabiliriz gibi…”
“Bir buçuk subar’dağı mı sevgilisiniz?”diye sordu Doğa.
“hıhı,”diye onayladım bende espiriyle.
“Bulut İsimsiz’i otuz parçaya ayırıp ondan çorba yapacak…”dedi Elfin umutsuzca.
Doğa ile bir birimize baktık. Doğa, “Yapar mı cidden?”
“Belli olmaz.”
“Doğa’m, canım gelinim. Bence… Sen abimi yumuşatırsın.
“Doğacak olan bebemin bakıcısı olacaksan olur.”
“Kabul!” Bebeğe bakmak ne kadar zor olabilirdi ki?
Umarım bir gün bunları söylediğim için pişman olmam…
🫀🫙
İsimsiz
Nefes almak gibiydi yaşamak. Anlık ve saniyelerle ölçülebilen. Hayat travmalarla doluydu. Yeri geldi mi göğsünü paramparça hale getirebilen. Yenildim, düştüm, kalkamadım ama. Hep birisi elimden tuttu. O kişi ise abim oldu. Bulut ve Kutay…
Şimdi ise Bulut bana sıkıca sarılmış sakinleştirmeye çalışıyordu. Nefessizdim. Birden bire kendimde gün yüzüne çıkartmaya korktuğum bir çok şey yüzüme vurulmuştu.
Kimse bilmez bemde bir katil olduğumu. Bulut ve Kutay’da bilmez. Tek bilen kişi öldürdüğümdü. Bir kişi. Sadece bir kişi öldürdüm. Ama onun bile bana çektirdiği acı içimde kanlı bıçaklı bir vahşetti. Kormuştum bir süre sonra bu vahşetin hoşuma gitmesinden. Ama henüz olmadı. Başka kimseyi öldürme arzusu ile dolmamıştım.
Ta ki bu zamana dek. Korsan’ı öldürmek istiyordum. Diğer bir çok insan gibi. Derin nefesler alamaya çalışırken Korsan’ın uzaklaştığını gördüm. Sessiz kaldım. Bulut, “Sakinleş… geçicek hepsi. Korkma annen öyle birisi değildi. Bulacağız anneni ve öyle olmadığını anlayacaksın korkma…” diyip fısıldadı kulağıma. Biraz daha sakinlediğimi hissederken beni sakince odaya doğru sürükledi. Umarım Ecem ile ilişkimi anlamamamıştır. Anladıysa beni kendi elleri ile boğar yakardı. Normalde vahşi bir insandı zaten ama konu heleki kardeşleri yada sevdikleriyse ortamı mahşer yerine çevirmekten asla çekinmezdi.
Ona ayak uydurup odaya geçtiğimde kasıldığımı hissettim. Ayaklarım birden kitlenmiş hareket etmeye gücüm kalmamıştı.
Annem gerçekten beni sevmediği için mi çöplükte bırakmıştı? Bana gerçekten de bir isim koymaya bile tenezzül etmemiş miydi? Neden ama? Ben onun evladıydım!
İsimsiz’dim ben. İsmi bile haketmeyen. Ailesinin terkedilmiş çocuğu…
Annem mi kızıldı yoksa babam mı acaba? Bunları düşünmek bile yakardı canımı. Keşke olsalardı da ben onlardan şiddet görseydim ama varlıklarını bilseydim. Annemin bana bir kez oğlum, diyerek sarılışını duyup hissetsem o evlat sevgisini. Sadece bunları bir an yaşamak için neler vermezdim…
Kutay’da odaya girip kapıyı kapattı. Bulut çantasından sakinleştirici bir hap çıkartıp bir bardak su ile bana uzattı. “İç bunu, iyi gelecek emin ol. Her gün düzenli kullandığım bir şey.. öyle çok yan etkisi olmaz merak etme.” İlaca uzandığımda elimin titrediğini farkettim.
Kendi içine gömdüğüm acıların ortaya çıkartılması hiç iyi gelmemişti. Nefes alamıyor gibi hissediyordum. Suyu içemedim. Hap ağzımdayken Kutay tuttu bardağı elimden aldı. Bardağı dudaklarıma yasladığında bir yudumu zor aldım. “Gerçekten bulur muyuz abi?”diye sordum korkarak. Alacağım cevaptan korkuyordum.
Kutay yanıma oturup sıkıca aldı beni kolları arasına. Bir an güvende olduğumu sezdim.
Belki gerçek ailemi hiç bulamayacaktım ama bana onların yokluğunu hissettirmeyecek o insanları çoktan bulmuştum.
Kutay ve Bulut abim. Elfin ablam. Doğa ikizim gibiydi. Yakut da yeğenim.
“Bulut… Özür dilerim.” Diye mırıldandım.
“Ne için?”
“Bu günü mahvettim…”
“İsimsiz. Şarap çanağına sıktırtma bana. O ne demek lan? Sen yapmasan ben yapacaktım. Takılma olur mu? Lütfen. Eğer ki gerçekten iyi olmamı istiyorsan da sende iyi ol. Tamam mı? Beni en çok üzecek şey kardeşimin üzülmesidir. Biliyorsunki bir damla göz yaşınızın karşılığına neler neler yapabilirim. Biraz dinlen. Daha bir saat var nikaha uyu istersende uyandırırız biz seni.”diyip abi edasıyla başımı okşadı.
Aklıma bambaşka bir görüntü düştü. Yerde kanlar içinde yatan güzeller güzeli bir kız. Bilekleri kesilmiş, boğazı morluk içinde… Kutay bana daha sa sarıldığını hissettim. Nasıl kıymıştım ona? Ben mi zarar vermişim ona? Ben onu sadece sevmiştim. Unutmuştum onu.
🫀🫙
Bulut Karataş
İsimsiz’i Kutay ile bırakıp dışarı çıktım. Önce Doğa’mı görmeli ve bir yudum sakinleştiricimi onun dudaklarından almalıydım.
Hemen sonrasında da insan bile demek istemediğim varlığın ağzına sıçacaktım.
Doğa’nın olduğu kapıyı tıklattım. İçeriden ağlama sesleri geliyordu ama kimden olduğunu ayırt edememiştim. Kapı yavaşça açılıp Elfin dıları çıktı. “Kim ağlıyor?”diye sordum endişeyle. Ecem az önceki olaylardan korkmuş olamazdı çünkü Anka daha beterlerini yapardı.
“Bir şey yok. Oğlum ne kadar yakışıklı olmuşsun lan! Ey maşallah kardeşime!” Diyip sarıldı Elfin. Biricik kardeşi oldun bir an. Sıkıca sarıldım bende ona. Saçlarımdan çıkmış bir kaç noktayı içeri sokuşturdu. “Ya bulut… kocaman oldun ama ya…”diye mırıldanıp tekrar sarıldı. gözlerinin dolduğunu hissediyordum. Benim için gerçek bir ablaydı. Ben ise onun küçük kardeşiydim. Hatta bazen oğlu yerine koyardı beni. “Evleniyorsun ya! Of nikahta böyleysen düğünde kıza kalp krizi geçirtirsin.”
“Düğün ister mi bilmiyorum ki. Hem düğün yapsak kimi çağıracağız?”
“Her kadın içten içe kendini o güzel ve
Şık elbisenin içinde görmek ister yeterki yanlarında doğru adam damat olsun. Ayrıca ne demek kimi çağıracağız aşk olsun!”
“Siz ayrısınız ablam. Düğün dediğin kalabalık olur.”
“Ben tek başıma bile yeterim senin için rahat olsun.”
“İçeride kim ağlıyor?” Çıldırıcaktım kimin canı sıkkındı?
“Yakut, yakut ağlıyor dur ben ona bakayım hemde Doğa’yı yollayayım sana.”
“Kadın sesi abla bu. Ecem mi ağlıyor? Nesi var? Dur Doğa’dan önce onu bir göreyim.”desemde Elfin geçişime izin vermedi. “Bekle,”diyip o içeri geçti.
Benim kardeşim ağlıyordu ha? Kim ağlatmıştı onu? Korsan? İsimsiz’in yanındaydı en son. İkisi kedi köpek gibiydi zaten. İsimsiz mi ağlatmıştı? Ben mi ağlatmıştım? Kim ağlatmıştı lan!
Kapıyı tıklatıp açmaya çalışsamda içeriden bir şey engel oluyordu. Kapı bir süre sonra açıldı. İçeriden kuğu gibi güzel bir kadın çıktı.
Bu kadının güzelliğini anlatmaya ne kelimeler yeterdi ne satırlar. Uzun uzun satırlarla anlatırdım ama kardeşim iyi değildi. “Sonbaharım. Ecem iyi mi?”
“İyi iyi, biraz sinirleriyle oynadımda.”
“Ne yapacağız sizin bu halinizi?”
“Hazır mısın sen?”
“Sayılır. Ufak bir işim var.”
“Bulut. Yapma.”dedi ne yapacağımı anlamış gibi. “Senin canın yanacak.”
“Kardeşimin canı yanıyor böylede. Benim canım daha çok yanıyor öyle.”
“Bulut,”diyip enseme sardı kollarını. Ensemdeki saçlarını okşayıp adem elmama bir öpücük bıraktı. Sakinleştim. Eridim. Bittim.
Ellerimi sırt dekoltesine sarıp okşadım. Kollarımda mayıştı. Dudağına uzandığımda o da geri durmayıp bana yanaştı. Bir elimi çıplak sırtından yırtmacın açık bıraktığı bacağına sürttüm. “Karım…”diye soludum dudaklarına.
“Kocam…”diye soludu dudaklarıma. Başımı eğip boynuna eğildim. Ellerimle karnındaki evladımı sardım. “Eşim, çocuğumun annesi, bir tanem…”
“Sonbaharım’a ne oldu?”
“O ayrı. Bulut’un Doğası, Sonbaharım… Aşığım kadın sana! Cümle alem duysun!”
“Akşam, baş başa kalacak mıyız?”
“Sen yeterki iste. Dünyayı boşaltırım sana.”
Boynuna bir öpücük bırakıp geri çekildim. Dudaklarından öptüm. Aceleci değil. Soluklanarak sadece. “Ufak bir iş. Sadece. Lütfen izin ver…” diye mırıldandım. Emrine amadeydim şuanda.
“Hayır Bulut. Bu gün canın yanmamalı.”
“Ama…”
“Bulut sen bir baba oluyorsun. Çocuğuna böyle mi örnek olacaksın?”
“Ama Doğa…”
“Bulut!”diye çığlık atıp bana çekildiği sıra baktığı yere döndüm. Korsan elinde kanlı bir bıçak ile İsimsiz ve Kutay’ın olduğu odaya koşuyordu. “Hassiktir Doğa! İçeri gir. Çünkü burası kızışacak. Anka’yı çağır.”
Sağolsun dediğimi yaptı. Anka peşimden gelirken cebimden bıçağımı çıkarttım. Odaya hızla girdiğimde İsimsiz kendinden geçmiş bir iekilde söyleniyordu. Sakinleştiricinin etkisiydi. Kutay onun gözlerini kapatmış arkasına almıştı. Anka’yı biraz geride tuttum. “İyi misiniz?”dedim dudaklarımı oynatarak. Korsan hala geldiğimizi farketmememişti. Kutay elini okey işareti yaptığında Korsan’ın beyinciğine doğru bir yumruk savurdum. Son saniye Korsan bunu hissetmiş gibi öne doğru afalladı elindeki bıçak Kutay’a geleceği sıra Anka arkadan manevra yapıp bıçağın Kutay’a değil kendi elindeki bıçak ile çarpışarak Korsan’ın oyuk gözüne saplanmasını sağladı.
Beyaz gömleğim kan içinde kalınca üzülmemiş değildim ama kardeşlerim için değerdi.
Korsan acı ile savrulurken yakasından tutup dışarı çıkarttım.
“Yetmedi mi ulan aileme yaptıkların?”
“Senin ailen benim Bulut! Sen bunu kabul edene kadar durmayacağım!”
“Sen benim hiç bir bokum değilsin!”
“Her ne kadar itiraz etsende ben senin babanım Bulut.”
“Sen sadece abimin, annemin ve biricik kardeşimin katilisin. Şimdi de yavrumun, karımın yada arkadaşlarımın katili olmana izin vermeyeceğim!”
Baba oluyordum ben. Oğlum beni kanlarımla mı tanıyacaktı? Katil bir babası olacaktı onunda. Ama en azından ben yavrumu sevecektim. Kız yada erkek hiç farketmez. Olduğu gibi benim yavrumdu.
Benim babam bana defalarca kıymıştı ama ben kendi yavruma asla kıyamazdım.
“Babamsın sen benim? Öyle mi? Söylesene o zaman, en sevdiğim mevsim ne baba?”
“Sevgi bunlarla ölçülmez.”
“En sevdiğim mevsim Çınar’ımın doğum tarihinin olduğu mevsim. SONBAHAR BABA!”
“Ya öyle mi sence benim en sevdiğim mevsim ne o zaman?”
“Yaz. Anneme o kadar aşıktın ki adını söylemek için Yaz’ım derdin ona. En sevdiğin mevsimi en sevdiğin insana bahşettin. Kaya ve Bulut koydun abimle benim adımı ki biri yer yüzünde biri gökyüzünde hakimiyet sürüp yazı yaşatsın. Annemin cesedini attığın denizin kıyısındaki kayalıklarda tanıştınız. Çok severdiniz ikinizde orayı. Sürekli orada oturuyordunuz. Annemi kolların arasına alıp ona tüm dünyasını verdiğin zamanlardan sonra ben doğdum. Bir oğlunun küçüklüğünü krallar gibi yaşatırken diğerine neden cehennemi verdin baba? Benim ne farkım vardı abimden? Kollarında dünyayı yaşayan kadına kollarında cehennemi ben doğdum diye neden yaşattın? Neden eziyet ettin onlara? Neden öldürmek için yer aradın? Pişmansın dimi? Arıyorsun annemin kokusunu dört bucakta. Bambaşka tenlerde?” Söylediklerimin ağırlığı aştımda eziliyordu.
Evet Korsan oldukça sert bir kişiydi ama anneme gerçekten aşıktı. Benim yüzümden acı çektirmişti anneme ve abime. “Çınar? Onun ne günahı vardı? Tek Kaya’yı mı sevdin sen? Tek oğlun o muydu?”
“Bulut.”
“Çınar öldü. Öldürüldü! Kim öldürdü? Babası. Sence ben bunu anlamayacak kadar mal mıydım? Sıradaki kim? Kimi alacaksın benden? kimin Azrail’i olacaksan iki kez düşün. Çünkü sevdiklerime yaklaştığın bu kez ben senin Azrail’in olurum baba.”
Sertçe yutkundum. Bir köşeye odaklanmışken gitmeyip söylediklerimi dinlemesi içimi yaktı.
“Baba demek bile zor geliyor. İçim yanıyor sana baba derken. Benim çocuğumda mı böyle hissedecek? Senin yüzünden onunda kaderi bir katilin çocuğu olmak olacak. Ne olur ona acı. Bırak artık beni. Ya gerçekten sev ve koru beni sevdiklerimi baba. Ama bana ve çevreme o güveni ver. Yada hayatımızdan defolup git. Dokunma daha bize. Ben çocuğumu doya doya büyütmek istiyorum. Onu her gece korku hikayesi anlatarak değil, güzel şarkılar söyleyerek uyutmak istiyorum. Lütfen. Lütfen. Eğer ki sen peşimi bırakmazsan…”
“Oğlum.” diyen sesi kıstı haykırışlarımı... yere çöktüm. Gözünden aşağı kanlar süzülüyordu. Onu ben ameliyat etmiştim. Gözündeki tüm sinirleri almıştım canı acımasın diye. Hissetmezdi o kısmın acısını ama sordum yine de, “gözün çok acıyor mu?”
“Vicdanım…”
“Senin bir vicdanın yok.”
“Benim vicdanımı sen sırtlandın. Neden sen biliyor musun Bulut? Çünkü sen annene en çok benzeyensin. Korkuyorsun. Hastalığından korkuyorsun. Her şey sana onları hatırlatıyor.”
“Kaldırım taşları mesela değil mi?” dedim alayla.
“Zorundaydım… yasalar…”
“Sikerim yasasını. Her şeyi boş ver. Çınar. Neden aldın onu benden? Tek kıymetlimdi o benim.”
“3 hata yaptın.”
“Sen kaç hata yaptın?”
“Ben patronum Bulut.”
“Siksinler patronluğunu. Hiç bir bok olduğun yok senin.”
“Bulut, bu son.”dedi sadece.
“Ne son?”
“Son görev. Her şey bitti. Ailenle mutlu ol. Oğlum.”
Yutkunamadım. Ciddi miydi? “Gerçekten mi?”dedim sesim titrerken.
“Evet. Bunu hakkettin.” Kalkıp gitti. Olduğum yere sindim. Daha da ağladım.
Yanımda bir gölge gördüm. Bir çocuk. Bana çok benziyordu ama bu benim küçüklüğüm değildi… Bir erkek çocuğuydu. “Baba?”dedi birden. Titredim. “O-oğlum?”
“İyi ki benim babamsın.” Yanında bir kız çocuğu belirdi. “Babam!”diye koştu. Elimi ona sardım sarıldım. Yanağıma ıslak bir öpücük bıraktı sanki… “Hanginiz doğacak şuan?”diye sordum onlara. Ama ikiside yok oldu. Önüme döndüm. Damlalar hücum etti gözlerime.. deli dehşet döküldü damlalar engel olamadım. Olmakta istemedim…
Aklımda tek bir şarkı dolanıyordu. İki yanıma baktım. Az önceki iki çocuk iki yanıma oturmuş, başlarını omuzlarıma yaslamışlardı. Sardım onları kollarımla.
Aklımdaki sözleri dışa vurdum,
Uykudan uyanmış
Gülermiş, bakarmış
Annesi onu çok öpermiş, severmiş
Okula gidermiş, yazarmış, çizermiş
Babası onu çok öpermiş, severmiş
Annesi onu çok
Babası onu çok
Herkesler onu çok severmiş, severmiş…*1
🫀🫙
Bir kaç saat sonra üçüncü kişi dilinden
Herkes toparlanmış, kendine gelmişti. Bulut kanlanan gömleğini değiştirmiş en güzel gününü kanlandırmak istememişti.
Arka ufak bir fon müziği eşliğinde Bulut ve Doğa nikah masasında yerlerini almışlardı. Korsan’ın adamlarından bir kah memuru gelmiş ve nikahı kıymak için herkesin kendini hazır hissetmesini bekliyordu.
Doğa heyecandan titriyordu. Bulut bunu farkedince bir elini kızın bacağına koydu. Doğa güveni hissedip rahatladı. Nikah şahitleri Elfin ile Kutaydı.
Kutay ve elfinin nikahında İsimsiz şahit olduğu için bu gün Bulut’un şahidi Kutay olmuştu. Yakut Ecem’in kucağında uslu uslu anne ve babasına izlerken İsimsiz kamera ile videoyu başlatmıştı.
Bulut, Doğa’ya yaklaşıp kulağına fısıldadı, “hazır mısın?”
“Evet…”diye fısıldadı Doğa.
Bulut nikah memuruna işaret baktığında adam söze başlayacakken Kutay onu durdurdu.
“Bir kaç misafirimiz daha var.”
Bulut ve Doğa şaşkınlıkla onlara bakarken İsimsiz kamerayı nikah salonunun kapısına çevirdi. İçeriye önce Doğa için fazlasıyla tanıdık üç sima girdi. Yağız, Mert ve Doğuhan.
Doğuhan’ı görünce kasıldığını hissetti Doğa. Geçmiş aklını tırmaladı. Gerçekten güldüğünü hissettiği o günler, ilk aşkı, ilk sevgilisi…
Korktu bir an Doğa. Unutamamamış mıydı Doğu’yu hala?
Doğu ve Doğa. İkiside bir birinin tatlı kabusuydu artık. Doğa evleniyordu.
Arkadan Bulut’un birkaç arkadaşı gelmişti. Bir kaçı yerimhaneden di. Öyle çok görüşmezlerdi ama Bulut için önemli isimlerdi. Herkes bir yere kurulduktan sonra nikah memuru söze başladı, “Cafer kızı Doğa Cömert ve…”sustu. Çünkü kimse bilmezdi adam amıllı Bulut’un babası kim? “Tayfun de sen,”dedi Bulut. “Tayfun oğlu Bulut Karataş için buradayız bu gün. Şahitlerimiz de hazırsa eğer nikahımıza başlayabiliriz. Damadımızı tanıyalım,”
“Baba adı Tayfun Karataş, anne adı Yaz Karslı.”
“Gelin hanım,”
“Anne adı, Suna. Baba adı, Cafer Cömert.”
Yağız’ın gözleri doldu bir an eşinin adı geçince. Duygulandı. Kendi oğlunu hayal etti o masada.
Nikah memuru, “peki, siz Tayfun oğlu Bulut Karataş, Cafer kızı Doğa cömert’i hiç kimsenin baskısı altında kalmadan canı gönülden eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?”
Bulut derin bir nefes aldı.
“Çölde lotus açana dek evet…”diye kelimeler döküldü dudaklarından.
Nikah memuru Doğa’ya döndü, “Ya sen Cafer kızı Doğa, Tayfun oğlu Bulut Karataş’ı kimsenin baskısı altında kalmadan kendi öz iradenle kabul ediyor musunuz?”
“Sonsuzluğu ve sonsuz sevgiyi onunla yaşamak için Evet!”dedi Doğa’da.
“Peki ya siz buna şahitlik ediyor musunuz?”
Elfin konuştu önce, “evet.” Ardından Kutay.
İmzalar atıldı. Bir çift daha bir birine kavuşurken Korsan yeni intikam fikirleri ile yanıp tutuşuyordu.
Oğlunu ondan çalmışlardı diye düşünüyordu oysa bilmiyordu ki oğlunu kendinden uzaklaştıran kendisiydi…
🫀🫙
Korsan
Elimde uzun zaman sonra tuttuğum bir çiçek vardı. On seneden fazla olmuştu sesini duymayalı. Ondan duyduğum son sözler acılı ağlamaları ve haykırışlarıydı. Oğlunu öldürmüştüm onun. Oysa benimde oğlumdu. Ama Yaz bilmezdi Kaya’nın aslında nasıl birisi olduğunu.
O da suçluydu. Yaz bunu görememiş miydi? Kaya ona zarar veriyordu. Ağlatıyordu sürekli benim biriciğimi. Bulut’da korkuyordu. Beni 15ine kadar hiç bilmemişti Bulut ama nefretini bilmiştim.
Yaz’ın boş mezarına yaklaştım. Bulut özenle bakıyordu bu boş mezarlara. Bir Tayfun’un mezarı doluydu. Gerçek babam diye sevdiği kişi…
Çınar için ayrılan yere baktım. Yüreğim sıkıştı. İki oğlumun da katili bendim. Neden böyle bir şey yapmıştım? Neden bunları farketmeye bu kadar geç kalmıştım? Neden böyle bir baba olmuştum ben? Neden?
Çınar için ayrılan toprak parçalarına uzandım. Mezar taşını yasemin çiçekleri vardı. Yaz’ın mezarının üzerimde ise bir tütsü vardı yedi yirmi dört yanan. Yasemin kokusuydu. Yaz’ın mezarına gidip o kokuyu çektim içime. Geçmiş yılların kokusu sarsada beni hissedemedim o sevgiyi.
Sevdiğim kadının boynuna gömemedim yüzümü ama toprağına gömdüm. Eskiden içimdeki ateşi onun kokusu söndürürken şimdi toprağı söndürüyordu…
🫀🫙
Akşam
Görevdeki eve dönülmüş, herkes kendi evine yerleşmişti. Elfin villanın bir köşesine kurulmuş Kutay ile konuşuyor, Doğa ile Bulut ise bir odada yataklarında oturuyorlardı.
Doğa, Bulut’un yaralarına merhem sürerken aralarında tatlı bir muhabbet geçiyordu.
“Kocam,”dedi Doğa dolu dolu. Eridi Bulut’da hemen. “Söyle Sonbarhar’ım.”
“Düşünsene, Ecem ile İsimsiz sevgili olurmuş. Ne yaparsın?”
“Ecem’i eve kilitler, İsimsiz’i bodurtururum.”
Doğa’dan bir gülüş yayıldığında Bulut’un yüzünde bir gülümseme oluştu.
Biraz kızardı aslında Bulut ama mutluda olurdu. Çünkü biliyordu ikisininde bir birine olan bakışını ve ikisininde bununla mutlu olacağını…
İsimsiz ile Ecem yeni bir plan üstündeydi. Yakınlardaki Clup barda bir bekarlığa veda partisi planlamışlardı. Doğa ve Bulut’un asıl kimliği ortaya çıkmasın diyede sanki ikisi üzerine gibi yapacaklardı.
Tüm her şey hazırdı. Yağız Mert’ide bu ikilinin yanına bırakmıştı. Mert’i bara gönderemeyecekleri için yavrucak Yakut ile birlikte kızların yanında kalacaktı. İsimsiz ile Mert zaten hep iyi anlaşmışlardı. Mert sürekli dükkana gelir saatlerce İsimsiz’e yardım ederdi.
“Aaa! Yetimhanede Çakıl abi vardı. Onu da çağıralım!”dedi Ecem birden.
“Baran vardı. Bulut’un favorisiydi. Nasıl kıskanırdık ya…”
“Ayy! Nefret ediyorum ondan!”
“Ya sizde bunların numarası var mı ki?”diye sordu Mert.
“Var tabi. Neyse. Süha’yı çağırmazsak hatırı kalır söyleyeyim.”
“Favorim! Tabi ki de!” dedi Ecem’de karşılık olarak.
İsimsiz, “Birde kız kardeşi vardı sanki onun Sadet. Oda gelir.”
“IY! Nefret ediyorum ondan da!”
“Abla sende kimi seviyorsun ki zaten…”diye söylendi Mert.
“Neyse dur ben aramaları yapayım. Sende Mert ile bizimkilere haber ver.” Dedi İsimsiz.
“Tamamdır! Ay! Çok güzel olacak her şey!”
“Darısı bize Ateş topum.”
“Sen lakap takma Aşkım.”
“Neyin?”
“Yor bir şey. Hemen şımarma.”
“Ya! Bir kez daha duyayım…” diye diretti İsimsiz.
🫙🫀
Bir kaç saat sonra ilahi bakış açısı
İnsanın mutluluğu çevresindekileriydi. Çevrene kimi alırsan güvenirdin aslında. Merkez’de senin olduğun bu hayatta en yakının senin bir üst dairendi. Kıymet bildiklerin, kıymet bilenlerdi…
Kutay milleti toplamış villalara doğru geliyordu. Bekarlığa vedayı villalarda yapıp villaların tadını çıkartacaklardı.
İsimsiz Bulut’u hazırlarken Doğa tedirginlik içindeydi. Onun kimsesi yoktu ki? Kim gelecekti Doğa için?
Bulut’un hazırlığı bitince Doğa’da hazır sayılırdı. Bulut zorla Doğa’nın yanına girmek isteyince Ecem daha fazla ısrar etmedi.
“Sonbahar’ım,”diyerek içeri girdi Bulut. Doğa’sına sıkıca sarıldı. Doğa hissetti bir an yalnız olmadığını. Oda daha da sıkı sarıldı Bulut’a. Öpüştüler bir ara. Sadece bakışarak konuşup, bakışarak soluklandılar. Zordu evlenmek. Ama ikisi de bu zorluğu birbirleriyle kabullenmişlerdi…
Bir kaç saat sonra İsimsizle Ecem’in oturduğu villa erkekler için ayarlanmıştı. Kutay diğerlerini getirmiş, kızları diğer villaya yollamıştı. Ortama Bulut henüz getirilmemişti. Bir odada gözü bağlı olarak tutuluyordu. Çakıl birazdan yanıma gidecek ve hiçbir şey demeden onu sürükleyerek oradan çıkartacak ve diğerlerinin yanına götürecekti. Kara Fırtına’yı da korkutmak gerekir değil mi arada.
Çakıl Bulut’u aldı. Odadan ite kaka çıkartırken Bulut ‘ne oluyor lan? Ne yapıyorsunuz?’ Gibi şeyler mırıldanarak ilerledi. Korkmamıştı. İsimsiz olduğunu düşünmüştü sadece.
Villanın ortak salonuna geldiklerinde Baran, Bulut’un arkasına geçip göz bandını çıkarttı.
Bulut bir kaç kez gözlerini açtı kapattı. Karşısındakilerin bir rüya olduğunu sandı.
“Dalga geçmiyor olun… Lütfen…”diye sayıkladı Bulut kendi kendine.
“Nikahına neden çağırmadın lan bizi?”dedi Süha.
“Nikah? Ben kimseyi çağırmadım ki. Nikahıda bunlar ayarlamış.”dedi Bulut İsimsiz ve Kutay’dan bahsederek.
“İyi be iyi. Öyle olsun.”dedi Çakıl. Bulut, Çakıl’ı görünce yerinde sendeledi. Baran arkasından onu tutunca Baran’a döndü Bulut. O an zaten onun için her şeyin kopma noktasıydı.
Gözlerine yaşlar hücum ederken sıkı sıkı kendine çekti Baran’ı. Baran’dan ayrılıp Süha’ya sarıldı. Süha kafasını ısırmaya çalışınca onu iterek uzaklaştırdı. Süha’nın arkasına saklanan minik bir kız çocuğu vardı. 12-13 yaşlarında olmalıydı. Bulut ona bakmaya başlayınca Süha kızı önüne çekti. “Tanıştırayım kızım, Bulut amcan. Hep bahsederdim ya sana.”
“Senin yokluğunda beni kimsesiz bırakmaz dediğin mi?”
“Ta kendisi.”dedi Süha hiç düşünmeden.
Minik kız yaklaşıp Bulut’un bacağına sarılmaya yeltenince Bulut titreyerek eğildi. Dokunmak istedi kızın saçlarına. okşamak istedi. Tutup sarılmak istedi bir diğer yeğenine. Ama yapamadı. Aklında o ses yankılandı yine.
Kanlı senin ellerin.
Yutkunamadı. Sadece durdu. Kızın ona sarılmasına izin verdi. “Adın ne senin?”diye sordu miniğe.
“Derin.”
“Ne kadar güzel bir ismin var ya senin öyle?”
“Teşekkür ederim…”dedi Derin utanarak.
Kutay hissetti. Bulut’un neyden korktuğunu. Yanına gitti. Kulağına yaklaşıp, elini tuttu.
“Kanlı değil senin ellerin. Bak sildim hepsini yok bir şey kalmadı tamam mı?”dedi Kutay.
Bulut ellerine baktı. Yoktu bir şey. Kan yoktu. Kutay silmişti.
Onayladı Bulut başıyla. Sarıldı minik kıza. Kutay Çakıl’ın yanına gitti.
“Emanetime sahip çıkıyorsun hala…”diye söylendi. Kutay’ın Çakıla sözü vardı. Elfin, İsimsiz, Bulut ve Çınar’a sahşp çıkmaya.
“Birine sahip çıkamadım abi.”
“Kim?”
“Çınar…”
“Yapma… İyi toparlamış Bulut. Nasıl dayandı?”
“Sakinleştiricilerle ayakta. Birde karısı ile.”
“Tanışmayı çok istiyorum onunla… Doğa mıydı?”
“Evet.”
“Vay be…”
Bulut Derin’den ayrılınca Çakıl’a yöneldi bu kez. Çakıl kollarını açtı ona direk. Bulut yaşlarını saklamadı ona karşı.
Çakıl. Kaya’nın ilk ve tek arkadaşıydı. Bulut’un Bir diğer abisiydi.
Bulut yenildi. İlk defa kendine yenildi. Tutamadı kendisini ve kabullendi. Düştü ama kaldırmaya hazır bekleyeni çoktu. Bulut bunu bildi. Biri yetişemezse bir diğerinin yetişeceğini sezdi…
Erkekler böyle ağlaşıp hasret giderirken kızlar çoktan ortamı kına gecesine çevirmişti.
Doğa, Ecem’in ayarladığı tüylü taşlı kırmızı elbiseyi giymiş üstüne kırmızı tülbent örtülmüş bir şekilde oturuyordu. Ortamdaki kızlar ise etrafında dönüyordu.
“Annesininin, bir tanesini hor görmesinler…”
Doğa’nın aklına bazı anılar düştü. 7 yaşında ailesi ile gittiği bir düğün. Yağız ile Suna’nın düğününden önce Suna’nın kınası vardı. Doğa’nın eline de kına yakmak istediklerinde Doğa feryat figan ağlamıştı. Kına yaktıklarında elinin alev alacağını ve acıyacağını düşünmüştü…
Bu anı ağlattı Doğa’yı. Zaten duygusaldı hepten duygusal olmuştu hamilelikle. Bulut neredeydi? Kocasını özlemişti!
“Gelin Hanım fazla duygusal sanırım. Hemencecik ağlayıverdi…”diye söylendi Süha’nın kardeşi Sadet.
Ecem göz devirdiği sıra Elfin omzuna geçirdi. Ecem milli ‘ne var?’ bakışını atarak Elfin’e de göz devirirken Elfin, Doğa’nın önünde eğilip yavaşça başındaki tülbendi kaldırıp yüzüne baktı. “oy, kuzum benim. Tamam tamam. Yeter bu kadar. Hadi getirin kınayı. Ecem!” diye seslendiğinde Ecem kına tepsisini getirdi. O da Doğa’nın önüne eğildi ve tepsiyi Elfin’e uzattı. Doğa göz yaşları içerisinden elini uzattı. Çakıl’ın sevgilisi Eylül abla geldi yanlarına. Bulut’un ablası maksadıyla. Ecem ona da gıcık oldu çünkü zaten görümceliğini Elfin ile paylaşıyordu. Birisi ile daha paylaşmasına gerek yoktu!
“Doğacım, iyi misin fıstığım?”
“İyiyim…” diye mırıldandı Doğa. Ağlaması durmuştu ama fazla halsiz hissediyordu. Nereden çıkmıştı ki bu partimsi kına gecesi? Üstelik sadece birkaç kişiyi tanıyordu. Fazlasıyla da utanıyordu…
Elfin kızın ellerine kınayı yakıp bir de güzel mi güzel en pahalılarından bir tam altını kızcağızın avucuna yerleştirip kapatmasını işaret etti.
Doğa altını görünce ufaktan bir sırıtsa da paraya ihtiyaçları olmadığını hatırlayıp üzüldü. Hay şansıma tüküreyim diye içinden geçirirken gün boyu her şeye bir şey bulan Sadet, yine bir şeylere karışmak için bir şey bulmuştu.
“O ney gız! Tam altın mı? Abimin düğününde de takaydın ya…”
Sözü Ecem tarafından kesildi, “Bana bak lan Turşu! Bir kapa çeneni ulan! Sabahdan beri vır vır vır, dır dır dır! Bir kapa çeneni de otur ya!”
“Aaa! Ben miyim Turşu? Asıl sen kendine bak yelloz! Turşuymuş. Sen nesin lağım faresi!”
“AY! Haspam. Çok mu biliyorsun lan sen? Anası kılıklı!”
“Ne varmış lan benim anamda pardonda kendi babasını öldüren enayi ben miyim?” diye kavgayı arşa çıkardı Sadet.
“bak kızım alırım seni ayağımın altına.” Dedi Ecem.
Ortamdakiler çocukları oradan uzaklaştırırken, birkaç kişi Ecem’i tutuyor ve tek başına Eylül, Sadet’i tutuyordu.
Aralarındaki fark sadece bununla bile anlatılabilirdi. Ecem güçlüydü ama kontrolsüz. Sadet güçsüzdü ama kontrollü…
Ecem Sadet’e doğru ellerini savururken kızlar ona engel olmaya çalışmakla kalıyordu sadece. Eylül Sadet’in önüne geçmiş Ecem ile aralarında duvar olmuştu…
Kızlar birbirlerini yerken erkeklerde ortamda ayık tek bir kişi kalmamıştı. Herkes kafayı feci halde dağıtmış, hepsi alkol ile sarhoşlaşmışlardı.
“Hadi partilerin klasiği ‘ben daha önce hiç oynayalım!” dedi Baran.
Ortamdakilerden beklediği onay gelince İsimsiz herkesin bardağını doldurdu.
“Tamam ben başlıyorum,” diyerek ilk taşı suya attı Çakıl, “Ben daha önce hiç hamile bir kadını öldürmedim.”
Bulut içti sadece. Tüm gözler ona döndü. Boğazından hiç dinmeyen yumrunun daha da büyüdüğünü hissetti. “Son görevde… Mecburdum…”
“Neyse. Kim neyi isteyerek yapıyor ki bu odada…”diye ortamı toparlamaya çalıştı Kutay. Aralarındaki en ayık kişi oydu.
“Tamam. Ben söylüyorum, ben hiç karıma-sevgilime yalan söylemedim.”
Kutay hariç hepsi içti. “Şerefsizler…” diye söylendi Kutay onlara alayla.
Bu böyle gitti geldi. Birçok itiraf ortaya döktüler yavaş yavaş hepsi gerçek anlamda sarhoş olmuştu.
Kızlar aralarındaki tartışmayı bir şekil tatlıya bağlamış bunun sonucunda da Sadet’in kolunu da sargıya bağlamışlardı.
Ecem, Sadet’i birazcık hırpalamış olabilirdi. Biraz ama öyle çok değil. Belki kolunu kırıp yüzünü çürütecek derecede morartacak kadar falan yani…
🫙🫀
Birkaç saat sonra. Üçüncü kişi ilahi bakış açısı
Erkeklerin hepsi evin bir köşesinde sızarken Baran’ın çağırdığı dansözler de bekarların yanlarına kurulmuştu. Kızlar erkeklerle anlaştıkları saat çoktan geçince Ecem, Elfin, Doğa, Eylül ve Çiçek erkeklerin olduğu villaya gitmişlerdi. Ecemde de anahtar olduğu için zorlanmadan içeri girebilmişlerdi.
Villanın içerisinde biraz ilerledikten sonra hafiften kulaklara “Sıcak Şarap” şarkısı dolmuştu.
“Ah, o güzel gözlerin döndürüyor başımı
Lütfen seni izlerken hor gör bu telaşımı
Tut elimden gidelim, bu şehirde huzur yok
Sıcak şarap içelim, ne de olsa vakit çok…”*2
Ecem de sarhoş gibi şarkıya eşlik edip dans ederek erkeklerin olduğu yere gitti sıra gördüğü manzara ile sağlam bir çığlığı ortaya savurdu.
Diğer kızlar telaşla yanına koştuğu sıra aynı tizlikte ve aynı notadaki çığlık onlardan da koptu.
Erkekler öyle bir sarhoşlardı ki buna da uyanmadılar. Bulut ve Kutay hariç. En az içen Kutay’dı zaten ama o da sızmıştı.
“Bağır mayın lan!” diye bağırdı Bulut. Her şeye direnci yüksekti ama alkole alışkın değildi. İkinci kadehte devrilmişti.
Baran dansöz’ün biriyle kendisinden geçerken Süha hemen diplerinde şarkıyı mırıldanıyordu. Bulut tam geri uyumaya dönecekken Doğa’yı gördü. “Sonbahar’ım? Sensiz kalmak çok kötü bir his Sonbaharım. Beni sensiz bırakma olur mu?” Bulut sanki geleceğini hissederek söylemişti bunları.
“Bulut! Bu halin ne senin…”diyerek Bulut’una koştu Doğa. Bulut onu kendine çekip sarıldı. Boynuna, kaşına, gözüne her yerine öpücükler bırakmaya başlarken Kutay ayağa kalkmış hazır ol pozisyonunda Elfin’e bakıyordu.
Elfin, Kutay’ın yanına gidip yanağına bir öpücük ve ardından da ufak bir tokat dokundurdu. Severmiş gibiydi bu tokattan çok. Kıyamıyordu Kutay’a. Biriciğiydi. Kimi vardı Elfin’in Kutay’dan başka?
Eylül’de Çakıl’ın yanına gidip sakince onu dürttü. Uyanması için. Herkes şu an sevgilisi ile öpüşüyordu. O neden öpüşmesindi! Hemen Çakıl uyanmalı ve Eylül’ü öpmeliydi. Dudak yanak fark etmezdi!
Çiçek, Süha’nın eşiydi. Oda Süha’yı ayıltmaya çalışırken Ecem olduğu yerde sinirden parmak uçları karıncalanacak derecede avuçlarını sıkarak mışıl mışıl uyuyan İsimsize birde yanında ona kur yapma peşinde olan yarı çıplak kadına bakıyordu. Bu platin sarı yelloz kimdi? Ve sevgilisinin yanında ne işi vardı. Ama İsimsiz’in onu yanından kovmaya çalıştığını farketmişti çünkü kadının söyledikleri “sevgilin öğrenmez beni sende hayatnı yaşarsın” falandı.
Ecem sinirle İsimsiz’in yanına gitti ve suratına okkalı bir tokat savurdu. İki saattir onca çığlığa uyanmayanların yarısı bu tokadın sesine ve Ecem’in köpürüşüne uyanmıştı. İsimsiz sağ yanağına yediği tokat ile ayılmış ve hemen ardından sol tarafına yediği diğer tokat ile geri bayılmıştı.
Ecem platin sarısı kadına dönerek tam ona vuracaktı ki İsimsiz tokadın etkisinden kalkıp sevgilisini tutmuştu. “Sakinleş, sana yemin ederim ki muhattap bile olmadımç gözlerim onun yüzüne bile bakmadı. İnan bana. En azından sen inan bana.” Ecem kulağına fısıldanan bu sözler ile biraz daha sakinlerken Bulut sakince onları izliyordu. Sevgili olduklarını anlayamayacak kadar mal değildi. İçi içini yiyordu ama ikisinin de bu şekilde mutlu olduğunu ve olacağını da çok iyi biliyordu…
İsimsiz kızı hepten kendine çekti ve sıkıca sarıldı. Bulut’un her şeyi anladığının farkındaydı ve onun yüzüne bakmaya delicesine utanıyordu. Kutay etrafa seslendi, “Hadi bitti eğlence. Bu saate kadardı. Bacım sizde bir gidin evli barklı adamlar var burada ya.”
Herkes yavaştan kalkarken Bulut afallaya afallaya Doğa’dan destek alarak Anka kuşunun yanına gitti. Birbirine sarılı o ikiliyi kendine çekip ikisine birden sarıldı. “Utanmak yok…”diye mırıldandı ama kendi aklıda yerinde değildi. Kutay yanına gelip Bulut’u çekiştirerek çıkardı.
İsimsiz ile Ecem başbaşa kaldıkalarında Ecem gardını indirmişti. Sinirini göz yaşlarına döndürdü içinde. Bir tek İsimsiz’in yanında boşalttı o sinirli yaşları.
“Sarhoşsun hala.” Dedi Ecem.
“Çok içmedim. O patavatsız kadının sen olmadığını ayırt edebilecek kadar ayıktım.”
“Gerçekten hiç bakmadın mı ona?”
Hayır anlamında başını salladı İsimsiz.
“hiç? Şu kadarcık bile mi?” baş parmağını işaret parmağına yaklaştırıp İsimsiz’e gösterdi Ecem.
“O kadarcık bile bakmadım. Sadece yanımdan kovdum.”
İsimsiz’in dudağına bir buse bıraktı Ecem. “Teşekkür ederim…”diye mırıldandı başını İsimsiz’e yaslayarak. İsimsiz onu kolları ile sarıp sarmaladı. “Seni seviyorum Anka.”
“Bende seni seviyorum Aşkım…”
“sende mi sarhoşsun?”
“Hayır ama olabilirim. İçki var mı?”
“Biraz daha kaşınırsan içmeden sarhoş edeceğim seni.”
“Sapık herif.”
“Tek sana…”
“Tek bana…”diye onayladı onnu Ecem…
🫙🫀
Sabah, Bulut Karataş.
Başımda inanılmaz bir ağrı ile kalkmıştım. Kalabalığın büyük bir çoğunluğunun gittiğini hatırlıyordum. Onun dışında ne ara kendi villamıza geçip yatağa yattığımı falan hiçbir şey hatırlamıyordum…
Doğa yanımda değildi. Yanımda başka birisi vardı. İri cüsseli biri. Arkamı döndüğümde uyuyan Çakıl abiyi görmek şaşırtıcıydı.
“Abi…”diye mırıldanıp dürttüm. “hı?”diye bir ses çıktı.
“Ne oldu?”
“Nerde?” diye cevapladı.
“Dün gece işte.”
“Bilmiyorum ki…”diyip bana döndü. Yüzü gözü şişti. O da yeni uyanmış olmalıydı.
“Abi… Ayık mısın şu an?” diye sordum. Amca oluşunu ona söylemem lazımdı artık. Yoksa kuduracaktım.
“söyle abim.” Dedi direk.
Kaya’nın gidişiyle o abi olmuştu bana. Korsan’ın eğitimlerinde falanda filanda elimi tutmuş yardım etmişti.
“Ben bir Halt yemiş olabilirim.”
“He yavrucuğum. Yine daha karga bokunu yemedi.”
“Abi… Ben baba oluyorum.”
Gözleri faltaşı gibi açılırken hızla bana döndü. “Ciddi misin lan?”
“Evet.”
Beni kendine daha da çekip sıkıca sarıldığında yaralar sızladı ama ses etmedim. Yakut’u ilk öğrendiğimde aynı tepkiyi Kutay’a verişimi hatırladım…
Tüm neşesi yerine gelmişken aşağı indi. Üzerimi değiştirip peşinden gittiğimde Elfin, kucağında Yakut, Eylül ve Doğa’nın kahvaltı hazırladığını gördüm. Çakıl gidip Yakut’u kucağına aldığı anda Elfin elindeki mama kasesini de eline tutuşturunca ortada öylece kalakaldı.
“Ya ama ben sevmede varım sadece Yenge. Sağol.”diyerek Yakut’u geri Elfin’e verdi.
“Sıçtırtma ha şu paçuna! Sevirsende iş bakmaya gelince kaçirsağuz anca. Defol git bok yiyenun!”diye Karadeniz kuşağına geçince Elfin Çakıl mama ile Yakut’u geri kucağına aldı. Çakıl Yakut ile ilgilenirken Koltukta uyuyan Kutay’ı görünce gülmeden edemedim.
“Bu ne halt ediyor burada?” deyip dürte dürte uyandırdım.
Kutay “ne oluyor lan” bakışını atarken birde yanağına hafifçe şamarı geçirdim. “Hadi Hadi. Kalk seni istemeye geliyorlar.” Dediğimde benimde suratıma bir tokat yemem bir olmuştu.
“Hadi kahvaltı hazır beyler.” Diyen Eylül abla ile sofraya kurulduk.
“Ecem ve İsimsiz. Nerde?”
“Dün geceyi hatırlamıyor musun?” diye sordu Doğa.
“Bir şey mi oldu? Sevgililer biliyorum ama dün geceyi hatırlamıyorum.”
“Bilmiyorum nerde olduklarını gelmeleri lazımdı şimdiye.”dedi Elfin.
“Gidip baksak mı?”diye sordum. İçimi bir telaş kaplamıştı.
“Kasmayın gelirler şimdi.”dedi Kutay.
Kapının posta kısmından içeri bir mektup atıldığını gördüm. Masadan hızla kalkıp mektubu elime aldığım aşinası olduğum o koku burnuma dokundu. Kan kokusu…
Mektup kan ile mühürlenmişti. Ellerim titredi bir an. Korkuyla mektubu açtığımda içerisinden bir fotoğraf ve küçük bir not çıkmıştı.
“Ben düşündüğünüzden daha zor birisiyim Kara Fırtına. Ama sen benim kim olduğumu bile bulamayacak kadar acınası… Sen kötü bir abisin. Kardeşlerine hiç iyi bakamıyorsun. Daha kardeşine bakamazken nasıl baba olacaksın sen?” yazıyordu mektupta.
Fotoğrafa baktım ve siktir kere siktirki… Bu fotoğraftakiler Ecem ile İsimsizdi…
