9. bölüm · SERİM

7

Yayagmur _

Selaaaaam bu bölümden sonra ufak bir düzenleme yapacağım için bir süre bölüm atamayacağım. Bunun üzerine sınav haftası geldiğinden ötürü bölüm yazamayacağım. Keşke elimden olsa bir kaç bölüm biriktirip düzenli atabilsem ancak güncel olarak değişikler yaptığımdan ötürü yazıp atıyorum. 🪷
Diğer kurgularıma göz atmayı unutmayınnnnnnn

Bölümü oylayıp satır arası yorum yapmayı lütfen unutnayınnn bolbol yapın yorum.

🍂🍂🍂🍂
Her insan bir duvar ve sınır koyar kendine. Sınırı geçmek kolaydır. Çizgiye basmazsan bir şey olmaz. Ancak duvar o kadar kolay değildi. Uzun bir duvarı, duvara hiç dokunmadan tırmanarak aşabilir misin? Çok zor.

🫀🫙

Geçmiş

Doğa minicikti. Daha üç yaşına yeni yeni girmişti. Babası Cafer onu kucağına almış ninniler söyleyerek uyutmaya çalışıyordu. Ama minik afacanın gözlerinde en ufak uyku kırıntısı yoktu. Babasının sanrı tükenirken Arda sessiz sedasız kapıdan onları izliyordu. Bir kardeşinin olmasına inanamıyor ve varlığını kabullenmekte oldukça zorlanıyordu. Ama yine de onu seviyordu...
Cafer kızını sallamaktan yorulunca kucağındaki yaramazla koltuğa çöktü. Arda sessizce kıkırdadı bu görüntüye. Cafer kızının kafasını nazikçe tutup göğsüne bastırarak sabitledi. Diğer kolunu kızının beline dolayarak onu kucağına sabitleyerek kapattı gözlerini. Çok geçmeden kızından önce o uyudu. Arda babasının o haline dayanamayıp parmak ucunda girdi toz pembe odaya.
Babasının yanına yaklaştı ve minik kızı yavaşça aldı babasının kucağından. Kucağına yatırdı alnından öptü. Doğa sevinçle kıkırdadı tombik tombik olmuş elini uzatıp abisinin çenesine dokundu.
"Ne tatlı..."diye düşündü Arda. Babasına baktı. Uyanmasın diye minik kızla kendi odasına gitti. "Apii!"diye bağırdı Doğa aniden.
"Söyle abim."dedi Arda.
"Pu ne?"diye sordu Doğa vazoyu göstererek. Arda gülerek cevapladı bu soruyu, "Vazo abicim."
"Ne ise yayo?" Doğa'nın bu hafif peltek sesini duydukça kabi eriyordu Arda'nın. Çok seviyordu onu.
"Çiçekleri içine koyarız abicim."
"Çiçek ne?"
"Bitki."
"Pipki ne?"
"Bitki; Plantae içerisinde sınıflandırılan, ökaryotik ve çoğunlukla çok hücreli organizmalar olup, hücre duvarları selülozdan oluşur ve plastid organelleri, özellikle kloroplastlar aracılığıyla Fotosentez gerçekleştirerek foton enerjisini kimyasal bağ enerjisine dönüştüren ototrof canlılardır. Metabolik faaliyetlerinde Karbondioksit fiksasyonu ile organik bileşik sentezi sağlanır ve oksijen yan ürün olarak açığa çıkar. Vasküler bitkilerde ksilem ve floem dokuları ile madde taşınımı sağlanırken, büyüme ve gelişme süreçleri Meristem dokularının mitotik aktivitesiyle düzenlenir; çevresel uyaranlara karşı ise Tropizma temelli fizyolojik yanıtlar gözlemlenir. (Bilgiler yapay zeka aracılığı ile analiz edilmiştir🪷 Doğruluğu kesin değildir.)" Arda bitkilerle ilgili okuduğu makaleden bunları hatırlıyordu.
Doğa şaşkın şaşkın abisine bakarken, "anladım."diye mırıldandı. Anlamamıştı.
Arda güzel ve minik kızın tombul yanağına sulu bir öpücük kondurup onu kendi yatağına yatırdı. Kendiside yanına kıvrıldı.
Minik Doğa abisine iyice yaklaşıp başını ona yaslayınca Arda'nın tebessümü daha da büyüdü. Kardeşinin başını okşarken önce Doğa derin bir uykuya daldı. Doğa'nın uyuduğuna emin olduktan sonra ise Arda'da uyudu kardeşinin bebek kokusuna.
O uyku her şeyi değiştirecekti aslında. Sabah uyandıkların da Arda güzel bir üniversiteye gitme hakkını kazanmış olacak ama babası ona izin vermeyecekti. Cafer kızına sağlayacağı ve sağlamak istediği bütün imkanlardan fark etmesede oğlunu alıkoyarak evlatları arasında bir ayrımın ve büyük bir savaşın fitilini ateşleyecekti. Arda Doğa'ya asla aynı sevgiyle bakmayacak, Doğa'nın yaşadığı ge mutlulukla uyandığı her bir sabaha küfürler ederek onu o gece öldürmediği için kendine sövecekti.
Doğa değildi Arda'nın nefretini kazanan. Babaları ve anneleriydi onları bu düşmanlığa iten...

🫀🫙
Günümüz

Doğa Cömert

İnsanı karanlığa sürükleyen yada sürgün eden şey neydi? Onun hiçliğe terk edilişimi yolsa sevdiğini kaybetmesi mi? Defalarca sevdiğim öbür sevdiğim tarafından çalınmış, her seferinde yalnızlığa sürgün edilmiştim. Şimdi karşımda titreyerek ağlayan kişi zamanında bana bunları defalarca yaşatmıştı. İntikam almak çok istiyordum ondan. Ama kendi canından olan birisiyle alınan intikam şüphesiz en acımasız olanıydı.

Birini öldürmek fiilen kolaydı. Ya vicdanen? Eren'i öldürmek çok kolay benim için. Ama onun yükünün altında kalmak ağır eziyet...

Eren'i eve getirmiştik. Yatağına yatırmış, Bulut ev tipi basit bir serum hazırlamıştı. Eren'in yaşaması mucizeydi bunun darkındaydım. Bulut'ta farkındaydı. Ama Doğuhan için sabretmeye çalışıyordu.

Doğuhan ve ben evin salonunda otururken Bulut Eren'i bir daha kontrol etmeye gitmişti. Doğuhan'ın stresli bekleyişlerini anlayabiliyordum. Küçükken o odada ailemin cesedi ile kaldığım zaman bir köşeye sinmiştim. Yemek yiyemiyordum bazen. Su vermiyordu yada. Bazen mecburen akan kanlarımdan yada kanlarıyla sıvı ihtiyacımı karşılamaya çalışıyordum...

Kaya abiye kızgın değildim. O beni kurtarmıştı. Hatta ölümü göze alarak, kendi kardeşini hiçe sayarak beni kurtarmayı seçmişti. Şimdi ise onun kardeşi beni korumak istediğini söyleyerek baa ortaklık teklif etmişti ve bende kabul etmiştim.
Ayyy yarın birgün evlilik teklif etsede böyle çabuk kabul ederiz dimi? Diye sordu bir an içimin en kuytularından bir yerlerden.
Ay tövbe de kız. Diye geçirdim içimden. Bir katil ile evliliğe hazır değilim. Arkadaş oluruz ama.
İç sesimi susturup Doğuhan'a döndüm. Bir şey demedim ama aramızdaki düşmanlıkları bir kenera bıraktım. Elimi sırtına koydum. Ben yanındayım dermişim gibi.
Bana döndü yüzü bir an. Ürperdiğimi hissettim çünkü akan tüm yaşlarına ve kalbinin acısına inat bomboş bakıyordu. Aklından neler geçiriyor bilmiyorum ama bu bakışın ardında nelerin olduğunu çok merak etmiştim...

Gözleri dolu ama yaşlar akmıyordu. İntikam yeminleri ediyordu sanki. Bulut bulunduğumuz odaya geldiğinde yüzünde hem mutlu hemde mutsuz bir ifade vardı. Oturmadan karşımızda dikildi, "Bir iyi ve birde kötü haberim var."
Doğuhan'ın bakışları anlık bir umutla parladı. Bulut devam etti, "yaşıyor ama..."
"Ama ne?"diye ben sordum.
"...ama, iğneyi yaparken net göremediğim için ufak bir kısmı damara denk gelmiş. Yani vücudunun harelet rahtlığı eskisi kadar olmayacak. Ama iğnenin çok az bir kısmını enjektelediğimiz için bu hayati bir organa zarar vermemiş."dediğinde Doğuhan'ın derin bir nefes aldığını duydum. Yaşaması iyiydi. Yaşamına eskisi gibi devam edebilecek olmasada...
Doğuhan, "uyanık mı şuanda?"
"Değil ama yanına gidebilirsin."
Doğuhan başka bir şey demeden ayaklandı. Neredeyse koşar adım kardeşinin bulunduğu odaya gitti. Bir süre sonra kapının çarpma sesi geldiğinde eş zamanlı olarak derin hıçkırık sesleri yükseldi. Doğuhan'ı daha önce bu hallerde hiç görmemiştim...
Bulut yanıma oturup bakışlarını üzerime kitledi. Elimi tutmak ister gibi elini uzattığında sorgulamadan elimi ona uzattım. Sıkıca kavradığı sıra içimdeki dürtülere engel olamayarak iyice ona yaklaşıp başımı göğsüne yasladım.
Bulut bu ani haraketimle kaskatı kesilmişti. Hızla kendini toparlayıp, "iyi misin?"diye sordu. Beni kaldırmaya, itmeye çalışmadı. Onun elide benim sırtıma tutundu.
"Bilmiyorum... hepsi benim yüzmden..."
"Hayır Doğa. O onun seçimi."diyerek rahtlatmaya çalıştı sanki beni. Güvende hissettim bir an kendimi. Sanki yaslandığım gövde bir katile ait değilde babama aitti... aynı sıcaklık, aynı güven.
Dünya çok huzurlu gelmişti bir an. Bir beş dakikalıkta olsa ferah bir nefes almak içimi rahatlatmıştı. Ama bu huzur içeriden gelen bir sesle saniyeler içinde bozuldu. İrkilerek sıçradığım sıra Bulut hızla ayaklanarak Doğuhan ile Eren'in olduğu odaya gitti. Peşinden giderken beni arkasında tutmaya özen gösteriyordu. Kapıyı sertçe açıp içeri girdiğimizde gördüğüm manzara ile çığlık atma isteğimi zor bastırdım.
Eren'in yaraları daha da kanamış, acılı nidalarla kıvranıyordu. Uyanmıştı demek.
Doğuhan'a baktım. Yüzü gözü kan içinde duvara yapıştırılmıştı. Gözleri ağlamaktan şişmişti. Dudağı patlamış, burnundan da ciddi miktarda kan akıyordu...
Odada göz gezdirdim. Cam kırılmış, Eren'in yarasından akan kan yatağa akarak yere damlamaya başlamıştı.
Doğuhan'ın boğazı sıkıldığı için nefes almakta zorlanıyordu. Yüzü morarma derecesine geldiği sıra Bulut hızla ileri atılıp, "Yağız!"diye bağırdı gür bir sesle.
Ne yapacağımı şaşırmışken Eren'in yanına gittim. Yaralarını kontrol ederken bir yandan Bulut'un ne yapacağını kestirmeye çalışıyordum. Eren'in alnındaki terleri sildim.
Yağız camı kırarak içeri girmiş ve Doğuhan'ın yakasına yapışmıştı. Bulut Doğuhan'ı onun elinden kurtarmak adına Yağız'ın suratına sert bir yumruk attığı sıra Yağız karşımızdaki kırık camın oraya savruldu. Bulut Yağız'ın bu dağılmış halini fırsat bilerek hızla Yağız'ın yakasına yapışarak onu kırık pencereden dışarı doğru yatırdı.
Kırık cam parçaları Yağız'ın sırtına giriyordu. Hatta baya baya derinlerine girdiği belli oluyordu. Yağızın altından aşağılara doğru yavaş yavaş kırmızı bir sıvı akmaya başladığında buna iyice emin olmuştum...
Bulut kardeşini koruyordu sanki o an. Yağız onun kardeşine sataşmış gibi sinirlenmişti. Bunu gözlerinde görebiliyordum. Doğu'ya baktım. Nefesini düzene sokmaya çalışarak korku içinde Bulut'a ve Yağız'a bakıyordu.
Doğu kabullenmişti ölümünü ve kardeşinin ölümünü. Korkusunun sebebi kardeşinden önce gitmesiydi. Eren o an uyanıktı ge Doğu'nun o hallerini görmüştü. Eren Doğuhan kadar güçlü değildi. Duygularını gizleyemez ve gizleme girişimindede bulunmazdı. Naifti. Kırılgandı. Ama şuanda korunmaya en muhtaç olan kişilerden de bir tanesiydi...
Bulut Yağız'a hiç bir acıma girişiminde bulunmadan konuştu, "Oğlun için. Oğlun için sana zarar vermeyeceğim ama Korsanmış, Kasırgaymış bilmem! Sen benim emrindesin! Sen Fırtına'nın emrindesin ve buna itaat edeceksin. Bir başkasının şiirini okuma bana sakın! Bir daha benim emrim dışında herhangi bir harekette bulunman mahiyetinde seni gebertirim!"
Yağız'ın Bulut'tan korktuğunu o an çok net anladım.
Yalnız, Bulut böyle ayrı bir çekici gelmedi değil gözüme. Dudaklarıma yerleşmeye çalışan gülümsemeye dudaklarımı ısırarak engel oldum.
Bulut Yağız'ı bırakmadan önce son kez ekledi, "Burada gördüğün bu üç kişinin kılına zarar gelmeyecek! Korsan yada kasırga hiç biri umurumda değil. Bundan sonra benim sözüm geçerli. Anladın mı beni Yağız. Ben öyle Korsan gibi ailenle tehdit etmem seni. Direk olarak kendi kendini sana silah ederim. Şimdi defol git kime yumurtluyorsan yumurtla. Bok torbası seni."
Yağız belini tutarak giderken üzerinin ne kadar kana bulandığını gördüm. Çok midem bulanmıştı. Oda çok berbat bir şekilde kan kokuyordu.
Bulut Doğu'ya bakarak, "Doğa'yı çıkartabilecek misin buradan? Ben Eren'e bakayım. İkinizde iyi görünmüyorsunuz." dediği sıra Doğu yanıma gelip koluma girdi. Aramızdaki en olgun kişi Bulut'tu şuanda...
Salon tarafına gittiğimizde kan kokusu azalsada Yağız'dan damlayan kanları görmekte yine midemi bulandırıyordu.
Koltuğa oturduğumuzda ikimizde konuşmuyorduk. Doğuhan'ın acısını tam olarak anlayamazdım ama ne denli büyük olduğunu görebiliyordum...

🫀🫙

İsimsiz, dükkanında beklerken yavaş yavaş dükkanın önüne yaklaşan aracı görünce kapıya yaklaştı. Dışarı çıkmak istesede çıkamadı...
Araçtan bir adam indi. Kamyonun arkasını açarak kasadaki kolileri yavaş yavaş içeri taşımaya başladı. İsimsiz bir şey demeden sessizce izledi. Adam bütün kolileri indirip gittiğinde İsimsiz bir tane koliyi yırtıp açtı. İçinde "Karanlık Mühür" isimli bir kitap vardı( yazar notu: gerçekte böyle bir kitap var mı bilmiyorum yada bir başkasının yazdığı bir şey. Kimseye atıfta bulunulmadan bu karakterden esinlendiğim kişi {arkadaşım} onun kitabının ismine yakın olmasına ithafen yapılmıştır🪷)
İsimsiz kitabın jelatinini sökecekken kolinin içine yazılmış bir notu gördü.

Herhangi bir Korsan üyesine satılmamalıdır. Kitaplar kokulu kitap olmasıyla birlikte ölümcül zehirde ki bir gaz bulundurmaktadır. Paketlerinden çıkartılmadan online satışa sunulmalıdır.

Notta yazanları okuyunca İsimsiz ister istemez sırıtarak kitabı yerine koydu. Yerleştireceği rafları ayarlayıp, kitapları yerleştirirken yazar adına baktı. 'Ecem naz Vera'
Tanıyor muyum diye düşündü. Tanımıyordu. Devam etti ama kadını çok merak etmişti. Bir kaç koli yerleştirdikten sonra masasının başına oturup bilgisayarı açtı. İsmi arattı.
Karşısına bir kaç haber çıkınca önce onlara tıkladı.

Ecem Naz Vera yine yaptı yapacağını!
Ecem Naz isimli genç ve ünlü yazar geçenlerde başladığı yeni kitabı şimdi satışlarda. Kitap satın alma rekorları kırarken genç yazar imza günlerine yetişmeye çalışıyor. Son imza takvimi şöyle gözüküyor;

İstanbul: 12 Mart
Sivas: 15 Mart
Ankara: 17 Mart
Edirne: 19 Mart
Çanakkale: 21 Mart
Konya: 23 Mart
Kocaeli: 25 Mart
(Tüm iller)

İsimsiz imza takvimine bakıp 81 ilin her birini gördüğünde inanmayıp tekrar en baştan saymaya başlamıştı. "Tüm ülkenin sevdiği bir yazar tüm ülkenin nefret kusup korktuğu adama mı çalışıyor?"diye söylendi İsimsiz kendi kendine.
"Hayır tatlım. O adama çalışmıyorum o adama kafa tutuyorum."diyen bir sesle topuklu ayakkabı sesi doldu dükkana.
Bej trençkot, siyah bele kadar gelen çorap, diz kapağına uzanan bej çizmeler, üzerine koyu kahverengi crop kazak ve bej rengi mini etek giymiş tarz bit kadın içeri girmişti.
İsimsiz kadının direk gözlerine baksada kadın gözlüğünü çıkartmamıştı. İyice İsimsiz'in yanına gelip, "Adınızı lütfeder misiniz?"diye sordu flörtöz bir tavırla. İsimsiz alyla gülerek cevap verdi, "İsmim yok hanımefendi. Buyurun nasıl yardımcı olabilirim?"
Kadın bu cevap karşısında şaşırsada umursamadı. Etrafa göz gezdirdi ve İsimsize döndü, "Beni stalklamayarak yardımcı olabilirsiniz."
"Anlayamadım?" İsimsiz tek kaşını kaldırarak soğuk bir tavırla kadına döndü.
Kadın aldırış etmeden kaşları ile bilgisayarı gösterdi. Kollarına gelen kumaş parçalarını daralmış gibi yukarı kıvırdı. Yüzündeki gözlüğü çıkartıp İsimsize hiçde samimi olmayan bir gülümseme sundu. Elini tokalaşmak için uzatıp ekledi, "Ecem Naz Vera."
İsimsiz ona uzatılan ele ters ters baktı ve umursamadı. Umursasa ne olacaktı ki? Birbiri ile yeni tamışan insanlar el sıkışıp isimlerini söylerler ardından memnun olduklarını söylerlerdi. İsimsiz'in ne söyleyebileceği bir ismi vardı ne de bu kadınla tanışmaktan memnuniyet duymuştu. Memnun olmamışda değildi aslında. Herhangi bir şey hissetmemişti. Yalan söylemeyi de sevmezdi zaten. O yüzden bir şey demedi.
Ecem bu hareketlere üzülmüş gibi yaparken, "Çok kabasınız beyefendi. Karşınızdaki bir kişi size elini uzatıyorsa elini tutup isminizi bahşetmeniz gerekir."
"Ahlak dersi için teşekkür ederim. İhtiyacınız olan bir ürün yoksa dışarı çıkmanızı rica ederim. Herkesin bir kulübesi olduğu gibi benim de kulübem burası." İsimsiz'in kurduğu en uzun cümlelerden bir tanesi olmuştu.
Ecem ısrarlıydı. "Nesin ya sen? Kendini havalı sanan bir tip misin? Ne yaptın ismine? Herkesin bir ismi olur yakışıklı." Yakışıklı kelimesini hiç içten söylememişti.
"Yok! Benim adım falan yok. Anladın mı? Defol git şimdi."
"Aaa nereye gideyim daha karpuz kesmeyecek miyiz?" Ecem adamın delirişlerini gördükçe zevkten bin bir köşe olsada bilmiyordu karşısındakinin acısını. İsimsiz olma hikayesini.
İsmi yoktu ki İsimsiz'in. İsimsiz derlerdi ona sadece. Bununla tanırdı kendini. İsimsiz. İsmi olmayan.
"İsmin bile yokki senin seni seven olsun."diye zorbalandığı sıra Bulut bulmuştu onu. En başlarda Bulut'tan da korkmuş ama en sonunda ona abi der olmuştu...
İsimsiz kendini tutmaya ve yanlış bir şey söyleyip karşısındaki kadının kalbini kırmamak için kır takla atıyordu. "Hanım efendi. Dalga geçmiyorum ve lütfen üstelemeyin. Bana istediğinizi diyin. Gerçek anlada bir adım yok."
Ecem bu ciddi konuşmaya inanmak ve inanmamak arasındayken sustu. Adamın gözlerindeki hafif kırgınlık parçalarını okudu...
Bu soru herkes için basit bir soruydu. Adın ne? Herkesin cevabını çok iyi Bildiği bir soru olurdu. Ama İsimsiz'in bu soruya verecek bir cevabı yoktu. İçi parçalanırdı bu soruya. Bilmezdi çünkü annesi ve yahut babası ona ne ismi verdi...
Ecem üstelemedi kitaplarından bir iki tanesini alıp uzaklaştı. İsimsiz ses etmedi. Gitmesini istemişti zaten...

🫀🫙

Kutay eşinin araması ile ece gelmiş. Kötü bir şey olmadığına emin olduktan sonra onun koynuna girerek uykuya dalmıştı. "Kutay?"diye mırıldandı Elfin.
"Hı?"diye bir ses çıkarttı Kutay. Ellerini daha sıkı sardı Elfin'e.
"Bu çocuğun adı ne olacak?"
"Bilmem."diyerek ayaklandı Kutay. Yatakta oturur pozisyona gelince eşinin boynuna gömdü bu kez. Derin derin öptü oradanda. Elfin cilveyle kıvranırken Kutay onu durdurdu. Oğlunun sağlığı için bunu yapamazdı.
Kutay gömüldüğü boyundan ayrılıp fırsat vermeden eşinin dudaklarına gömüldü. Yumuşak ama derin bir öpücük bırakıp geri çekildi.
Yatakta tam oturur pozisyona gelince Elfin başını omzuna yasladı. Kutay elini eşinin belinden geçirerek davul olmuş karnını sardı.
"Söyle ömrüm, hayatım, nefesim, ruhum, ciğerim, çiçeğim, masalım, prensesim. Ne olsun biriciğimizin, oğlumuzun adı. Sen seç sen beğen sen söyle güzelim." Elfin hemen eridi bu güzel sözlerle. Daha da eşine sokulmaya çalışırken omzunun üstünden Kutay'a bakmaya çalıştı.
Kutay'ın boyununda maşallahı vardı.
Elfin düşünürken Kutay eşinin başına sürekli öpücükler bırakıyordu.
Kutay herhangi bir göreve gitmeden önce yapardı böyle. Derin derin öper, Sarılırdı. Elfin onunla gitmek istediğinde ise çok sinirlenir onu ya Bulut'a yada İsimsiz'in yanına bırakırdı.
"Göreve mi gideceksin?"diye sordu Elfin koruyla.
"Sayılır. Bulut'un yanına uğramam gerek. Ufak bir sıkıntı olmuş. Gece gidip gelicem. Seni İsimsiz'in oraya bırakırım güzelim olur mu?"
"Seninle-"
"Elfin!"
"Tamam..." Alışmıştı Elfin artık. Üstelemedi daha fazla.
"Yakut."dedi Elfin birden.
"Ne yakut? Kolye falan mı alayım? Yakut mu aşerdin?"
"Saçmalama Kutay. Yakut aşerilir mi? Oğlumuzun adı Yakut olsun."
"Yakup mu?"
"Hayır Kutay. Yakut."
"Yakut... güzel isim aslında..."
"Olur mu he?" Elfin heyecanla eşine bakıyordu. Kutay eğilip eşinin dudaklarına derin bir öpücük daha bıraktıktan sonra Elfin'in dudaklarına doğru konuştu, "Olur tabiki. Neden olmasın? Sen, ben ve Yakut'umuz..."
Kutay, Elfin ve Yakut'ları. En değerlileri...

🫀🫙
Tenha kafe bugün fazlasıyla yoğundu. Bu kafe sadece Korsan adamlarına hizmet verirdi. Ve bu gün buraya gelen çok fazla kişi vardı.
Arda ve Ayçin mutfakta yemek yetiştirmeye çalışırken Kaan ve Ayça sipariş takibi yapmakta zorlanmaya başlamıştı. Kadaya Dora geçmiş, gelen müşterilerden kendine eş beğenmeye çalışıyordu.
"Dora gelene değil gelenin verdiğine bakacaksın!"diye seslendi Ayça. Kardeşini tanıyordu...
Aradan bir saat geçti geçmedi. Müşteri yoğunluğu azalmış siparişler yetişmişti. Arda bu anı fırsat bilerek şuanda öldüğünü tahmin ettiği kardeşini kontrol etmek için hazırlanmaya başladı.
Ama bilmediği bir şey vardı. Kutay kafenin bir ucunda Arda'yı net bir şekilde gördüğü noktadan onları izleyerek Bulut'a haber veriyordu...

🫀🫙
Bulut Karataş

Kutay, Arda'nın eve geleceği haberini verdiğinde çoktan hazırlıklara başlamıştık. Benim yaptığım kakaolu keki Arda'nın gönderdiği kaba koymakla başladık. Doğa eve gidecek ve o kekleri yememiş gibi yapacaktı.
Arda'ya olan öfkem gün geçtikçe daha da artıyordu. Harelete geçmem gerektiğini hissediyor ama onları nasıl kandıracağım bilmiyordum.
Doğa kendi evine gimişti. Kekleri onun yanına bırakıp geldiğimde Doğuhan'ı yine Eren'in yanında buldum. Kutay gece yarısı gelecek ve Eren'e gerekli müdaheleyi ve ekipman desteği yapacaktı. Ben sadece üstü kapalı anlatımlarla cerrahi bilgiye sahiptim ancak Kutay bu işten mezun olmuştu.
Şuan Doğuhanların evinde salonda oturmuş Doğuhan'ın yaralarına pansuman yapıyordum. Doğuhan ge Eren'i kendi himayeme almak çok istiyordum ama himayem altına sadece iki kişi alabiliyordum. Biri Çınar biri ise Doğa.
Ani kararlar veriyormuşum gibi hissediyordum ama meyseki 6. Hissi kuvvetli olmayan birisiyim.
"Bulut..."diye bir şeyler geceledi Doğuhan ağzında.
"Konuşmada dudağının yarasını temizleyim."dedim yalandan bir terslikle.
Dinledi ve sessiz kaldı. Tüm yaralarını temizledikten sonra eşyaları toparlamaya başladım. Çok geçmeden her şey bitmişti.
"Şimdi söyle ne diyeceksen."
"Teşekkürler."
Sağ elimi kalbimin üstüne vurdum iki kez. "Ne demek birader."
"Eren'den başka..."
"Biliyorum Doğu. Zorlama kendini."
Sustu. Bende sustum. Cama döndüm bir ara. Cama vuran yağmur damlalarına baktım. Aramızdaki tek ses onların sessiz acı çekişleriydi. Cama vuran her bir damla aşağı doğru süzülüyordu. Onları izlemeyi severdim. Kulübemde de izlerdim sürekli. Çıkıp çamurlu çimenlerin üzerine yatardım. Islak toprak kokusunu çekerdim içime...

🫀🫙
Doğa Cömert

Eve gelmiş hiç bir şey yokmuş gibi telefona bakıyordum. Bulut'a mesaj atmıştım ama görmemişti. Trip atmak için geçerli bir sebepti.
Kapının anahtarla açıldığını duyunca istemsizce tedirginleştim. İki kişi olabilirdi. Ya sevgili abiciğim Arda, yada güvenmemem gereken ama ölümüne güvendiğim adam Bulut Karataş...
Arda sessiz adımlarla kafasını uzattığında yalandan bir gülümseme kondurdum yüzüme. "Hoş geldin abiciğim!"dedi coşkuyla. Korkuyordum. Bulut'un gönderdiği kekleri masanın üzerine bırakmıştım. Arda şaşkınca bir bana birde keklere baktı. "Acıkacağını düşünmüştüm. Neden yemedin?"
"Hasta gibiyim de iştahım yok abicim."
"Ne halin varsa gör!"diye bağırdı.
"Bir şeye mi sinirlendin?"diye sordum bilmiyormuşum gibi.
"Yok, yok. Akşam. Ayçin gelecek." Bundan Ayçin'in bile haberinin olmadığına emindim. Kızı stres atmak için kullanıyordu. Tüm sinirini ondan çıkartacaktı. Şerefsiz.
Onun bu hallerini gördükçe Bulut ile ortaklık teklifi daha cazip geliyordu. Bu herifi öldürmek istiyordum!
"Sana bakmaya gelmiştim. İşler yoğun kafeye gidiyorum." Cevap vermemi beklemeden hızla evden çıktı. Arda'nın gittiğinden emin olduktan sonra Bulut'a yazdım.
"Ev boş. Arda gitti. Gelsen olur mu?"
Aradan beş dakika geçmeden kapı tekrar açıldı. Kalkıp baktığım sırada Bulut'u gördüm.
Serseri bir gülümsemeyle kapıyı kapatarak sırtını kapıya yasladı. Kollarını göğsünde birleştirerek tek kaşını kaldırdı. "Çıktığındaki öfkesini görmen lazımdı güzelim. Harikaydın."
Güzelim? Hoşuma gitmedi de değil ha...
"Ayrıca... Biraz hızlı gitmiyor muyuz?"diye eklediğinde şaşırdım. Neyden bahsediyordu?
"Anlamadım?"
"Mesajda ev boş. Gelsene yazmışsın. Çok ahlaksız bir teklifti. Namusum tehlikede değil dimi?"diye sordu alayla.
Yazdığım şeyin o anlamada çıktığını o an anlamıştım. Yanaklarımın hızla kızardığını hissederek gitmesini diledim...
"Ben o manada yazmamıştım..."sonlara gelirken kendi sesimi kendim bile duyamamıştım.
"Şaka yapıyorum Doğa," güldü. Yarım bir gülüşle yanıma geldi. "Rahatsız olmadın değil mi?"
Yaptığı imadan rahatsız olacağımı düşünmesi çok tatlıydı. Oysa içimde yatan arsız açlığı bilmiyordu. Hayır anlamında kafamı salladığımda kolunu omzumdan atarak beni evin çıkışına yönlendirdi. "Nereye?"diye sordum.
"Yanlış hatırlamıyorsam bir kaç saat önce ciddi bir zehirlenme vakası yaşadın. Arkadaşım erkenden geldi. Haliyle ekipmalar da. Kontrolünü ne kadar erken yaparsak o kadar iyi. Adamın bekleyeni var."diyerek kapıyı açtı. Ayakkabılarıma birde terliklerime baktım. "Senin evine mi geçeceğiz?"
"Ya nereye gitmek isterdiniz?"
Kalbine giden yola yakışıklım...
"Ayakkabı giymek için sordum,"diyerek tersledim yalandan.
Ayakkabılığın altındaki pembe terliklerime uzandım. Giyerlen bir yandan konuşmaya devam ettim, "Arkadaşın gece yarısı gelmeyecek miydi?"
"Gece yarısı. 3 ve 5 arası çıkmak yasak."
"Neden ki?"
"Korsan kuralları..."
"Anladım..."
Merdivenlerden çıkarken kolu yine omzumdaydı. Sıcak ve rahat hissettirmişti bu yakınlığı.
İster istemez ona daha da yaklaştım. Yarım tebessümünün arttığını hissettim. Onun evine geldiğimizde kapı aralıktı zaten. İçeri geçip salona ilerledim.
Salonda ekipmanlar dizilmiş gerçek bir hastane ortamı kurulmuştu. Salonun bir köşesinde oturan bir kadın gördüm. Tatlı bir kadındı. Hamileydi. Doğumuda yakın olmalıydı. Genç ve güzeldi. Bulut elini benden ayırmıştı. Bunu sevmesemde ses etmedim.
"Doğa, bu Kutay ve Elfin. Çok mıcık mıcık bir çiftti kendileri,"diyerek tanıtmaya başladı.
"Sus lan it!"diyerek alayla Bulut'a cevap verdi Kutay denen adam. Elfin denen kişi ise gülümseyerek bana bakıyordu. "Merhaba Doğa. Seni duyunca gelmeden edemedim,"dedi Elfin.
Gülümsemekle yetinmek zorunda kaldım ne diyeceğimi bilemedim. Sağolsun Bulut çaresizliğimi anlamış gibi beni yönlendirdi. Şuanda ilgimi çeken tek şey Elfin'in karnındaki bebekti.
Kutay bir kaç kontrol yaparak bir şeyim olmadığına kanaat getirdi. Bulut ve Kutay arka odalara gidip birisini aradılar. Bunu fırsat bilerek Elfin'e yaklaştım. "Kaç aylık?"
"Haftaya dokuz olacak..."
Elimi çekinerek uzattığım sıra düşünmeden ekimi tuttu ve karnına bastırdı. "Cinsiyetini öğrendiniz mi?"
"Oğlan diye biliyoruz bakalım son dakika süprizi çıkmazsa eğer."
Güldüm. Elimde minik ama sert bir tekme hissedince kıkırtıma engel olamadım.
"Sevdiklerine tekme atoyor sadece."
"Onları sevdiğini nereden anlıyorsun?"
"Bilmem... sadece bazılarına karşı tekmesi çok sert oluyor. Ama bazılarına yumuşak. Tahmin ediyorum öyle..."
"Anladım... Adı?"
"Yakut." Daha önce böyle bir isim duymamıştım ama kulağa çok hoş geliyordu. Adı gibi değerli olurdu umarım. Sağlıklı ve yetenekli olsun. Hayat onun yüzüne karşı gülsün...
Beyler yanımıza geldiğinde istifimi bozmadım. Kutay yarın ağız gülerken, "İyi anlaşacaklar ha? Neydi," düşündü. Hatırlayınca, "Heh! Dörtlü date yaparız artık. Biriyle İsimsiz'in arasını yaparsak..."diyordu ki Bulut ani bir hareketle Kutay'ın ensesine bir şaplak atıp dizlerine vurdu. Kutay öne doğru çöktüğü sıra Bulut'un sağlam kolunu yakalayıp onuda yere savurdu. "Sus demedim mi lan ben sana?"diye sırdu Bulut. Hemen peşine kahkahalar içinde bir birlerine girdiler. Biri diğerinin üzerine çıkıyor diğeri onu alt edip yukarı çıkıyordu.
Müdahale etmek için ayaklanacağım sıra Elfin elini dizime bastırıp beni durdurdu. "Takılma,"diyerek cebinden küçük bir paket çıkarttı. Baktığımda bunun çekirdek paketi olduğunu görünce istemsizce güldüm. "Tadını çıkart sadece."
Bu cilveli kadına daha fazla dayanamayıp avucuma birazcık çekirdek aldım.
Önümüzde eşşek kadar olmuş iki adam dövüşürken bir birlerine gerçekten vuruyor kasılıyor ama gülmelerini eksik etmiyorlardı.
Bir süre sonra ikiside nefes nefese yere uzanıp tavanı izlediler. Değişiktiler.
"Hayret bu seferki kısa sürdü."dedi Elfin.
"Yarası var çocuğun. Çok üstelemedim."diye yanıtladı Kutay.
"Eyvallah kral."diye kekoluğunu konuşturdu Bulut.
"Normalde be kadar sürüyor ki?"diye sordum bende masum masum.
"Değişiyor. Zamnla alışırsın."diye yanıtladı Kutay. "İki gün sonra İsimsiz'in yanında buluşuruz Bulut, Doğa itiraz yok."
"Duruma bağlı."diye yanıtladı Bulut.
"Ne durumu?"
"Arda puştuna bağlı. Ama Doğa isterse uyutabilirim,"dediğinde istemsizce korkuyla ona baktım. Onu yemen mi öldürecekti. Bu korkunç görünüyordu... Ben bunları düşünürken ekledi, "geçici olarak uyku ilacıyla."
İfaden rahatlarken sessiz kaldım. Aramızdaki sessizliği bozan Bulut'un çalan telefonuydu.
"Ne?"diye tersledi. Dinledi, "eee?" Tekrar dinledi, "Tamam. Elfin ve Kutay. Yanımda. Karışırsan olacakları söylememe gerek yok bence Yağız'cım."
Arayan Yağız'dı demek. Bulut tekrar dinledi, "hastanede misin?" Telefonun mikrofon kısmını kapatarak bana döndü, "çok mu hırpaladık lan herifi?"sesinde ufak bir şaşkınlık vardı. Elimi kaldırıp baş parmağımı serçe parmağıma yaklaştırdım, "bir tık."
Dördümüz birlikte gülerken Bulut konuşmaya devam etti. "Tamam iki gün sadece. Üçüncü gün kapına dayanırım."
🫀🫙
Bulut Karataş

"Bulut, oğluma zarar vermezsin değil mi?" Yağız'ın endişeyle söyledikleriyle kan beynime sıçramıştı. "Ben Korsan değilim Yağız. Seni sevdiklerinle değil direk olarak kendinle tehdit ederim. Zarar vereceksem oğluna değil araya aracı sokmadan kendi ellerimle sana zarar veririm. Bilmem anlatabildim mi? Kapat şimdi."
Telefonu kapatıp Elfin'in yanına gittim. Bu kadın her zaman sonsuz saygı duyup el üstünde tutmaya çalıştığım ablamdı. Hepsinden önemlisi Kutay'ın sevmişti. Onun sevdiğine gelecek zararları kendim yapmış gibİ sayar ortalığı yangın alanına çevirirdim. Kutay'a bunu borçluydum. İsimsiz'e de...
Elfinin karnına dokundum parmak ucumla. "Ne zaman doğacak yakışıklım."
"Canı isteyince."diye yanıtladı oduncuk Kutay.
"Haha çok komiksin Kuti."
"Kuti ne lan?"
"Dedem,"
"Korsan'ın babasının adı Kuti mi?"diye sordu Doğa.
Buradan bunu mu anlamıştı...
"Ya hayır!"diye toparlamaya çalışırken Elfin gülmekten kıpkırmızı olmuştu. Elfin'in sırtını sıvazlarken, "Len yavaş çocuğu doğurcan şimdi,"demekten alı koyamadım kendimi.
Kutay yanıma gelip beni öteye gitmem için ittirdi. Yana kayıp karısının yanında ona yer açtım. Kutay tam otururken söylediği şeyle onu boğmak istedim. "Herkes kendi sevdiğinin yanına hayde defol."
"Ya oğlum iyi ki çaktırma dedik ha..."

(25 dakika önce) {Kutay ve Bulut içeride}
Bulut Karataş

İçimde fark ettiğim hislerin adını yavaş yavaş koymuş, be olduğunu anlamıştım. Bu evde benim için ayrılan odaya girdiğimizde hızla kapıyı kapatıp yatağa oturdum. Kutay'ın ima dolu bakışlarını üzerimde hissettim. "Beni korkutuyorsun Kara Fırtına."
Lakabım Fırtınaydı ama İsimsiz ile Kutay bana Kara Fırtına derdi.
"Kuti, ben bir halt ettim."
"Evet Korsan'a ve Kadırga'ya kafa tuttun ve meydan okudun."
"Yok o değil. Onda sıkıntı yok."
"E ne yaptın?"
Sıkıntoyla başımı kaşırken aniden söyledim. "Aşık oldum."
Cevao beklediğimden saha hızlı geldi, "Siktir git lan!"
Sıkıntıyla halımın desenlerini incelemeye başladım. "Harbi mi?"diye sordu Kutay çaresizce. Masum masum gözlerinin içine bakıp sırıttım. "Kime diye soracağımda, gerek yok. Doğa dimi?"
"Evet..."
"Aşk olduğuna emin misin? Anlat bakayım bir," anlatmaya başladım,
"İlk gördüğüm anda başladı bu tamam mı? Sonbahar gibi yani hem sıcak hemde soğuk tavrı, güzelliği dillere destan ama direk benim sözlüğümde yok. Sonbahar yaprakları sanki kurumaya yüz tutmuş ama bir o kadarda cömert..."
Anlatırken fazla heyecanlandığımı farkettim. Midemdeki güve kelebekleri harekete geçmiş bir o yana bir bu yana uçuşuyordu.
"Sen ciddisin..."diye mırıldandı Kutay.
"Akıl fikir ver gözünü seveyim."
"Ne aklı verebilirim ki oğlum. Kızı himayen altına aldın mı?"
"Tabikide."
"Senin katil olduğunu biliyor?"
"Evet,"
"Nikah tarihi aldın mı?"
"Çüş," söylediklerinin farkında değil gibiydi.
"Öpüştün mü?"
"Ya kıza aşık olduğum gibi neden onu öpeyim?"
"He ben Elfin'e aşık olduğumu anladığım an onu öpmüştüm."
"Salak herif sen onunla İlk öpüştüğünde evlenmiştin."
"Sen nerden biliyon lan?"
"Benim evimin salonunda bunu gerçekleştirdiğin için!"
"Bakmasaydın," bu çocuk harbi mal olabilir miydi?
"Beynini sevdiğim, kıza yapışmadan, 'kanki bak, tüm ilklerime şahit oldun, bunuda gör,' diyerek gözümün önünde öpüşen kim?!"
"He doğru."
"Salak ya... Her neyse oğlum, ne halt etcem ben?"
"Kanka bana ilişki tavsiyesi verende sendin."
"İşin içinde kendin olunca hiç bir şey bilmiyorsun ya..."
Sıkıntılı bir nefes verdi, "tamam abi tamam, iki gün sonra İsimsiz'in kulübede buluşalım. Elfin ve İsimsiz daha net akıl verir. Bana güvenme."
"San güvenmiyorum zaten. Ne desen tersini yapıcaktım." Güldüm. "Neyse çaktırma içerde."
Kesinlikle çaktıracaktı...

🫀🫙
(Tüm olaylardan iki gün sonrası)

Eren uyanmış kendine gelmişti. Kafası yerinde olsada ellerini kullanmakta çok zorlanıyordu. Ara sıra ağrıları oluyor ama Doğuhan'ın verdiği arı kesicilerle rahatlıyordu.
Doğuhan Eren’e her şeyde yardım etmeye çalışıyordu. Şimdi ise Eren’i salona taşımış, yemek yemesine yardım ediyordu. İki gün önceki olaylardan fazlasıyla korksada bunları kardeşine yansıtmamaya çalışıyordu.
“Hadi Eren, şunuda al ilaç getiricem.”dedi Doğuhan bir kaşık çorba daha kardeşine uzatırken.
“Yeter,”dedi Eren kekeleyerek. Konuşmaktada biraz zorlanmaya başlamıştı. Eren elini kaldırıp kardeşinin uzattığı kaşığı geri itmeye çalışırken titreyen elini kontrol etmekte bir hayli zorlanmıştı.
Doğuhan uzanıp kardeşinin elini tutarak kaşığı ağzına dayadı, “İç şunu.”
Eren ikiletemeden içti çorbayı. Eren çorbasını afiyetle bitirdikten sonra başını yavaşça Doğuhan’a yasladı. Doğuhan hızla kolunu kardeşine sararak bu küçük temasa karşılık verdi. Yetmedi Eren’in başına küçük bir öpücük bıraktı.
Doğuhan Eren’in ilaçlarını getirmeye gittiği sıra kapı çaldı.
Eren ayaklanmaya çalıştı bir nebze başardıda. Ayağa kalktı ama yürüyemeden yere düştü. Bıçak izleri taze olduğundan hemencecik kanayı verdi. Eren acıyla kıvranırken Doğuhan hızla kardeşinin yamına koştu, “iyi misin? Neden kalkıyorsun be oğlum? Bir yerine bir şey oldu mu?”diye sorular sorarak koltuğa oturttu onu.
ErenÇin yemi bir şeyi olmadığına emin olunca gidip kapıyı açtı.
Ama karşısında gördüğü yüz, küçüklüğünden ona fazlasıyla tanıdıktı. Bir o kadarda yabancı…

🍂🍂🍂🍂

EVEVEVETTT
BU BÖLÜMDE BİTTİİİİİİ
YUPİİ
ŞİMDİ SORUCUKLAR SORALUM BAYADIR SORMUYORUZ. (Ciddi cevaplamanızı özenle rica edilir)

1-Hikaye ile ilgili genel ciddi düşüncelerin neler?
2- Bulut Karataş hakkında ne düşünüyorsun?
3- Doğa Cömert halkında?
4- Kutay ve Elfin çifti hakkında?
5- Ecem Naz Vera isimli yazarımız hakkında?
6-İsimsiz’in geçmişi sizce nasıl?
7- Çınar ne alemde sizce?
8- Bulut Doğa’ya hislerini göstermek için neler yapacak?
Vb. Eklemek istediklerinizi bu kısma yazarsanız sevinirim🫀

Beni instadan takip ederseniz sevinirim🪷

İnsta: Ynmnisa11_11
Watpadd: ynmnisa11_11
Vaveyla: ynmnisa11_11