15. bölüm / 15
SENSİZLİKRica!!!
Bölümler 15Şu an: Rica!!!
- 1 1.BÖLÜM3.714 kelime
- 2 2.Bölüm3.732 kelime
- 3 3.Bölüm2.004 kelime
- 4 4.Bölüm3.710 kelime
- 5 5.Bölüm827 kelime
- 6 6.Bölüm3.422 kelime
- 7 7.Bölüm1.497 kelime
- 8 8.Bölüm2.389 kelime
- 9 9.Bölüm1.526 kelime
- 10 10.Bölüm128 kelime
- 11 11.Bölüm2.432 kelime
- 12 12.Bölüm2.230 kelime
- 13 13.Bölüm758 kelime
- 14 14.Bölüm2.232 kelime
- 15 Rica!!!2.232 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabaha kadar oturdu genç adam. Sabaha kadar düşündü. Leyla'yı, kendini, Asya'yı. Leyla bir konuda haklıydı. Evlendiklerinden bu yana iki sevgili olamamışlardı. Direkt anne, baba ve karı, koca olmuşlardı. Leyla onun karısıydı. Hep yanında olur, kendisini terk etmez sanmıştı. Karısıydı bir kere, her daim onunlaydı.
Kendine bir itirafta bulundu. Leyla'yı elde etmek için hiç çabalamamıştı. Peşinden koşmamıştı. Leyla'yı tavlamaya çalışmamıştı. Jestler yapmamıştı. Onu üzdüğünde, gönlünü almak için ekstra bir çaba göstermemişti. Neleri sever, sevmez hiç dikkat etmemişti. İçten içe Leyla'yı cepte görmüştü. Ne olursa olsun Leyla ondan gidemez sanmıştı. Yanılmıştı...
Şimdi ne yapmalıydı. Leyla'yı kazanmak istiyordu. Onu seviyordu. Bunu Leyla'ya nasıl hissettirebilirdi? Nasıl gösterebilirdi?
Elmas ile olan ilişkisini düşündü. Çok gelgitli bir ilişkileri vardı. O zaman gençlerdi. Büyük kavgalar, tartışmalar, ayrılıklar, ardından tutkulu birleşmeler yaşarlardı. İnsan gençlikte tüm hislerini abartılı yaşıyordu. Şimdiki Ulaş eskisinden farklıydı.
Evet birine bağlanmak, birini sevmek yada aşık olmak. Bunları Elmas ile tatmıştı zamanında. Birini sevdiğinde yada aşık olduğunda nasıl bir karaktere büründüğünü öğrenmişti Elmas'la. O yüzden Elmas'ı merkezine koymuştu. Bütün yolları Elmas'a çıkıyordu. O gidince de kaybolmuştu. O sevdiği, aşık olduğu kadını merkezine koyan biriydi. Elmas'ı bir kitap gibi okumuş, ezberlemişti zamanında.
Fakat Leyla bambaşkaydı. Ne kadar Leyla'yı sevse de hep yanında olacak, hiç gitmeyecek sansa da Leyla'yı merkezine koymaktan korkuyordu. Bu gece kendine olan ikinci itirafıydı bu. İçten içe tekrar kaybolmaktan korktuğu için Leyla ile arasına görünmez bir mesafe koymuştu. Tuğlaları buzdan oluşan bir duvar örmüştü aralarına. Buzlar erimesin diye de iç dünyasını Leyla'nın sıcaklığından uzak tutmaya çalışmıştı.
Peki şimdi bu hali neydi? Bu buzdan tuğlalar ne zaman erimeye başlamıştı. Neden delicesine korkuyordu. Elmas'la olduğu zamanlardaki gibi değildi şimdiki hali. Leyla, Ulaş için bambaşkaydı. Aşktan da sevgiden de farklıydı ona hissettikleri. Biliyordu çünkü daha önce tatmıştı bu hisleri. Peki Leyla onun için neydi? Seviyordu evet. Fakat bu Elmas'la tattığı sevgiden çok farklıydı.
Dağların arasından yavaş yavaş doğan güneşe baktı. Gözlerini kapatıp zayıf güneş ışıklarının yüzünü ısıtmasına izin verdi. Sabah esintisinin sesini dinledi. Kuşların ve böceklerin garip ama ahenkli, melodik şarkılarını dinledi. Usulca açtı gözlerini. O an adlandırabildi hislerini.
Leyla onun gün ışığıydı. Ne zaman hevesle ona bir şeyler anlatmaya başlasa, şimdi duyduğu kuşların sesi gibi melodik gelirdi Leyla'nın sesi. Sevindiğinde, gözlerindeki ışık, günü aydınlatan içini ısıtan sabah güneşi gibiydi. Kıvırcık saçları, yüzünü gıdıklayan bir esinti, kokusu ise ciğerlerini dolduran çimen ve toprak kokusu gibiydi.
Bir şeyi fakına vardı Ulaş. Leyla onun için hissettiği her şeydi. Bu dünyanın tüm güzelliğini içinde barındıran tek insandı. Leyla dünyaydı. Bunu anlayabiliyordu artık.
İçinde yaşadığı dünyayı görmekte, hissetmekte zorlanır insanlar. Bir çatı altına hapsederler kendilerini. O çatı altında kendi küçük dünyalarını oluşturur ve her şeyi o küçük dünyalarından ibaret sanırlar. Çevrelerindeki insanlara, olup bitenlere, kendi duygu dünyalarına o kadar çok kapılırlar ki büyük tabloyu göremez olurlar.
Oysaki dünya, yaşamdır. Her gün doğumunda aydınlığı sunar insanlara. Umudu simgeler. Güzelliği görünebilir kılar. Her gün batımında karanlığı sunar insanlara. Gizli olan ne ise gece çıkarır ortaya. Seni saklar, rahatça ağlayabil diye. Görünür olanı örter, sen rahatça kendin olabil diye.
Her gün senin için dönmeye devam eder dünya. Sen yaşayabil diye. İnsan çıkabilse çatısının altından. Görür, anlar ve hisseder.
Ulaş, Leyla ile çıkmıştı o çatının altından. Değişmişti. Hissedebiliyordu artık. Tenini ısıtan güneşin sıcaklığını hissedebiliyordu. Denizin güzelliğini görebiliyordu. Çevresindeki melodileri duyabiliyordu.
Her zaman geçtiği sokakta klarnet çalan roman çocuğunu, ilk kez Leyla ile beraber duymuştu. Roman çocuğun ne kadar başarılı ve içten çaldığını Leyla ile fark etmişti. O zamana kadar defalarca geçtiği o sokakta, klarnet çalan çocuğu görse de hiç duymadığını fark etmişti.
Başını ilk kez gökyüzüne Leyla ile kaldırmıştı. Asya'yı parka götürürlerken Leyla durmuş heyecanla telefonunu çıkarıp "Şu bulutlara bak Ulaş. Ne kadar güzel." demişti hayranlıkla. Ardından bir sürü fotoğraf çekmişler, sonra Asya ile bulutları bir şeylere benzetmeye başlamışlardı. Ulaş ise o zaman fark etmişti. İnsan çocukken görebiliyordu gizli güzelliği. Büyüdükçe kaybediyordu bu yetisini. Leyla kaybetmemişti. Onunla berber tekrardan görmeye başlamıştı.
Elmas'ın dönüşüyle beraber yine kendi çatısı altına girmişti. Oraya kapamıştı kendini. Elmas onun çatısıydı. Fakat Leyla dünyasıydı. Ve dünya seni beklemezdi. Her daim ilerler, dönmeye devam ederdi. Elmas'ın onu öptüğü an anlamıştı bunu Ulaş. Tekrar Elmas'ın çatısı altına girmek istemiyordu. O Leyla ile beraber, dönmek istiyordu.
Korkuyordu genç adam. Leyla ondan gitmek istiyordu. Ne yapacağını bilmiyordu. Leyla için hissettiklerini, düşündüklerini nasıl göstereceğini bilmiyordu. Leyla ile oluşan, şimdiki versiyonunu tanımıyordu. Bunu ilk kez Şark'ta Leyla'yı tehdit ederken fark etmişti. Ardından Leyla'yı, Poyraz ile görünce attığı yumruk gelmişti. Neydi bunu kendisine yaptıran? Önceki Ulaş asla böyle biri değildi. Kıskanç biri yada şiddete meyilli biri asla değildi. Fakat kafasında dönüp dolaşan Poyraz'ı öldürme planlarına ket vuramıyordu. Zihninde sürekli Poyraz'ı dövdüğü görüntüler görünüyordu. Poyraz'ın hayatlarına girmesiyle Leyla'nın değiştiği ve ondan uzaklaştığı düşüncesi genç adamı iyice körüklüyordu.
Aslında Ulaş çok korkuyordu. Leyla'nın bir başkasını tercih etmesinden çok korkuyordu. Bir gün, bir yerde Leyla'yı başka bir adamla görmekten çok korkuyordu. Başka birinin, Leyla'nın güzelliğini fark etmesinden delicesine korkuyordu. Bu korkunun kendisine neler yaptırabileceğini kestiremiyordu.
***
Leyla uyandığında, yer yatağının hiç bozulmamış olduğunu gördü. Ulaş'ın hiç uyumadığını anlamak güç değildi bu durumda. Elini, yüzünü yıkayıp çıt çıkmayan evde gezindi. Kimseyi göremeyince bahçeye çıkıp annesine seslendi. Arka bahçeden gelen Asya'nın sesini duyunca o tarafa yöneldi.
"Anneanne tüm yediğimiz sebzeler böyle topraktan mı çıkar?"
Leyla, annesiyle beraber salatalık ve biber toplayan kızının yanında yerini alıp yanağına sulu bir öpücük kondurdu.
" Evet bir tanem. Sebzeler toprakta yetişir." diye cevapladı küçük kızı.
Küçük kız, elindeki salatalığı tişörtüne sildikten sonra bir ısırık kopardı.
"Biz neden manavdan parayla alıyoruz o zaman? Zaten toprakta yetişen sebzeleri topraktan alalım. Köydeki gibi. Hem böyle daha lezzetli ve bedava." dedi. Çok bilmiş bir edayla konuşan Asya'ya "Bak sen şu akıllara bak." diyerek yanağından makas aldı. " Ben de çok isterdim ama şehirde bahçemiz yok. Ekemeyiz o yüzden."
Asya " Bahçeli evimiz olsaydı keşke." diyerek alt dudağını sarkıttı.
" Oy güççük guzum benim. Sen iste, ben sana yollarım bahçe sebzesi. Asma suratını." Gülten hanım kıvırdığı eteğinin içine doldurduğu salatalık ve biberler ile paytak paytak yürüyerek eve doğru ilerledi. Leyla "Hadi gel kahvaltı yapalım." diyerek Asya'nın elini tutmasını bekledi. Annesi ve kızıyla beraber keyifli bir kahvaltı hazırlamaya koyuldu.
Onlar bahçeye kahvaltıyı kurarlarken Ulaş ve babası da bahçeye girmişlerdi. Gülten hanım "Bey siz nerelere gittiniz sabah vakti?" diye sorunca Leyla umursamıyormuş gibi davranmaya çalışsa da dikkatle dinlemeye koyuldu. Salim bey masaya otururken "Damadımla köyü turladık şöyle Hanım. Bizim tarlaları gösterdim."
Gülten hanım da masaya yerleşirken "Her geldiğinde gösteriyorsun zaten."
Leyla çayları doldururken anne ve babasının atışmalarına içten içe gülüyordu.
Babası "Sen karışma Hanım. Damatla benim aramda o. Tarlaları iyi bellesin ki ilerde torunumuza da öğretebilsin." derken.
Annesi "Bilmeyen de yüz dönüm toprağımız var sanır. Şurada iki küçük tarlanın neyini belleyecek." diyordu. Onların küçük atışmaları, hanımlı beyli hitapları Leyla'yı gülümsetiyordu. O da masaya otururken gözleri Ulaş'la buluştu. Bir süre adamın uykusuzluktan kızaran ve moraran gözlerine baktı. Gerçekten sabaha kadar balkonda oturduğuna inanamıyordu. Sabahları köy çok soğuk olurdu. Hava değişimleri Ulaş'ın bünyesine iyi gelmiyordu. Kesin hastalanacaktı.
Leyla hala kendisine kenetlenip bakan adamdan ayıramadı bakışlarını. Bir tuhaftı bakışları. Çözemedi. Kaşlarını çatıp başını 'Ne var.' dercesine salladı. Bu hareketiyle Ulaş keyiflenmişti. Omuzlarını kaldırıp indirdi. 'Hiç' demeye çalıştığını anladı genç kadın. Üstünde durmadı. Ulaş ona bakmaya devam etse de aldırmadı.
Kahvaltı bitince anne ve babasına Türk kahvesi koymuştu. Ardından mutfaktaki bulaşıkları yıkarken, küçük mutfak penceresinden, kucağına aldığı tavukla Ulaş'a doğru koşan Asya çekti dikkatini. Ulaş ise tavuklardan korktuğu için Asya'dan zıplayarak uzaklaşmaya çalışıyor, küçük kız kahkahalarla kucağında tavukla babasını koşturuyordu. Leyla bu manzaraya sesli gülüyordu. Ulaş'ın tavuk korkusu ve şu anki paniği görülmeye şayandı.
Ulaş ile Asya gözden kaybolunca bulaşıkları yıkamaya devam etti. Çok geçmeden evin içinde yankılanan patırtı kütürtüyle arkasına döndü. Ulaş, hızla kollarından tutarak arkasına saklanıyor, kendini Asya ve kucağındaki tavuğa karşın siper olarak kullanıyordu.
"Leyla, koru beni." diyordu panikle. Asya çocuksu kahkahaları arasına "Babaa tavuk bu tavuk. Bir şey yapmaz." diyor, kucağındaki tavuğu yandan yandan Ulaş'a yaklaştırıyordu. Baba, kız Leyla'nın etrafında dönmeye başladılar. "Tavuk deyip geçme Asya. Ataları dinozordu bunların." diyen Ulaş'ın ardından, tavuktan çıkan seslere karşın hızla beline sarılarak adeta kendisine yapışan adama
"Ulaş, yapıştın kene gibi, tavuk bu. Dinozor olsaydı duramazdın." diyerek gülmeye başladı. " Genç adam iyice doğrularak, ellerini Leyla'nın belinden geçirdi. Kendine hapsettiği kadının gözlerine bakarak "Duramıyorumdur belki de." dedi çapkın bakışlarla.
Leyla, Ulaş'ın ne yapmaya çalıştığını anlamıştı. Tek kaşını kaldırarak " Sen bana kur mu yapıyorsun?" diye sordu.
Ulaş gülümseyerek " İstersen, kur da yaparım karıcığım." dediğinde Leyla, kendini mengene gibi sarmış adamdın kolları arasından çıkmak içi Ulaş 'ı ittirmeye başladı.
"Daha dün konuştuk. Hep aynısın. Ne zaman senden uzaklaştığımı belirtsem, hemen başlıyorsun sırnaşmaya."
Kolları arasından çıktığı adamın yanağından bir makas aldı. Alaylı bir edayla "Bu sefer yemezler." diyerek göz kırptı.
Mızıkçı çocuklar gibi kaşlarını çatıp dudaklarına sarkıtan Ulaş'ın karşılık vermesini beklemeden salondan yükselen tavuk sesine doğru koşturdu.
Asya kucağındaki tavuğu bir o yana bur bu yana atıyor. "Uç artık tavuk. Uç" diyordu. Zavallı hayvancığız çırpınarak Asya'dan uzaklaşmaya çalışıyordu. Görüntü ne kadar komik olsa da tavuğun selameti için duruma müdahale etti genç kadın.
***
İkindi vaktine yakın Asya uyuyakalmıştı. Ulaş tüm gün tavukların, kuzuların peşinde koşturup duran kızını usulca yatağına yatırdı. Ardından Leyla'yı aramaya koyuldu. Evin içinde göremeyince bahçeye çıktı. Orada da göremedi. Evin arka tarafında bahçeyle ilgilenen Gülten Hanımın yanına gitti. "Gülten anne, Leyla'yı gördün mü?" Duvar dibine ektiği çiçeklerini sulayan yaşlı kadın "O tepeye çıkmıştır. Köyün çıkışına yakın sağa dön, dümdüz ilerle görürsün." diyen yaşlı kadına başını sallamış, yola koyulmuştu genç adam. Dümdüz çayırların ve tarların bulunduğu köy yolları güneşin batışına yakın esen rüzgar ve gökyüzünün mavi, mor, turuncu renkleri genç adamın ruhunu ferahlatıyordu. Yer yer papatyaların çıktığı tepenin en yüksek ucunda, kıvırcık uzun saçları esen rüzgarla uçuşan Leyla'yı görünce bir kaç adımda yanına vardığı kadının arkasından geçerek hemen yanına oturdu. İkisi de rüzgarın uğultulu sesini, dinlemeye koyuldu. Aralarında uzun sayılamayacak kadar sesiz geçen dakikaları, esen rüzgarın uğultulu sesi dolduruyordu.
Leyla" Çocukluğumu özlemişim. Tıpkı Asya gibi ablamla hayvanların peşinde koşturur, bu tepeye çıkıp piknik yapardık. Akşam olup yıldızlar çıkınca uzanır saatlerce yıldızları seyrederdik. Kafamızda kurduğumuz hikayeleri anlatırdık." dedi.
Ulaş, Leyla'nın yan profiline bakındı. Hüzünlü bir gülümseme kondurmuştu yüzüne genç kadın.
Leyla ilk kez ablasından bahsediyordu. Bu zamana kadar hiç sormamıştı.
Leyla'da hiç bahsetmemişti ablasından. Ulaş'ın gözünde Leyla'nın çocukluğu canlandı. Kıvırcık saçları pembe yanaklarıyla ortalıkta koşturan küçük Leyla ile tanışmak isterdi.
Ulaş" Ablanı özlüyor musun?" " diye sordu.
Leyla "Hem de çok... Ablam, çocukluğumdu benim. O gitti, çocukluğum bitti." dedi.
Ulaş" Tanışmak isterdim. Ablanla ve çocuk Leyla ile." dedi. Genç kadın bir cevap vermedi. Çocuk Leyla şimdi ablasıyla beraber hatıralarda kalmıştı.
Ulaş "Leyla" diye seslenince genç kadın bakışlarını Ulaş'a çevirdi. Ulaş genzini temizleyerek ciddiyetle baktı genç kadının gözlerine. "Ben boşanmak istemiyorum. Bu evliliği hiçbir zaman hata olarak görmedim. Boşanmayı aklımın ucundan bile geçirmedim. Başlarda zorunluluk gibi gözükse de seninle olmayı istedim. Kabul, geçmişimden gelen korkularım yüzünden seninle arama içten içe mesafe koydum. Ama anladım. Korkularım da ben de geçmişte artık. Ben eski ben değilim. Baştan başlayalım. Birbirimize açık olalım. Yeniden tanıyalım. Anne veya baba olarak değil. Karı, koca olarak değil. Birbirinden hoşlanan iki insan olarak tanıyalım birbirimizi. İki sevgili olalım. İki aşık. Ne dersin?" diye sordu umutla.
Leyla içinde alay barındıran bir 'hıh' nidasıyla gülümsedi. Genç adamın gözlerine bakarak.
" Öyle oluyor muymuş o?" diye sordu alayla.
Bunlar Ulaş'ın kendi düşünceleri değildi. İki aşık olamak, sevgili olmak fikrini Ulaş'ın kafasına o yerleştirmişti. Dün geceki konuşmayı yapmamış olsaydı Ulaş bugün böyle düşünmüyor olacaktı. Şimdi yeniden tanıyalım birdirbirimizi diyordu. Fakat atladığı bir yer vardı. O Ulaş'ı zaten tanımıştı. Ulaş onu tanıyamamıştı. Sadece izlemekle yetinişti bu zamana kadar.
Ulaş "Ne oluyor muymuş?" diye sordu.
Leyla "İki sevgili. İki aşık. Böyle önceden söyleyince olur muymuş? Üç senedir olmayan sevgililik yada aşk, sen baştan başlayalım dediğinde olacak mı?" dedi.
Alaya vurdu hislerini. Ulaş'a inanmak istiyordu? Bir tarafı deli gibi 'Tamam baştan başlayalım.' demek istiyordu. Diğer tarafı ' Bu sefer kanma. Bu zamana kadar Ulaş ne yaparsa yapsın ne derse desin hemen kandın, inandın, affettin, yumuşadın. Bu sefer yapma.' diyordu. En sonunda alaya vurmaya başladı genç kadın.
Ulaş, kırıldığını hissetti. Leyla'nın duygularını ve söylediklerini tiye alan tavrı, hevesini ve umdunu söndürüyordu. Ne olmuştu Leyla'ya böyle? O her şeye umutla bakan her söylediğini dikkatle dinleyip ona göre konuşan kadın. Hangi ara böyle alaycı olmuştu? Önceden olsa ya susar ya da umutla deneyelim derdi. Şimdi direkt onu ciddiye almadığını gösteriyordu.
Ulaş bakışlarını Leyla'dan kaçırarak sokak lambalarının aydınlatmaya çalıştığı köy manzarasına çevirdi başını. Ne diyebilirdi ki. Olur, yeterki sen iste olur, dese Leyla buna inanmazdı. Yine de bir umut "Denesek olur belki." diyebildi hüzünle.
Uzunca bir süre ses gelmedi Leyla'dan. İkisi de sessizce oturdular o rüzgarlı tepede, saatlerce.
İkisi de biliyordu. Bu tepeden ayrıldıklarında hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Leyla, Ulaş'a hiç bakmadan "Çok geç olmadan yola çıksan iyi edersin. Biraz mesafe ikimize de iyi gelecektir. Bu süreçte ikimiz de sakince düşünür sağlıklı bir karara varırız. Mesele sadece biz değiliz. Asya'yı da düşünmemiz gerek." dedi ve ayağa kalktı. Ulaş'ın bir cevap vermesini beklemeden tepeden inmeye koyuldu. Arkasına dönüp baktığında Ulaş'ın rüzgardan savrulan saçlarına ve sırtına baktı. Boğazında bir yumru hissetti genç kadın. Ulaş'ı o tepede öyle bir başına bırakıp evin yolunu tutarken yanlış mı yapıyorum diye sorguladı durdu kendini.
Ulaş bir müddet daha oturdu tek başına. Leyla'dan alması gereken cevabı almıştı. Onu yanında istemiyordu Leyla. Kendisinden uzak kalmak istiyordu. Hangi ara bu noktaya vardılar kestiremiyordu genç adam. Leyla ne zaman bu kadar değişmişti ne zaman ondan gitmeye başlamıştı hiç fark edememişti. Leyla'ya karşı nasıl davranacak nasıl yakınlaşacak bilmiyordu. Hoş kendisini de tanıyamıyordu artık. Derince bir nefes alıp kapadı gözlerini. Belki de Leyla'nın dediği gibi biraz mesafe iyi gelebilirdi.
Ayağa kalkıp elleri cebinde ağı ağır adımladı o da evin yolunu. Bu süreçte kendini tanımak istiyordu Ulaş. İçinde bir şeyler değişmişti. Bunu anlayabiliyordu fakat tanımlayamıyordu. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Bölüm etkileşimi
