SENSİZLİK kitap kapağı

2. bölüm / 15

SENSİZLİK

2.Bölüm

Vaveyla Yazarı: Damlanur Gazitepe

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: 2.Bölüm

Leyla, Asya ile birlikte makarna dükkanına sonrasında lunaparka gidip, miniğiyle birlikte keyifli ve eğlenceli bir akşam geçirmişti. Duyduklarından sonra, Ulaş'ı ne görmek ne de sesini duymak istemiyordu. Eve vardıklarında Ulaş'ın gelmemiş olmasıyla rahatladı genç kadın. Asya'ya duşunu aldırıp yatırdıktan sonra kendine kahve yapıp balkona geçti.
'Senin için... bebeğimiz ...terk ettim...' beyninde yankılanan Elmas'ın sesiyle başına feci bir ağrı saplandı genç kadının. 'Sana o kadar aşıktım ki...' Daha fazla dayanamadı, mutfağa geçerek bir ağrı kesici içti ve uzandı koltuğa.

Maziden kesit

Leyla hastane koridorundaki banka yorgunlukla oturdu. Çökmüştü genç kadın. Günlerce uykusuz kalmış, hem ablası hem de yeğeni arasında gidip gelmiş, her an uyanacaklar umuduyla öylece bakıyordu camın ardından.
Her zaman hafif toplu, etine dolgun olan genç kadın, bu süreçte o kadar zayıflamıştı ki adeta küçülmüştü. Annesi ve babasının durumu da iyi değildi. Annesi, ablasını ilk gördüğünde bayılmış, babası ise kalp krizi geçirmişti. Yaşlı ruhları ve bedenleri kızlarının yanmış bedenini görmeye dayanamamıştı. Babası kalp krizi geçirdikten sonra bir süre hastanede yatmış sonra da taburcu olmuştu. Leyla ablasının başına geleni daha idrak edemeden anne ve babası için koşturmuş. Sonrasında onları memlekete yollayıp her gün kendilerine haber vereceğine dair söz vermişti. Kendisi de hastanede yatıp kalkar hale gelmişti. O sıralar üniversite son sınıf öğrencisi olan Leyla arkadaşı Serap'la çıktıkları öğrenci evine, sadece duş almak için uğrar olmuştu. Uykusuzluktan kapanan gözlerine daha fazla karşı koyamadı ve yumdu gözlerini.

Ulaş babasıyla aynı hastanede intörn olan arkadaşı Tayfun'u almak için hastaneye gelmişti. Bu akşam biraz içip kafa dağıtacaklardı. Son zamanlarda kendini alkole vermiş, ayık gezemez olmuştu. Tayfun daha çok, onu eve sağ salim götürmek için şoförlüğünü yapıyordu. Gelmişken babasına uğramak için girdi hastaneye genç adam. Hastane kokusu burnunu sızlatıyordu. Babasının odasına gitmek için geçtiği hastane koridorunda, banka kıvılmış, sanki yok olmak istercesine iyice küçülmüş, cenin pozisyonunda uyuyan, kıvırcık saçlı kadın dikkatini çekti. Biraz daha yaklaştı, kadının yanına geldiğinde olduğu yerde çömeldi genç adam. Kaşlarını çatmış, dişlerini sıktığı için büzüşmüş dudaklarından huzursuz bir uykunun kollarında olduğu aşikardı. Merak etti genç adam. Yüzünü seyre daldığı genç kadının, onu rahat bırakmayan kabuslarının nedenini öğrenmek istedi. Hastanede uyuduğuna göre bir acısı vardı. Kollarını bedenine daha çok sarmaya çalışmasıyla üşüdüğünü anlaması zor olmadı. Üzerindeki ceketini çıkarıp örttü genç kadının üstüne. Acısı ne bilmese de en azından ısıtmak istedi. Bir süre daha seyre daldı genç kadının huzursuz yüzünü. Arada anlamsızca bir şeyler mırıldanıyordu. Sessizce doğruldu çömeldiği yerden. Kadın uyanmasın diye sessizce yol aldı soğuk hastane koridorunda.

Leyla, kabuslarla dolu uykusundayken bir sıcaklık hissetti vücudunda. Sanki kabusu, vücudundaki sıcaklıkla birlikte dağılmıştı. Burnuna dolan hoş ,erkeksi koku, kovmuştu rüyalarındaki kara basanı. Sabaha karşı araladı gözlerini. Üzerine örtünen cekete anlam veremedi. Oturur pozisyona geçti, genç kadın. Üstüne örtünen ceketi burnuna yaklaştırıp kokusunu içine çekti. Rüyalarındaki kokuyla aynıydı bu koku. Anlam veremedi. Kim örtmüştü üstünü? Hızla yanına koşan hemşireyi fark edince panikle ayaklandı. "Leyla Hanım, yeğeniniz Asya, gözlerini açtı."

***

"Anne, kalk kalk geç kaldık." Leyla, Asya'nın aceleyle etrafta koşuşturması üzerine açtı gözlerini. Dünden beri zihnini kemiren düşünceler, baş ağrısı olarak geri dönmüştü. Asya'nın beceriksizce giymeye çalıştığı tişörtü görünce kalkıp yardım etti küçük kıza. "Anne, hadi çabuk. Öğretmen kızacak." diye söylenerek yürüdü odasına küçük kız. Leyla saati gördüğünde geç kaldıklarını anca idrak etti, oda elini çabuk tuttu ve hazırlanmak için yatak odasına geçti. Odaya girdi, bozulmamış yatağı gördüğünde midesinde bir yanma hissetti .' Ulaş gece eve gelmemiş miydi? Nerede kalmıştı peki? Elmas'la birlikte miydi?'

"Anne hadisene off." diye söylenen Asya'yı duyduğunda kendine geldi genç kadın. Bir süre hiçbir şey düşünmek istemiyordu. Hızlıca giyinip çıktı evden.

Ulaş ofisine geçmeden Gülsüm'den sert bir kahve istemişti. Dün beyni uyuşuncaya dek içmişti. Elmas'ın ağlayarak söyledikleriyle kor düşürmüştü yüreğine. Onun bir çocuğu olucaktı. Eğer çocuğu dünyaya gelseydi, Elmas'ı kaybedecekti. Hoş ne çocuğu doğabilmişti ne de Elmas yanında kalmıştı. İki türlü de kaybetmişti. Tüm gece, geçmişe dair olasılıkları düşünmekten kafayı yiyecekti. Elmas'ın ağlamaktan kısılan sesiyle anlattıkları düştü aklına.

Öğrendiklerinden sonra tutamamıştı gözyaşlarını genç adam. Varlığından bile haberi olmadığı bebeğini kaybetmişti. Kızgındı Elmas'a. Ne olursa olsun ona söylemesi gerekiyordu. Elmas ne kadar kendisini düşündüğü için, onu terk ettiğini söylese de yaptığı bencillikten başka bir şey değildi. Bilmesi gerekiyordu. Kapı sesiyle Gülsüm'ün ince uzun bedeni girdi görüş açısına. Kahvesini masaya koyarken tepsinin içindeki pasta çekti dikkatini. "Gülsüm, bu pasta nereden çıktı?"

Gülsüm sabah ofise geldiğinde yerde duran pasta çekti dikkatini. Üstünde 'Doğum günün kutlu olsun joker surat.' yazısını gördüğünde Leyla Hanım'dan olduğunu anladı. Yere, kapının kenarına, bırakıldığına göre kutlamanın gerçekleşmediğini anlaması zor olmadı. Ulaş Bey'in bugünkü halinden de bir sorun yaşadıkları ortadaydı. Leyla Hanımı severdi. Her zaman güler yüzlü ve nazik bir kadındı. Büroya uğradığı zamanlar karşılıklı kahve içmeden gitmezdi. Kısa sohbetleri aralarında samimi bir bağ kurmuştu.
Pastayı tepsiden alıp kabaca masanın üzerine koydu Gülsüm.
“Yavaş Gülsüm. Kafama atsaydın.” diyen Ulaş’a ters ters bakmaya başladı. Bu pasta bir kadının hayal kırıklığını simgeliyordu ona göre.
"Sabah kapının kenarında, yerde buldum. Leyla Hanım size sürpriz yapacaktı. Akşam da bir makarna restoranından rezervasyon yapmamı istemişti. Pek planladığı gibi olmamış anlaşılan." dedi kızgınlıkla. Son kez bir pastaya bir de Ulaş’a bakıp çıktı ofisten.

Ulaş, sıkıntıyla soludu
. Dün onun doğum günüydü. Kendi doğum gününü bile unutmuştu. Pastanın üzerindeki yazıyı görünce acı bir tebessüm geçti yüzünden. Kendisi unutmuştu ama Leyla unutmamıştı. Hatta planlar yapmış, sürpriz hazırlamıştı. Kendisi ne yapmıştı. Ne akşam eve gitmiş ne de bir kez olsun aramıştı karısını. Utandı kendinden. Sonra, kalbini sıkan o his tekrar geri geldi. Leyla pastayı kapının önüne koymuş gitmişti. Bu Elmas'la konuştuklarını duyduğu anlamına geliyordu. Ne kadarını duymuştu? İçi daha çok daraldı genç adamın. Duyguları, düşünceleri birbirine girmiş onu boğmaya başlamıştı. Kalktı masasından. Bugün çalışamayacaktı.

Leyla, Asya'yı okuluna bırakmış eve geri dönmüştü. Kahve yapıp geçti işinin başına. Düşünmemek için kendini işine odakladı. Eline aldığı kalemle okumakta olduğu romanın hatalarını, eksik kısımlarını tespit etmeye odaklandı. Genelde evden çalışıyordu, haftada bir yayınevine uğruyor, basıma yollanacakları teslim ediyor, değerlendirmesi gereken yazıları alıp evde çalışmaya devam ediyordu. İşini çok seviyordu. Emin Bey'in sayesinde girmişti bu işe. Kapının sesiyle okumakta olduğu romandan kaldırdı başını ve Ulaş'ın çökmüş omuzlarla karşısına oturmasını izledi ses çıkarmadan. Bir günde çökmüştü sanki genç adam. Açık kahverengi saçları dağılmış, gözlerinin altında mor halkalar çıkmıştı. Daha fazla bakamadı adamın yüzüne ve işine geri döndü. Sessiz geçen o sürede içi içini yiyordu genç kadının. Dün gece neredeydi? Elmas'la mı birlikteydi. Bir kısmını duyduğu konuşmalarının devamı neydi? Aralarında ne geçmişti? Yine sorularla zihnini kemirmeye başladı. Dayanamayacağını anladığında kaldırdı kafasını, dalgın dalgın onu seyreden Ulaş'la göz göze geldi. "Dün akşam neredeydin?" en azında kafasında dönüp duran sorularının birini cevaplasındı.

"Tayfun'da kaldım." Ulaş'tan aldığı bu kısacık cevapla az da olsa rahatladı genç kadın. Elmas'la değildi demek ki. Geri kalan sorularını sormayacaktı. Ulaş'ın anlatmasını bekleyecekti. Zaten duyacaklarına da hazır hissetmiyordu kendini. Kafasını salladı usulca ve kaldığı yerden devam etti işine.

Ulaş, itinayla gözlerini kaçıran, o yokmuş gibi davranmaya çalışan kadını seyretti bir süre. Leyla'nın cezasıydı bu. Suskunluk. İçinde çatışmalar yaşadığını ona soru sorarken göz göze geldiği o kısa anda anlamıştı. Bilerek konuşmuyordu, göz göze gelmiyordu onunla. Onu ilk gördüğü an geldi aklına. Soğuk hastane koridorundaki banka uzanmış, kaşlarını çatmış huzursuzca uyuduğu görüntü geçti gözünün önünden. O zamanda yüzünü seyre dalmıştı. Şimdi olduğu gibi... Yine siyah düz kaşlarını çatmıştı genç kadın, kıvırcık siyah saçlarıyla oynuyordu bir eliyle, strese girdiğinde hep yaptığı gibi ince dudaklarını ısırıp bırakıyordu. Leyla'yı izlemek hobi olmuştu genç adamda. Değişik bir enerjisi vardı genç kadının. Leyla'yı izlemek rahatlatıyordu onu. Aynı ortamda bulunmak, hiç olamadığı kadar hafif hissettiriyordu genç adama. İçindeki kor ateşi söndürüyordu. Nefes aldığını hissettiriyordu.

Leyla, Asya'yı okuldan almış, akşam yemeğini hazırlamış, masayı kurmaya koyulmuştu. "Anne, bak. Bora bana papatya verdi bugün." Asya elindeki sarı papatyayı uzatmıştı ona doğru. Asya son zamanlarda Bora'dan çok bahseder olmuştu. Eline aldı papatyayı ve koklayıp Asya'ya geri uzattı. "Çok güzel kokuyor." dedi. "Anne, suya koyar mısın papatyamı? Solmasın." Leyla küçük bir bardağa doldurduğu suyu Asya'ya uzattı. Minik kız papatyasını bardağa koymuş, sandalyeye tırmanarak yemek masasının ortasına yerleştirmişti papatyasını. "Çok güzel." diye de söyleniyordu kendi çapında. "Hadi babanı çağır. Yemek yiyelim." dedi. "Babam mı geldi? Ben ona hediyesini veremedim." diyerek heyecanlı heyecanlı indi sandalyeden ve odasına doğru koşturmaya başladı minik kız. Leyla içinden 'hediyesi batsın, hiçbir şey hakketmiyor' diye geçirdi o sıra.

Ulaş derin uykusundan yanağında hissettiği öpücükle uyandı. "İyi ki doğdun baba" diyerek elinde tuttuğu resmi uzattı Asya. Ulaş yatakta doğruldu ve Asya'nın hediye ettiği resme baktı. "Çok güzel olmuş prensesim. Teşekkür ederim." diyerek kucağına oturttu minik kızını. Saçlarıyla oynarken tatlı tatlı konuşmasını dinledi. "Aslında dün annemle sana sürpriz yaptığımızda verecektim. Ama annem pastadaki mumları söndürüp yere bırakınca geri döndük." Suçluluk ve utançla gözlerini kaçırdı genç adam. "Annem ağladı baba. Durup dururken hem de. Sence neden ağlamış olabilir?" diye merakla sordu küçük kız. Ulaş ne diyeceğini bilemedi. Leyla'nın onları duyduğundan emin oldu. Üstelik ne kadarını duyduğunu kestiremese de onu üzecek kadar duyduğunu anlaması güç değildi. "Olur öyle. Anneler de babalar da üzülüp ağlayabilir bazen. Tıpkı senin, istediğini yaptıramadığında ağladın gibi." diyerek gıdıklamaya başladı Asya'yı. Küçük kız kahkahaları arasında dur dese de dinlemedi. En sonunda başına bir öpücük kondurup rahat bıraktı. Asya, babası onu tekrar gıdıklamadan indi yataktan. "Yemek yiyeceğiz. Hadi gel baba." diyerek koşa koşa çıktı odadan.

Ulaş masaya oturmuş ona itinayla bakmayan karısının yemekleri koymasını beklemişti. Hoş kendisi de Leyla'nın yüzüne bakabileceğini pek düşünmüyordu. Masanın ortasındaki sarı papatya dikkatini çekti. "Bu papatya nereden geldi?" diye sordu. Asya babasının sorusuyla heyecanlı heyecanlı anlatmaya koyuldu." Bora verdi. Çok güzel dimi.?" Ulaş'ın kaşları çatıldı. Leyla'ya bakarak "Kim bu Bora." diye sordu. Leyla oynadığı yemeğinden başını kaldırmadan cevapladı. "Okuldan arkadaşı." dedi kayıtsız şekilde. "Baba, Bora papatyayı verirken beni sevdiğini söyledi." diyerek araya girdi Asya. Ulaş duyduklarıyla daha bir gerildi. Bora denen velet, hangi cüretle kızını severdi. "Olmaz öyle şey Asya. Siz daha küçüksünüz. Sevemez seni Bora. Şaka yapmıştır o sana." Asya babasının dedikleriyle kaşlarını çattı. Bora hiç de şaka falan yapmamıştı. "Hayır baba şaka falan yapmadı bi kere. Ben de Bora'yı seviyorum. Onun hakkında kötü konuşma." dedi kızgınlıkla küçük kız. Ulaş, Asya'nın Bora'yı savunmasıyla büyük bir kıskançlık hissetti. Bora'yı seviyorum da ne demekti. Prensesi en çok onu severdi. "Yarın okul çıkışı seni almaya geleyim de tanıştır beni şu Bora denen veletle."

Leyla, Ulaş'ın bacak kadar çocuğu kıskanmasına inanamayarak bakakalmıştı sadece. "Küçücük çocuğu kıskanmıyorsundur umarım Ulaş."

Ulaş daha da sinirlendiğini hissetti. Neydi bu analı kızlı Bora sempatisi. Yarın gidip görecekti şu veledi. "Küçük müçük beni ilgilendirmez. Bir gidip tanışmam lazım." dedi aksi aksi. "Tamam, yayın gel tanış baba. Bence sen de seveceksin Bora'yı." diyerek kendinden emin şekilde, bilmiş bilmiş konuşan kızına döndü. Hele bir görsün tartsın bakayım, sonra karar verecekti sevip sevmeyeceğine.

***

Yine uyku tutmamıştı genç adamı. Arkasına döndü ve yatağın soğuk tarafıyla karşılaştı genç adam. Üç haftadır koltukta uyuyordu Leyla. Biraz yüz bulsa, kucaklayıp zorla da olsa yanına yatıracaktı Leyla'yı. Ama Leyla nuh diyor peygamber demiyor, zorunlu durumlar haricinde yüzüne bakmıyor, konuşmamaya devam ediyordu. Sıkıntıyla kalktı yataktan. Koltukta uyuyan Leyla'nın yanına vardı. Kıvırcık, uzun saçları dört bir yana dağılmış koltuktan aşağı sarkıyordu. Yine cenin pozisyonu almış küçülebildiği kadar küçülmeye çalışmıştı koltukta. Dayanamadı genç adam. Saçlarından burnuna doluşan 'Leyla kokusuna' karşı koymadı. Usulca uzandı genç kadının yanına ve arkasından sardı kollarını. Burnunu ensesine yaklaştırdı ve 'Leyla kokusunun' zihnini rahatlatmasına izin verdi. Kendine has kokusu vardı genç kadının, karşı koyamıyordu bu koluya. Leyla'nın bedeninden yayılan sıcaklığın kendi bedenini ısıtmasına izin verdi. Her zaman sıcacıktı Leyla. Kolları arasındaki kadının ona dönüp başını boynuna gömmesiyle derin bir huzur hissetti, uykunun tatlı kollarına bıraktı kendini.

"Bende bende bende." diye zıplayarak araya girmeye çalışan Asya ile uyandı Leyla. Gözlerini açmasıyla kendini Ulaş'ın koynunda bulması bir oldu. Hangi ara gelmişti yanına. Kızgınlıkla koltuktan aşağı itti genç adamı. Ulaş, poposu üstüne düştü yere. Asya'nın neşeli kahkahası doldurdu ortamı. "Çok komik düştün baba." diyordu.

Ulaş gülerek kalktı düştüğü yerden, Asya'yı kucağına aldı. "Senin bu cadı annen yaptı yine yapacağını." derken üzerine doğru fırlatılan yastıktan son anda kurtuldu. "Sensin cadı. Bir de utanmadan gizlice girmiş, yatmış yanıma." Leyla'nın kızgın çıkan sesine karşılık keyifle sırttı genç adam. "Koynuma koynuma sokulurken keyfin yerine gibi duruyordu karıcığım." Üzerine doğru fırlatılan yastıktan kucağında Asya'yla koşarak kurtuldu bu sefer genç adam.

Ulaş'ı işe göndermiş, Asya'yı da okuluna bıraktıktan sonra arkadaşı Serap'ın evine doğru yola koyuldu genç kadın. İçini kemiren düşünceler çığ olup büyümüştü, sığmıyordu artık. Ulaş'ın ona anlatmasını, konuşmasını beklemişti sabırla. Boşuna beklediğini düşünmeye başlamıştı çünkü Ulaş'ın hiç anlatacağı yok gibiydi. Üstelik Elmas'la aynı yerde çalışıyorlardı. Her gün görüşüyorlardı. Aralarında nasıl bir ilişki vardı? Düşünmekten her gün baş ağrısı çeker olmuştu genç kadın. İçtiği ağrı kesici ilaçlar da fayda etmiyordu artık. Zihnini kemiren düşüncelerini birine dökmesi gerekiyordu artık. Soluğu yeni evli, üniversiteden arkadaşı, Serap'ın yanında almıştı genç kadın. Serap başından geçen zor zamanlarının hepsinde yanında olmuş, ona destek çıkmıştı. Tek arkadaşı o kalmıştı hayatında. Serap'ın evine geldiğinde bir kahve yapmışlar koyu bir sohbetin içine düşmüşlerdi.

Ulaş ile aşk evliliği yapmamışlardı. Bunu biliyordu Serap. Ablası ve eniştesinin ölümünden sonra Asya'nın velayet sorunu çıkmıştı gün yüzüne. Eniştesi Alman'dı, ablası da evlendikten sonra Almanya'ya taşınmıştı. Asya'ya da Alman vatandaşı olarak gözüküyordu. Zaten o malum kazayı da yanlarına ziyarete gelirken geçirmişlerdi. Eniştesinin annesi ve babası yıllar önce boşanmış başka kişilerle tekrardan evlilikler yapmışlardı. Durum bu olunca devlet Asya'yı sosyal hizmetlere alacaktı. O sıralar üniversite öğrencisi olan Leyla öğrenci evinde Serap'la yaşıyordu. Kendi ailesi de memlekette yaşıyordu. Anlamazlardı bu işlerden. O sıralar Emin Bey ve Ulaş çok çabalamışlar, Asya'nın velayetini Leyla'nın üzerine yapmaya çalışmışlardı. Fakat o işler öyle kolay olmuyordu. Almanya bir aile ortamı sağlanmadıkça Türkiye'de kalmasına izin vermiyordu Asya'nın. Bunun üzerine Emin Beyin, Ulaş üzerindeki ısrarları ve Ulaş'ın da davayı üstlendiği için konuya oldukça hakim olması sonucu küçük bir organizasyonla evlenmişlerdi.

Leyla, tüm hislerini, düşüncelerini ve durumları en ince ayrıntısına kadar aktarmıştı Serap'a. Kendini az da olsa rahatlamış hissediyordu.

"Leyla, haftalardır koltukta yatmak ne demek. O senin kocan kocan. Adam kim bilir içinde neler yaşıyor, bir dur bekle, anlatacaktır elbet. Yine de sensiz uyuyamıyormuş baksana, gizli gizli yanına kıvıranmış uyumuş. Ne tatlı." Leyla, Serap'ın hülyalı hülyalı dalıp gitmesine gözlerini devirmekle yetindi. "O gece eve gelmedi diyorum. Ne aradı ne de haber verdi. Ne yapsaydım, hiçbir şey yokmuş gibi davranmaya devam mı etseydim."

"Heh işte onu diyorum. Ortada somut bir şey yok daha. Kocan her gün Elmas denen kadınla aynı ortamda bulunuyor. Nasıl yerinde durabiliyorsun anlamıyorum. Ben olsaydım, Alper de ilk aşkıyla aynı yerde çalışıyor olsaydı, duramaz her gün kontrole giderdim. Kendimi gösterir 'bu adam benim kocam ona göre' imajı verirdim." Serap'ın söylediklerine hak vermeden duramadı Leyla. Kendisinin de içi içini yiyordu bu konuda. Geçmişte ne yaşanmışsa yaşanmıştı. Ulaş onun kocasıydı sonuçta. Başına tekrar giren ağrıyla şakaklarını ovdu. Düşünmeye başladığı an baş ağrısından kurtulamıyordu. "Serap, bana şu bitkisel çayından yapar mısın? Baş ağrısından duramıyorum." Serap bitkisel çaylara çok meraklıydı. Her çeşit çay mevcuttu onda. Üniversitede aynı evde yaşarlarken tütsüler yakar tüm evi duman altı yapardı.

Elinde dumanı tüten çayla girdi salona Serap. Kupayı alırken suratı düşük olan arkadaşına baktı genç kadın. Onun da bir sorunu vardı belli ki. "Hayırdır. Sende var bir sıkıntı." diye sordu genç kadın.

Serap içli bir nefes çekti. "Ben çocuk istiyorum ama Alper istemiyor. Bir kaç kez üsteledim sonuç olarak tartıştık. Korunmayı bıraktığımı öğrendiğinden beri köşe bucak kaçar oldu benden."

Leyla yeni evli arkadaşının küskün ifadesiyle tebessümünü kondurdu dudaklarına. "Daha altı ay oldu evleneli. Haklı adam ne bu acele."

"İyi de Leyla biyolojik saat diye bir gerçek var. Üstelik Asya gibi bıcır bıcır ortalıkta dolaşan bir kızım olmasın mı benim. "

"Olsun tabi, olsun da erken daha." Çocuk meselesini daha önceleri Ulaş da açıp duruyordu. Daha iki yıl olmuştu evleneli ve Leyla da kendini hazır hissetmiyordu. Bu konuda anlıyordu Alper'i. Serap'ın sıkkınca oflayışını işitti.

"Çocuk meselesinden geçtim artık. Beraber olmuyoruz uzun zamandır. Bu kadar isteksiz olmasının ardında başka nedenler aramaya başlayacağım." Leyla kendini ve Ulaş'ı düşündü. Ulaş'la en son ne zaman birlikte olduğunu hatırlamaya çalıştı ve bulamadı. Araya yaşananlar ve mesafe girmişti. Bir de Ulaş'ın geçmişi.

"Dert etme bu kadar. Siz daha yeni evlisiniz, olur başlarda böyle şeyler. Alper stres altında hissediyordur kendini ondan kaçıyordur." Serap'ın dudaklarına kondurduğu sinsi gülüşünü yakaladı.

"Ben çıkaracağım onu stresten." diye söyleniyordu mırıldanarak. Leyla, Serap'ın yine bir hinlik peşinde olduğunu anladı. Telefonuna düşen bildirim sesiyle aldı eline telefonu. Ulaş, akşam bir davete katılacaklarını yazmıştı. Asya'yı da annesine bırakacağını söylüyordu. Aklına Seher Hanım gelince suratını buruşturdu. "Serap, akşam Asya sende durabilir mi. Ulaş'ın işiyle alakalı bir davete katılacakmışız. Seher Hanımda kalsın istemiyorum."

"Kalsın tabi, bıcırığım. Çok özledim onu, teyze yeğen hasret gideririz. Hem Alper'e antrenman olur." Leyla, Ulaş'a , Asya'yı Serap'a getirmesini yazdığı bir mesaj attı.

"Serap bu çay çok iyi geldi. Eve giderken biraz verir misin bana?" Çayı bitirmesiyle, baş ağrısının kesilmesi bir olmuştu.

"Koyarım tabi. Hatta bol bol koyayım da koca bir demlik yap, iç iç dur." Keşke baş ağrısı gibi, tüm sıkıntılarımı gideren bir çay olsaydı, diye geçirdi içinden genç kadın.

Asya'yı Serap'a bırakıp evlerine geçti genç çift. Ulaş duşa girerken Leyla kendine büyük bir kupada çay yaptı. İş yemeği olduğuna göre Elmas da orada olacaktı. Onu gördüğü zaman yine o gün duydukları beynine üşüşecek ve baş ağrısından duramayacaktı. Son yudumunu aldığı çayını tezgaha bırakıp hazırlanmaya başladı genç kadın. Bugün güzel olmak istiyordu. Üzerine askılı, uzun ve sırt dekolteli, yan tarafında derin yırtmaca sahip, siyah şık bir elbise geçirdi. Kıvırcık, kabarık, siyah saçlarını ensesinde bir topuz şeklinde topladı ve önünde iki tutam saçını bıraktı. İnce dudaklarını ortaya çıkaracak kırmızı bir ruj sürdü. En son kirpiklerine de rimel sürerek bitirdi makyajını. Çok sade bir makyaj yapmıştı. Ayağına siyah topuklu ayakkabılarını geçirip son kez baktı kendine aynadan.

O sırada aynadan, Ulaş'ın duştan çıkmış belinde havluyla odaya girdiğini gördü. Genç kadın Ulaş'ın ıslak gövdesine ve ıslak saçlarını elindeki havluyla kurulamasını seyretti. Kol kası mı yapmıştı bu adam? Ulaş'ın görüntüsü genç kadının içini gıcıklamaya ve hiç yeri ve zamanı uygun olmayan anda, arzusunu dürtmeye başladı.

Ulaş, Leyla'nın dudaklarına sürdüğü kırmızı ruju gördüğünde birinci şok dalgasını geçirdi. Sırt dekoltesini gördüğünde ikinci şok dalgasını, baldırında biten derin yırtmacı gördüğünde ise üçüncü şok dalgasını geçirdi. Bu kadın ona inme indirecekti. Araları uzun zamandır iyi olmadığı için bir şey de diyemiyordu. Normalde olsa asla giymesine izin vermeyeceği elbiseyi, aralarının bozuk olmasını fırsat bilerek giymişti. Hem böyle bir elbiseyi hangi ara almıştı bu kadın. Daha önce görseydi gizlice alır, yırtıp çöpe atardı. İçten içe küfür savurmaya başladı kendine.

Leyla, Ulaş'ın çatık kaşları ve huzursuzca içten içe söylemlerine aldırmadı. Aynanın önüne geçip, parfümünü aldı eline, bir fıs sıktı boynuna doğru.

"Elbisen fazla cüretkar değil mi Leyla." Ulaş'ın onu vazgeçirme çabalarına aldırmayacaktı. Kayıtsızca dolapta kendine takım arayan genç adamın önüne geçti ve onun için hazırladığı takımı çıkardı. Arkasına dönerek dibinde duran kocasına doğru uzattı. "Bunları giy. Daha önceden ütülemiştim." dedi. Ulaş, tüm beyin fonksiyonlarını kaybetmiş gibi şaşkın şaşkın suratına bakıyordu. Nemli göğsüne doğru uzattı elinde tuttuğu askıyı. Parmaklarının genç adamın gövdesine değmesini sağladı. İçinde deli gibi yanıp sönen Ulaş'a dokunma isteğini bertaraf etti. Ulaşın robot misali denileni yaparak elinden aldığı askıyla, oyalanmadan çıktı odadan. Şu çaydan bir kupa daha içse iyi olacaktı. Vücudunun sakinleşmeye ihtiyacı vardı.

Leyla'nın odadan çıkışından sonra bir süre kendine gelemedi genç adam. Ne kaçmıştı bu kadının içine. Haftalardır itinayla kendisinden uzak duran kadın dibine dibine girmiş, dolaptan çıkardığı kıyafetlerini ona uzatmıştı. Beyaz pürüzsüz sırtını ve kasıklarına sürtünen poposuyla kalbi hızlandı. Aklından geçeni yapmamak için zor tutmuştu kendini. Hayal ettikleriyle zar zor yutkunmaya çalıştı. Bu akşam zor geçecekti anlaşılan.

Davetin olacağı restorana giriş yapmadan, Ulaşın omuzlarına bıraktığı ceketle kaşlarını çattı Leyla. Ceketi çıkarıp Ulaş'a geri verecekti ki itiraz kabul etmeyen otoriter sesini işitmesiyle duraksadı. "Sakın çıkarayım deme Leyla." diyerek elini tutmuş içeri doğru sürüklemişti resmen genç kadını. Kalabalık masaya doğru yaklaştılar. Ulaş'ın Süleyman Bey diye tanıttığı altmışlı yaşlardaki adamla selamlaştı genç kadın. Rıza Bey ve Elmas da vardı.

"Kıvırcık! Bu sen misin?" diye konuşan adama döndü Leyla ve adamı tanımasıyla, yüzünde beliren gülümsemeye mani olamadı. "Mert!İnanmıyorum!" Sarılmak için adımlayacaktı ki elini sıkı sıkıya tutan ve uzaklaşmasına izin vermeye Ulaş'la yapmadı. Herkesle kısa bir selamlaşmadan sonra yerlerine oturdular ve garsonların servis açmasına izin verdiler. Şansızlık ki Ulaş'ın karşısında Elmas, kendi karşısında Mert oturuyordu.

"Çok değişmişsin görmeyeli. Nerede o tombul yanaklı, kıvırcık saçlı, kız çocuğu." Ulaş, Leyla'nın nereden tanışık olduğunu bilmediği kıl kuyruk Mert'e ilk dakikadan bilenmeye başlamıştı. Zaten daha önceki toplantılarda Süleyman Beyin yeğeni olarak tanıdığı bu adama kanı ısınmamıştı ya neyse... Hem ona neydi karsının değişip değişmediğinden. "Yavşak" diye mırıldandı ağzının içinden.

Kimse duymasa da Leyla duymuştu Ulaş'ın dediğini. Hiç aldırmadı ona "Büyüdüm diyelim. Sen neler yapıyorsun." Leyla, Mert'i üniversitenin ilk yılında ortak arkadaşları vasıtasıyla tanımıştı. O zamanlar kendine hep kıvırcık derdi Mert. İlerlemeye başlayan arkadaşlıkları Leyla'da platonik olarak evirilmeye başlamıştı. Daha onsekiz yaşındaydı. Çocuk sayılırdı o zamanlar. Sarışın ve mavi gözlü bu çocuk kalbine girmişti farkında olmadan. Bir yıl sürmüştü bu platonik arkadaşlık hali. Leyla hiçbir zaman Mert'e açılma cesareti gösterememişti. Mert de yurt dışına okumaya gitmişti.

Ulaş damarlarında kol gezen kıskançlığını pusturmaya çalışıyordu. Leyla ile koyu bir sohbete dalan Mert, Ulaş'ın sert bakışlarıyla karşılaşınca suskunlaşmıştı. Arada Amcası ve Rıza Beyin iş ile alakalı konuşmalarına katılıyor onun dışında konuşmuyordu.

Leyla da yemeğine odaklanmaya çalışıyor iş hakkında konuşan erkekleri dinlemiyordu. Elmas'a bilerek bakmıyor onun kocasına attığı kaçamak bakışları görmek istemiyordu. Ama bir terslik daha vardı. İçinde patlayan sıcaklık dalgasıyla terlemeye başlamış, enerjiden elini ayağını nereye koyacağını bilememişti. Aklına sürekli Ulaş'ın banyodan çıkan ıslak görüntüsü düşüyordu.

Fazla sıcakladığından çıkardı üzerindeki ceketi. İçindeki yanında oturan Ulaş'a dokunma isteğine karşı koymaya çalıştı. Genç adamın tatlı yerken şerbetlenen dudaklarından bakışlarını alamıyordu. İçindeki arzu git gide daha da şevke geliyordu.

Ulaş, üzerindeki ceketi çıkaran ve kımıl kımıl yerinde duramayan Leyla'ya dikti bakışlarını. Genç kadının yanakları kızarmıştı, yavaşça eğildi kulağına doğru "İyi misin?"

Leyla 'iyi misin' diye sormak için kulağına eğilen Ulaş'ın nefesini boynunda hissetmesiyle, mümkünmüş gibi daha çok arzulamaya başladı genç adamı. İçinden Ulaş'ın dudaklarına yapışmak ve delicesine öpmek geliyordu. Nerden geldiğini anlayamadığı bu şehvetle baş edemeyeceğini anladığında elini genç adamın göğsüne koyup ittirdi ve hışımla kalktı masadan. "Ben lavaboya gideceğim." diyerek hızla uzaklaştı.

Leyla'nın hışımla kalkıp gitmesine anlam vermedi genç adam. Ondan rahatsız mı olmuştu. Aradan geçen dakikalarda endişelenmeye başladı genç adam.

"Bir gidip bak istersen. Pek iyi görünmüyordu. Ateşi çıkmış olabilir." diyen Mert'e ters ters baktı. Bu herif kim oluyordu da Leyla'nın nasıl göründüğüyle ilgileniyordu. "Karımın nasıl olduğu sizi ilgilendirmez Mert Bey." diyerek yerini bildirmeye çalıştı. Ardından Elmas'ın hüzün dolu bakışlarıyla karşılaştı. Daha fazla durmak istemedi, izin isteyerek kalktı masadan ve vedalaştı herkesle.

Musluğu açıp soğuk suyla boynunu ve ensesini ıslattı genç kadın. Kasıklarında hissettiği sızıya anlam veremedi. Ne oluyordu? Kapının tıklanmasının ardından Ulaş'ın sesini işitti. "Leyla, iyi misin güzelim?" Leyla kendisine neler olduğunu anlamlandıramıyordu. İçinde patlamaya hazır bir yanardağ varmış gibi vücudu gittikçe ısınmaya başlıyordu. Ulaş'ı daha fazla merakta bırakmamak için açtı kapıyı. Genç adam ellerini yanaklarına koymuş, endişeyle bakıyordu yüzüne. " Neden bu kadar kızarıksın sen?" dedi ve dudaklarını alnına bastırdı. "Ateşin de yok." Leyla daha fazla dayanamadı. Ulaş ona böylesine yakınken, dudaklarını hiç çekinmeden ona değdiriyorken, o ne neden yapamasındı. Kravatından tutarak içeri çekti Ulaş'ı. Genç adamı kapattığı kapıya yasladı ve ensesine elini koyarak karşı koyamadığı arzu ve şehvetle öpmeye başladı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

9okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.