SENSİZLİK kitap kapağı

1. bölüm / 15

SENSİZLİK

1.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Damlanur Gazitepe

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: 1.BÖLÜM

Genç kadın bir kez daha çarptı soğuk suyu yüzüne. Gözyaşı dökmemeliydi. Ağlamamalıydı. Kendini tutmalıydı. O kadar zorlanıyordu ki...
Lavabodan kafasını kaldırıp aynadaki yansımasına baktı. Gözlerindeki hüznü saklaması gerekiyordu. Göz pınarlarına doluşan gözyaşlarını geri yollaması gerekiyordu fakat bu sandığından daha zordu. Yüzünü kuruladı, kıvırcık ve kabarık saçlarını elleriyle düzeltti. Aynadaki yansımasında kahverengi gözlerine baktı
"Kendine gel Leyla. Toparlan." diye geçirdi içinden.
Derin bir nefes aldı, omuzlarını dikleştirdi ve lavabodan çıktı. Son bir aydır kayınvalidesinin sıklaşan yemek davetleri doğrultusunda bugün de davetlilerdi. Kimse ile göz göze gelmemek için hızla minik kızını yanındaki yerini aldı. Asya, minik elinde kocaman duran çatalı, tabağındaki patates kızartmasına batırmaya çalışıyordu. Başaramadıkça minik dudaklarını büzerek sessiz sessiz ofluyordu. Leyla onun bu çabasını izledikçe yüzündeki tebessüme mani olamıyordu. Mis kokulu saçlarına ufak bir öpücük kondurup kendi çatalını patatese batırdı. Miniğinin ufak ağzına doğru yaklaştırdı. Asya ağzını kocaman açtı ve "Ham!" diyerek aldı patatesi. Kocaman ela gözleriyle Leyla'ya bakarak tatlı tatlı çiğnemeye başladı.

Emin Bey, Leyla ve Asya'ya tebessümle bakıyordu. Asya'yı böyle sağlıklı ve neşeli görmek yaşlı adamın içini ferahlatıyordu. Yine hatırladı o felaket geceyi. Anne ve babasını kurtaramamıştı bu minik yavrucağın. Doktorluk mesleğince böylesi feci ve trajik bir durum yaşamamıştı.

Mesleğinin son yılındaydı. Türkiye'nin en başarılı doktorları arasındaydı. Üç yıl önce trafik kazası geçiren bu aileyle o ilgilenmişti. Asya'nın babası kurtarılamamış, yanan arabanın içinde kalmış, oracıkta can vermişti. Asya hastaneye ilk geldiğinde kollarında ve bacaklarında yanıklar mevcuttu. Annesi onu korumak için alevlere karşı siper olmuştu. Minik Asya'nın hastaneye geldiğinde solunumu zayıftı. İki kez kalbi durmuştu. Elinden gelenin fazlasını yaptı yaşlı adam. Daha iki yaşına yeni girmiş bebeği hayata döndürdü. Üç ay hastanede bilinçsizce yattı minik bebek. Tüm çabaları meyvesini vermişti. Üçüncü ayda hayata tekrardan açtı gözlerini minik Asya. Annesi ise...
Aklına geldikçe yaşlı adamın kalbi sıkışıyordu. Bir yıla yakın komada kalmıştı. Tüm vücudu yanmış, tanınmayacak hale gelmişti. Gözlerini açtığında büyük bir travma geçirmişti, üstüne kocasının vefat haberini alması hepten psikolojisini bozmuştu. Normal beslenemediği ve durumu kritik olduğu için Leyla aylarca ablasının başında hastanede yatıp kalkmıştı. Yavaş yavaş yürümeye başlamasıyla bir umut doğmuştu tüm ailenin içine. Nereden bilebilirlerdi ki genç kadını, ölümüne yürüttüklerini. Kendi başına yürümeye başladığında, bir gece gizlice hastanenin çatısına çıkmış, oradan aşağı kendini bırakmıştı genç kadın.

Hüzünle Leyla'ya baktı. Bu kız ne zorluklar atlatmıştı. Hastane koridorundaki yıkılmış hali geldi gözünün önüne. Ablası ve yeğeni için bir yılı aşkın sürede gidip geldiği hastane koridorlarını eskitmişti. Çok çabalamıştı ablası için. Çok zor zamanlar atlatmıştı gelini. Her anına tanıklık etti acı çekişlerinin. Gelini değil kızıydı onun için. Öyle de olmuştu. O sıralar hayattan soyutlanmış, ruh gibi ortalıkta gezen oğluna, sık sık Leyla ile ilgilenmesini söylemişti. Minik Asya'ya baba olsun, Leyla'ya yoldaş olsun çok istemişti. Nitekim olmuştu da.

Oğluna kaydı gözü. Gözlerini tabağına dikmiş dalgın dalgın yemeğiyle oynuyordu. Onun karşısındaki genç kadına çevirdi bakışlarını. Kaçamak bakışlarla oğluna bakıyordu ara sıra. "Umarım doğru olanı yapmışımdır."dedi içinden. Ve sıkıntılı bir nefes verdi.

"Elmas kızım neler yapıyorsun bakalım. Alışabildin mi buralara?" Seher Hanım’ın ilgili sesi ile ona döndü Leyla.
Kadının "kızım"demesindeki kinayeyi hemen anlamıştı. Bu kadın ona karşı her zaman mesafeli ve soğuktu. Onu oğluna yakıştırmadığını her fırsatta dile getirmekten asla çekinmiyordu. Yıldızları hiçbir zaman barışmamıştı bu kadınla. Onu istemediğini yüzüne yüzüne söylediği çok olmuştu. Elmas'ın kocasına kaçamak bakışlar attığını en başından beri farkındaydı. Şimdi olduğu gibi. Elmas, Seher Hanım’a cevap vermeden kocasına kısa bir bakış atmış öyle cevaplamıştı.

"Alıştım Seher Teyze. Yakında bende babamın bürosunda işe başlayacağım." Elması’ın cevabıyla bakışlarını şaşkınlıkla kocasına çevirdi genç kadın. Ulaş, Rıza Bey'in avukatlık bürosunda çalışıyordu. Eski savcı olan Rıza Bey, emekli olduktan sonra büro açmış idaresini de Ulaş'a bırakmıştı. Bu demek oluyordu ki Ulaş ile beraber çalışacaktı. Ulaş neden kendisine haber vermemişti? Kocasının Elmas'a olan bakışlarını yakaladı yine.

O kadına bakarken bakışlarındaki yoğunluğu gizleyemiyordu Ulaş. Duygularını gizlemeyi çok iyi başaran kocası, Elmas'a bakarken bunu başaramıyordu. Farkındaydı genç kadın. Her şeyin farkındaydı. Saf, salak bir kadın olmayı çok isterdi. Hiç farkına varmamayı çok isterdi. Gözleri doldu tekrar. Hemen kaçırdı bakışlarını ve Asya'ya yemeğini yedirmeye devam etti. Ağlamayacaktı. Kendine inat ağlamayacaktı. Ulaş’a inat ağlamayacaktı.

"Öyle mi? Çok sevindim. Ulaş sana yardımcı olacaktır. Sen içini ferah tutu kızım." Leyla alttan alta kendine gönderme yapan Seher Hanım’a gözlerini devirdi. Bu kadına kayıtsız kalmakta ayrı bir dertti. Asla pes etmiyordu. Asla(!)

"Anne doydum ben." şişkin göbeğine vurarak duydum diyen kızına baktı. O kadar tatlıydı ki minik göbeğini ısırmak istiyordu.
"Annesinin bir tanesi. Hadi o zaman ellerini yıkamaya." Koltuk altlarından tutup indirdi sandalyeden. Koşarak lavaboya giden kızının ardından kendisi de ayaklandı.
"Kızım sen bir şey yemedin." Emin Bey'in kendisine seslenmesiyle ona döndü genç kadın. Saçlarına aklar düşmüş yaşlı adam, sevecenlikle bakıyordu genç kadına. Bu adamın çok hakkı vardı üstünde. Asya ve kendisini hayata bağlamıştı bu adam. Kendi anne ve babasının yapmadığı iyiliği, fedakarlığı yapmıştı ona. Hakkını ödeyemezdi.
"İştahım pek yok şu sıralar Emin baba. Size afiyet olsun." Kafasıyla onaylayan yaşlı adamı arkasında bırakarak lavaboya doğru ilerledi. Kimseyle göz teması kurmuyordu. Özellikle Ulaş'a hiç bakmıyordu. Göz göze gelecekleri an her şeyi anlardı, biliyordu. Bildiği için bakmıyordu gözlerine.

Lavaboya elleri yetişmeyen miniğini kucağına aldı. Ellerine biraz sabun sıktı ve köpürmesi için biraz ıslattı. Kendisi de aynı şeyi yaptı. "Şimdi sana sihir göstereceğim hazır mısın Asya." dedi heyecanlı heyecanlı. Minik kız şaşkınlıkla açtı kocaman gözlerini. "Şihir miii?" dedi ağzını o şeklinde açarak. "Eveet şihir. Şimdi dikkatlice izle beni." dedi Ve köpüklü parmaklarını daire yaparak arasından üfledi ve ortaya çıkan baloncuğu havaya saldı. Küçük kız şaşkınlık ve neşeyle yere düşen baloncuğa baktı. "Anne sen cadı misin? Nasıl?" dedi şaşkınlıkla. Leyla, Asya'nın şaşkın ve cıvıl cıvıl halini gördükçe tüm kederi, hüznü unutuyordu. Gerçek annesi değildi belki ama anne yarısı idi. Asya onun kızıydı. Her anne deyişinde içine, tarifi imkansız bir sıcaklık akıyordu. "Cadı mı? O nereden çıktı." dedi sahte kızgınlıkla. "Babam sana cadı diyor ya arada. Ordan."
Asya'nın dediğiyle yine büyük bir farkındalık yaşadı genç kadın. Çocuklar bu yaşalarda ebeviynlerini taklit etmeye meğilli oluyorlardı. Ulaş arada kendisine takılmak için "Cadı" diye hitap ediyordu. Ulaş'ı örnek almıştı demek. Son zamanlarda yaşadıkları tartışmalar canlandı gözünün önünde. Asya bu tartışmalardan kim bilir nasıl etkilenmişti. Neden daha önce bunu düşğnememişti. Artık tartışmayacaktı. Asya'nın etkilenmesini istemiyordu. Onda kötü hatıralar yaratmak istemiyordu.Hemen toparladı kendini ve ellerini yıkadı. Minik Asya'yı da kucağına aldı. Onun köpüklü ellerini yıkamaya koyuldu.

"Cadı değil. Periyim ben." Asya kıkırdadı annesine. "Peri olsaydın değneğin olurdu." dedi çok bilmişlikle. Annesinin kucağından inip önden önden yürümeye başladı. Leyla da kızının bu hallerine gülümsemeden duramıyordu.
"Var bir kere benim değneğim." Bazen böyle tatlı atışmaları olurdu. Asya önde Leyla arkada atışa atışa salona ilerliyorlardı. "Hiç de bile senin değneğin yok." dedi Asya. "Eveet var." diye inatlaştı minik kızıyla. Asya salonda oturan babasını görünce ona doğru koştu. Babasının onu kucağına alıp dizine oturtmasına izin verdi. "Baba annemin değneği mi var?" diye sordu çattığı kaşlarıyla.

"Değnek mi?" diye sordu genç adam anlamadığı için. Karşısında oturan Leyla' ya baktı, açıklamasını bekledi. Boşuna bir bekleyişti. Leyla itinayla ona bakmamaya devam ediyordu. "Evet, değnek." dedi Heyecanla ve ekledi "Biliyor musun baba, Annem banyoda baloncuk büyüsü yaptı." dedi heyecanla. Ulaş kucağındaki Asya'nın tatlığına dayanamadı ve mis kokusunu içene çekerek kafasına bir öpücük kondurdu. "Öyle mi? Çok mu sevdin sen boloncuk büyüsünü?" diye sordu. "Evet baba çok sevdim. Annem periymiş. Öyle dedi ama ben inanmadım. Perilerin sihirli değneği olur. Annemin yok ama." diye devam etti.

Salonda bulunan herkes minik kızın tatlı tatlı konuşmasını gülerek dinliyordu. İki kişi dışında. Seher Hanım, her seferinde Asya'nın oğluna baba dememesi konusunda Leyla'yı uyarmasına rağmen küçük kız hala oğluna baba demeye devam ediyordu. Ne münasebetti. Oğlu bu kızın ne babası, ne de bir şeyi değildi. Leyla'ya ister anne ister teyze desindi onu ilgilendirmiyordu fakat oğlu onun babası değildi. Asya, Ulaş'ın onun gerçek babası olmadığını biliyordu. Ama kreşteki tüm arkadaşlarının 'baba' diye seslendiği biri vardı. Bazen çıkışta arkadaşlarını almaya geliyorlardı. Ulaş da bazen onu almaya geliyordu. Tıpkı diğer babalar gibi kızım diyerek kucağına alıyor, öpüyordu. Onunla oyunlar oynuyor ve seviyordu. O zaman baba olmuyor muydu. Seher Hanım ona baba dediğinde hep kızıyor, babası olmadığını söylüyordu. Kafası karışıyordu. Ne demesi gerektiğini bilemiyordu küçük kız.

İkinci kişi ise Elmas'tı. Yokluğunda Ulaş'ın evlenmiş olması kadını paramparça ediyordu. Yıllar geçse de aşkından sevgisinden asla vazgeçememişti. Sırf Ulaş için onu terk etmişti. Ulaş'ı delicesine severken terk etmek o kadar zordu ki... Hayatına devam etmesini onu unutmasını söylemişti. Ulaş da dediğini yapmıştı belli ki. Peki neden içi parçalanıyordu? Neden kalbi bu kadar çok sıkışıyordu? Nasıl baş edecekti bu hisleriyle? Ulaş evliydi. Onun bir karısı vardı. Bunu her fırsatta kendine tekrar tekrar söylüyordu. Onu unutmak istiyordu. Çok istiyordu. Ama yapamıyordu. Bir türlü unutamıyordu, vazgeçemiyordu. Ona bakmadan duramıyordu. İlk aşkıydı Ulaş onun. Çocukluğuydu, ergenliğiydi, yetişkinliğiydi, ilkiydi. Kendinden önce geliyordu Ulaş onun için. Sırf bu yüzden, sırf o acı çekmesin diye ayrılmamış mıydı zaten sevdiği adamdan.

Ulaş, kucağında uyuyan Asya'yı. Üst kattaki odalardan birine yatırmak için ayaklandı. Minik kızla arasında o kadar başka bir bağ vardı ki. Uyanmaması için yavaşça yatağa yatırdı. Hafif aralık duran minik ağzını çenesinden tutarak kapadı ve alnına düşen bukle bukle saçlarını eliyle kenara çekti. Görüntüsü tıpkı bir melek gibiydi. Kokusu huzurdu onun için. Kızını uyurken izlemek onu tüm düşüncelerinden sıyırıyordu. Bambaşka bir şeydi. Tıpkı bir sihirli değnek gibi girmişti hayatına. Cıvıl cıvıl neşesiyle. Tatlı tatlı konuşmasıyla. "Baba baba"diyerek peşinde koşturmasıyla tekrar canlılık getirmişti hayatına. Baba yapmıştı onu. Tarifi imkansız hisleri yaşatmıştı.

"Gidelim artık. " Leyla'nın sesiyle kalktı yataktan. Bir haftadır kendisiyle konuşmayan kadının ağzından çıkan ilk kelime “gidelim” olmuştu. Cevap vermeden odanın kapısını kapattı.
"Gideriz birazdan." diyerek kadına hiç bakmadan indi merdivenlerden.
Leyla sıkıntıyla iç geçirdi. Seher Hanım bilerek ,Elmas ve kendilerini akşam yemeklerine davet ediyordu. Başta amacının ne olduğunu anlayamamıştı fakat Elmas'ın bakışları, Ulaş'ın Elmas'ı ilk gördüğünden beri değişen tavırlarından anlaması gerekenleri çoktan anlamıştı. Bu evde geçirdiği her dakika daralıyordu. O da aşağıya indi ve mutfaktan geçerek bahçeye çıktı.

"Seni de mi sıkıntı bastı." Hiç beklemediği anda sağından gelen sesle irkildi ve elini göğüsüne götürdü.
"Korkuttun beni Görkem." Görkem gülerek içtiği sigaradan bir duman daha aldı. Genç kadının yanına geçerek onun gibi yıldızlı geceyi seyre koyuldu. "Korkmasaydın." dedi omzunu silkerek. Leyla elini yumruk yaptı ve Görkem'in omzuna sahte bir yumruk attı. "Gıcıksın Görkem." dedi.
"Sende korkaksın." diye karşılık verdi genç adam. Suskunlaştı genç kadın. Korkak mıydı? Evet, belki de korkaktı. Bildiği, anladığı gerçekle yüzleşmekten korkuyordu. Hep kaçıyordu. Yaklaşan sonu ertelemek için elinden geleni yapıyordu. Bundan büyük korkaklık mı olurdu.

"Öyleyim." dedi kısık sesle. "Anneme aldırma. Biliyorsun huyunu. Seni sinir etmek için yapıyor." Seher hanımın aklına düşmesiyle tekrar gözlerini devirdi genç kadın. Görkem bile fark etmişti annesinin kinaye içeren sözlerini.
"Farkındayım. Ben kayıtsız kaldıkça daha da üstüme geliyor. Elmas kızım aşşağı, Elmas kızım yukarı. Bir de neymiş Ulaş yardımcı olurmuş muş. Bir gün patlayacağım."
Biten sigarasını duvarda söndürüp çöpe attı genç adam.
"Önceden haber ver de o gün evden kaçayım." diyerek haylaz bir gülüş kondurdu dudağının kenarına. Leyla da bu haylaz gülüşlü genç adamın omzuna yine yumruğuyla vurdu bir kez daha.
"Ah. Görüşmeyeli yumrukların sağlamlaşmış bakıyorum yengeciğim. Omzumu çürüttün." diyerek sahteden omzunu ovuşturdu. Leyla kızarak tekrar yumruk yaptı elini. "Bana yenge deme hoşlanmıyorum, demedim mi ben sana." Genç adam hınzırca "Yengemsin ama ne yapayım." dedi.
Leyla kaşlarını daha da çattı.
"Abla de, hatta teyze bile diyebilirsin ama yenge deme, yengelik bana göre değil. Bir sıfat daha kaldıramayacağım.”
Genç adam daha bir güldü. " Yengelerin bir tanesisin(!) Yengelerin şahısın(!)"
Leyla bu sefer sertçe indirdi yumruğunu. "Görkem! Dayak istiyorsun herhalde." Genç adam acıyla tekrar ovdu omzunu.
"Bu sefer koptu omzum." dedi gülerek. Leyla da gülmeden duramadı Görkem'in mimiklerine. "Heh şöyle gülümse biraz. Beş karış suratla dolaşıp durdun tüm akşam." Asya'nın tatlı tatlı hallerine gülmek dışında uzun zamandır gülmüyordu genç kadının yüzü.

"Sen hiçbir açıklama yapmadan terk edip gittin beni Elmas! Aylarca seni aradım ben! Sormadığım kimse, bakmadığım bir yer kalmadı! Bana hayatına devam et, unut beni demedin mi? Bende devam ettim! Ne istiyorsun benden?" Ulaş'ın yüksek sesiyle ikisi de bahçenin ön tarafına doğru ilerledi. Ulaş ve Elmas'ın ailesi de dahil herkes, bahçenin ortasında sinirden köpüren Ulaş'a ve hıçkıra hıçkıra ağlayan Elmas'a bakıyordu.

Ulaş en sonunda patlamıştı. Elmas döndüğünden beri hisleri ve düşünceleri allak bullak olmuştu. Nasıl davranacağını, ne diyeceğini bilemiyordu. Annesinin bilerek ikisini bir araya getirmeye çalışması onu daha bir çıkmaza sokuyordu. İlk aşkı onu ansızın terk etmiş, ansızın tekrar hayatına girmişti. Yıllar sonra gelmiş, "Mutlu musun, Leyla'ya aşık mısın, onu seviyor musun?" diye soruyordu. Ne önemi vardı ki. Giden gitmiş, zaman geçmişti.

Karşısında omuzları sarsıla sarsıla ağlayan kadına baktı. Kısa kumral saçları dağılmış. Yeşil gözleri kızarmıştı. Kadının gözlerinden akan yaşları gördükçe pişman oluyordu. Keşke bağırmasaydı. Keşke bu akşam buraya hiç gelmeseydi.
"Ağlama" dedi yumuşak ve sakin sesle. Dayanamıyordu bu kadının ağlamasına.
"Senin için yaptım." dedi genç kadın kısık sesle. Ulaş kaşlarını çattı. "Ne demek bu?" diye sordu. Senin için ne demekti? Kafayı yiyecekti genç adam. Bu çıkmaz onu boğuyordu.

"Ulaş!" Emin beyin sesi ile herkes irkildi. Yaşlı adam daha fazla bu sahneye tanıklık edemeyecekti. Pişman oldu. Leyla'ya karşı mahcup hissetti.

Ulaş babasının sesiyle o tarafa döndü. Kendini öyle çok kaybetmişti ki tüm ev halkının onları izlediğini fark edememiti. Panikle Leyla'yı aradı gözleri. Göz göze gelince aldığı nefes yaka yaka geçti içinden. Tepkisiz, gözünü bile kırpmadan, duygusuzca bakıyordu genç kadın. Çok geçmeden minik kızı koşarak geldi ve Leyla'nın bacağına sarıldı. Asya'yı kucağına aldı genç kadın. Ulaş'ın gözlerinin içine baktı. Hüzünlü bir tebessüm kondurdu dudaklarına. Artık kendini kandırmasına gerek yoktu.

Ulaş, içinde filizlenen korkuyu hissetti o an. Leyla'nın tebessümlerinin, gülüşlerinin ardındaki manayı çözmüştü genç adam. Bakışlarında, içine korku salan bir şeyler vardı.

***

Sessiz geçen araba yolculuğunun sonunda evlerine varmışlardı. Asya tekrar uyuyakalmıştı arabada. Ulaş usulca aldı minik kızı kucağına ve apartmana doğru yürüdüler. Eve girdiklerimde Asya'yı yatırdı yatağına ve salona geçti. Leyla bir haftadır olduğu gibi tek kelime etmemiş, suratına bir kez olsun bakmamıştı.

Elinde yastık ve çarşafla salona girdi genç kadın. Ulaş'ı yok sayarak koltuğa sermeye başladı çarşafını.

"Bugün de mi koltukta yatacaksın?" diye sordu Ulaş. Bir hafta önce aramalarına cevap vermeyişi ve gece eve alkollü gelmesinden bu yana koltukta yatıyordu Leyla. Bir cevap gelmedi genç kadından. Sinirle soldu Ulaş. "Leyla, ne zamana kadar beni yok sayacaksın?" Yine bir cevap alamadı.

Genç kadın üstünü değiştirmek için odaya doğru yöneldi. Odaya girmesinin ardından kapının kapatılıp kitlenmesi bir oldu. Hışımla ardına döndü genç kadın. "Çık lütfen. Üzerimi değiştireceğim." dedi sakin olmaya çalışarak. Ulaş elinde tuttuğu anahtarı cebine attı ve inatla gözlerine baktı.
"Çıkmam. Sen de çıkamazsın. Birlikte uyuyacağız bu gece."
Genç kadın iyice sinirlenmeye başladı. Tüm bu olanlardan sonra bir de utanmadan birlikte mi uyuyacaklardı? Asla!
Hışımla yaklaştı Ulaş'a, cebine elini daldırarak anahtarı almaya çalıştı. Ulaş anahtarı almaya çalışan kadının ellerini tutup arkasında birleştirdi. Genç kadının gövdesini kendi gövdesine dayadı. Leyla kolları arasında çırpınıyordu.

"Bırak!" diyerek kollarını mengene gibi sarmış bu adamdan kurtulmaya çalıştı.

Ulaş kolları arasında çırpınan genç kadını daha sıkı tutmaya, daha sıkı sarmaya başladı.

"Bırakmam!" diye karşılık verdi genç kadına.

Leyla daha fazla dayanamadı. Sinirinden ağlamamak için kendimi zor tutuyordu.
"Bırak beni Ulaş. Lütfen" dedi sakince. Sinirleri bozulmuştu. Dişlerini sıkmaktan çenesi ağrıyordu.
Bir yanı kollarında hapsolduğu Ulaş'ı lime lime doğramak istiyor, diğer yanı her şeyi boşerip sadece uyumak, içinde bulunduğu bu karmaşık duygu durumunda sıyrılmak istiyordu.

Ulaş, sıkı sıkıya tuttuğu bilekleri bıraktı. Usulca sarıldı Leyla'ya. İkisi de bir süre öylece sarılı kaldılar. Ulaş Leyla'nın bileğinden tutup yatağa yönlendirdi genç kadını.

"İstemiyorum neden anlamıyorsun." Genç kadının ondan kurtulmak için olan çırpınışlarına aldırmadı. Yatağa yatırıp arkasından sarıldı kadına. Önünde cenin pozisyonu almış kadının ensesine sakladı yüzünü. Leyla hala çırpınıp duruyordu kolları arasında.

"Bir rahat dur Leyla. Sadece huzurla uyumak istiyorum." O kadar alışmıştı ki Leyla'nın kokusuna, sıcaklığına. Bir haftadır onsuz uyuyamıyordu.

Leyla çırpınmayı bıraktı. Çok bitkin hissediyordu kendini. Ensesine hissettiği sıcak nefesle vücudu gevşemeye başladı. Islak kirpiklerini kapadı. Yorgundu. Çok yorgundu. O da çok geçmeden daldı uykunun tatlı kollarına.

***

"Anne, çok çişim geldii!!!" Kapının vurulması ve Asya'nın sesiyle araladı gözlerini genç adam. Kolları arasına hapsettiği kadının yüzünü izledi kısa bir süre. Gece uyurken Leyla ona dönmüş, yüzünü boynuna gizleyerek uyumaya devam etmişti anlaşılan. Sıcak bir tebessümle genç kadının alnını hafifçe öptü. Leyla gece uyurken deve kuşu misali kafasını boynuna gömerek uyuyordu.
"Haddiii, altıma yapacağııım !" diyen Asya'nın sesiyle usulca bıraktı kollarında uyuyan kadını. Hızlıca gece kilitlediği kapıyı açtı. Asya ellerini önünde birleştirmiş minik bacaklarını çapraz tutarak kıvranıyordu. "Baba çabuk çabuk!" Hızla kucakladığı kızıyla tuvalete koşturdu genç adam.

Kucağına aldığı kızının yanağına sulu bir öpücük kondurdu genç adam. "Prensesim çok mu sıkışmış?" Ulaş'ın çıkmaya başlayan sakalları küçük kızın çenesini kaşındırıyordu.
"Uf baba ya. Şakalların batıyor." dedi mızmızlanarak. Genç adam, Asya'nın bazı harfleri karıştırarak konuşmasına kaşlarını çattı yalancıktan. "Şakal değil, sakal" diyerek yere bıraktığı kızının minik burnuna dokundu.
"Sakal" diye tekrarladı Asya.
"Aferin prensesim." dedi ve mutfağa ilerledi genç adam. Leyla uyanmadan, kahvaltıyı hazır etmeye çalıştı. O yumurtaları kırmaya koyulurken Asya girdi mutfağa. Sandalyeye tırmanarak oturttu minik bedenini.
"Baba, annem neden koltukta değildi?" diye sordu garipseyerek. Genç adam bir yandan kahvaltılıkları masaya diziyor, diğer yandan kızıyla konuşuyordu. "Anneler, babaların yanında uyur."

Mini kız ayaklarını sallandırarak elini çenesine koydu. "Ama sen baba değilmişsin ki." Seher Hanım her fırsatta ona babasının aslında baba değil Ulaş olduğunu söylüyordu. O zaman gerçek baba değildi. Ulaş, Asya'nın cevabıyla duraksadı. Ne demek baba değildi. Leyla'mı sokmuştu Asya'nın aklına bunu?

"Kim söyledi sana bunu." dedi sinirli çıkarmamaya çalıştığı sesiyle.
"Seher Hanım söyledi. Sen Ulaş'mış sın babam değilmişsin." Sinirle çenesini sıktı genç adam. Ah annesinin burnunu sokmadığın hiçbir şey yoktu.

"Ben hem Ulaş'ım, hem de babanım. Sen hem Asya'sın hem de benim prensesimsin. " diyerek durumu kurtarmaya çalıştı genç adam.

Asya düşündü. Demek herkesin iki ismi vardı. "Annem de hem anne hem Leyla o zaman dimi baba." dedi. Anladığı için heyecanlı çıkan ses tonuyla. Genç adam durumu kurtardığına ve kızının sevimliliğine dayanamadı ve yanına giderek oturduğu sandalyeden kucakladığı gibi sulu sulu öpücükler kondurdu minik kızın yanaklarına.
"Akıllı kızım benim." Asya hem gülüyor hem de ellerini yanaklarına koyarak babasının sakallarından korunmaya çalışıyordu. "Baba batıyor." diyordu gülücükleri arasında.

Leyla içeriden gelen gülücük sesleriyle uyanmış, Ulaş ile Asya'yı seyre koyulmuştu. Kızını böyle gülücükler saçarak görmek dünyalara bedeldi onun için. Hazırlanmış kahvaltı sofrasına baktı şaşkınlıkla. Bir aydır kendisinden önce uyanıp sessiz sedasız evden çıkan kocasının bugün kahvaltı hazırlayası tutmuştu. Asya'yı sandalye ye oturtan Ulaş'ın yanından geçerek oturdu masaya, bir salatalık attı ağzına. Gözlerini Ulaş'a dikti.

"Başıma taş yağacak herhalde, hayret." dedi alayla.

"Senin başına yağsa yağsa kemik yağar karıcığım." dedi. Ve o da oturdu masaya. Leyla, Ulaş'ın imasıyla somurttu. "Dedi, bay hazır cevap." Avukatlık tam Ulaş'ın karakteriyle uyumlanan bir meslekti. İnatçı, ketum, hazır cevap, kararlı ve hileci. Ne zaman bir konu hakkından tartışmaya kalkışsalar konuyu öyle başka yerlere bağlardı ki asıl mevzu neydi unuturdu Leyla. En sonunda asıl meseleden uzaklaşmış olur kafası karışık şekilde öylece kalakalırdı karşısında.

"Ne yapacaksın bugün." diye sordu genç adam karşısında oturan karısına. Atışmak için bile olsa tekrardan onunla iletişim kurduğu için ferahlamıştı. "Yayın evine uğrayacağım bugün."

Leyla, Massara Yayınevinde çalışıyordu. Yayımlanacak kitapları değerlendiriyor, imla hatalarını düzeltiyordu. O onaylarsa da basıma yollanıyordu kitaplar. Şimdi basına yollayacağı kitap oldukça hoşuna gitmişti. Bazı kısımlarında acemilikler ve hatalar vardı tabi ki. Olsundu o kadar. Her şeyden önce kitabın adı onu çok etkilemişti. 'İsmim Bana Yabancı' Böyle bir başlık altında yazılmış hikaye her okuyucunun dikkatini çeker diye düşünüyordu.

Kahvaltıdan sonra Leyla, Asya'yı kreşe bırakmak için çıkmıştı evden. Genç adamda ağır ağır masayı toplamaya koyuldu. Bilerek oyalanıyordu. Büroya geç gidecekti bugün. Elmas bugün işe başlayacaktı. Dün olanlardan sonra kendini tuhaf hissediyordu. Elmas ile ne zaman göz göze gelse sonrasında Leyla'nın yüzüne bakamıyordu. Neden bilmiyordu?Hislerini adlandıramıyordu genç adam. Bir yandan Elmas'ın üç yıl önce onu neden terk ettiğinin merakı vardı. Diğer yandan öğrensen ne olacak diyen tarafı vardı. Büroya vardığında sekreterine kısa bir baş selamı verip hızla odasına geçti. Çok geçmeden sekreteri çaldı kapıyı ve kahvesini masasına koyarak günün planını anlatmaya başladı.

"Ulaş Bey öncelikle bugün stajyer avukatlar gelecek, sonrasında Süleyman Beyle yeni yapılacak şirketler arası anlaşmanın koşullarını belirlemek için şirkete gideceksiniz. Elmas Hanım'da sizinle birlikte olacak." Elmas'ın adıyla kaşlarını çatarak sorguladı Ulaş. "Elmas Hanım neden geliyor?"

"Rıza Bey istedi. Elmas Hanım'ın ilk defa işe başladığını ve bir süre sizin yanınızda deneyim kazanmasını istedi. Böylelikle birkaç müvekkil ve danışanınızı Elmas Hanım'a devretmeniz daha uygun olurmuş.

Genç adam usulca başını salladı. "Anladım. Çıkabilirsin Gülsüm." Patronun düşünceli hali Gülsüm'ü de düşündürmüştü. Odadan çıkmadan önce unuttuğu bir şeyler olup olmadığını sorguladı kafasında, hatırladığı şeyle, burnun üzerinden aşağı doğru kayan gözlüklerini düzeltti ve aceleyle çıktı odadan. Takvimine baktı ve doğru hatırladığı için sevindi. Bugün Ulaş Bey'in doğum günüydü.

Akşam çökmek üzereydi. Genç kadın elinde çikolatalı pasta ile Asya'nın çıkmasını bekliyordu. Bugün, Asya ile birlikte Ulaş'a küçük bir sürpriz yapacaklar, sonra da Gülsüm'ün rezervasyon yaptırdığı makarnacıda akşam yemeği yiyeceklerdi. Maksat değişiklik olsundu. Eğlence olsundu. Ulaş'ın doğum günü bahanesiydi sadece. Joker suratlı, hileci adamın dünyaya gelmesi onu ilgilendirmiyordu. Asya koşarak çıktı okul kapısından. Arkadaşı Bora'ya el sallayıp annesinin elinden tuttu. Durağa doğru yürümeye koyuldular. Leyla, ablasının başına gelen kazadan sonra araba kullanmaktan korkuyordu. Araba yolculuklarından da tedirginlik duyuyordu. Bunun için psikolojik destek almaya devam ediyordu. Asya'yı da her ay pedagoga götürüyor, onda travma oluşmaması için çabalıyordu. Otobüse bindiklerinde Gülsüm aramış. Ulaş'ın odasında olduğunu, kendisinin de birazdan çıkacağını bildirmişti.

"Babam çok sevinecek dimi anne." Asya'nın bukle bukle dökülen saçlarını kulağının arkasına doğru sıkıştırdı. "Çok sevinecek." dedi. Asya saç konusunda ona benzemişti. Kendisinin de saçları çocuklukta bukle bukleydi, büyüdükçe kabarmış, kıvırcık olmuştu. Ela gözleri babasına benziyordu. Yüz hatları da ablasına. "Ben bugün babama hediye yaptım."

"Nasıl bir hediye yaptın bakalım." dedi genç kadın merakla. "Resim yaptım. Lunapark çizdim. Dönme dolap çizdim. Seni, beni ve babamı çizdim. Öğretmenim de İyi ki doğdun canım babam yazdı. Öğretmenim çok beğendi, babam da beğenir mi sence?" diye sordu küçük kız. Leyla, naif ruhlu minik kızını seyre daldı. Hafiften de kıskanmıştı. Kendi doğum gününde ona böyle resimler yapmamıştı. Asya, Ulaş'a hayrandı. Kendisiyle arada inatlaşıp bilmiş bilmiş konuşuyor, bazen onu dinlemiyordu. Aynı şeyi Ulaş söylese tıpış tıpış yapıyordu minik kız. Kıskanmadan duramıyordu. "Bence bayılır. Hatta çerçeve bile yaptırır."

Asya'nın da elinden tutarak girdi büroya. Etraf loş ışıkla aydınlatılmıştı. Tüm çalışanlar çıkmış olmalıydı. Ulaş'ın odasına yaklaştıklarında camlı duvarın yanına saklandılar. Ofisin ışığı, bulundukları kısmı az biraz aydınlatıyordu. Pastayı çıkardı kutusundan. Asya'ya sessiz olmasını söyleyerek mumları yakmaya koyuldu. Tam saklandıkları yerden çıkacaklardı ki Ulaş'ın sesini işitti.

"Sürekli senin için deyip durmayı kes artık Elmas! Ne! Benim için ne..! " diye bağırışını duydu Ulaş'ın.

"Sana o kadar aşıktım ki … senin için… bebeğimiz için terk ettim!”

Ulaş donakalmıştı. Ne duyduğunu idrak edemiyordu.
Şoka girmişti. Öylece boşluğa bakıyor hiçbir şey düşünemiyordu.

Elmas'ın ağlayışları arasında boğazını patlatırcasına söylediklerini duyduğunda, acı bir his çöreklendi göğsünün ortasına. Neydi bu his. Çok başkaydı. Aldığı her nefes içini yakıyordu.

"Anne, neden ağlıyorsun?" Kızının yanağında hissettiği minik eliyle gözyaşını sildiğini zar zor idrak etti genç kadın. Gözyaşı döktüğünün bile farkında değildi. Gözlerini yumarak güç bela yutkundu. Dudaklarına becerebildiği kadarıyla tebessümünü yerleştirdi. Elinde tuttuğu pastanın yanmakta olan mumlarını üfledi. Pastayı yere bırakıp Asya'nın elinden tutarak sessiz sedasız ayrıldı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

13okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.