6. bölüm / 15
SENSİZLİK6.Bölüm
Bölümler 15Şu an: 6.Bölüm
- 1 1.BÖLÜM3.714 kelime
- 2 2.Bölüm3.732 kelime
- 3 3.Bölüm2.004 kelime
- 4 4.Bölüm3.710 kelime
- 5 5.Bölüm827 kelime
- 6 6.Bölüm3.422 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 7.Bölüm1.497 kelime
- 8 8.Bölüm2.389 kelime
- 9 9.Bölüm1.526 kelime
- 10 10.Bölüm128 kelime
- 11 11.Bölüm2.432 kelime
- 12 12.Bölüm2.230 kelime
- 13 13.Bölüm758 kelime
- 14 14.Bölüm2.232 kelime
- 15 Rica!!!2.232 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Leyla, üzerinde kırgınlık hissederek uyanmış Ulaş ve Asya uyanmadan kahvaltıyı hazırlamaya koyulmuştu. Boğaz ağrısı için kendine de nane limon kaynatmayı ihmal etmemişti. Hasta olmanın hiç sırası değildi. Ulaş ve Asya da uyandığında oturmuşlardı kahvaltı masasına. Boğazları acıdığı için pek bir şey yiyememişti. Nane limonun etkisiyle acısı hafiflese de yutkunmakta zorluk çekiyordu genç kadın.
Asya bir yudum aldığı nane limonundan suratını buruşturarak masaya koymuştu bardağını. "Anne ben içmesem, tadı çok kötü." diyerek hayıflanmıştı minik kız.
Leyla "O bardak bitecek Asya. Boşuna hayıflanma." dedi. İtiraz kabul etmeyecak bir tavırla. Asya daha da hoşnutsuzlanmış dudaklarını sarkıtmıştı. Babasına döndü minik kız "Haşıflanmak ne demek baba." diyerek sordu merakla.
Ulaş, prensesine döndü tebessüm ederek "Haşıflanmak değil, hayıflanmak." diyerek düzeltti Asya'yı. Asya "Hayılalmak, Hayıfşamak." diye tekrarlayarak düzeltmeye çalıştı kendini.
" Kötü dir duruma maruz kaldığında, üzüldüğünü belli etmek manasında söylenir. Hem bak ben bitirdim bile kendi nane limonumu. Hadi sen de bitirmeye çalış." diyerek Asya'yı desteklemeye çalıştı genç adam.
Leyla aklına gelen hafta sonu planını Ulaş'a söylemek için döndü genç adama. " Mert'le karşılaştık. Hafta sonu Şark'a gideceğiz Serap ile Gülsüm de gelcek. Sen de gelmek ister misin?" diye sordu.
Ulaş, Mert'in adını duymasıyla hoşnutsuzca "Biliyorum, büroya uğradığında Elmas'la beni de davet etmişti." dedi.
Leyla, Mert'in Elması neden çağırdığını çözümlemeye çalıştı kafasınca. "Elmas'ı neden davet etti ki?" diyerek sordu merakla.
" Yanındaki Poyraz denen adamın boşanma davasını üstlendi. İlk davasını kutlama şerefine davet etmiş." diyerek bir an önce kapatmak istedi konuyu.
Leyla, otobüste karşılaştığı, aynı zamanda yanlış anladığı adamın suskun ve durgun halinin sebebini öğrenmiş oldu böylelikle. Poyraz'da kendisine tanıdık gelen bir his vardı. Demek boşanma sürecinde olduğu için tanıdık gelmişti bakışlarındaki derinlik.
"Gelecek misin?" diyerek sordu tekrardan genç kadın. "Bakarız." diye geçiştirdi Ulaş.
Kahvaltı bitmiş Asya giyinmek için odasına gitmişti. "Asya'yı sen bırakır mısın bugün? Kendimi halsiz hissediyorum?" dedi. Kapıdan çıkmakta olan Ulaş'a.
Ulaş endişeyle başını tutmuş alnına uzun bir öpücük kondurmuştu. "Biraz ateşin var gibi. Ben bırakırım, çıkışta da alırım Asya'yı bugün. İlaç alıp yat sen. Kendini yorma güzelim." demişti ellerini ateşini kontrol etmek için boynunda gezdirirken.
Ulaş'ın şefkatli dokunuşları içini ısıtmıştı Leyla'nın. Mutluluka, kendisinden oldukça uzun olan adamı öpmek için ayakları üstünde yükselmiş dudaklarına küçük bir öpücük kondurmuştu. Bir kadını mutlu etmek bu kadar basitti işte. Sevdiği adamdan ilgi ve şefkat gören her kadın mutlu olurdu.
Leyla'nın ufak öpücüğü Ulaş'ın yüzünde güller açtırmaya yetmişti. O da eğilip ufak bir öpücük kondurdu Leyla'nın ince dudaklarına.
"Ben hazırlandım. Çıkalım hadi." diyen Asya'nın ayakkabılarını giymesini beklerken Leyla'ya dönmüş " Kendini kötü hissedersen ara güzelim tamam mı? Hastaneye gideriz." demişti.
"Tamam ararım. Kolay gelsin." diyerek el ele tutuşan Ulaş ile Asya'nın asansöre binmesini beklemiş el sallayarak yolcu etmişti onları.
***
Ulaş okula yaklaştıklarında elini bırakıp koşmaya başlayan Asya'nın arkasından koşturmaya başlamıştı telaşla. Asya'nın heyecanla Bora diyerek yanına vardığı velete sarıldığını görünce içinde hissettiği kıskançlıkla kaşlarını çatmıştı. Bora'yla tanışmak için Asya'ya nın çıkışına gittiği gün Bora denen veletin hastaneye yattığı için okula gelememesiyle tanışamamıştı. 'Kısmet bugüneymiş.' diyerek Asya'nın yanına varmıştı.
" Seni çok özledim. İyileştin mi şimdi?" diyen Asya heyecanla elini tutmuştu Bora'nın.
"İyileştim. Ben yokken sataştılar mı sana?" diyen Bora ile kaşlarını çattı genç adam.
Kim sataşıyordu prensesine? Bu konu kafasını öyle bir meşgul etmişti ki tanışmak için elini uzatan kadını ancak konuştuğunda fark edebilmişti. "Merhaba, Beren ben, Bora'nın annesiyim. Sizde Asya'nın babası olmalısınız. Eşinizle tanışmıştık. Sizi ilk defa görüyorum." diyen sarışın kadının elini sıkmış "Evet Asya'nın babasıyım. İş sebebiyle sık gelemiyorum okula. Memnun oldum." diyerek tanışma faslını gerçekleştirmişlerdi.
Kızıyla fısır fısır konuşan veletle de tanışmak için yere doğru çömelerek elini uzatmış, küçük çocuğun onu fark etmesini sağlamıştı. "Sen de Bora olmalısın." diyerek elini sıkan veletin "Sen de Asya'nın babası olmalısın." demesiyle büyümüş de küçülmüş tavrına karşı içten içe gülümsemeden edemedi genç adam. "Memnun oldum küçük adam." diyerek elini çekmişti Ulaş. "Bende memnun oldum büyük adam." diyen veletle hayretle 'hıh' nidası çıkarmıştı. 'Bak şu bacaksıza bak. Gövde gösterisi de yapıyor.' demişti içinden.
"Kim sataşıyormuş Asya'ya söyle bakalım." diyerek aklını kemiren soruyu sormuştu Ulaş.
"Kimse sataşmıyor baba. Hadi git sen." diye söylenen Asya'ya aldırmamış karşısındaki altın sarısı saçlara sahip küçük çocuğa bakmaya devam etmişti. Belli ki Asya çekinmiş söyleyememişti kendisine. " Ben hallediyorum büyük adam. Sen merak etme." diyen velete tek kaşını kaldırarak sorgulayıcı bakışlar atmıştı.
" Çocuklar işte... kendi aralarında geçenleri söylemekte zorlanıyorlar. Siz telaşlanmayın. Büyük bir mesele olsaydı öğretmenleri müdahale eder velilere bildirirdi." diyen kadınla ayağa kalkmış başını sallamakla yetinmişti genç adam. Fakat kafasına takılan bu sorunu öğrenmeden içi rahatlayacak gibi gözükmüyordu.
"Bugün okul çıkışı Asya'yı bize davet etmek istiyorum. İzniniz olursa tabi. Hastanedeyken Bora'nın dilinden düşmedi Asya. Biraz özlem giderirler." diyen kadınla ters ters bakmıştı Bora denen bacaksıza. Asya'yı dilinden düşürmüyordu demek. Bora da kendisine ters bakışlarla karşılık verince iyice kurulmuştu bu velete.
"Baba lütfen izin ver. Lütfeeen." diyerek sevinçten zıplayan kızının coşkusuna karşı gelememişti genç adam. " Tamam tamam git madem." demişti sevinçten zıplayıp duran kızına. Asya, Bora'nın elinden tutmuş berber okula doğru yürürlerken arkasına dönüp avucunun içini öperek kendisine el sallamıştı. O da aynısını yaptığında kızının okulun içine girmesini izlemeye koyulmuştu. "Asya, çok neşeli bir kız. Oğlumun Asya'yı sevmesine şaşmamalı." diyen kadına döndü.
" Bora da olgun bir çocuk belli ki." Kadın hüzünlü bir tebessüm kondurdu dudaklarına. " Alerjisi olduğu için erken yaşta sorumluluk almaya başladı. Ondan bu tavırları."
Ulaş merakla hala okul kapısına bakan kadına döndü. " Ne alerjisi var?"
Kadının yaşadığı zorlukları hatırlamasıyla ufaktan gözlerinin dolduğunu fark etti. " Süt alerjisi var. Doğduğu zaman ona ilk sütünü verdiğimde neredeyse ölecekti. İçinde süt olan her gıda onu öldürebilir. Bu yüzden sıklıkla hastaneye gideriz." sesi titreyen kadına ne diyeceğini bilemedi Ulaş. "Çok zor bir durum olmalı." diyebildi sadece. Dolu gözlerindeki yaşları gülümseyerek silen kadın ona döndü. " Alışıyoruz bir şekilde."
Ulaş da tebessüm ederek ağır ağır başını salladı.
" O halde size numaramı vereyim de evinizin konumunu atabilin. Asya'yı almaya geldiğimde haber ederim sizi." diyerek kadınla karşılıklı numaralarını vermişlerdi. " Memnun oldum tekrardan." diyen kadına aynı şekilde karşılık vermiş arabasına binerek büro ya doğru yola koyulmuştu.
***
Ofisine doğru geçerken Gülsüm'ün telaşlı ifadesiyle karşılaşmıştı genç adam.
"Ulaş Bey, Asım Bey geldi. İçerde sizi bekliyor. Oldukça asabi." diyen Gülsüm'e cevap vermeden ofisine girmişti genç adam. Asım Bey'in önünde tuttuğu bastonunun üzerine ellerini koymuş iri göbeği ve tehditkar bakışlarıyla kendisine baktığını gördüğünde bir sıkıntı basmıştı içini.
" Hoş geldiniz Asım Bey. Ne içerdiniz ?" diyerek kendi koltuğuna oturmuş Asım Bey'in arkasında duran korumasının tehditkar bakışlarına aldırmamaya çalışarak Asım Bey'e odaklanmıştı. " Hoş bulmuşum Ulaş kardeş. Bir Türk kahveni içeyim hazır gelmişken. Sade." diyen adamla telefonu açarak Gülsüm'e iki sade Türk kahvesi söylemişti.
" Bak Avukat. Ben öyle lafı uzatmayı sevmem. Bu dava işi epeyce uzadı." diyen Asım Bey'e
" Mahkeme savcının isteği üzerine sürekli erteleniyor Asım Bey. Bu konuda benim yapabileceğim bir şey yok maalesef." dedikten sonra Gülsüm tedirgin adımlarla ofise girmiş kahvelerini getirmişti. " Ben onu bunu bilmem Avukat. Sen bu işin altından kalkabilecen mi onu söyle hele. Kendi başına işlere kalgışmışsın. Bizi sordurmuşsun sağda solda. Kulağımıza çalındı. Şimdi sen yok ben bu işi beceremeycem deyorsan. Kendi usulümüzce hallettiririz sağa." diyen Asım Bey'in sert ve tehditkar tavrına karşın, Ulaş' da sertçe bakmıştı karşısında oturan yaşlı adama.
" Elimden geleni yapacağım. Emin olabilirsiniz." demişti aynı tehditkarlıkla. Asım Bey hırıltı ve kabaca öksürmüş tekrar dikmişti bakışlarını. " Elinden geleni değel. Fazlasını yap Avukat." diyerek ayaklanan adamla Ulaş' da ayaklanmıştı. " Duyduğuma göre bi garınla bi de gızın var imiş. Onlara iyi bakasın Avukat. Maşallah gızın da pek bi sevimli." diyen adamla Ulaş'in içine ok saplanmıştı. Karşısındaki bu adam onu resmen tehdit ediyordu. Burnundan soluyarak sertçe baktı Ulaş. " E hade o zaman ben gidem. Sen anladın anlayacağını Avukat." diyerek ağır ağır ofisinden çıkan yaşlı adamın arkasından bakmıştı. Asım Bey'in çıkmasıyla kendini koltuğuna atıvermişti sıkıntıyla. Belli ki Asım Bey onu araştırmıştı. Leyla ve Asya üzerinden kendini tehdit etmek için. "Off off." diyerek kravatını gevşetmişti. Kapısını tıklanmadan içeri dalan Elmas'a çevirdi bakışlarını.
" Ulaş, o adamlar kimdi? Mafya ya mı bulaştın sen?" diyen Elmas'ın endişeli sesiyle yerine sığamamış ceketini alarak ofisten çıkmaya yeltenmişti. " Nereye Ulaş? Cevap vermeyecek misin?" diyerek peşine takılan Elmas'a " Biraz hava almam gerek Elmas. Dışarda açıklarım." diyerek Elmas ile berber çıkmıştı bürodan. Gülsüm ise bürodan apar topar çıkan Ulaş ve Elmas'ın ardından şaşkınca bakakalmıştı.
***
Elmas ile berber sahil kenarına gelen Ulaş bankta oturmuş sükunet içinde önlerinde dalgalanan denize bakıyorlardı. Ulaş, Asım Bey'in davasını anlatmıştı Elmas'a şimdi de ne yapacağını düşünmeye koyulmuştu. Elmas aklına gelen düşüncesini söylemek için yönünü Ulaş'a dönmüş dalgınca denize bakan genç adamın sol çehresine bakmıştı. " Savcı mahkemeyi erteledi demiştin. Demek ki savcılık ta bu işin peşinde. Onlarla berber hareket edebiliriz." diyen Elmas'a döndü Ulaş. "Ne demeye çalışıyorsun?"
" Bu adam seni ayan beyan tehdit etmiş. Bu bile elimizde bir materyal olabilir. Karşı tarafın avukatıyla konuşup ortak bir iş birliği yapabiliriz. Antalya'daki yangını çıkaranları bulup mahkemede itiraf ettirebiliriz. Böylece tutuklu yargılanma süreci başlar. O süreçte de daha önceki vukuatlardan delil ve şahit toplar karşı tarafın avukatına vererek ağır bir hapis cezası aldırabiliriz. Tabi senin de savcı ve hakimle anlaşarak önümüzdeki mahkemeyi uzatman gerek." diyen Elmas'ın dediklerini düşündü genç adam. Mantığına yatmıştı bu fikir. Zaten kaybedeceği bir davaydı. Asım Bey ve şirketinin savunulacak bir yani yoktu. Davadan vazgeçerse başına geleceklerin fragmanını, bugün bizzat Asım Bey'den öğrenmişti. "Bunun için Antalya'daki savcıyla görüşmem gerek." diyerek onaylamış oldu Elmas'ı.
Elmas, Ulaş'ın kendisini onaylamasına oldukça sevinmişti. "Tamam o zaman gidelim biz de." Ulaş kaşlarını çatarak sorgularcasına kafasını hafifçe sağa sola salladı. "Sen nereye? Bu işe bulaşmana izin veremem Elmas. Unut sen bu düşü." diyerek ret etti Elmas'ın kafasındaki kendisiyle gelme fikrini.
"Olmaz. Bu fikri sana ben ektim Ulaş. Ben de geleceğim. Bir kere yalnız bıraktım seni. Şimdi böylesi tehlikeli bir oyunda yalnız bırakmam." diyerek kendinden emin bir şekilde cevapladı genç adamı. "Offf Elmas off." diyerek serzenişte bulunan Ulaş'a aldırmayarak kollarını inatla önünde bağladı ve oturmaya devam etti genç kadın.
Kafasını çevirdiğinde biraz ötelerinde kurulan köfte arabasını fark etmesiyle hevesle Ulaş'a döndü. "Köfte, ekmek yapalım mı? Lisedeyken her cuma okul çıkışı yerdik. Hatırlıyor musun?" dedi hevesle.
Ulaş hatırladığı anılarla gülümsemiş "Sen iki yarım yerdin. Sonra da bana 'Neden bana artık yeme demedin Ulaş. Senin yüzünden mideme ağrı girdi. Eve kadar nasıl yürüyeceğim ben şimdi.' derdin." dedi.
Elmas keyifle "Sen de eve kadar beni sırtında taşırdın." dedi.
Ulaş, bir zamanlar keyif ve mutlulukla bahsedeceği anlarını şimdi hüzünlü bir buruklukla hatırlıyordu. Kendisine hevesle bakan Elmas'ın yeşil gözlerine baktı. Kadının gözlerinde gördüğü parıltıyı söndürmek istemedi. "E hadi kalk. Yiyelim bakalım köfte, ekmek." diyerek kendisiyle beraber ayaklanan Elmas'la köfte arabasına doğru yürümeye başladı.
'Leyla, köfteyi hiç sevmez. Şimdi o olsa simit yer, çay içerdik.' diye düşünüyordu, köfte ekmeğinden bir ısırık koparırken.
Gülsüm kargocunun getirdiği zarfa, içindeki merakı dizginlemeye çalışarak bakıyordu. Elmas ve Ulaş'ın bürodan ayrılmaları üstünden epeyce bir zaman geçmiş güneş ikindi vaktindeki konumu almıştı. Hala büroya uğramamış Ulaş Bey'e gelen zarfı delicesine merak ediyordu genç kız. En sonunda dayanamamış açmıştı. İçinden çıkan fotoğraflara şaşkınlıkla eli ağzında bakakalmıştı. Fotoğraflarda Ulaş'ın ve Elmas'ın sahilde yan yana oturdukları ve ekmek arası yerken ki görüntüleri vardı. Bir fotoğrafın arkasında ise ' Ayağını denk al. Yoksa seçim yapmak zorunda kalacaksın' yazıyordu.
***
Leyla, kat kat giyinmiş yetmemiş gibi kat kat yorganın altına girip delicesine titreyen vücudunu ısıtmaya çalışıyordu. Ateşi'nin çıktığını hissettiğinde ılık duş almıştı ilaç içmişti fakat bir fayda görememiş ateşi her gecen saniye yükselmeye devam etmişti. Ateşinin düşmeyeceğini idrak ettiğinde Ulaş'ı birçok kez aramıştı fakat genç adam hiçbir aramasına cevap vermemişti.
O kadar halsizdi ki bir ara şuurunu kaybedercesine kendinden geçmişti. Yatak odasının camından akşama evirilmeye çalışan gökyüzünün alaca karanlığıyla uzun süredir uyuduğunu anlaması güç olmamıştı. Güç bela komodinin üzerinde duran telefonuna uzandı genç kadın. Tüm kemikleri, hücreleri ağrıyordu sanki. Zor bela açtığı gözlerle rehberindeki Ulaş'ın numarasının üzerine dokundu genç kadın. Bulanık görmeye başlamıştı gözleri. Kendisine sanki aylar geçiyormuş gibi gelen sürede açılmasını bekledi telefonunun. Açılmamıştı. Bir aradı, iki aradı, üç aradı, dört aradı, beş aradı, altı aradı. Açmamıştı telefonu Ulaş.
Yılgınlıkla rehberindeki herhangi bir numaraya dokundu. Kafedeyken haberleşmek için numarasını aldığı Mert'i aradığını, ahizeden gelen sesle anlamıştı. Umurunda değildi kimi aradı. Yeter ki biri onu hastaneye götürsündü. Yoksa donarak öleceğini düşünüyordu genç kadın. O sırada Poyraz'la birlikte efkar gecesi yapan Mert. Leyla'nın aradığını görünce bir hayli şaşırmış bekletmeden açmıştı telefonu.
"Alo, Leyla." Karşıdan cevap gelmeyince oturduğu yerde endişeyle dikleşti genç adam. Poyraz ise ne olduğunu anlamamış 'hayırdır' manasında kafa sallayıp göz kırpmıştı arkadaşına.
"Leyla, orda mısın?" diyerek bir cevap almayı bekledi genç adam.
Leyla, acıyan boğazlarından ses çıkarmaya çalışsa da ilk sefer başarılı olamamıştı. Mert'in endişeyle ona seslendiğini duyduğunda kaybolan sesini bulmuş güç bela konuşabilmişti genç kadın. "Ben... çok... kötüyüm. Hastane." diyebilmişti kesik kesik. Kurduğu her kelimede boğazlarına bıçak saplanıyordu sanki.
"Tamam anladım. Hastasın sen. Konum at geliyorum." demiş telefonu kapatmıştı. Karşısında ona sorgularcasına bakan Poyraz'a kısaca açıklamıştı durumu. Leyla'dan gelen mesajla yola koyulmuştu iki genç adam.
Leyla çalan kapı zilinin sesini duyuyor, fakat kendinde yataktan kalkacak derman bulamıyordu. Yaklaşık beş dakikadır çalan kapıya vücudunda kalan son dermanını da kullanarak güç bela kapıya ulaşmıştı. Karşısında bulanık gördüğü iki silüeti seçmeye çalışsa da başaramamış. "Ulaş" diye mırıldandıktan sonra gözlerine düşen karanlık perdenin arkasında kalmıştı.
Mert kapıda bayılan kadına şaşkınlıkla bakakalmıştı. Ani bir atakla kadını yere düşmeden yakalayıp kucaklayan Poyraz'ı anca fark edebilmişti.
Poyraz hala şaşkınlıkla dikilen Mert'e dönerek "Bakma öyle. İçeri girip kimliğini al çabuk. Ben arabaya geçiyorum." Mert'in donuk haline gözlerini devirmiş "Hadi Mert. Çık şoktan. Arabada bekliyorum." diyerek kucağında yaprak gibi titremeye başlayan kadını sıkıca tutmuş asansöre doğru yönelmişti genç adam.
Dirseğiyle bastığı asansörün kapanmasıyla başını omzuna yaslayan kadına baktı Poyraz. Bir alev kadar sıcaktı kadının bedeni. Soluk alış verişlerinden boynuna değen nefesinden bile alev çıkıyordu sanki. Bu hale gelinceye kadar neden kendine hiç dikkat etmemişti bu kadın. Asıl kafasını kurcalayan, kendini bu denli ihmal edecek kadar ne yaşıyordu içinde. Asansör açıldığında arabaya doğru ilerlemek için çıktı asansörden. Dışarı çıkmasıyla havanın soğukluğu kucağındaki kadını mümkünmüşçesine daha bir titretmişti. Başını boynuna doğru yaklaştıran kadın bilinçsizce sayıklamaya başlamıştı. Kucağında, kendine muhtaçmışçasına sığınan kadını daha bir sıkı tuttu genç adam. Nedensizce bir yakınlık hissetti, kolları arasındaki kadını arabanın arka koltuğuna yerleştirirken. Onu otobüste tuttuğu zaman da hissetmişti bu hissi. Yakınlık hissi...
Koltukta küçülmüş cenin pozisyonu alarak titremeye devam eden kadına baktı. Kıvırcık siyah saçları terden alnına yapışmış ince dudakları ve yanakları kızarmıştı. Leyla'ya dalgın dalgın seyre koyulduğunu, koşarak gelen Mert'in ayak seslerini duyup silkelenmesiyle farkına varmıştı. Hızlıca arabaya geçmiş en yakın hastaneye doğru yol almaya başlamıştı.
Acilin önüne geldiklerinde arabayı nereye koyduğunu umursamadan inmiş Leyla'yı kucaklayarak acile giriş yapmıştı Poyraz. Arkasından endişeyle onu takip eden Mert, koridordan geçen bir hemşireyi kolundan tutup durdurmuş "Çok ateşi var. Gözleri kaydı sonrada bayıldı. Aynı zamanda çok titriyor. Ölecek galiba. " Poyraz panikle durumu hemşireye anlatan Mert'e bakmıştı. Galiba Mert panik atak geçiriyordu. Elleri titriyordu genç adamın.
O da Mert'in yanına varmış hemşirenin yönlendirdiği odaya geçerek sedye ye yatırmıştı Leyla'yı. Hemşirelerin odaya girmesiyle koridordan onlara bakan Mert'in yanına gitmişti. Elini omzuna koyarak "Sakin ol. Panik atak geçireceksin. Bir şeyi yok Leyla'nın. Ateşi çıkmış sadece." diyerek sakinleştirmeye çalıştı Mert'i. "Ne bileyim abicim. Leyla bir anda önümde bayılınca ne yapacağımı bilemedim. İlk defa biri önümde bayılıyor. Dizilerde gördüğüm gibi değilmiş yaşamak. Panik yaptım." diyerek sıkıntıyla bir elini beline koymuş diğer elini saçlarına daldırmıştı genç adam.
"Sen en iyisi mi giriş işlemlerini hallet. Sonra da arabayı düzgün bir yere park et. Takıl dışarda, ben beklerim burada. Hastane ortamı iyi gelmiyor sana." diyerek Mert'i dışarı yollamıştı. Çünkü arkadaşı acile ambulansla gelen her hastaya şok içinde bakıyor. Damar yolu açmaya çalışan hemşirelerin ellerindeki iğneye dehşet içinde bakarak gözlerini yumuyordu. "Beni kan tutuyor zaten. Çıkıyorum ben dışarı." diyerek kendinden uzaklaşan Mert'i aklına gelen şeyle son anda durdurmuş "Ulaş'a haber vermeyi unutma." demişti. Mert başını sallayarak hızlıca çıkmıştı acilden.
Yanına, elinde buzlu su ve bir sürü bezle gelen hemşire "Siz kocası olmalısınız. Hastanın kıyafetlerini çıkarıp bu bezleri soğuk suyla ıslatarak hastanın boynuna, alnına, koltuk altlarına ve iç bacaklarına koyun. Bezler kurudukça yeniden ıslatın. Ateşi çok yüksek, havale geçiriyor." diyerek buzlu suyla bezleri eline tutuşturmuş acile giriş yapan travmalı hastaya doğru koşmaya başlamıştı. Konuşmasına bile fırsat tanımayan hemşirenin ardından şaşkınca bakakalmıştı genç adam. Etrafta kadın hemşire aradı gözleri fakat üst üste gelen acil hastalarla ilgileniyordu tüm acil. Elindeki buzlu suyla girdi odaya. Leyla'ya hiç bakmadan yatağın etrafında olan perdeyi kapattı. Titreyerek sayıklayan kadının yanına adımladı. Elindeki buzlu suyu ve bezi yere koyarak Leyla'nın yanına geçip oturdu sedyeye. Alnına ve dudaklarına yapışan saçlarını çekti genç kadının yüzünden. Zorlukla yutkundu. Sırtından tutarak oturur pozisyona getirdi kadını. Üzerine kat kat giydiği hırkaları çıkardı. En son kazığı kalınca, kafasını çevirdi sağ tarafına, bakmamaya özen göstererek çıkardı kazağını. Kadının "Çok soğuk." diyerek mırıldandığını duydu. Narince zayıf omuzlarından tutarak yatırdı kadını. Ellerini hafif hafif dokunarak alt pijamasının buldu ve yavaş yavaş çıkardı beyaz bacaklarından. Yatağın ayak ucunda duran ince örtüyü, bakışlarını kadının çıplak vücuduna değdirmemeye çalışarak örttü üstüne. Hala bir yaprak gibi titreyen genç kadın çıplak olduğundan ötürü daha bir titremeye başlamış ince örtüden medet umarcasına burnuna kadar çekmişti örtüyü. Yere koyduğu buzlu suya daldırdığı bezleri. Örtünün altından beri kadının koltuk altlarına yerleştirmeye çalıştı. Soğuk bezi teninde hisseden kadın, refleksle kaçınmış koluna sarmalanmıştı. "Çok üşüyorum. Lütfen yapma. Lütfen." diyordu bilinçsizce sayıklayarak. Koluna sarılan Leyla'nın, şefkatle saçlarını okşamaya başladı genç adam. "Şşşşş biliyorum. Çok üşüyorsun. Az daha sabret. Geçecek. Hepsi geçecek." diyerek saçlarını okşadığı kadının gevşemesini sağladı. Yavaş yavaş elindeki ıslak bezleri, ince örtünün altından el yordamıyla koltuk altlarına ve iç bacaklarına yerleştiriyor bir yandan da 'Lütfen yapma, üşüyorum' diyen kadının saçlarını okşayarak geçeceğini söylüyordu. Boynuna ve alnına yerleştirdiği soğuk bezlerle işi bitmişti Poyraz'ın. Yüzünün her detayını ezberleyecek kadar uzun uzun baktı genç kadının yüzüne. Leyla'ya karşı hissettiği bu tanıdıklık hissi nereden geliyordu. Sanki bu dünyaya ikinci gelişiydi ve önceki gelişinde bu kadınla bir şeyler yaşamış gibi hissediyordu.
Aynı zamanlarda Ulaş, ofise geldiğinde Gülsüm'ün kendisine verdiği fotoğrafları görmüş, büyük bir korku, endişe ve panikle ofisinde Elmas'la beraber plan yapmakla meşgul oluyordu. Telefonu tüm gün çantasındaydı. Bugün Asım Bey'in kendisinde yarattığı endişe yüzünden bir kez bile aklına getirememişti Leyla'nın hasta olduğunu ve onu arayabileceğini. Elmas, çalan telefonunu açtı. Mert'in Ulaş'ı istemesine anlam veremeyerek uzattı telefonunu karşısında oturan adama. "Mert. Sana ulaşamamış." Ulaş da anlam verememişti bu duruma. Elmas'ın elinden aldı telefonu ve kulağına götürdü. "Evet Mert. Ne diyeceksin.?" diyerek sordu.
"Ulaş, abicim sen nerdesin ya? Kaç saattir sana ulaşmaya çalışıyorum? Gülsüm'ü bile aradım. Düşün (!) Çıkarken Elmas'la ofiste olduğunu söylemese ulaşamayacağız sana. Bir de adın Ulaş. Ne büyük ironi ama.." diyen Mert'i "Ne diyeceksen söyle Mert. Uzatma." diye terslemişti. Ne çok boş konuşuyordu bu adam.
"Leyla'yı acile getirdik. Ateşten bayıldı kız. Yaprak gibi titriyordu." Ulaş telaşla ayaklandı. "Hangi hastane." Hastanenin adını öğrenmesiyle elindeki telefonu oturduğu koltuğa fırlatmış, hızlıca toparlanarak çıkmıştı ofisten. Elmas ise bir hızla kalkıp giden adamın arkasından bakmakla yetinmişti.
Hangi ara arabaya bindi, hangi ara acilin önüne vardı, hatırlamıyordu genç adam. İndiği arabanın kapısını bile kapatmadan acile girmiş Leyla'nın odasını öğrendiğinde hızlı adımlarını odasını bulunduğu koridora yönlendirmişti. Geçen gün Elmas'ın ofisinde gördüğü Poyraz'ı koridorda doktorla konuşurken gördü. Bu adamın ne işi vardı hastanede. Konuşmaları bitmiş olacak ki yanından geçen doktorla bakışlarını ona bakan Poyraz'a çevirdi. Bakışlarını birbirine kenetlemiş iki adam karşı karşıya gelinceye dek birbirinden çekmemişlerdi bakışlarını. Sanki bu bir düelloydu. Gözlerini ilk kaçıran, bu düelloyu kaybedeni olacaktı.
Karşısına dikilen Ulaş'a baktı Poyraz " Karını daha fazla ihmal etme. Ateşi düştü." Elindeki reçeteyi Ulaş'a uzatarak "Bu da alması gereken ilaçlar. Dikkat ederse birkaç güne iyileşeceğini söyledi doktor."
Ulaş, Poyraz'ın ona uzattığı reçeteyi aldı. "Senin ne işin var burada." diye sordu.
"Leyla sana ulaşamamış olacak ki Mert'i aradı. O sıra beraberdik. İkimiz getirdik Leyla'yı acile." diyerek yanıtladı boş bakışlarla Ulaş'ı.
"Teşekkür ederim. Mert'e de iletirsin." dedi Ulaş. Ne kadar Mert'ten ve iki kere karşılaşmış olsa bile haz etmediği Poyraz'a teşekkür etme gereksinimi hissetmişti. Kendisinin hatasıydı. O lanet telefonuna gün içinde bir kez olsa baksaydı. Şimdi bu konuşmayı Poyraz'la yapmıyor olurdu.
Poyraz cevap vermemiş, boş bakışlarla birkaç saniye Ulaş'ın yüzüne baktıktan sonra çıkmıştı acilden.
Leyla'nın bilinci yerine geldiğinde yanında kimse yoktu. Ayak ucuna katlanarak koyulmuş kıyafetlerini görünce panikle örtünün içine bakmış iç çamaşırlarıyla olduğunu fark edince örtüyü boğazına kadar çekmişti. Koltuk altlarında ve iç bacaklarında hissettiği bezlerle hemşirelerin soğuk uygulama yaptığını tahmin etti. Örtüyü sıyırıp ayak ucunda duran kıyafetlerine uzandı genç kadın. Kazağını başından geçirirken perdeyi sıyırıp yanına adımlayan Ulaş girdi görüş alanına. Kazağını da vücuduna geçirip yavaşça ayağa kalktı genç kadın. "Beni sen mi getirdin hastaneye. En son kapıyı açtığımı hatırlıyorum. Sonrası yok. Bayılmışım herhalde hiçbir şey hatırlamı..."
Karşısında konuşan kadının sözünü bitirmesine izin vermeden sarılmıştı genç adam. Sıkıca kolları arasına almıştı Leyla'yı. Özür dilemek istiyordu. Onu unuttuğu için...
"İyi misin güzelim." dedi. Sarılı kaldığı kadının kıvırcık saçlarına burnunu yaklaştırıp kokusunu içine çekti.
Leyla ise bu duruma kıkırdamış, genç adamın sırtını okşayarak "İyiyim. Sen çok mu endişelendin benim için." dedi bu durumdan memnun olduğunu belirten bir ses tonuyla. "Çok endişelendim. Özür dilerim." dedi genç adam. "Neden özür diliyorsun?" diye soran kadına "Öylesine." diye bir cevap vermişti. Bunları yüzüne bakarak söyleyemeyeceği için sarılı kalmıştı genç adam. Biraz toparlandığında ayrıldı Leyla'dan. Elini tuttu. "Hadi evimize gidelim."
Bölüm etkileşimi
