SENSİZLİK kitap kapağı

12. bölüm / 15

SENSİZLİK

12.Bölüm

Vaveyla Yazarı: Damlanur Gazitepe

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: 12.Bölüm

Zile basıp hasretle bekledi Leyla. Annesini görmeyeli epeyi zaman olmuştu. Çok özlemişti. Çok geçmeden kapı açıldı. Annesinin yüzündeki şaşkınlığı sonradan şefkat ve özlemle gülümseyen yaşlı yüzüne baktı genç kadın. "Yavrum." diyerek sarıldı ona. "Annem" diyerek karşılık verdi. Yaşlı kadın yanaklarını iki tarafta tutara uzaklaşıp inceledi genç kadının yüzünü dolu gözlerle. "Nasıl özlemişim seni yavrum." diyerek tekrar sarıldı kokusunu içine çeke çeke. "Bende seni çok özledim anne." diye karşılık verdi genç kadın titrek bir sesle. Ardından yanında Ulaş'ın elinden tutan Asya'ya yöneldi yaşlı kadın. "Oy güççük yavrum da gelmiş." diyerek sulu sulu öpücükler kondurdu torunun yanağına. Ulaş'a dönüp "Sen de hoş geldin oğlum. E hadi geçelim içeri." diyen yaşlı kadının ardından girdiler içeriye.

Küçük salona geçip divana otururlarken Leyla'nın gözleri babasını aradı. Göremeyince sordu "Anne babam nerede?" Hoşnutsuz bir edayla suratını ekşitti yaşlı kadın. "Nerede olacak kahvede." dedi. Leyla başını sallamakla yetindi. Annesi "Karnınız açtır sizin. Ben hemen sofra koyayım?" diyerek ayaklanınca itiraz etse de ikna edemedi yaşlı kadını. O da peşinden gitti annesinin.

Ulaş'la olan kavgalarından sonra ne göz göze gelmişler ne de tek kelime konuşmuşlardı. İkisi de birbirlerini yok saymaya çalışıyor gibiydi. Ulaş tahta zeminli salonda Asya'nın koştururken çıkardığı ayak seslerini dinliyor dalıp gidiyordu.

"Baba bak güm güm diyor her adımım." diye koşarak dizlerine vardı minik kız. Asya köyü de köy evini de çok seviyordu. "Evet duyuyorum." diye cevapladı minik kızını. Asya dizlerine tırmanıp kucağına oturdu genç adamın. Minik elini yanağına koyup biraz sevdikten sonra "Çok acıdı mı baba?" diye sordu üzgün üzgün.

Ulaş, Asya'nın sorusuyla dalıp gittiği yerden ayrıldı. Şaşkınlıkla sordu "Ne acıdı mı?" Asya hala ufak ufak yanağını okşuyordu. "Annen vurdu ya yanağına." dedi minik kız. İçinde bir şeyler cız etti genç adamın. Gözleri doldu, boğazı düğümlendi. O an Asya'nın gözünden Leyla ile kendisini gördü. Minik kızının alnına bir öpücük kondurdu. "Acımadı tabi ki de. Annen kimsenin canını yakmaz." diyerek baktı Asya'nın üzgün yüzüne. "Ama ben izledim sizi. İkiniz de çok öfkeli ve üzgün gibiydiniz." diyerek dudaklarını büzdü. Ulaş, Asya'yı kucaklayarak başını göğsüne yasladı. Usul usul başını seviyordu. "Olur öyle arada. Anneler ve babalar birbirlerini çok sevdiklerinden, duygularını kontrol edemezler. O üzgün ve öfkeli halleri hep sevgidendir aslında." diyerek açıklamaya çalıştı genç adam. Hala kulaklarında yankılanan sesle. 'Boşanmak istiyorum?'

Leyla annesiyle beraber yemekleri hazırlamış siniye dizmişti tabakları. "Ben yer sofrasını çıkarayım." diyerek mutfağın küçük balkonuna yöneldi. "Leylam balkonda, saksıda minik domatesler ekiliydi. Onlardan da koparıver. Asya çok sever." diyen annesine gülümseyip çıktı balkona. Annesinin geniş saksılar içine ektiği domatesleri dallarından koparırken bir tanesini burnuna götürüp kokusunu içine çekti. Mis gibi domates kokuyordu.

Leyla bu köyde büyümüştü. Ailesi tarımla uğraşıyordu. Çok büyük olmasa da birkaç ekili toprakları ve hayvanları vardı. Bu köydeki herkes tarım ve hayvancılık yapıyordu. Üniversite için şehre gittiğinde tadı tuzu yok gibiydi hiçbir yediğinin. Ne domates domates tadındaydı ne patates. O köyde hep bahçeden tarladan çıkan sebzelerin, meyvelerin tadına alışıktı. İnek sütüne, o sütten yapılan peynire, yoğurda, tereyağına, kaymağa alışıktı. Şehirde marketten aldıklarının tadı tuzu yok gibiydi. Belki de bu yüzden çocukluğu ve ergenliği tombul geçmişti. Ama Leyla, tombulluğunu seviyordu.

Sofrayı kurduklarında oturmuşlardı başına. Annesinin elleriyle yaptığı tarhana çorbasının kokusu bütün evi sarmıştı sanki. "Ellerine sağlık annecim çok güzel olmuş her şey." Yaşlı kadın endişe ve hüzünle baktı kızına. "Küçülüp kalmışsın Leylam. Suratın kaşık kadar kalmış. Neden bakmadın kendine yavrum?" diye söyledi kederle. Leyla, boğazındaki çorbayı yutarken Ulaş'a baktı. Ulaş'la göz göze geldi kısa bir an.

Annelik böyleydi işte. Kimse seni annenden daha çok sevemezdi. Kimse annenden daha çok endişelenmezdi. Kimse annenden daha çok düşünemezdi seni...

"Şehirdeki hiç bir yiyecek buradaki tadı veremiyor ki annem, ondan. Hem tüm yaz yanındayım. Bol bol beslersin beni ellerinle fena mı?" diyerek içindeki kederi eğlenceye vurmaya çalıştı genç kadın. Yaşlı kadın oturduğu yerden kayarak Leyla'ya yaklaştı. Omuzlarından tutup yandan sarıldı kızına. "Beslerim tabi yavrum." diyerek sevdi kızını.

O sırada iki yanağına da minik domatesleri yerleştirmiş olan Asya boğuk sesiyle "Anneanne beni de bu domateslerle besle." diyerek araya girdi. Bu sevimli haliyle herkesin yüzünde bir gülümseme oluşturmayı başarmıştı minik kız. "Beslerim tabi güçük yavrum benim." dedi yaşlı kadın gözlerinin içi bile gülümserken.

Sofrayı kaldırmışlar, çayı demlemişlerdi. Şimdi de evin önündeki çardakta oturuyorlardı. Ulaş, hamakta sallamakta olduğu kızının uyuduğunu anlayınca kucaklamış içeri doğru yönelirken Gülten Hanıma "Anne, nereye yatırayım." diye sormuştu. Gülten Hanım hemen ayaklanıp "Hemen hazırlayıvereyim yatağını" diyerek önlerinden eve girmişti. Ulaş, yaşlı kadını takip ederek üst kata çıkmış Gülten Hanımın açtığı kapıdan içeri girmişti.

Yaşlı kadın yatağın çarşaflarını değiştirirken daha önce geldiklerinde Leman'ın odası olduğunu öğrendiği odayı incelemeye koyuldu genç adam. Mor rengin hakim olduğu odada duvarlar, dolaplar da mor renkteydi. Odanın kenarına konulmuş Asya boyutlarında eşek hala aynı yerde duruyordu. Çalışma masasının üstünde ve yanında duran yığınla kitaplar bile hala aynı yerdeydi. Duvara aslı başarı ve taktir belgeleri. Gardırobun üstüne yapıştırılmış Leman'ın ilkokul ve lise çağlarındaki fotoğrafları. Cd koleksiyonun bulundu raflar. Hiç dokunulmamıştı. Sanki Leman her an gelecek gibi... Yaşlı kadın "Heh hazırlayıverdim." dediğinde Asya'yı yatırmıştı yatağa. Gülten Hanın yaşlı gözlerle izliyordu minik kızı. "Nasıl da benzemiş Leman'ıma" diyen yaşlı kadına baktı genç adam. Gülten Hanımı anlayabiliyordu. Evladını kaybetmiş birinin acısı hiç dinmezdi. Canından can kopardı. O, Asya'yı kaybetmek ne demek, düşünmek bile istemiyordu.

Yaşlı gözlerini Ulaş'a çıkardı. " Ona çok güzel baba olmuşsun oğlum. Allah senden razı olsun. Biz ne Asya'nın ne de Leylamın yanında olamadık. Kendi acımızla yanarken Leyla'yı da Asya'yı da gözümüz görmedi. Çok yanlış yaptık, çok. Ama sen sahip çıktın kızıma. Bizim yapamadığımızı yaptın." derken yaşlı ve kırışık yanaklarından yaşlar süzülüyordu kadının. Ulaş adım adım yanına yaklaşan kadına "Estağfurullah anne. Sizin kızınız benim karım, torununuz kızım oldu. Asıl onlar bana sahip çıktı." derken ona sarılmak için kollarını açan kadına eğilerek sarıldı. Yaşlı kadın sırtını sıvazlarken "Öyle öyle. Biz yanında olamadık Leylamın" diyordu.

Leyla, Ulaş ile annesinin gidişinin ardından üzerindeki polara daha sıkı sarılıp yıldızlı geceyi seyre koyuldu. Gece'nin sessi olan cırcır böceklerinin seslerini dinledi. Nasılda özlemişti. Şehirde ne yıldızlar ne de hayvan sesleri vardı. Köy ona dinginlik katılıyordu. Babasının gelişini gördüğünde ayaklandı genç kadın. Karşı karşıya geldiklerine yaşlı adam gülümseyip sarıldı Leyla'ya.

"Kızım hoş geldin." dedi babacan bir edayla. Leyla "Hoş buldum baba." diyerek ayrıldı. babasından. Yaşlı adamın gözleri arkaya odaklandı." Sen de hoş geldin damat." dediğinde uzaklaştı babasından. Ulaş'la babasının tokalaşmasının ardından. "Ben çay koyayım." diyerek içeri geçti. Mutfağa ilerlerken annesiyle kesişti yolları. Yaşlı kadın "Leylam dolapta tatlı vardı. Onu da getiriver kızım." diyerek bahçeye çıktı. Leyla mutfağa ilerleyip çay doldurdu, tatlıları hazır etti. Biraz durup derin bir nefes alma ihtiyacı hissetti genç kadın.

İçinde yükselip duran ağlama isteğini bertaraf etmeye çalıştı. Göğsünün ortasında bir acı vardı sanki. Her nefes alışında büyüyordu bu acı. Burnundan alıp ağzından verdi nefesini. Bir kaç kez tekrarladı bunu. Ağlamak istemiyordu. Ama bu hisle nasıl baş edeceğini de bilemiyordu. Ulaş'a söylemek isteyip de söyleyemediklerinin ukdesi vardı. Madem yeni kararlar alacaktı. Bunları da söyleyecekti. Fakat nasıl dile dökeceğini bilmiyordu.

***

Biraz sohbet edip oturmuşlar ardından annesiyle kendi odasına yatağı hatırlamaya çıkmışlardı. Leyla tek kişilik yatağının yanına yer yatağını hazırlarken annesi de çarşafları seriyordu. Yaşlı kadın Leyla'nın suskun, sürekli dalıp giden gözlerine baktı. Leyla dizleri üzerine çöktüğü yerde bir noktaya odaklanmış dünyada soyutlanırcasına bakakalmıştı. Yaşlı kadın daha fazla dayanamadı. "Kızım, senin neyin var?" diye sordu. Anneydi o anlardı. Vardı bir haller kızında.

Annesinin seslenmesiyle daldığı yerden hızla çıktı genç kadın. Annesinden gözlerini kaçırarak "Bir şeyim yok?" diye cevapladı. Yaşlı kadın" Var bir şeyler belli belli de anlatmak istemiyorsun?" dedi imayla. Leyla cevap vermedi. Yatakları hazır ettiklerinde annesi yatmaya gitti. O da mutfağa inerken Ulaş'ın hala dışarda oturduğunu gördü. Biraz baktı genç adamın yan profiline. Kafasını gökyüzüne kaldırmış dalıp gitmişti o da. Biliyordu genç kadın. Ulaş'ta tıpkı onun gibi hissediyor olmalıydı. Genç adamın dalgın ve kederli halini biraz daha seyrettikten sonra mutfağa geçti. İki kahve yaptı. Salondan aldığı iki polar battaniyeyi de koluna asarak Ulaş'ın yanına vardı. Kahveleri masaya koydu. Kolundaki polar battaniyelerden birini Ulaş'ın omuzlarına koyarken irkildi genç adam. Zihnen bulunduğu yerden o kadar uzaktaydı ki Leyla'nın geldiğini omuzuna konan battaniyeyi hissetmesiyle aniden irkilmişti. Kahve bardağını eline alıp yanına oturan Leyla'ya "Teşekkür ederim" dedi. Ardından tıpkı Leyla iki o da bakışlarını gökyüzüne odakladı.

Leyla "Rica ederim" dedi. İkisi de konuşmadan gökyüzünü izlediler bir süre.

Leyla "Özür dilerim. Sana tokat atmamalıydım."

Ulaş "Bende özür dilerim. Sana böyle bir yakıştırma yapmamalıydım."

Leyla "İkimizde sinirliydik. Öfkelendiğinde ne diyeceğini, nasıl davranacağını kestiremiyor insan."

Ulaş bakışlarını hala gökyüzünü seyretmekte olan Leyla'nın yüzüne çevirdi.

Ulaş" Boşanma isteğin de anlık sinirinden miydi?" diye sordu.

Leyla cevap vermeden önce durdu, düşündü. "Biraz ondan biraz da değil?" dedi.

Ulaş "Nasıl yani?" diye sordu. Leyla ne zamandır boşanmak istiyordu? Beyni kafatasına ağır gelmeye başladı genç adamın. Gözlerinde yanma, içinde ise adını koyamadığı bir his kol gezdi.

Leyla "Söylesene Ulaş? Benim en sevdiğim renk ne?" diye sordu.

Genç adam hiç düşünmeden "Kırmızı" diye yanıtladı.

Genç kadının yüzünde acı bir tebessüm oluştu. Onun en sevdiği renk yeşildi.

Leyla "En sevdiğim meyve?" diye sordu.

Genç adam yine hiç düşünmeden "Çilek" dedi. Leyla derin bir nefes aldı. Onun en sevdiği meyve elmaydı.

Leyla "En sevdiğim şarkı?" diye sordu.

Genç adam hiç düşünmeden cevapladı. "Sen bütün şarkıları seversin." Bütün şarkıları dinlerdi. Ama sevdiği bir taneydi.

Son sorusunu sordu genç kadın. Alacağı cevabı bilse de emin olmak istedi.

Leyla "En sevdiğim tatlı?" diye sordu.

Genç adam yine hiç düşünmeden "Muzlu pasta" dediğinde bakışlarını Ulaş'ın gözlerine odakladı.

Leyla " Benin en sevdiğim renk kırmızı değil yeşil. En sevdiğim meyve çilek değil elma. En sevdiğim şarkı Bir Rüya Gördüm. En sevdiğim tatlı şekerpare, muzlu pasta değil. Muzlu pastayı hiç sevmem ben. Kim seviyor, sana hatırlatayım Elmas. Şimdi dur ve düşün. Bana verdiğin cevapların, kime ait olduğunu düşün." Gözleri doluyordu. İçinde sağanak yağmur vardı sanki.

Uzun uzun baktı Ulaş'ın gözlerine. O bile farkında değildi belli ki. Olsaydı yüzüne böyle donuk bir vaziyette bakmazdı.

Leyla "Biz üç senedir yan yanayız. Birlikte uyuyup uyanıyoruz. Birlikte yemek yiyoruz. Birlikte film izliyoruz. Birlikte vakit geçiriyoruz. Peki sen benim hakkımda bu kadar temel şeyleri neden bilmiyorsun Ulaş. Ben senin en çok maviyi sevdiğini, eriği sevdiğini, tatlı yerine ekşi ve baharatlı yiyecekleri sevdiğini, en sevdiğin yemeğin karnıyarık olduğunu, sadece sabahları çay içmeyi sevdiğini, onu da tek şekerli içtiğini, günün geri kalanında sade türk kahvesi içtiğini, korku filmlerinden çok korktuğunu, geceleri uyurken sürekli üstünü açtığını, beş dakika sonra üşümeye başladığını biliyorum. Ve daha birçok şeyini biliyorum. Sen neden bilmiyorsun?" diye sordu.

Genç adam hayatında kendini hiç bu kadar kötü hissetmediğini fark etti. Leyla ona bir farkındalık yaratmıştı. Bu zamana kadar söylediklerini ezbere söylemişti. Fakat Leyla haklıydı. Söylediği şeyler Leyla'ya değil Elmas'a aitti. Hiç Leyla'ya dikkat etmediğini fark etti genç adam. Leyla onun çayı nasıl içtiğinden, korku filmlerinden çok korktuğuna kadar biliyordu. Kendisi Leyla hakkında ne biliyordu? Fark etmeden Elmas'ın özelliklerini yapıştırmıştı Leyla'ya.

Tek bildiği Leyla'nın köfte sevmediğiydi. Onu da köfte ekmek yemeye götürdüğünde, Leyla sevmediğini söylemiş yanlarından geçen simitçiden iki simit almayı tercih ettiğini söylediğinde öğrenmişti. Leyla söylemeden onun hakkında pek bir şey bilmediğini fark etti genç adam. Oysaki Leyla, onun her bir hareketini, mimiğini, gözlemlemiş ve tanımıştı.

Ulaş "Ben... ben özür dilerim Leyla? Farkında değildim." dedi duraksayarak. Leyla'nın sol gözünden süzülen yaşı gördüğünde acıyla yutkundu.

Leyla "Şimdi anlıyor musun? Neden boşanmak istediğimi." diyerek baktı genç adamın üzgün gözlerine. Ulaş cevap vermedi, veremedi. Ne diyebilirdi ki. Genç adam bu zamana kadar Leyla ve kendisi hakkında hiç düşünmemişti bile.

Leyla "Mevzu sadece Elmas yada Poyraz değil Ulaş. Mevzu biziz. Aynı evde yaşıyoruz. Bu zamana kadar kötü günlerimizde destek de olduk iyi günlerimizde mutluluğumuzu da paylaştık. Asya'yı beraber büyüttük. Anne, baba olduk. İki yakın arkadaş olduk. Birbirimize omuz da olduk. Ama sevgili olmayı beceremedik. Birbirimize duygularımızı açmadık. Düşüncelerimizi filtresiz söyleyemedik. Biz hiç seninle baş başa eğlenemedik. Her şey sevişmelerden ibaret değil. İçinde sadece ikimizin oldu bir hatıramız, anımız, yada fotoğrafımız bile yok. Anne ve baba olmayı öyle çok benimsedik ki Asya olmadan biz olamayacakmışız gibi hissediyorum. Ya da heyecanı biten evliliklerini sürdürebilmek için, çocuk yapan insanlar gibi hissediyorum."

Leyla, derin bir nefes bıraktı. Bu zamana kadar ilk kez Ulaş'a düşüncelerini ve hislerini yalın bir şekilde dile getiriyordu. İçi buruk olsa da rahatlamıştı.

Ulaş "Ne diyeceğimi bilemiyorum? Senin böyle hissettiğinin yada düşündüğünün farkında değildim." diyebildi.

Leyla "Biliyorum. Olay da bu. Elmas'la olan birlikteliğin nasıldı bilmiyorum? Fakat zamanında ona derinden bağlandığın, onu ezberleyecek kadar benimsediğin aşikar. Bu konuşmamızdan anladığım kadarıyla, bana hiç derinden bakmamışsın. Hep yüzeyde kalmışım senin için." dedi hüzünle.

Ulaş "Öyle değil Leyla. Evet Elmas ile senelerim geçti. Ben Elmas ile beraber büyüdüm. Şimdi fark ediyorum. Elmas'a aşık olmasam da içime işlemiş. Fakat sen bambaşkasın. Sen benim ailemsin Leyla. Evimsin. Kokusunda huzur bulduğum, zaman dursa da bir ömür seyretsem dediğim kadınsın. Bir çocuğum olacaksa, annesi sen ol. Yaşlandığımda yanımda sen ol. Mutlu olduğumda yada üzgün olduğumda yanımda sen ol. Her gece başımı yastığa koyduğumda, uyumadan önce gördüğüm yüz, senin yüzün olsun. Ben seni ömrümün sonuna kadar yanımda istiyorum." dedi genç adam. Leyla'nın yaşlarla dolu gözlerinin içine umutla bakarken.

Leyla " Ben de özel olmak istiyorum Ulaş. Biri için tek olmak istiyorum. Asya'nın annesi yada senin karın olarak değil. Sadece Leyla olarak. Biri seni tanıdığım gibi, beni de tanısın istiyorum. Biri, benim seni sevdiğim gibi sevsin istiyorum. Biri de beni yedek oyuncu değil, baş rol olarak görsün istiyorum. Umarım bir gün beni anlarsın." diyerek suskun ve kederle adamın dolan gözlerine baktı.

Usulca kalktı genç kadın. Arkasına dönüp yavaşça kapıdan içeri girdiğinde bir ses duydu. Gitmeden son kez arkasına dönüp baktığında, Ulaş'ı kafasını önüne eğik, omuzları sarsıla sarsıla ağladığını gördü. İçi burkuldu. Bu koca dünyada yapayalnız hissetti. Sevdiğin, değer verdiğin insandan ayrılmak, böyle bir his miydi?

Ulaş artık anlamıştı. Leyla ondan adım adım uzaklaşırken o hiç farkına varamamıştı. Şimdi son adımını atmıştı Leyla. Kendini soğuk bir kış gecesi, sokakta kalmış gibi hissediyordu. Kalabalık bir caddede, çırılçıplak kalakalmış gibiydi. Leyla gitmişti...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

5okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.