7. bölüm / 15
SENSİZLİK7.Bölüm
Bölümler 15Şu an: 7.Bölüm
- 1 1.BÖLÜM3.714 kelime
- 2 2.Bölüm3.732 kelime
- 3 3.Bölüm2.004 kelime
- 4 4.Bölüm3.710 kelime
- 5 5.Bölüm827 kelime
- 6 6.Bölüm3.422 kelime
- 7 7.Bölüm1.497 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 8.Bölüm2.389 kelime
- 9 9.Bölüm1.526 kelime
- 10 10.Bölüm128 kelime
- 11 11.Bölüm2.432 kelime
- 12 12.Bölüm2.230 kelime
- 13 13.Bölüm758 kelime
- 14 14.Bölüm2.232 kelime
- 15 Rica!!!2.232 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Leyla ile Ulaş, Asya'yı almak için çıktılar acilden. İkisi de aralarındaki sükutu bozmamıştı. Önlerinde akıp giden yola dalmış, radyodan yayılan kısık müzik eşliğinde, kendi zihinlerinde gezinip duruyorlardı. Leyla kendini hala bitkin hissediyordu. Başını cama yasladı. Kapadı gözlerini.
Zihnini kısa süreliğine de olsa susturduğunda bir hisse kapıldı genç kadın. Saçlarında, alnında gezinen dokunuşları hisseti. Daha sonra vücuduna tüy kadar hafifçe gezinen parmakları hissetti. Son olarak dudaklarında hissetti aynı parmakların hissini. Neydi bu his? Hem çok tanıdık hem de çok uzakta gibiydi. Zihnin derinliklerinde 'Geçecek' diyen bir ses yankılandı. Ruhunun ona hatırlatmaya çalıştığı bir şey vardı sanki. Hissettiği dokunuşlar, zihninde yankılanan ses içindeki puslu sisi anlık da olsa dağıtmıştı. Ruhunda var olan boşluk, zihninin ona hatırlatmaya çalıştığı dokunuşlarla dolmuş 'geçecek' diyen sesle yok olmuştu sanki. Anlam veremedi Leyla. Radyodan işittiği şarkının sözlerini duymasıyla araladı gözlerini. Uzanıp biraz açtı müziğin sesini.
"Uyandın gözlerin kapalı. Kendine döndün yerinde yoktu. Yüzüne dokundun çizginde durdun. Ama sen yine de düşünme kaybolursun"
Dalgın dalgın yola bakan Ulaş'ı buldu bakışları. Hastanedeki tavırları garibine gitmişti. Sıkı sıkı sarılarak özür dilemesini endişesine yormuş olsa da sanki başka şeyler yatıyordu bu özrünün altında. Hastaneye onu kimin getirdiğini hatırlamıyordu genç kadın. Gün içinde birçok kez Ulaş'ı aramıştı ama açmamıştı telefonu. Akşama doğru tekrar aradığını hatırlıyordu. Telefonuna baktı kontrol etmek için. Ulaş tüm aramalarını cevapsız bırakmıştı. Mert'in adını gördü sonra. Kendisini hastaneye Mert mi getirmişti. Çıkışta görememişti onu. Sessizliğini koruyan Ulaş'a döndü. "Beni hastaneye Mert mi getirdi?" diye sordu. Ulaş bakışlarını yoldan ayırmıyordu.
"Evet, bana da o haber verdi." Poyraz'ın da olduğunu söylemedi genç adam. Nedense Leyla bilsin istemiyordu. Bakışlarında bir gariplik vardı o adamın.
Leyla hatırlayamıyordu bir türlü. Kapıyı açtığında iki silüet gördüğünü anımsıyordu. Yüzlerini çıkaramıyordu genç kadın.
"Ben de tüm gün sana ulaşmaya çalıştım. Geri dönüş yapmadın. Mert nasıl ulaştı sana?"
Ulaş, sıkıntıyla kravatını gevşetti. Boğuluyordu sanki. Rahat edemedi. Tek eliyle sanki bir urgan gibi boynunu saran kravatını, başının üzerinden geçirerek çıkardı. Asım Bey meselesini Leyla'ya anlatmak istemiyordu. Anlatırsa kendisi ve Asya için endişelenir, paranoya olurdu. Ablasının ve eniştesinin başına gelenlerden sonra kendini saf dışı bırakmıştı genç kadın. Yanında olan, sevdiği insanları kaybetmemek için elinden geleni yapardı. Gizlediğini düşünse de kaybetmekten çok korkuyordu Leyla. Bunu biliyordu genç adam. Mert'in ona Elmas'tan ulaştığını söylemek de istemiyordu. Neredeyse tüm gün Elmas'la olduğunu bilsin istemiyordu. Onu unuttuğunu bilsin istemiyordu. Hazır değildi ? Duyguları, düşünceleri o kadar karışmıştı ki. Çözemiyordu bu düğümü. Kaçmayı seçti yine genç adam.
"Gülsüm'ü aramış. Oradan." dedi. Kısmen doğruydu kısmen de yalandı bu.
Leyla, Ulaş'ın gerildiğini anlıyordu tavır ve konuşmalarından. Yine kaçıyordu genç adam. Sabır etmiş beklemişti bunca zaman karşısına geçip konuşması için. Ona her şeyi anlatması için. Biliyordu çünkü Ulaş'ın da çalkantılı olduğunu. Bu yüzden zaman tanımıştı. Ama artık sabrının son demlerine yaklaşmıştı. Daha fazla geçiştirmek istemiyordu. Asya'yı almak için vardıkları apartmanın önünde duran arabayla inmek için kapıya uzanan Ulaş'ın koluna dokundu ona bakması için. Gözlerinin içine baktı. " Ulaş. Sana ilk ve son kez soracağım. Bana anlatmak istediğin bir şey var mı?" Ulaş'ın hareleri bir sağa bir sola gidip geliyordu. Titrek bakışlarla gözlerine bakmaya çalışıyordu genç adam. Bir süre bakıştılar öylece.
"Ne gibi?" diyen adamla gözlerini kapatıp sinirlenmemek için derin bir nefes aldı genç kadın. Ulaş yine kaçıyordu. " Ulaş! Son kez soruyorum, diyorum. Bana söylemen gereken şeyler var mı?" Leyla inatçı bakışlarını dikti Ulaş'ın gözlerine. Bir süre sessizce birbirlerine baktı iki genç.
Leyla'nın gözlerinde gördüğü kararlı, keskin bakışlardan korktu genç adam. Boğazı düğümleniyordu. Aldığı her nefes ciğerlerine batıyordu. Gözleri hissettiği korku ve endişeyle dolmak için yeşermeye başlıyordu. Hayatında ilk kez iliklerine kadar korktuğunu hissetti genç adam. Asım Bey'in tehditleri, şimdiki hissettiklerinin yanında zerre kadar kalıyordu. Hayatında ilk kez birini kaybetmekten korkuyordu genç adam.
Elmas ansızın gitmişti ondan. Kaybetme korkusu yaşamamıştı o zaman. Elmas'ın gidişinin ardından kaybolmuştu. Çocukluğundan beri ezbere bildiği Elmas'ın aniden hayatından çıkması, o zamana kadar bildiği ne varsa alıp götürmüştü ondan. Şu an hissettikleriyle kıyaslanamazdı hiçbir şey.
O sessizliği radyoda çalmaya başlayan müziğin kısık sesi dolduruyordu.
"Dilerim ki. Dilerim ki asla caymazsın benim olmaktan"
"Tek söylemek istediğim... Seni kaybetmek istemediğim Leyla." Ellerini genç kadının hafiften pembe duran sıcak yanaklarına koydu. "Benim ol. Benimle ol. Hep. " diyebilmişti genç adam. Gözlerinin yeşermesine mani olamayarak. Usulca elleri arasındaki başını sallayan Leyla'nın alnına uzunca bir öpücük kondurdu. "Halletmem gereken meseleler var Leyla. Seni ihmal ettiğimin farkındayım. Sadece... sadece biraz zaman." dedi Ulaş. Yumuşayan bakışlarla kendisine bakan kadına. Usulca "Tamam." diyen kadının dudaklarına küçük bir buse kondurdu. Buruk bir tebessümle kendine bakan kadına aynı şekilde karşılık vermiş inmişti arabadan.
***
"Uyandın gözlerin kapalı. Kendine döndün yerinde yoktu. Yüzüne dokundun çizginde durdun. Ama sen yine de düşünme kaybolursun"
Radyodaki müziğin sözlerini işittiğinde sesini bir tık açmıştı Poyraz. Aklına Leyla'nın düşmüştü.
"İnsan yanıma uğrayıp bir selam verir. Leyla'yı hastaneye getiren biziz, alıp götüren Ulaş. Bir geçmiş olsun bile diyemedik kıza. Leyla bu adamı nereden buldu hiç anlamadım. Üniversitedeyken bıcır bıcır neşeli bir kızdı. Ne oldu da bu kadar değişti, hayret doğrusu?" Mert kendisinden çok müziği dinleyen arkadaşına çevirdi bakışlarını. Kendi kendine konuşuyordu anlaşılan. Poyraz'ın başını şişirdiğini farkındaydı. Arkadaşının çok başka dertleri vardı. Elini araba kullanan Poyraz'ın omzuna koydu. "Seninle de bir efkar gecesi yapamadık be kardeşim. Yarın boşanacaksın ama bugün uğraştığın şeye bak. Efkarlanmak bile nasip değilmiş sana." diyerek Poyraz'ı anlamaya çalıştığını belirtmek isteyen Mert, bunu çok yanlış dile getiriyordu.
Poyraz alışmıştı Mert'in böyle konuşmasına, ne demek istediğini anlıyordu. Biraz açık sözlü, çoğu zaman patavatsız olan Mert'in iyi bir insan olduğunu anlamak çok zor olmamıştı Poyraz için.
"Çok sağ ol Mert. İç sesim oldun." diyerek dalga geçti Mert'le.
Aslında, zaten bitmiş bir evliliği resmiyete dökmek, üzmüyordu genç adamı. Mesele boşanmak değildi. Boşanamamaktı. Daha önce de boşanma davası açmıştı genç adam. Şevval kabul etmemişti. Özürler dileyip durmuştu. Poyraz'da aldanmıştı ona. Zamanla özüne dönmüştü tekrardan karısı. Çok aşağılayıcı bir dili vardı. Hiçbir şeyden memnun olmayan bir kadına dönüşmüştü. Ne yapsa ne söylese yaranamamıştı Şevvale. Her şeyine bir kulp buluyordu. Tabi o sıralar şirketleri iflas etmemişti. Babası kumar bağımlısıydı. Tüm şirketi bir gece oturduğu kumar masasında bırakmıştı. Beş parasız kalan aile Poyraz'ın yanına taşınmıştı. Kendisinin de büyük bir hissesi vardı tabi şirkette. Ama Poyraz şirketi değil, Tarih öğretmenliğini seçmişti. Ailesinin iflas edişi. Ona göre pek bir şeyi değiştirmemişti. Sadece eskisi gibi hep beraber yaşamaya başlamışlardı. Şevval için aynı şeyi söylemek zordu. O bir evin içinde altı kişi yaşamaya dayanamamıştı. Parasızlık da tetiklemişti tabi bu durumu. Bu seferki boşanma davasını Şevval açmıştı. Onu da anlayabiliyordu Poyraz. Zengin bir ailenin tek kızıydı. İki yıl süren evliliğinin ikinci yılında alıştığı hayatın tam zıttı bir ortamda yaşamaya çalışmak zor oluyordu genç kadın için. Kızgın değildi Poyraz. Üzgün yada kırgın da değildi Şevvale. Sadece hüzünlüydü. O da Şevval'le kurduğu hayallerini gerçekleştirememiş olmanın hüznüydü.
***
Asya'yı alıp eve geçen çift, günün son saatlerinde, yorgunlukla atmışlardı bedenlerini yatağa. Ulaş, göğsüne kafasını yaslayan Leyla'nın saçlarıyla oynuyor birazdan söyleyeceklerini kafasında düzenlemeye çalışıyordu.
Leyla ise saçlarıyla oynayan Ulaş'ın, aslında saçlarını çektiğini söylemek istiyor fakat Ulaş'ı da bozmak istemediği için ses çıkarmıyordu. Aklına geleni denemek istedi genç kadın. Gözlerini kapadı. "Ulaş, bana geçecek der misin?" diye sordu genç adama.
"O nereden çıktı?" diye sordu Ulaş. Leyla hafifçe omzunu silkti. "Öylesine." dedi. Genç adam, Leyla'nın ona alttan alta gönderme yaptığını anlamıştı. Leyla sezgileri kuvvetli bir kadındı. Hastanede dilediği özrünün öylesine olmadığını anlamıştı.
"Geçecek" dedi usulca genç adam. Daha çok kendine söyler gibiydi. Leyla yavaşça açtı göz kapaklarını. Zihninde yankılanan sesle uyuşmuyordu Ulaş'ın sesi.
"Leyla." diyen Ulaş'la dağıttı düşüncelerini. "Efendim." dedi sakince. Geliyordu gelmekte olan. Bunu Ulaş'ın ses tonundan anlıyordu genç kadın. "Ben bir süre ortalıklarda olmayacağım." diyen Ulaş'la, doğruldu genç kadın. Çattığı kaşlarıyla Ulaş'a baktı. " O ne demek?" diye sordu.
"Bir dava üzerine yoğunlaşmıştım ya son zamanlarda. Mahkeme günü yaklaşıyor. Benim elimde ise hiçbir şey yok. Tanık bulmak için Antalya'ya gitmem gerek. Dava gününe kadar Antalya da olacağım anlayacağın." diyen Ulaş'ın konuşurken arada kendisinden kaçırdığı bakışları dikkatinden kaçmamıştı genç kadının. Tek kaşını kaldırarak sorgularcasına bakmaya devam etti.
"Bakma bana öyle. Bu dava çok önemli." diyerek savunmaya geçti genç adam.
"Hayat memat meselesi değil sonuçta Ulaş. Bir davayı da kaybetmiş oluver, ne olacak?" diyen Leyla'ya içinden 'Tam da hayat memat meselesi.' diyerek cevap verse de diline dökülen "Biliyorum, benden ayrı bir günün geçmiyor karıcığım. Fakat ekmek parası işte, ne yapayım." diyerek karşılı vermiş burnun kıstırmıştı genç kadının. Leyla ise ona güçsüz yumruklarını savururken " Yapma şunu diyorum, anlamıyorsun. Hoşlanmıyorum ya burnumun sıkılmasından."
Genç kadının ona savurduğu vuruşları arasında sırıtarak bileklerini tutmuş kendine doğru çekmişti Leyla'yı. Burun buruna geldiği kadına çapkınca bakışlar atıyor, bir yandan da kendi burunun ucunu Leyla'nınkine değdiriyordu. Bir sağa bir sola oynatarak küçük oyunlar oynuyordu genç adam. Leyla ise yanağında oluşan hafif gamzelerini belli edecek kadar tatlı tatlı gülüyordu kendisine.
"Beni seviyorsun, biliyorsun." diyen Ulaş'ın, geçenlerde Asya ile beraber izledikleri animasyon filminden alıntı yaptığını anlamıştı genç kadın. Çünkü bu repliğin geçtiği sahnede Ulaş ona çapkınca gülümsemiş arsızca süzerek göz kırpmıştı. Sonrasında da olanlar olmuştu zaten.
"Biliyor muyum?" diyerek sağına bakıp düşünüyormuş gibi yapan kadının "Evet, biliyorum." diye cevap veren tatlı halleri genç adamın bir hayli hoşuna gitmişti. "Oyuncu karım. Hemen de hatırlamış." dedi imalı imalı. Sonra da ona tatlı gülüşler atan kadının sıcacık dudaklarına yaklaştı. Hasretle öptü Leyla'yı. Aralarına sadece mesafeler değil, aynı zamanda içten içe uzaklık da girecek gibi hissediyordu.
Bölüm etkileşimi
