9. bölüm · Sanegiyuu

9.bölüm

Tsutako Tomioka

Sabahın erken saatleri… Henüz güneş, gökyüzünün turuncuya çalan yumuşak perdesini tam aralamamıştı. Kelebek Konağı'nın içi hâlâ serin ve loştu. Kuş sesleri uzaktan hafifçe duyuluyor, bahçedeki çiçekler güneşin ilk ışıklarına kavuşmayı bekliyordu. Ancak bir kişi, bu huzurlu sessizliği neşeyle bozmak üzereydi…

Aiko uyanmıştı.

Üzerindeki küçük battaniyeyi ite kaka üzerinden atmış, tombul parmaklarıyla gözlerini ovuşturmuştu. Saçları dağınıktı, yanakları hâlâ uykudan pembeydi. Gözleri önce tavanı, sonra odanın köşelerini taradı. Ardından büyük bir kararlılıkla yatağından fırladı.

– “Bugün oyun günü!” diye fısıldadı kendi kendine.

Sessizce odasından çıktı. Parmak uçlarında yürüyerek önce salonun olduğu koridora ilerledi. Henüz kimse uyanmamıştı. Bu da demek oluyordu ki: her şey onun kontrolündeydi.

İlk işi, oyun alanını kurmaktı.

Salonun ortasına peluş oyuncaklarını getirdi. Hepsini tek tek dizdi. Birini öğretmen yaptı – adını “Bay Tavşan” koydu. Diğerlerini de öğrenci sırasına oturttu. Sonra renkli kalemleri, kâğıtları, bir de eski defteri getirdi. Hemen öğretmen gibi sesini kalınlaştırıp konuşmaya başladı:

– “Bugünkü dersimiz… Nasıl kurabiye yapılır!”

Bir süre kendi başına bu şekilde oynadıktan sonra, birden aklına geldi: “Sanemi Baba'yla saklambaç oynayacaktık!”

Ayakları çıplak, sevinçle koşmaya başladı. Önce Sanemi ile Giyu’nun odasına gitti. Kapıyı yavaşça açtı. İçeride Sanemi, hâlâ uykulu gözlerle Giyu’nun omzuna başını yaslamış haldeydi. Aiko minicik sesiyle seslendi:

– “Babaaa… Saklambaç zamanıııı!”

Sanemi gözlerini açarken içten bir gülümsemeyle ona baktı. Giyu da bir yandan gülümseyip battaniyeyi çekti:

– “Biraz daha uyuyalım mı Aiko-chan?”

Ama Aiko çoktan yorganı açmış, Sanemi'nin üzerine zıplamıştı. Küçük kıkırtıları odada yankılanıyordu.

– “Hayır hayır! Uyan uyan uyan! Kazanan ben olacağım!!”

Sanemi gülerek onu havaya kaldırdı:

– “Tamam tamam minik canavar… Seninle baş edemiyoruz zaten.”

Böylece sabahın oyun faslı başlamıştı.

---

İlk oyun: Saklambaç.

Sanemi gözlerini kapattı, saymaya başladı:

– “1… 2… 3…”

Aiko hemen koştu, mutfağın köşesindeki perde arkasına saklandı. Ayakları dışarıda kalmıştı ama kendi saklandığını sandı. Giyu koltuk arkasına geçti ama ayak sesleri Aiko’nun kahkahası yüzünden duyuluyordu.

Sanemi gözlerini açınca başını sağa sola salladı.

– “Kimseyi göremiyorum… Hiç kimse yok… Aaa bu da ne? Bir çift minik ayak mı?”

Aiko çığlık atarak dışarı fırladı:

– “Yaaa ama nasıl buldun!!”

Sonra sıra Sanemi’ye geldi. Bu sefer Giyu saydı. Sanemi, çamaşır sepetine saklandı. Aiko bir türlü bulamıyordu ve artık morali bozulmaya başlamıştı.

– “Yok! Bu haksızlık!”

Sonunda sepetin kapağı kıpırdayınca gülme sesi geldi. Aiko hemen atladı:

– “Buldummmm!!!”

---

İkinci oyun: Evcilik.

Salonda Giyu çay koyarken Aiko mutfak kısmını kurmuştu. Oyuncak tabaklar, minik tencereler, plastik meyvelerle Giyu’ya “yemek” yapıyordu.

– “Anneciğim, bugün sana çorba yaptım. Ama içinde biraz… çikolata var!”

Giyu gülmemek için dudaklarını ısırdı.

– “Mmm… Harika bir kombinasyon. Sanemi de yesin mi bundan?”

Sanemi bir kaşını kaldırdı:

– “İçinde ne var dedin?”

– “Çorba ve çikolata!”

Sanemi ciddi bir şekilde başını salladı:

– “Aiko, çok yaratıcı olmuş. Ama sanırım benim midem birazcık bozulmuş…”

Aiko ellerini beline koydu:

– “Yok artık, mızmızlık yok. Yemezsen… ceza sandalyesine gidersin!”

Sanemi gülerek ellerini kaldırdı:

– “Peki peki! Her şeyi yerim!”

---

Üçüncü oyun: Kostüm partisi.

Giyu, Aiko’nun gardırobundan eski tüller, tokalar, kurdeleler getirdi. Aiko hemen Giyu’nun saçlarına tokalar takmaya başladı.

Sanemi'ye de bir pembe taç uzattı:

– “Sen de prens olacaksın!”

Sanemi kıkırdayarak başını eğdi:

– “Tamam Aiko Prenses.”

Sonra üçü birlikte salonda, kendi kurdukları “kale”nin içinde battaniye altında şarkı söylemeye başladılar. Küçük sesler, gülüşmeler ve oyuncakların konuşmaları konağın içinde yankılanıyordu.

Ve o sabah…

Kelebek Konağı’nın içinde sadece mutluluk vardı.
Oyunlar, gülüşmeler, şefkatle örülmüş bir ailenin huzurlu sabahıydı bu.
Aiko için dünyadaki en güzel sabahlardan biriydi.
Ve Giyu ile Sanemi için…
Aiko’nun gülüşü, tüm geçmiş acılarını unutturacak kadar güçlüydü.

---