1. bölüm · Sanegiyuu

1.bölüm

Tsutako Tomioka

---

Bölüm: Yastık Savaşı ve Sıcak Ekmek Kokusu

Güneş, sabahın erken saatlerinde Kinetsu şehrinin üstüne yavaş yavaş doğarken, Giyu’nun evinin mutfağı loş bir ışıkla aydınlanıyordu. Beyaz, sade perdelerin arasından süzülen yumuşak ışık, mutfaktaki ahşap masanın üstüne düşüyor, masanın ortasında duran küçük vazo içindeki kurumuş lavantaları parlatıyordu.

Giyu sabahları sevdiği gibi, sessizce mutfağa inmişti. Üzerinde açık mavi yumuşak bir ev şortu, üstünde ise kısa kollu beyaz tişörtü vardı. Saçlarını dağınık bir topuz yapmış, kulaklarındaki üçer küpe sabah ışığında hafifçe parlıyordu. Ayaklarında kalın çorapları vardı çünkü sabah serinliği hâlâ evin içinde dolaşıyordu. Ocakta ince belli çaydanlıkta su kaynıyordu, fırında ise önceden mayalanmış hamurdan yaptığı küçük ekmek hamurları pişmek üzereydi.

Mutfağın bir köşesinde, Sanemi'nin günlük kahvesi için hazırladığı french press duruyordu. Giyu her gün kahve kokusundan tiksinmesine rağmen, Sanemi için severek hazırlardı. Sevdiği adamın alışkanlıklarına saygısı büyüktü.

O sırada üst kattaki odalardan birinden, hafif bir koşu sesi duyuldu. Ardından başka bir küçük ayak sesi daha… Sessizliği ilk bozan 5 yaşındaki oğulları Renjiro oldu.

“Anneeeee! Aiko yastığımı aldıııı!” diye bağırarak alt kata koşmaya başladı. Arkasından gelen daha kısa, daha ince bir ses hemen onunla yarışıyordu.

“Hayır o benimdi!” diye haykıran 3 yaşındaki kızları Aiko, abisinin arkasından yastığı sımsıkı kucaklamış hâlde geliyordu. Yastık savaşının sabah turu başlamıştı.

Giyu başını hafifçe yana eğerek çocuklarına baktı. Renjiro'nun dağınık beyaz saçları babasına tıpatıp benziyordu, hatta gözlerinin köşesindeki öfkeye yatkın ifade bile tıpkı Sanemi’ye çekmişti. Aiko ise minik ve sakin suratında Giyu’nun tıpkısının aynısıydı; büyük mavi gözleri, tombul yanakları ve o sessizce inat eden tarzı… Giyu kendini görüyordu kızında.

“Yastık kavgası başlamış galiba,” dedi kendi kendine gülümseyerek. Çocuklar koşarak salona girer girmez yastıklar havada uçuşmaya başladı. Aiko, abisinin boyundan yararlanarak aldığı yastığı geri almaya çalışırken, Renjiro yastığı en yukarıya kaldırıp kız kardeşine uzatmamaya kararlıydı.

Giyu, fırından minik ekmekleri çıkarıp tepsiye dizerken bir yandan da seslendi:

“Hey! Ren, Aiko! Yastıklar dövüşmek için değil, uyumak için. Şimdi bırakmazsanız sabah şarkınızı açmam!”

O an salon bir anlığına sessizleşti. Aiko gözlerini kocaman açtı. “Ama ben şarkımı istiyorum!” diye hemen ağlamaya yeltenince Giyu, gülerek elindeki telefonu aldı ve sabah ritüelleri olan “Günaydın Güneşim” adlı çocuk şarkısını açtı.

Müzik çalmaya başlayınca kavga bir anda dansa dönüştü. Renjiro yastığını yere atıp salonun ortasında zıplamaya başladı. Aiko, elindeki peluş ayısını havaya kaldırıp müziğin ritmiyle dönmeye başladı. Giyu o an durdu ve mutfağın kapısına yaslanarak çocuklarını izledi.

Gözlerinin kenarından küçük bir gülümseme sarktı. “Ne büyük bir huzur,” diye düşündü. “Kavga da onlar için oyun, ağlamak da gülmek kadar doğal…”

Salondan gelen neşe sesi içinde bir anda kapı aralandı. Sanemi iş kıyafetleriyle, elinde anahtarı çevirerek içeri girdi. Saat henüz 07:40’tı. Genelde 6’da kalkar, kahvaltısını yapar ve 8’e doğru işe giderdi ama bu sabah çocukları görmeden çıkmak istememişti.

Giyu, şaşkınlıkla ama sevinçle yaklaştı: “Bugün erken misin?”

Sanemi beyaz gömleğini pantolonunun içine sokmuş, siyah saatini bileğine takmıştı. Elini Giyu’nun beline dolarken, yanağına küçük bir öpücük kondurdu.

“Çocukların gürültüsünü duydum. Bugün bir vedalaşma öpücüğünü kaçırmak istemedim,” dedi ve ardından çocuklara döndü. “Hey! Yastık kahramanları! Baba işe gitmeden önce sarılmaca yok mu?”

Aiko hemen babasına koşup kucağına atladı. Renjiro biraz mırın kırın etse de, içten içe babasına hayrandı ve birkaç saniye sonra o da Sanemi’nin bacağına sarıldı.

Sanemi iki çocuğunu da kucağına alıp döndürdü: “Ben yokken annenize zorluk çıkarmayın, tamam mı? Akşam saat altıda evde olacağım.”

“Baba!” dedi Renjiro. “Ben akşam yastığımla seni döveceğim!”

Sanemi kahkahasını tutamadı. “O zaman işten gelir gelmez kalkanımı alırım!”

Giyu içeri girip, üç kişilik minik kalabalığı izledi. Kalbinde sıcacık bir şey aktı. Bu evin içinde tartışmalar, yaramazlıklar, uykusuz geceler de vardı elbet… ama en çok da sevgi, kahkaha ve sabah güneşiyle gelen umut vardı.

Sanemi çocukları öpüp bırakıp kapıya yönelirken, son bir kez geri dönüp Giyu’ya bakıp hafifçe göz kırptı. “Akşama bir şey ister misin?” diye sordu.

Giyu, başını hafif yana eğip, usulca fısıldadı: “Sadece sıcak bir kucak. Çayımı seninle içmek istiyorum.”

Sanemi kapıyı kapatırken yüzünde hala o sabah gülümsemesi vardı. Giyu, çocukları toparlayıp sofraya oturturken, içinden şöyle geçirdi:

“Bazen büyük mutluluklar, yastık savaşlarının ortasında gizlidir.”

Ve o sabah, üç yaşındaki Aiko ağzına reçelli ekmeği tıkarken, beş yaşındaki Renjiro gözlerini yumup “Baba kesinlikle kazandı…” derken, Giyu mutfakta çayını yudumlayıp içinden yine aynı şeyi düşündü:
Bu ev bir mucize.

---