13. bölüm · Sanegiyuu
13.bölüm
---
Sabahın İlk Işıkları – Aiko’nun Oyuncu Dünyası
Güneş henüz doğmamıştı ama Aiko çoktan uyanmıştı. Yorganını başının üstüne çekmiş, altına minik bir fener gizlemişti. Giyu’nun dün gece ona verdiği küçük ahşap oyuncakları battaniyenin altına dizmişti; bunlar Renjuro’nun eski tahta kılıcı, Giyu’nun kendi elleriyle yaptığı tilki figürü ve Sanemi'nin "Hashira Kumandanı" diyerek verdiği minik bir kumaş bebekti. Aiko, kendi yarattığı dünyasında bir tiyatro sergiliyordu adeta.
Minik sesi, odanın içinde yankılanıyordu:
> “Bay Kılıççı, buradan geçemezsiniz! Tilki koruyucu sizi durdurur!”
“Ama ben prensesi kurtarmaya geldim!”
“Hımm… Peki o zaman önce süt içip izin almalısın!”
Bu sırada yan odada Giyu gözlerini hafifçe araladı. Hâlâ sabahın çok erken saatleriydi ama Aiko’nun sesleri duvara çarpıp odalarına dolmuştu. Yorgun ama gülümseyerek doğruldu. Sanemi hâlâ derin uykudaydı. Yorganı biraz üstüne çekmiş, huzurla uyuyordu. Giyu usulca kalktı, omzuna ince bir hırka attı ve çıplak ayaklarıyla sessizce Aiko’nun odasına geçti.
Kapı aralıktı. İçeri başını uzattığında Aiko’nun battaniyenin altında kendi kendine konuştuğunu gördü. Kısa bir an durup izledi. Yüreğinde bir sıcaklık yayıldı.
> “Benim minik tiyatrocum…” diye fısıldadı.
Aiko birden fark etti annesini, “Anneee! Sen mi geldin?” diye feneriyle Giyu’nun yüzüne tuttu. Giyu kahkaha attı, yatağa girip onu yorganın altına çekti. İkisi de yorganın altında, fener ışığında kaldılar.
> “Ne oynuyorsun bu sabah ha?”
“Tilki Prens ile Prenses’i kurtaran Bay Kılıççı oynuyorum. Ama Bay Kılıççı süt içmeden hiçbir yere gidemiyor.”
“Çok iyi düşünmüşsün,” dedi Giyu, burnunu Aiko’nun burnuna hafifçe değdirerek. “Peki, annesi olarak bu prenses için kahvaltı hazırlamaya gidebilir miyim?”
Aiko başını salladı, sonra parmak ucunda Giyu'nun ardından yürümeye başladı. Mutfakta Giyu süt ısıtırken Aiko yere oturmuş mutfak halısının üstüne oyuncaklarını dizmişti. O sırada Sanemi de gözlerini açtı. Yatakta Giyu’nun olmadığını fark edince esneyerek ayağa kalktı ve üstüne beyaz tişörtünü geçirip mutfağa doğru yöneldi.
Kapıya yaslanıp onları izledi: Giyu mutfağın ortasında sabırla sütün fokurdamasını bekliyor, Aiko ise yere oturmuş oyuncaklarıyla konuşuyordu.
> “Bundan daha güzel bir tablo olamaz,” dedi içinden.
Sabah Kahvaltısı ve Hashira Oyunu
Kahvaltı sofrası kurulmuştu. Masada ballı ekmek, taze haşlanmış yumurtalar, dilimlenmiş domatesler ve elbette Aiko’nun süt bardağı vardı. Sanemi sandalyeye oturur oturmaz Aiko'nun sesi yankılandı:
> “Şimdi Hashira Oyunu oynayalım! Ben Rengoku olacağım! Baba, sen… Sen Sanemi Hashira ol!”
“Zaten benim adım da Sanemi, Aiko.”
“Ama oyun için oL-maZ. Sen kılıcını çıkar! Giyu annem de Su Hashira olsun!”
Giyu kahkaha atarak mutfağın köşesine dizilmiş tahta oyuncak kılıçlardan birini aldı. Sanemi de kalkıp Aiko’nun uzattığı bez kılıcı eline aldı. Üçü kahvaltı masasından kalkıp salona geçti. Rengoku’nun sesiyle bağıran Aiko öyle bir ciddiyetle oyunu oynuyordu ki Sanemi gözlerini kırpmadan onu izliyordu.
> “Kılıcımı çekiyorum! Ateş nefesi birinci form: Alev Dalgasııııı!”
Yüzünü kırıştırıp ellerini iki yana savurdu. Sanemi hemen yere yuvarlandı, Giyu ise “Hayır, onu koruyacağım!” diyerek Aiko’yu yakaladı ve gıdıklamaya başladı. Aiko kahkahalar atarak kollarına sarıldı.
Öğlen Olurken
Oyun saatlerce sürdü. En sonunda Aiko yoruldu, kolları düşmeye başladı. Sanemi onu kucağına alıp salondaki koltuğa oturttu. Giyu ise battaniyesini getirip üstünü örttü. Aiko yavaş yavaş gözlerini kapatırken, Sanemi kolunu onun arkasına uzattı, Giyu da başını Sanemi’nin omzuna yasladı.
> “Böyle anlar için yaşıyorum,” dedi Giyu fısıltıyla.
“Ben de…” diye mırıldandı Sanemi, alnını Giyu’nun saçlarına yaslayarak. “Ve kimsenin bu huzuru bozmasına izin vermem.”
O anda dışarıda hafif bir yağmur başlamıştı. Camdan içeri düşen damlalar, evin içinde tatlı bir sessizlik ve huzur yaratmıştı.
Ve Giyu, içinden geçirdi: “Bu evde Aiko’nun kahkahaları olduğu sürece, biz hep tamam olacağız…”
---
