3. bölüm · Sanegiyuu

3.bölüm

Tsutako Tomioka

---

Bölüm: Kabus ve Duvara Yaslanan Gece

Ev sessizdi.

Gece, Kinetsu’nun pencerelerine koyu bir karanlıkla yayılmıştı. Şehrin dışından gelen cılız uğultular bile bu evin içine ulaşamıyordu. Yatak odasında Renjiro çoktan mışıl mışıl uyuyordu. Battaniyesi omzuna kadar çekilmişti, baş ucunda duran dinozor peluşu bir nöbetçi gibi onu izliyordu. Üst katta ise küçük Aiko, lavanta kokan odasında nazik bir uykunun içindeydi.

Aşağı kattaki salonda ise loş ışıklı bir abajur yanıyordu. Renkli tombala pulları hâlâ sehpanın üstünde dağınık haldeydi. Sessizlik o kadar yoğundu ki, salonun köşesinden gelen eski saatin tik takları yankı gibi duyuluyordu.

Giyu, mutfak tezgâhından bir bardak su alıp salona dönmüştü. Üzerinde ince askılı, siyah saten bir gecelik vardı. Saçlarını omzunun bir yanına toplamıştı. Sanemi koltuğa yaslanmış hâlde onu izliyordu. Beyaz tişörtünün kolları sıyrılmış, kaslı kolları açıkta kalmıştı. Hafif yorgundu ama gözleri hâlâ Giyu’da sabitlenmişti.

“Çocuklar uyudu,” dedi Giyu sessizce. Su bardağını sehpanın köşesine koydu. Sanemi yavaşça ayağa kalktı, birkaç adım attı ve Giyu’nun tam karşısında durdu.

“Şimdi sıra bizde,” dedi kısık bir sesle.

Sonra yavaşça bir elini Giyu’nun beline doladı, diğer eliyle onu hafifçe kavradı ve onu duvara doğru ilerletti. Giyu’nun sırtı duvara yaslanmıştı. Sol bacağını Sanemi yavaşça kaldırdı, Giyu'nun uyluğunun iç kısmını avuçlayarak kalçalarına yaklaştı. Göz göze geldiler.

Sanemi’nin soluğu sıcaktı, Giyu’nun boynuna doğru eğildi. Dudakları buluştuğunda zaman durmuş gibiydi. Öpüşmeleri yavaş ama içten, derin ve tutkuluydu. Giyu’nun elleri Sanemi’nin omuzlarına kayarken, dudakları bir an ayrıldı, sonra tekrar birleşti. Sessizlikte yalnızca nefesleri vardı. Ev onların, gece onların, bu an sadece onlar içindi.

Fakat o sırada...

Tık... tık... tık...

Minik bir ayak sesi, koridorun karanlık köşesinden duyuldu. Ardından küçük bir hıçkırık.

“Anne...”
Ses tiz, titrek ve çaresizdi.
“Anne, kabus gördüm.”

Giyu’nun gözleri birden büyüdü. O anda zaman geri sardı. Sanemi’nin kollarından çıkıp hemen doğruldu. Aiko, küçük elleriyle gözlerini ovuşturmuş, pijamalarının paçası bir yanda, saçları dağınık, uykuyla uyanıklık arasında salona gelmişti.

Giyu bir an bile düşünmeden eğildi, kucağını açtı. “Ah canım benim... Gel buraya,” dedi sevgiyle. Aiko kucağına atladı. Hâlâ hıçkırıyordu. Minicik kalbi korkuyla çarpıyordu. Gözlerinden yaşlar akıyor, elleri Giyu’nun boynuna sıkıca sarılmıştı.

Sanemi hemen geri çekilip Giyu’ya yer açtı. Suçlu gibi başını kaşıdı. “Kabus mu gördü?” diye fısıldadı.

Giyu, küçük kızı hafif hafif sallarken koltuğa oturdu. Aiko’nun sırtını okşadı. “Buradayım tatlım… her şey geçti. Artık annendesin,” diye mırıldandı. Giyu’nun sesi yumuşak bir müzik gibiydi; Aiko’nun kulaklarına ilaç gibi geliyordu.

“Bir karanlık vardı... ve ben sizi bulamıyordum,” dedi Aiko ağlayarak. Gözlerini kapayıp Giyu’ya daha sıkı sarıldı. Giyu'nun kalbi sızladı.

“Rüyalar gerçek değil aşkım. Ama biz hep buradayız. Anne ve baba hiçbir yere gitmez.”

Sanemi de yaklaşıp Aiko’nun başına küçük bir öpücük kondurdu. “Bak, buradayım minik kuzum. İzin ver, senin rüyalarını ben döveyim, olur mu?” dedi gülümseyerek. Giyu ona başıyla teşekkür etti.

Aiko yavaşça sakinleşmeye başlamıştı. Giyu hâlâ onu sallıyordu, nefesini düzenliyordu. Yüzüne, alnına minik öpücükler kondurdu. Bir süre sonra Aiko’nun kirpikleri ağırlaşmaya başladı.

“Onu yukarı çıkarayım,” dedi Giyu fısıltıyla. Sanemi hemen koltuğun kenarından Aiko’nun peluş ayısını aldı, Giyu’nun arkasından yürüdü. Merdivenleri yavaşça çıktılar. Giyu, Aiko’yu yatağına nazikçe yatırdı. Yanına peluş ayısını bıraktı. Başını yastığına koyduktan sonra ellerini küçük battaniyesine sardı.

Aiko’nun son sözü uykuyla karışık geldi:
“Beni hep seveceksiniz değil mi?”

Giyu eğildi, gözlerine baktı. “Her zaman,” dedi. “Hep… sonsuza kadar.”

Lambayı kapatıp kapıyı hafif aralık bırakarak aşağıya indiğinde Sanemi hâlâ salonun ortasındaydı. Göz göze geldiler.

“Bizi bastı,” dedi Sanemi fısıltıyla gülerek.

Giyu gözlerini devirdi ama dudaklarında bir tebessüm vardı. “Az daha psikolojik travma yaratacaktık çocuğa,” dedi hafif utançla.

Sanemi yaklaşıp onun elini tuttu. “İçimizden taşan sevgiyi gizlemek zor ama… doğru zaman önemliymiş.”

O gece, Giyu ve Sanemi koltukta yan yana oturup sadece birbirlerinin omzuna yaslandılar. Öpüşmelerin yerini sarılmalar, sarılmaların yerini ise çocuklarının derin nefesleri aldı. Ve gecenin koynunda, içten bir huzurla sarmalanmış bir evde, aşk yine en sade hâliyle yaşandı.

---