6. bölüm · Sanegiyuu
6.bölüm
---
Gece Sessizliğinde Bir Küçük Kalp
Ev sessizliğe gömülmüştü.
Küçük Ren gün içinde yorulmuş, ağabeyinin yastık savaşlarına dayanamayarak erkenden uyuyakalmıştı. Yumuşak battaniyesine sarılmış halde, odasında huzur içinde uyuyordu. Sanemi salonun loş ışığında tombala kutusunu kaldırdı, masanın üzerini toparladıktan sonra sessizce Giyu'nun yanına yaklaştı. Giyu hâlâ sandalyesinde oturuyordu, saçları biraz dağılmıştı, yorgun ama huzurlu bir tebessüm vardı yüzünde.
Sanemi, kadının ince omzuna başını koydu. Birkaç saniye öylece kaldılar, sonra yavaşça kalktı ve Giyu’nun karşısına geçti. Giyu’nun beline bir eliyle yaslandı, diğer eliyle kadının çenesini nazikçe kaldırdı. Dudakları arasında bir buhar gibi yumuşak, sıcak bir öpücük başladı.
Aralarındaki mesafe eridi, duvara doğru ilerlediler. Giyu’nun sırtı salonun taş duvarına yaslanmıştı artık. Sanemi bir bacağını kadının yanına, duvara dayamıştı; dizini hafifçe kaldırarak bedenini Giyu’ya daha da yaklaştırdı. Öpücükleri derinleşti, Giyu’nun elleri Sanemi’nin saçlarına, boynuna, omzuna kayıyordu. Kalpleri, birbirinin teninde ritim tutuyordu adeta. Giyu’nun nefesi hızlanmıştı; Sanemi ise kollarıyla Giyu’yu sarıp onun tüm varlığını sanki korumaya alıyordu.
Tam o sırada…
Üst kattaki odadan küçük bir çığlık duyuldu.
“Aaaaaanneeeee!”
Sanemi ve Giyu bir anda irkildiler.
Giyu, aniden kocasını göğsünden itti ve hızla yukarı koşmaya başladı. Sanemi de hemen peşine takıldı. Aiko'nun sesi korkmuş ve titrekti.
Giyu odaya girdiğinde Aiko, yatağının içinde oturmuştu; gözleri dolmuş, dudakları titriyordu. Minik elleri battaniyeyi sıkıca tutuyordu.
“Anneee… Kabus gördüm… Canavar vardı… Renkliydi ama kötüydü…” dedi ağlayarak.
Giyu hızla yanına gelip onu kucağına aldı. Sımsıkı sarıldı, kızın başını göğsüne yasladı. Bir eliyle Aiko’nun sırtını sıvazlarken, diğer eliyle saçlarını düzeltti. Küçük kız, annesinin kalp atışlarını duydukça yavaş yavaş sakinleşmeye başladı ama hâlâ burnunu çeke çeke arada ağlıyordu.
Sanemi kapı eşiğinde durmuş, sessizce izliyordu onları. Yavaşça içeri girdi ve Giyu’ya göz ucuyla bakarak yaklaştı.
Giyu, “Biraz korkmuş… Tam derin uykuya dalmamıştı muhtemelen,” dedi, sesi hafif titrekti.
Sanemi usulca Aiko’nun minik elini tuttu. “Canavar seni bir daha rüyanda rahatsız ederse ona ne yapacağımı biliyor musun?” diye fısıldadı.
Aiko gözyaşlarının arasından bakarak, başını iki yana salladı.
Sanemi gülümsedi. “Onu hemen yakalayıp kulağından tutar, gökyüzüne fırlatırım. O kadar uzağa ki, yıldızların bile göremeyeceği kadar.”
Aiko hafifçe gülümsedi. “Ama... ya yine gelirse?”
Giyu hemen araya girdi. “O zaman ben devreye girerim. Ona buz gibi bir duş yaptırırım, sonra saçlarını pembe yaparız.” dedi, sesi yumuşak ve oyuncuydu.
Aiko kahkaha attı. Sonra birden Giyu’nun boynuna daha da sarıldı. “Anne... sarılınca kabus kaçıyor…”
“Her zaman, meleğim.” dedi Giyu, minik kızını sallamaya devam ederek. “Ama istersen bu gece bizim yatağımıza gel.”
Aiko başını kaldırdı, bir an Sanemi'ye baktı. “Baba da sarılır mı bana?”
Sanemi eğildi, ikisini birden kucakladı. “İkinize birden sarılırım. Hem de sabaha kadar.”
O gece üçü birlikte ebeveyn odasına geçtiler. Sanemi yatağın ortasına Aiko’yu yatırdı, bir yandan onun minik ellerini öperek gıdıklıyor, Giyu ise kızı sakinleştirecek ninniler mırıldanıyordu. Yavaş yavaş Aiko’nun gözleri tekrar kapandı. Minik bedeni battaniyenin altına gömülürken, annesinin göğsüne yaslanmış halde huzurla uyuyakaldı.
Sanemi bir elini kızının sırtına, diğerini Giyu’nun eline koydu. Giyu başını hafifçe Sanemi’nin omzuna yasladı.
İkisi de gözlerini Aiko’ya dikmiş, içten bir sevgiyle bakıyorlardı.
Sessizce fısıldadılar:
“İyi ki varsın… iyi ki bizimlesin.”
O gece bir aşk değil, bir aile uyudu aynı yatağın içinde. Kalplerinin ritmi, birbirinin huzuruyla attı. Kabuslar uzaklaştı, rüyalar yumuşak bir yorgan gibi üzerlerini örttü.
Ve evin içinde sadece mutluluk nefes alıyordu…
---
