14. bölüm · Sanegiyuu
14.bölüm
---
Sabahın Sessizliği ve Aiko’nun Renkli Dünyası
Ev, sabahın erken saatlerinde henüz tam anlamıyla uyanmamıştı. Perdelerin arasından süzülen solgun gün ışığı, salonun halısına usulca düşerken, kuş sesleri camın diğer tarafında cıvıldamaya başlamıştı. Sanemi hâlâ uyuyordu; bir kolunu başının altına almış, diğer eli yastığın kenarına düşmüş, derin uykusundaydı. Giyu ise her zamanki gibi erken kalkmış, mutfağın sessizliğinde kahvaltıyı hazırlamaya koyulmuştu. Yumurtalar sessizce tavada cızırdıyor, süt yavaşça cezvede ısınıyordu. Giyu’nun yüzünde huzurlu ama hafif yorgun bir ifade vardı. Aiko’nun geceki kabusunun izleri hâlâ aklındaydı.
Tam o sırada üst kattaki odadan küçük bir ses yükseldi:
“Annee! Güneş çıktııııı!”
Aiko uyanmıştı.
Giyu elindeki tahta kaşığı yavaşça kenara bıraktı ve gülümsedi. Küçük kızın neşeli sesi, evin içinde sabahı başlatan bir melodi gibiydi. Yukarı çıkan adımlarını yumuşatmaya çalışsa da, Giyu’nun varlığı zaten Aiko’yu çoktan heyecanlandırmıştı. Odaya girdiğinde Aiko, saçları darmadağın olmuş bir şekilde yatağında dimdik oturmuştu. Pijamalarının önü biraz yukarı kaymış, minik ayakları çıplaktı. Kucağında peluş ayısı vardı: adı Kurumaru.
“Günaydın anne,” dedi Aiko, gözlerini kısarak, “Ben rüya gördüm ama bu sefer korkunç değildi! Kocaman bir kurabiye atı vardı!”
Giyu gülerek onun yanına oturdu, saçlarını düzeltti ve yanağına bir öpücük kondurdu. “Kurabiye at mı? Anlat bakalım neler yaptı bu kurabiye atı?”
Aiko anlatmaya başladı: “Bir tane gökkuşağından kaydı, sonra bana süt kurabiyesi verdi. Ama sonra Kurumaru onu kıskandı ve birlikte kurabiyeleri yiyip kayboldular!”
Beraberce gülüştüler. Ardından Giyu onu yavaşça yatağından kaldırdı. Aiko’nun pijamalarını çıkartıp onu banyoya götürdü. Lavaboda yüzünü yıkarken her zamanki gibi köpüklerle oynamaya başladı.
“Bak anne, köpükten sakalım oldu! Şimdi baba gibi oldum!”
Giyu kahkahayla başını iki yana salladı. Aiko’nun hayal gücü sabahları hep böyle coşardı. El ve yüz temizliği bittikten sonra birlikte odasına geçtiler. Giyu onun için yumuşacık mavi bir elbise seçti, içine beyaz pamuklu çoraplarını giydirdi. Son olarak saçlarını iki yandan minik örgülerle topladı, uçlarına kırmızı kurdeleler bağladı. Aynaya bakınca Aiko’nun gözleri parladı.
“Ben tam bir prenses oldum!”
Sabah Oyunları Başlasın
Aşağı indiklerinde Sanemi hâlâ uyuyordu. Giyu mutfağa geçerken Aiko yavaşça salondaki oyun köşesine gitti. Orada kutular içinde dizili oyuncakları, boyama kitapları, küçük plastik yemek takımı ve peluş bebekleri vardı. Giyu kahvaltıyı hazırlarken bir yandan da göz ucuyla Aiko’yu izliyordu.
Aiko, önce plastik tencerelerini çıkardı, oyuncak ocağını açtı ve kendi çapında “çorba” yapmaya başladı. Kurumaru baş köşeye oturtulmuştu; ona her seferinde kaşıkla oyuncak çorba içiriliyordu. Ardından oyuncak doktor setini çıkardı, Kurumaru’ya stetoskop taktı.
“Nabzı iyi gibi ama... biraz bal yemeli!” deyip, oyuncak kaşıkla peluş ayıya hayali ilaç verdi.
Giyu, bir taraftan mutfağı toparlarken kahkahasını gizlemeye çalıştı. Aiko’nun oyuncaklarla kurduğu bu hayal dünyası sabahları evin içini mutlulukla dolduruyordu.
Ardından Aiko koşarak Giyu’nun yanına geldi. “Anne, baba hâlâ uyanmadı mı?”
“Uyanır birazdan. İstersen ona bir sürpriz yapalım,” dedi Giyu.
Aiko’nun gözleri büyüdü. “Sürpriz mi? Ne yapacağız?”
“Onun için bir resim çiz. Uyanınca başucunda bulsun.”
Aiko hızla renkli kalemlerini kaptı, yerdeki küçük masasına oturdu ve bir yandan yüksek sesle kendi kendine konuşarak çizmeye başladı:
“Bu baba... bu ben... bu da anne. Biz elimizde çiçek tutuyoruz... Aa bir de güneş çizelim!”
Biraz sonra Sanemi yukarıdan esneyerek indiğinde, salonun ortasında kızının sevinçle resim yapmasına ve Giyu’nun onun saçlarını okşamasına tanık oldu. Hafif mahmur bir halde onları izledi. Gülümsedi. Aiko hemen koşup babasına sarıldı.
“Baba! Sana sürpriz yaptım! Ama henüz bakamazsın, birazdan vereceğim!”
Sanemi onu kucakladı ve başını yana eğerek, “Tamam küçük hanım, emrindeyim,” dedi. Giyu da o sırada Sanemi’ye bir fincan kahve uzattı.
Gün, sevgiyle ve oyunlarla başlamıştı. Ve Aiko’nun küçük sabah oyunları, bu evin kalbindeki en saf neşeyi taşıyordu.
---
