11. bölüm · Sanegiyuu

11.bölüm

Tsutako Tomioka

---

Sabahın Erken Saatleri – Kelebek Konağı

Güneş henüz ufuk çizgisinden yeni doğarken, odalara hafif bir turunculuk sızıyordu. Kuş sesleri camlardan içeriye dolmuş, konağın huzurlu sessizliğini nazikçe uyandırmaya başlamıştı. Giyu’nun odasında ise Aiko’nun küçük elleri yastığa sarılmış, minik burnu Giyu’nun omzuna yaslanmış bir halde mışıl mışıl uyuyordu. Sanemi, yatakta yarı doğrulmuş, kolunu Giyu’nun beline dolamış halde gözlerini Aiko’ya dikmişti. Birkaç saniye sonra Aiko’nun gözleri kıpırdadı, kirpiklerinin arasında sabah ışığına alışmaya çalışan bakışları vardı. Ardından gözlerini tam açtı.

“Anaaaanneee!” diye neşeli bir çığlık attı bir anda.

Giyu irkilip hafifçe doğruldu. Sanemi ise istemsizce güldü.

“Aiko, bu sabah çok erken uyandın,” dedi Giyu gülümseyerek. “Hadi bakalım… kiminle oynayacağız bu sabah?”

Aiko yatağın içinde doğrulup eğlenceli bir şekilde ellerini çırptı. “Anne! Baba! Renjuro abi! Hep beraber oynayalım!”

Sanemi gözlerini ovuşturduktan sonra doğrulup ayağa kalktı. “Önce kahvaltı, oyun sonra,” dedi ama sesi ciddi değil, oyunbazdı. Aiko hemen yataktan aşağı atlamak istedi ama Giyu onu tuttu.

“Daha sabah sabah uçma küçük tilki,” deyip onu kucağına aldı. Giyu, sabah ışığında bile göz alıcıydı; saçlarını arkadan basitçe toplamıştı, üzerinde sadece beyaz bir gecelik vardı. Aiko’nun başını omzuna yasladı.

Kısa süre sonra hep birlikte kahvaltı salonuna indiler. Rengoku çoktan uyanmıştı ve ekmeğe tereyağ sürüyordu.

“Günaydın minikler ailesi!” diye bağırdı neşeyle.

Aiko hemen onun yanına koştu. “Renjuro abi! Abi! Bugün kedi olacağım!”

Sanemi gözlerini kıstı. “Kedi mi?”

“Evet!” Aiko ellerini başının üstüne koyarak kulak şekli yapmaya çalıştı, sonra "Miyavvv" diye mırıldandı.

Kahvaltıdan sonra Aiko tam anlamıyla bir enerji patlaması yaşadı. Önce halının üstüne oturup kuklaları çıkardı. Giyu ona küçük küçük hayvan figürlü kuklalar getirmişti: bir tilki, bir tavşan, bir ayıcık ve bir kartal. Aiko her bir kuklaya bir isim takmıştı.

“Bu tilki sensin anne,” dedi Giyu’ya. “Bu ayıcık da baba. Bu da Renjuro abi, kartal!”

“Ya tavşan?” diye sordu Sanemi eğilerek.

Aiko gözlerini kısmıştı. “O kötü adam. Ama sonra iyi olacak.”

Rengoku kahkahasını tutamadı. “Tavşan kötü mü oldu şimdi?”

“Evet ama annem onu iyi yapacak,” dedi Aiko ciddi ciddi.

Kuklalarla oyun uzun sürdü. Sonra Aiko salonun ortasına bir örtü serdi. “Pikniğe gidiyoruz!” dedi. Giyu ona küçük kumaş parçalarından sandviç, muz ve süt gibi yiyecekleri taklit eden oyuncaklar vermişti. Aiko her birini dizip herkesi çağırdı. “Baba, otur! Otur! Yoksa sana muz vermem!”

Sanemi çaktırmadan göz devirdi ama gülümsedi. Yere bağdaş kurup oturdu. Giyu, Aiko’nun yanına otururken Aiko ona oyuncağı uzattı: “Anne, bak, bu senin favori kekin.” Oyuncak kekleri uzattı.

Oyunlar arasında Giyu ve Sanemi bazen göz göze geliyor, gülümseyerek birbirlerine baş selamı veriyordu. Rengoku ise bu tatlı tabloyu izlerken arada Aiko’ya “Piknikte ne yapmamız lazım?” diye soruyordu.

Saatler geçti, Aiko yine yoruldu ama hala enerjikti. Bir ara Giyu onu kucaklayıp hafifçe döndürmeye başladı. “Fırfır kızım!” diye eğlenerek döndürüyordu. Aiko’nun kahkahaları tüm konağa yayılıyordu.

Sonunda yorulan Aiko, “Anne ben biraz yastığımı özledim galiba,” deyip başını Giyu’ya yasladı.

Giyu onu kucağında odasına taşıdı, Sanemi peşlerinden geldi. Yatağın içine yerleştirilen Aiko, bir peluş tavşanına sarıldı.

Giyu saçlarını okşayarak hafifçe eğildi, alnına bir öpücük kondurdu. “Tatlı rüyalar minik tilkim…”

Aiko mırıldandı: “Anne… baba… sizi çok seviyorum…”

Sanemi ise başını eğdi. “Biz de seni, her şeyden çok…”

Ve sabahın gürültüsü yerini öğle sessizliğine bırakırken, odadan sadece minik bir nefesin ritmik sesi geliyordu.

---