5. bölüm · Sanegiyuu

5.bölüm

Tsutako Tomioka

---

Bölüm: Kabusun Ardından Güneşli Bir Sabah

Gün, Kinetsu’da tatlı bir sabah serinliğiyle başladı. Kuşlar pencere pervazlarına konup ötmeye başlamıştı bile. Hafif bir rüzgâr, tül perdeleri usulca savururken odanın içini sabahın yumuşak ışığıyla dolduruyordu. Saat henüz yediyi gösteriyordu ama Giyu çoktan uyanmıştı.

Gece boyunca Aiko’nun odasını üç kez kontrol etmişti. Kızının alnına dokunmuş, nefes alışını dinlemiş, onu öylece izlemişti. Çünkü bir annenin en büyük korkusu, çocuğunun içine sinmiş bir karanlıktı. Kabuslar… belki sadece bir rüya ama Aiko gibi küçük bir yürek için gerçekmişçesine ağırdı.

Giyu sabah yumuşak bir gülümsemeyle yatağından kalktı. Üzerine uzun, ince gri bir sabahlık geçirdi. Saçlarını tepeden topladı ve ayak sesini bile çıkarmadan mutfağa yöneldi. Bugün sıradan bir sabah olmayacaktı. Aiko’ya özel bir şeyler hazırlamalıydı. Kalbini yumuşatacak, ona güvende olduğunu hissettirecek, rüyalarının üzerindeki gölgeyi dağıtacak bir sabah…

Mutfağa geçtiğinde, ilk iş olarak soba tavasını çıkardı. Küçük kalpli pankekler yapacaktı. Hamuru dikkatle karıştırdı: yumurta, süt, bir tutam vanilya, bir çimdik tarçın. Kalp şeklindeki kalıpları çıkardı, tavanın içine küçük küçük döktü. Üzerlerine birkaç damla bal, birkaç tanecik yaban mersini.

Fırının içine ev yapımı mini kruvasanları koydu. Bu seferkilerin içine Aiko’nun en sevdiği şey olan çilekli krem peynirden sıkmıştı. Yanına da özel bir çiçekli fincan seçti. O fincana ılık süt koydu, içine minik bir kaşık bal ekledi, karıştırırken bir yandan şarkı mırıldanıyordu. O sırada arkadan ayak sesleri geldi.

“Anne...”

Ses cılızdı. Ama tanıdıktı. Giyu döndüğünde Aiko’nun gri ayıcığını sürükleyerek mutfağa geldiğini gördü. Saçları dağınık, gözleri uykulu ama yüzünde dün geceki korkunun gölgesi hâlâ duruyordu.

Giyu hemen diz çöktü, kollarını açtı. “Günaydın, güneşim. Uyanmana çok sevindim.”

Aiko kucağına atladı. Sessizce bir süre sarıldılar. Giyu onun sırtını sıvazladı. “Daha iyi misin bugün? Kabus gitti mi?”

Aiko başını hafifçe salladı ama gözleri yine dolmuştu. “Rüyamda karanlıktaydım… hiç kimse yoktu. Sesini duyamıyordum… Baba da yoktu… Sen de yoktun…”

Giyu onu daha da sıktı. “Ama biz hep buradayız, değil mi? Gerçek hayat burası. Senin en sevdiğin sabahlar, en sevdiğin kahvaltılar burada. Ve bu ev, senin güvenli yerin.”

Aiko gözlerini ovuşturdu. Giyu, onu tezgâhın önündeki minik tabureye oturttu. Önüne küçük bir tabak koydu: kalpli pankekler, yanında yaban mersini ve bal. Bir de üstüne minik bir çiçek çizilmiş peçete. Yanına bir de ballı süt.

“Bugün bu kahvaltı senin için,” dedi Giyu. “Cesur kızım için. Hem de özel bir kahraman kahvaltısı.”

Aiko'nun yüzü aydınlandı. “Gerçekten benim mi?”

Giyu gülümsedi. “Evet. Çünkü dün gece, her ne kadar korkmuş olsan da, yanımıza kendi başına geldin. Cesaret budur.”

Aiko yavaşça sütünden bir yudum aldı. Ardından pankekten bir lokma. Yüzüne gelen mutluluk ifadesi Giyu’nun kalbini ısıttı. Küçük kız gözlerini kısarak gülümsedi.

“Anne, seni çok seviyorum.”

“Ben de seni ömrümün sonuna kadar,” dedi Giyu, gözleri dolarak. “Sen ve Ren, benim kalbimsiniz.”

O sırada yukarıdan ağır adımlarla bir kişi daha indi: Sanemi.

Üzerinde gri eşofman altı, üstünde eski bir tişört vardı. Gözleri hâlâ uykulu ama mutlu görünüyordu. Kapı eşiğinde durup Aiko ve Giyu’ya baktı. “Siz böyle tatlı tatlı takılırken ben neden yalnız kaldım?” diye sırıttı.

Aiko çatalı bırakıp “Baba!” diye seslendi ve hemen sandalyesinden atlayarak koştu. Sanemi eğildi, onu kucakladı, alnını öptü.

“Sabah kabus süpürme operasyonuna başladık,” dedi Giyu mutfaktan. “Senin görevin ise sarılma takviyesi.”

Sanemi gülerek Aiko’yu kucağına aldı, Giyu’ya göz kırptı. “Emredersiniz, Komutan Giyu.”

Üçü birlikte kahvaltıyı tamamlarken, Renjiro da uyanıp pijamalarıyla sürüne sürüne geldi. Gözleri yarı kapalı, bir yandan esniyor, bir yandan “Ben niye kahraman kahvaltısına geç kaldım?” diye mızmızlanıyordu.

Giyu bir anda ellerini çırptı. “O zaman! Hemen plan değişikliği! Bugün evde Kahramanlar Günü! Herkes pelerin giyecek ve görevini seçip tamamlayacak!”

Aiko ellerini çırptı. Renjiro bir anda canlandı. Sanemi kucağındaki Aiko’ya döndü. “Sen ne görevi istiyorsun kahraman kızım?”

Aiko ciddiyetle yanıtladı: “Ben rüya avcısı olacağım. Kötü rüyaları yakalayacağım.”

Sanemi gözlerini kocaman açtı. “İşte benim minik Hashira’m!”

Ve o sabah, bir annenin hazırladığı kahvaltı sadece karınları değil, kalpleri de doyurdu. Çünkü bazen bir kabusun izini silmek için doktor gerekmez...
Sadece sabah ışığı, bir fincan ballı süt, sarılmalar ve ‘Sen güvendesin’ diyen bir annenin sesi yeterlidir.

---

İ