28. bölüm · SAHİPSİZ SANCILAR (+18)

| 28

ZB

İyi okumalar.

'Kim olduğumu biliyor musun?' diye sormuştum, kim olduğunu bilmediğim bir adama. Ona sorduğum sorunun cevabı var mıydı peki bende?

Kimdim ben?

Annem gibi masum, babam gibi zalim.

Onlara dair bir şey kalmış mıydı bana sahiden?

Annemin masumluğunu yitirmiş, babamın zalimliğini benimsemiştim.

Oysa ne çok isterdim annem gibi masum kalmayı...

Dursaydı zaman uyuduğum beşikte,
Veyahut can bulduğum ana rahminde,
Savrulsaydım zamansız eşikte,
Olmaz, ben kendi canıma cananım.

Her gece kendine ağlayan,
Her sabaha yeniden doğar gibi uyanan,
Bir yalana bin kere kanan,
Bir yaradan yıllardır kanayan,
Kendi kendini kınayan,
Ve kendine her an kıyan.

Kimdim ben?

Babadan yetim anadan öksüz,
Dili var ama konuşsa sözsüz,
Bir bebek ama hep sütsüz,
Kendime ana babayım ben.

Kimdim ben?

Eli silahlı bir katil,
Mermisi kovanından hep eksilir,
Son kurşunu kendinedir,
Kurşunun adı geçmiş.

Hem özgür hem kendine esir,
Zaman zihnine kelepçe,
Bedenine işkencedir.
Kimseler inanmasa,
Kayan her yıldız şahit.

Titreyen sesime karşılık başını emin bir şekilde salladıktan sonra çenesini dikleştirdi.

"Yıllar oldu seni görmeyeli, ne kadar da büyümüşsün."

Büyümüştüm.

"Beni en son kaçıncı yaşımda gördüğünü bilmiyorum ama ben şuan gördüğünden fazlasıyım. Kim olduğumu biliyor musun?"

Bakışları kısıldığında, dudaklarındaki o belirsiz tebessümü seçebiliyordum.

"Biliyorum."

Derin bir iç çekerek dudaklarını birbirine bastırdı. Bakışlarını ayak uçlarıma indirdikten sonra kırptığı bakışın ardından gözlerimin içine baktı.

"Ama sen hiçbir şey bilmiyorsun."

Kaşlarımı sorgularcasına hafifçe çattım.

"Anlamadım?"

Tebessümü büyürken başını belli belirsiz salladı.

"Belli ki amcanın sana hiçbir şeyi anlatmaya niyeti yok. Öyle ki seni buraya ölüme gönderdi."

Son söylediğiyle beraber bedenim buz kesti.

Benden neden bu kadar çok kurtulmak istediğini anlamıyordum çünkü amcam beni zaten yaşatmamıştı.

Yutkunarak karşımdaki adama öylece bakıyordum.

"Beni öldürmedin. Belli ki senin bilmediklerimi anlatmaya niyetin var."

Bakışları kısılırken, dudaklarına yerleşen tebessüme çarptı bakışlarım. Başını hafifçe Salih'in cansız bedenine doğru çevirerek yandan bir bakış attı. Tekrardan bana doğru döndüğünde, yüzündeki tebessüm yok olmuştu.

"Senin canını ben değil, arkamdaki cansız beden alacaktı."

Söyledikleriyle bakışlarım, gözleri hâlâ açık ama ruhu bedeninden göçmüş Salih'e değdi.

Canımı alacak olan cansız bedene.

Yutkunarak karşımdaki ihtiyara döndüm.

"Neden buna engel oldun?"

Durgun sesimle sorduğum soru karşısında omuzlarını geriye doğru attı.

"Sorun değil."

Dilimle dudaklarımı ıslatırken, donuk bakışlarımı parlayan harelerine sabitledim.

"Teşekkür etmedim, soru sordum."

Kısılan bakışlarıyla beni baştan aşağıya süzdü. Derin bir nefes ile tekrar bakışlarını yüzüme taşıdığında, kaşlarını imayla havalandırdı.

"Yaşaman gerek çünkü kurşun kalbine girmek yerine kolunu sıyırdı."

Kaşlarım kendiliğinden çatıldığında, tanımadığım bu adamın ne demek istediğini anlamamıştım.

Kolumdaki sıyrığa kadar haberi olan bir adam.

Aklıma düşen ihtimalle beraber bakışlarım önce koluma değdi ardından avucumun içindeki silahı hızla ona doğrulttum.

"Kimsin sen?"

Bakışları ona doğrulttuğum silaha bir kez olsun çarpmazken, dişlerini göstererek gülümsedi. Başını hafifçe sağına ve soluna doğru salladıktan sonra çenesini dikleştirdi. Hâlâ gülümsüyor oluşu kanımı hızlandırıyordu.

"Beni öldüremezsin."

Kendinden emin duruşuyla gözlerimin içine bakıyordu.

"Ben, infaz dosyası eline verilmeyecek sayılı insanlardanım."

Kalp atışlarımı hızlanırken, başımı hafifçe soluma doğru eğdim.

"Kim olduğumu biliyorsun."

Rahatsız edici gülümsemesi ağır ağır solarken, bakışları hedefinde durduğu silahıma çarptı.

"Sen de benim kim olduğumu öğrenmek istiyorsan eğer beni hedef almaktan vazgeç."

Sakin ama bir o kadar sert olan ses tonu bana derin bir nefes aldırdı. Yutkunarak usul usul indirdim silahımı. Yerimden milim kıpırdayamazken, duyacaklarıma karşı fazlasıyla meraklı ama bir o kadar da endişeliydim.

"Seçildiğin andan itibaren."

Çatık kaşlarım yavaşça düzelirken, tüylerim ürperdi.

Seçildiğim andan itibaren.

Ben, ne için seçilmiştim?
Kim, beni neden seçmişti?

"Seçilmek mi?"

İç sesim içime sığmazken, bakışları tepkimi ölçercesine derindi.

"Sarsılmaz düzenin en önemli parçası hâline gelmişken, bu nasıl mümkün olabilir? Nasıl habersizsin hâlâ her şeyden?"

Söyledikleri iç dünyasından diline vuruyorken, kurduğu cümlelere kendi inanamıyor gibiydi.

Ben ise her şeyden kastı her neyse, her geçen saniye hâlâ habersizdim.

Sarsılmaz düzenin en önemli parçası hâline gelen ve seçilmiş olan.

Korkuyordum. Öğreneceğim şeylerden korkuyordum.

"Ailenin oturduğu masa ve dahil olduğu düzene dair bildiklerin var mı?"

İfadesiz yüzümde dudaklarım araladığında, başımı sağıma ve soluma doğru hafifçe salladım. Kendinden emin bir şekilde başını salladıktan sonra çenesini dikleştirdi.

"Yeraltı alemini dizginlemek oldukça zahmetli bir iştir. Uzun yıllar öncesinde, bu alemde saygınlığı olan insanlar tarafından bir masa kurulmasına karar verildi. Masada oturtulan ailelerin hem icraatlari hem de ticaretleri masada fazlasıyla önem taşıyordu ki hâlâ düzen tıpkı ilk gün ki gibi ilerliyor."

Sağ elini bedeninin arkasından çıkartarak, işaret parmağını kaşlarıyla beraber havalandırdı.

"Masaya Kral ünvanına sahip kişi hükmederken, seçtiği Vezir ve Gözcü ona bu düzende titizlikle eşlik ediyor."

Biten cümlesiyle beraber elini indirdi ve tekrar bedeninin arkasına aldı. Kaşlarını hafifçe çattıktan sonra ağır ağır adımlamaya başladı.

"Vezir'in görevi dönen ticaretin kontrolüyken, Gözcü icraatler ile ilgilenir. Vezir, her daim Kral'ın yanında yer alır, Gözcü, ailelerin gerçekleştirdiği icraatleri kontrol ederken aynı zamanda bir sonraki Kral olacak Veliaht'ın yetiştirilmesinden de sorumludur."

Adımları durduğunda, sırtı bana dönüktü.

"Veliaht doğduğu andan itibaren ilerde Kral olacağının bilincinde yetiştirilirken, masada oturan her aile, icraatlerinden sorumlu ve yalnız kendi kanından olan bir tetikçi seçer ve yetiştirir."

Titrek bir iç çektiğimde, olduğum yerde bedenim buz kesti.

"Tetikçi, yetiştirilmek üzere doğmaz, yetiştirilmek üzere seçilir.
Tetikçi, kim olduğundan bihaberdir. Tetikçi, tek olmadığından bihaberdir.
Tetikçi, aldığı canlar ile rakiplerini bir bir elediğinden bihaberdir.
Tetikçi, seçilenler arasında tek kalana dek, kurulmuş masadan ve o masaya hizmet ettiğinden bihaberdir.
Bütün bunlara rağmen Tetikçi, her daim tektir."

Tektim.
Tektim bu alemde, bu alem içinken.
Tektim tıpkı bir sahipsiz gibi ailem varken.
Tektim ve hep tetikteydim.
Kimdim ben ve neredeydim?

Başı belli sonu muamma bir masaldaki, cani bir masumdum ben.
Cehennem ateşiyle kavrulurken ruhum,
ne işim vardı insanların cennetinde?
Sahi acıyla kavrulan sadece ben isem,
cennet denir miydi olduğum yere?
Ya ben cehennemde olması gerekenlerin cennetindeysem.

Ya Rab!

Evvel zaman önce sen beni yaratırken, benliğimde nasıl bir kusur vardı?

Ya Rab!

Bende kusur var mıydı?

Ya Rab!

Tekim.

Ya Rab!

Anlatılan bana yabancı geliyor,
Bir yabancı her gün benimle aynada yüzleşiyor.
Ah ne kadar tanıdıksın sen yabancı...
Yüzün tıpkı ben ama gözlerin ben gibi bakmıyor.

Seçenleri de seçen Rabbim!
Sen beni seçmesi için kimi seçtin?
Kimi bu günahla sınadın veyahut ödüllendirdin?
Kimdi, benim bile düşledikçe kıyamadığım bana kıyan?
Kimdi bu günahı sırtlayan ve sevabından faydalanan?
Kimdi, beni, bana kırdıran ve yaşamayı unutturan?

Hak mıydı elimden süzülen her bir damla kan?
Hak mıydı dilime değen lâl rüzgârı saçımda uçurmazken tek bir tutam...
Hak mıydı ruhuma, benden rahat uyuyan vicdan?
Kimdi benden merhametimi çalan?

Ya Rab!

Tekim ama tek değildim.
Benim gibi kim varsa habersiz ömür yedim.
Üstelik bir aileye rağmen sessiz bir yetim.
Benim ben, ne dediysem hepsi bendim.

"Rakiplerini eleyerek en sona kalmayı başarabilen tetikçi, ailesinin masadaki duruşuna büyük bir katkı sağlar. Ailesinin daha fazla söz sahibi olmasına, Kral'ın, ailesine olan güvenine ve bir sonraki veliaht yetiştirilirken dilerse ona Gözcü ile beraber yol gösterme hakkına sahiptir."

Başını hafifçe eğerek alttan bakışlarını kıstı.

"Normal şartlarda onlarca seçilen arasında galip olan tetikçi, masada ailesini temsil eden kişiden her şeyi öğrenir ve artık Kral'ın himayesi altına alınır. Şuan ki Kral'ın masasında en çok ses getiren tetikçi, Sarel ailesinin sahip olduğu Hayalet'ti. Hayalet'in kontrolünden sorumlu olan amcan, sınırını aştı ve Asaf ailesinin tetikçisini saf dışı bırakmak için hiç yapmaması gereken bir şey yaptı."

Aklıma Eliz'in varlığı düştüğü an kanım çekildi.

Buğulanan bakışlarımın ardında, içimdeki küçük kız çocuğu korkuyla bir köşeye çekilmişti.

Zihnimin içindeki, gün ışığından habersiz bir hücrede, en köşeye.

Dizlerini karnına doğru çekmiş, ellerini göğsüne korkuyla yaslamıştı.

Göz bebekleri titrerken, bedeni göz bebeklerinden farksızdı.

Gözyaşları, saçlarını yüzüne yapıştıracak kadar çok iken, saçları yüzüne yapışmayacak kadar kısaydı.

"Kral'ın ailesine dokundu."

İhtiyarın, fısıldayarak söylediğime karşılık göz bebekleri parıldadı.

"Demek Kral bu yüzden Hayalet'in peşinde."

Çekinmeden dışımdan konuştuğum için bakışları kısılırken, kendinden emin bir şekilde konuştu.

"Kral, torununu amcanın emriyle kaçıran Hayalet'in peşinde olduğu bu dönemde, amcana iki seçenek sundu."

Yutkunarak vücudumu kastım. Başını hafifçe soluna doğru eğdiğinde, keskin bakışlarını ruhuma dikmiş gibiydi.

"Amcan, Hayalet'i ya af dilemesi için Kral'ın karşısına çıkartacak- "

Aynadan farksız o hareler, Hayalet olduğumu haykırıyordu bana. Biliyordu.

"Ya da Hayalet'i kendi öldürecek."

Cümlem karşısında göğsünü gererek çenesini dikleştirdi.

"Peki sen Kral'ın, Hayalet'in peşinde olduğunu nereden biliyorsun?"

Dolan gözlerime inat gülümsedi dudaklarım. Kendimi tutmak adına başımı salladığımda, boğazıma oturan yumru, konuşmama engel oluyordu.

Nasıl söylenirdi, kim olduğum?

Söylersem anlar mıydı?

Kaçıyorum.
Kaçıyorum ben, benden.
Etten duvar bu beden,
İçimdeki küçük kıza.

Kaçıyorum.
Kaçıyorum kimseden değil, kendimden.
Ah bir bilsen sabah olmuyor bana,
Gün batmıyor aynı zamanda.
Savruluyorum tıpkı bir yaprak gibi,
Esen rüzgâr benden ama bana düşman.

Kim niye benim peşimde olsun ki?
Ben kimseden değil kendimden kaçıyorum.
Kaçıyorum, ihtiyar.
Peşimdekileri tanımıyorken, kendimden.
Hayalet derler ama Ahu'yum ben.

Söyle bana, insan kaçar mı kendinden?

Sessizliğimden aldığı cevap onun için yeterli olacak ki başını çevirip Salih'e baktıktan sonra tekrar bana döndü.

"Amcan, arkadaşını sana karşı kullandı ve seni buraya gönderdi çünkü infazını Salih Aksoy gerçekleştirecekti. Neyse ki az önceki genç, buraya kendi dışında bir tane adamına adım attırmadı."

Halil'den bahsediyordu. Ve Didem, yine sırtımdan vurmuştu.

Buz tutmuş bedenime inat titreyen dudaklarımı birbirine sıkıca bastırarak, yüzümün acıyla buruşmasına engel olmaya çalışıyordum.

Ben, bile isteye bu hâle getirilmiştim.
Ben, bu hâle getirilmek için seçilmiştim.
Bana, bile isteye kıymışlardı.
Üstelik bir masa uğruna mı?

İçimdeki akış durdu, aklım tıpkı bir su gibi durgundu. Zihnimde ışık gibi beliren soru, geriye kalan tüm sorularımı hiçe saydı. Beni, bu noktaya kimin getirdiği?

"Ailelerde ki tetikçiyi kim seçiyor?"

Bakışları kısıldığında, iki elini de vücudunun arkasına alarak omuzlarını dikleştirdi.

"Ailenin bir önceki tetikçisi."

Başını hafifçe eğdiğinde, sol gözümden damlayan yaşı hızla sildim.

"Benim ailemin bir önceki tetikçisi kimdi?"

Diliyle dudaklarını ıslatarak, bakışlarını boş fabrikada gezdirdikten sonra gözlerimin içine baktı.

"Mahir Sarel."

Titrek bir nefesle iç çektiğimde, ayaklarım zemine çakıldı.

Ruhum bedenim sıyrıldı, sahipsiz bir diyara doğru yol aldı.

Bir fırtına koptu ağaçsız ve hatta fidansız ormanlarımda, aldığım her nefes acı dolu.

Ah! Hayır...

Bir yel esti beni benden etti,
Bir yel esti çelimsiz bedenime kefen biçti,
Bir yel esti neyi biliyorsam hiç etti,
Bir yel esti, bin yelkeni suya indirdi.

Bir sudur ne girilir ne içilir,
Bir sudur her bir damlası zehir,
Bir sudur durgundur ve derindir,
Bir sudur ayak basan boğulur.

Bir histir hissetmeyen hissizdir,
Bir histir ama bin duygu taşır ve pistir,
Bir histir elleri boğazıma sarılmış,
Bir histir bin umuduma zincir.

Bir hasrettir kavuşmak yasak,
Bir hasrettir her insana tuzak,
Bir hasrettir yıllardır içimde yaşar,
Bir hasret taşırdım içimde,
Sanardım ki o hasret her şeyi aşar.

Bir hasreti sırtıma ev yaptım.
Bir ömür hasretinin koynunda yattım saçımı okşattım.
Kül oldu evim baba.
Kül oldum baba.
Sen, ateşi yakandın.

Aralansın geçmişin perdesi,
Sen, bu kendine yabancı ettiğin kızının sanatçısı ve kızın senin eserin.
Ben, ezilirken ve aynı zamanda eserken,
Saçlarım uçuşmaz, gözüm dolmaz benim.
Baba, sen miydin beni benden edenim?

Nedir benim ederim kör insanların sanat çarşısında?
Haksız bir terazinin hafif tarafında?
Gözüm açık uyuduğum yatağımda,
Gözümün arkada kaldığı çocuklukta,
Dolu gözlerle ellerimi açtığım duada,
Ait hissedemedikçe her an göçmeye hazır bu ruhta,
Nedir benim ederim baba?
Nedir benim ederim sende?
Sen seçmişken beni böyle bir kadere...

Şaşkın bakışlarımdan ard arda yaşlar akmaya başladı. Kalbim hızını yavaşlatırken, aralanmış dudaklarım titremeye başladı.

Hayır, hayır, hayır...

Babam tıpkı benim gibi bir tetikçi miydi?

Benim kaderimi de babam mı seçmişti?

Zeminden ayırdığım bakışlarımı hızla ihtiyara çevirdim.

"Babam mı?"

Soğuk ses tonuma karşılık omuzlarını geriye doğru attı.

"Baban gelmiş geçmiş en iyi tetikçiydi ve tetikçi olduğu hâlde masaya oturan tek aile reisiydi."

Yüzüm acıyla buruşurken, dudaklarımın bükülmemesi için yutkundum. Gözümden tekrar akan yaş ile beraber başımı sağıma doğru eğdim. Titreyen dudaklarımı birbirine bastırırken, içimde kıyamet kopuyordu.

Göz gözeydik. Göz gözeydik ve o bakış bana çok şey anlatıyordu.

Bakışlarım acıyla kısılırken, silahım tetiği çekilmiş şekilde sağ elimde sallanıyordu. Nefes nefese acıyla soluklanırken, başımı ona doğru hafifçe eğdim.

"Bir sonraki tetikçiyi babam mı seçti?"

Dudaklarını birbirine bastırarak başımı hafifçe salladı.

"Ne hissettiğini anlayabiliyorum. Baban ince öngörüye sahip, fazlasıyla sağlam bir adamdı. Ve çok iyi bir dost."

Derin bir iç çekerek omuzlarımı geriye doğru attım. Gözyaşlarım ard arda akmaya devam ederken, başımı sağıma ve soluma doğru hızlıca salladım.

"Bilmiyorsun."

Gözyaşlarım görüş açımı kısıtlarken, yutkunduğum an donuk bir ifadeyle fısıldadım.

"Ben, babamı, az önce tanıdım."

Tekrar dudaklarım titremeye başladığında, kolumdaki sıyrığın sızısından çok ağrıyordu kalbim.

Neden gittin diye sormaktan, kimsin diye sormadığım, babam.

Beni amcamın eline emanet eden değil, tutsak eden, babam.

Yokluğuna ağlamaktan, varlığında kim olacağımdan habersizdim.

Baba, yokken bile varsın.

Baba, sen yokettin beni.

Geriye doğru üç adım atarak başımı tekrar tekrar duyduğum her şeyi reddercesine salladım.

"Kimse hiçbir şeyi bilmiyor."

Olduğu yerden beni izleyen ihtiyarın bakışlarında rastladığım o ifade, canımın daha fazla yanmasına sebebiyet veriyordu.

Bana doğru bir adım attığında, elimi hızla onu durdurmak istercesine kaldırdım.

"Hayır."

Aldığı derin nefes ile beraber kaşlarını hafifçe çattı. Titreyen dudaklarımı birbirine bastırdıkça, bir çocuk gibi bükülüyordu dudaklarım.

"Neden şimdi geldin? Kimsin sen?"

Çatmış olduğu kaşlarının altındaki harelerde can bulan merhamet, yirmi üç yılımı ayak ucuyla eziyor gibi hissediyordum. Omuzlarım inerken, kollarımı vücuduma sarmamak için zor duruyordum.

Tıpkı her şeyden habersiz, anımsadığı hayal meyal gerçekliklere sığınan içimdeki küçük kız çocuğu gibi. Annem ile babam tıpkı bir toz bulutu gibi dağılmıştı onları anımsadığım her bir andan.

"Uzun zamandır seni arıyordum. Senin kim olduğuna emin olduğum gün bugündü ve ben aldığım emir ile nihayet seninle karşılaşarak tanışabildim."

Çenesini dikleştirdiğinde, harelerindeki tüm duygular yok oldu.

"Ben, o masada her şeyi bilen tek kişiyim.
Ben, atılan her adımda hesap edilen kişiyim. Masaya oturan her ailenin, her an göremediği gölgeyim. Ben, sıkılan kurşun, yakılan yerim. Veliahtın sorumlusu, Kral'ın üçüncü gözü, masada adaletin kendisiyim. Ben, Gözcüyüm ve kim olduğunu biliyorum."

Sesli bir yutkunmanın ardından dudaklarım aralandı.

Masadaki icraatlerin kontrolünden ve veliahtın yetiştirilmesinden sorumlu Gözcü.

Veliaht, Karan.

"Sen, seçilenler arasında galip gelensin. Ben, senin Kral'ın ailesine dokunmadığına inanarak, Kral'dan af dilemeni istemek adına burada, karşındayım."

Arafın ortasında savrulandım,
Cehhennem yüreğimi evi bilmiş,
Cennet benden ebedi esirgemişken kendini,
Ben, arafın ortasında savrulduğumu sanardım.

"Sadece masanın gözcüsü olarak değil aynı zamanda babanın dostu olarak buradayım. Amcan seni tıpkı bir sır gibi saklarken, nihayet veliaht sayesinde sana ulaşabildim."

Masanın veliahtı, gönlümde çoktan krallığını kurmuştu.

"Veliaht benim kim olduğumu biliyor mu?"

Sol göğsümde, kalbimin tam ortasında hissettiğim hissin bir tarifi yoktu.

Adını kazımışken içime, adını anmaya cesaretim yoktu.

Başımı göğsüne yasladığım adam benim için veliaht değil, Karan'dı.

Peki o beni Ahu olduğum için mi yaslamıştı göğsüne yoksa Hayalet'i mi avlamıştı kendince.

"İlk karşılaştığınız anda şüpheliydi lakin bir süre sonra senin hakkındaki tüm düşüncelerini bizimle paylaşmak yerine içine gömdü. Taa ki gerçekleşen davette seni kaldırdığı dans ile senin Hayalet olduğunu resmen bize ilan etti. Bugün o kurşun da kalbine saplanmak yerine kolunu sıyırdıysa, bize Hayalet'in sen olduğunu, hünerlerinle beraber kanıtlamışsın demektir."

Dudaklarım bir an olsun titremeyi bırakmazken, yaş dolu bakışlarım henüz bugün sıyrılan yarayla sızlayan koluma değdi.

Gözlerimi sımsıkı yumduğumda, dudaklarımı birbirine öylesine bastırdım ki, ağzımın içinin parçalandığını sandım. Tıpkı kalbim gibi.

Yuvasız kuşların heyecanla kanat çırptığı göğsümde, çırpınan her kanat kanattı içimi. Bin yarama derman hissettiğim hisler, bir bir bana bıçak çekti. Bir feryat koptu yaşamak için karar kılan ölü ruhumda, o feryat bu yaşıma kadar içimde tuttuğum tüm çığlıklara eşti.

"Kral, seni huzurunda görmek istiyor."

Yumduğum bakışlarımı araladığımda, kirpiklerime kadar titrediğimi hissediyordum. Bütün vücudum uyuşmuşken, ağzımı açıp tek bir kelime edemiyordum.

Gelen adım sesleriyle bakışlarım fabrika girişine yöneldiğinde, dışarı çıkan tüm adamlar bana doğrulttukları silahlarıyla girdiler içeriye.

Donuk bakışlarım hepsinin üstünde gezinirken, dört adam zar zor zapt ettikleri Halil'i getirdi. Halil'in endişeli bakışları bana değdiğinde, rahat bir nefesin ardından yutkundu.

Bakışlarım ihtiyar adama döndüğünde, sol eli hâlâ bedeninin arkasındayken, sağ elini havaya kaldırmıştı. Bakışları ise hâlâ benim üstümdeydi.

Sağ elini tekrar bedeninin arkasına alarak çenesini dikleştirdi.

"Bunları bu şekilde öğrenmeni istemezdim fakat vakit geldi geçiyor. Amcan ve ailesi şuan KARAHAN Malikanesi'nde akşam yemeğinde. Kral'ın bir diğer misafiri sensin."

Ekildi mi ihanet tohumları bahçene?
Suladın mı habersiz bir ömür?
Ahu, filizlenen çiçeklere bak,
Hiçbiri beyaz değil hepsi siyah zambak.

Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayınız. 🖤

Yorumlarınızı bekliyorum. 🙏🏻

Sizce ilerleyen bölümlerde bizi ne bekliyor?

AhKar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Mahir Sarel hakkında böyle bir gerçeği öğrenmek sizi şaşırttı mı?

Ve Kral ile karşı karşıya gelecek olan Ahu, sizce nasıl bir karar ile karşı karşıya kalacak?