25. bölüm · SAHİPSİZ SANCILAR (+18)

| 25 (+18)

ZB

İyi okumalar.

Ne biliyordum ben? Bana söylenenden fazlasına sahip değilken, neyi, ne kadar biliyordum ben? Gerçekten bildiğim ne vardı bu hayatta? Bilmem gerekenden azını biliyorsam eğer ne ile yetiniyordum bunca senedir ben?

Neden yetinmek zorunda bırakıldım,
Kendine bile yetinemeyen bir yetimken?
Öksüz kalışım, annesizliğimden değildi,
babam mıydı sebebi? Hayır yetimliğimin değil, belki de Hayalet oluşumun, babamdı sebebi.

İnsan gerçekliğin denizine ulaşmak için yalan dolu bir su birikintisinde ömür geçirir miydi? İnsan, böyle bir ömrü gönüllü geçirir miydi? Her şeyi bilerek ya da bilmeyerek...

Ne biliyordum ben? Kim olduğum dışında, kimleri öldürdüğüm dışında, kendimi bile biliyor muydum ben?

Yaşadığım ne vardı benim, yüreğimde yaşattığım sancılı ağrılarımdan başka?

Doğdum, doğurana doyamadım.
Büyüdüm, büyütmesi gerekenden mahrum.
Yaşadım, yaşadığımı zannederek.

İnsan, çıkış yolunun olmadığından emin olduğu bir çıkmazda, her gün can verirken yaşayabilir miydi?

İnsan, ölmek için an kollarken, kendi dışında her şeyi öldürebilir miydi?

Siz ölmeyi, toprağın altına girmek mi sanarsınız? Kim gömer ki beni, ben her gün kendi cenazemi yatağımdan kaldırırken...

Siz cenazeyi, toprağın altına girmek için hazırlanan bir beden mi sanarsınız?
Sanmayın, ben, gözlerini açarak kendi yatağından kendi cenazesini kaldıran, kâbuslarımdan cemaat oluşturan, her gece yorganın altına gömülürcesine girerek gözünü kapatan, bir ölünün, kanlı canlı örneğiyim.

Amcam, emanetinin iplerini parmaklarına bağladı. Bana, 'intikam' dedi, defalarca can aldırdı. Benden, neyin ne olduğunu sorgulama hakkımı bile aldı.

Ben, bedeninde bile hakkı olmayan biriyken, siz bu ölüyü, yaşayan mı sanarsanız?

Ne yazık, ölümü nefes almaktan mahrum sananlar, sananlara...

Ne yazık, nefes alanı yaşıyor sanan, sananlara...

Ne yazık, bana...
Ne yazık, ne için yaşadığından bihaberken, ne için yaşadığını bilen yaşayanların canını alan bana..

Ne yazık benim canıma...
Ne yazık, bir can taşıdığını unutmuş olan bana...

Her sabaha ölmek için uyanarak,
yaşamak için her şeyi yapmaya hazır, canı beş para etmez canlıların kanını, eline bulaştıran bana, ne yazık!

Ne yazık bana! Kukla olmuş bedenimin, hâlâ daha hesabını soramamış bana! Yaşadığı için kendine sorduğu hesabı, neden hâlâ yaşatıldığı için sorgulamayan bana!

Ah... Ne yazık! Karşımda, hakkımda daha çok şey bilen bir adam var. Bir cümlesiyle, bana yirmi üç yıllık hayatımı, dakikalardır her bir salise sorgulatmış bir adam var.

Hiçbir şey bilmediğimi söyleyen bu adam,
Her şeyden bihaber yaşayan Ahu için her şey olmuştu.

Karan, beni her şeyden haberdar etmemek için beni hiç ettiler. Sen, bana baktığında bunu görmelisin.

Gerçekten gerçekleri bilmem için gerçek bir hayatım bile yoktu ki benim.

Tek gerçeğimden bihaber, tek gerçeğim karşımda oturan sensin. Sende, benim gerçekten kim olduğumdan bihaber...

"Bilmediklerimden kastın ne, Karan?"

Başını hafifçe soluna doğru eğdiğinde, keskin bakışlarında parlayan duygu haz değil, sorgulamaydı. Bakışları kısıldığında, saçlarımı kulağımın arkasına yerleştiren parmağı, çeneme doğru yol aldı.

Çenemden tutarak başımı dikleştirdiğinde, derin derin bakıyordu bana. Başını boynuma yaklaştırarak derin bir nefes aldığında, çenemin altına değen saçı, köprücük kemiğime sürtünen sakalları, nefes alma ihtiyacımı unutturdu bana.

Gözlerimi kapatarak yutkunduğumda, içimdeki savaşta canımın yanıyor olması, yaş akıtıyordu gözlerimden.

"Nefes al, Ahu."

Fısıltısıyla titrek bir nefes aldım.

"Nefes almamı istemiyorlar, Karan."

Söylediğimle duraksadığında, başını önce boynumdan ayırdı sonra çeneme yaptığı baskıyla beni kendisiyle göz göze getirdi. Çatılmış kaşlarının altındaki harelerinde, öfke parıltılarını gördüm.

"Bu yüzden mi ölmek istedin? Onlar, yaşamanı istemiyor diye mi, Ahu?"

Yutkunduktan sonra dilimle dudaklarımı ıslattım. Elimi havalandırarak sol yanağına, sert sakallarının üstüne yasladım. Dudaklarımın titremesine müsaade etmemeye çalıştım.

"Beni öldürmek isteyen var ama yaşatmak isteyen yok diye ölmek istedim, Karan."

Titrek bir nefes aldım.

"Gerçeklerden kastın ne bilmiyorum ama duymaktan korkuyorum, Karan."

Karan'ın soğuk bakışlarında, herhangi bir duyguyu görmek istedim.

"Babam, neden o masadaydı? Sen, nasıl bir anda girdin hayatıma? Üstelik babamı tanıyorsun, Karan."

Gözyaşlarım sırayla akmaya başladığında, akıp giden yaştan ayırdığı bakışlarını, tekrar gözlerime dikti.

"Ben, o kadar yaşamadım ki Karan, neden yaşadığımı, seninle tanışmayana kadar nasıl yaşadığımı bilmiyorum."

Bakışlarımı, onunla göz göze kalmaktan çekindiğim için yüzüne yasladığım elime çevirdim.

"Seninle ilk tanıştığım zamanlar, kendimi öldüremediğim için kendime kızgındım. Ama sonra acımasızca sızdın acılarıma, Karan. İlk defa biri hem ruhen hem bedenen yakın bana. Öylesine korkuyorum ki..."

"Neden?"

Dudaklarımı birbirine bastırıp, derin bir nefes aldım.

"Bir gün, haberdar olduğumuz her şeyden, bihaber olduğumuz şeylere savrulursak, hâlâ tutunabilir miyiz? Tutar mısın yani beni? 'Yaşa' der gibi bakar mısın yine gözlerime, öper misin yaşamam için nefesimden? Yine yaslar mısın başımı, dağdan farksız göğsüne? Karan, bunlar sadece ağzımdan dökülenler. Sen, içimin akışında sana ithafen yaşadığım hisleri bilseydin, beni hep öpmek isterdin."

Cümlemi bitirmemle birlikte dudaklarıma kapandığında, usul usul öpüşünde dinlendim. Yanağına yasladığım elimi ensesine sararken, dudaklarımıza sinen gözyaşlarımla, birbirimizi şifalandırmaya çalışırcasına öpüyorduk birbirimizi...

Dudaklarımız ayrıldığında, alnını alnıma yasladı.

"Gördüğüm şeyleri senden duymak, yaşatmak için değil de yaşatmamak için atan kalbimde, yabancısı olduğum duygular uyandırıyor."

Yaşamak için değil de yaşatmamak için...
Karan, ne kadar da benziyoruz biz.

"O duyguyu, tam şimdi haykırmak istiyorum, Karan."

Nefes nefese kurduğum cümle, alnını alnımdan ayırmasına sebep oldu. Sert çehresinde belirginleşen çene kemikleriyle beraber bakışları koyulaştı.

"Bana her baktığında, bakışların haykırıyor, Ahu."

Söyledikleriyle duraksadım.

"Ben, senden duymadığım sürece, bakışlarında haykıran tek duygu, duygusuzluk. Neden, Karan?"

Soruma karşılık yüzünde mimik oynamazken, derin bir nefes aldı. Altımdaki bedeninin kasıldığını hissettiğimde, kaşlarımı hafifçe çattım. Ensesindeki elimi geri çekmeye yeltendiğimde, üzerine koyduğu büyük eliyle beni durdurdu.

"Ben, bununla büyüdüm."

Kaşlarım usulca eski hâlini aldığında, dudaklarım aralandı.

"Sen, nasıl büyüdün Karan? Ben, merak ediyorum."

Diliyle dudaklarını ıslattıktan sonra yutkundu. Bakışlarında hiçbir duyguya yer vermiyordu. Kavradığı bedenimi kucağından kaldırarak koltuğa oturttuğunda, hissettiğim boşluk ile vücudum afalladı.

Derin bir nefes alarak yapılı bedenini koltuktan ayırdığında, yanlış bir şey sormuş olmanın hissiyle, dudaklarımı birbirine bastırarak başımı eğdim.

İçilmeyen kahvenin yanından aldığı viski bardağının ardından ağır adımlarla ilerlemeye başladı. Her adımı, bir o kadar baskın bir o kadar da tüyler ürperticiydi.

Doldurduğu bardağını avuç içine yerleştirdikten sonra bir elini kumaş pantolonunun cebine koyarak, bana doğru döndü. O, tüm heybetiyle karşımda dikilirken, ben, koltuğa sinmeye çalışıyordum.

"Belirli bir yaşıma kadar buradaydım. Sonrasında uzaklarda olmam gerekti. Ben, buraya döneli de uzun bir zaman olmadı."

Son cümlesiyle başımı kaldırıp şaşkınca baktım ona. Viskisinden yudumlarken bile bakışlarını üzerimden ayırmadı. Başımı salladım ve daha fazla tutamadım içimde sormak istediğim soruyu.

"Neden döndün?"

Derin bir nefes alarak omuzlarını biraz daha dikleştirdi.

"Dedemin veliahtı benim."

Bedenim buz kestiğinde, sesli bir şekilde yutkundum. Bu da ne demekti şimdi?

Zihnimde kendi kendime bir yanıt ararken, hatrıma düşen an ile tüm bedenim uyuştu. Kimin veliahtı olurdu? Kral'ın.

Kral, Karan'ın dedesiydi.

Dedem, bu dünyanın sahibi demişti bana. Ben, nasıl anlamazdım?

Başını hafifçe eğerek alttan bakışlarını bana diktiğinde, bakışları kısılmıştı. Dikkat çekmemek adına kaşlarımı hafifçe kaldırdım.

"İşlerin başına mı geçirecek seni?"

Eğdiği başını doğrultup, viskisinden bir yudum daha aldı.

"Koltuğuna ben geçeceğim."

Kalbim hızla çarpmaya başlarken, Bedo'nun ölmeden önce söylediği son sözler, kulaklarımda çınlıyordu.

'Kral, Hayalet'i bulacak.'

İç çekerek olduğum andan kopmamak için mücadele veriyordum. Alt dudağımı dişlerimin arasına alıp geri bıraktım. Kaşlarımı hafifçe çatarak, bakışlarımı etrafta gezdirdim.

"Sonrasında ne olacak peki?"

Kısılan bakışlarımı ona sabitlediğimde, başını hafifçe sağına doğru eğdi.

"Mekân dahil olmak üzere bana ait olan bir yerde, '6' rakamının dövmesine sahip insanlar gördün mü?"

Sorusuyla yutkunmamak için kastım vücudumu. Gözlerimi kapatarak başımı salladım ve tekrar araladım bakışlarımı.

"Ben, 6. Kral olacağım. O insanların hepsi benim için yetiştirildi."

Dişlerimi sıkarken, kaşlarımı hafifçe çattım. Karan, Kral olacaktı. Peşimdeki Kral...

"Neyin, Kimin Kral'ı? Neden sana özel insanlar yetiştirildi?"

Sorumla elindeki viski bardağını iyice avucuna bastırdığını farkettim. Ona farkettirmemek adına tekrar duygusuz soğuk bakışlarına karşılık verdiğimde, alacağım cevaptan korkuyordum.

"Amcan, sadece sana mı anlatmadı? Kuzenlerin de en az senin kadar habersiz mi kurulmuş olan bu düzene dahil oldukları hâlde?"

Kuzenlerim, her şeyden habersizdi. Bu düzene dahil edilen sadece bendim. Haberim olmadan.

Caner ile Derya'nın muhabbete girmesiyle birlikte bakışlarımın değişmesine engel olamadım. Dudaklarımı ıslattıktan sonra kucağımdaki elimi boynuma atarak, vücudumun daha fazla kasılmasını engellemeye çalıştım.

"Amcam, onlara zarar gelmemesi için uzak tutmaya çalışıyor."

Kaşları hafifçe çatıldı.

"Seni de yıllardır her şeyden uzak tutmuşken, neden şimdi ortadan kaldırmak istiyor? Üstelik Caner'i korumak için Bedo'yu öldürdün sen."

Hayır. Caner'i öldürmek için önce Bedo'yu öldürdüm. Caner, sayende kurtuldu, Karan.

Adım seslerini duyduğum an bakışlarımı sabitlediğim zeminden ayırarak yutkundum. Heybetli bedenini önümde durdurduğunda, çenemin altına dokunarak başımı kendisine doğru kaldırdı. Viskisinden bir yudum daha aldıktan sonra sorgulayan sert bakışlarını, boş bakan gözlerime dikti.

"Uyuduğunda ne görüyorsun ki, Caner'in adını sayıklıyorsun sen, Ahu?"

Sorusuyla dişlerimi sıkabildiğim kadar sıktım. Nasıl anlatılırdı? Nasıl dile dökülürdü?

Yutkunarak bakışlarımı ondan çektim. Çeneme yaptığı baskıyla tekrar bakışlarımız buluştuğunda, ne diyeceğimi bilmiyordum. Dizlerimi birbirine bastırırken, ellerim, dizlerimin arasında uyuşuyordu. Kaşlarını derinlemesine çattı.

"Ne zaman ayrıldınız? Davette, seninle barışmak için mi seninle dans etmek istedi o çapsız?"

Duyduklarımla beraber vücudumda gezen şey kan değil, öfkeydi. Saniyeler boyunca ne demek istediğini anlamaya çalıştım önce. Aralanan dudaklarımın arasından aldığım nefes, kursağımda kalmıştı.

Kaşlarımı derinlemesine çattığımda hızla yerimden kalktım. Çenemdeki eli tenimden ayrılmışken, parmak uçlarıma yükseldim. Çatık kaşlarımız öfkeyle harmanlanmış bakışlarımıza gölgeyken, araladığım dudaklarımı öfkeyle birbirine bastırdım. Gözlerim dolmaya başladığında, ne söyleyeceğimi bilmiyordum.

Nasıl böyle bir şeyi düşünebilirdi?

"Eğer seninle olmak gibi bir hayali varsa onu öldürürüm, Ahu."

Tüyler ürperten soğukkanlılığıyla kurduğu cümleye karşı dudaklarım büzülmesin diye daha sert bastırdığımda, gözlerimden akan yaşlar boynuma doğru yol çizmeye başlamıştı.

Gözyaşlarıma değen bakışları sonrasında çattığı kaşları önce düzeldi sonra tekrardan çatıldı. Bir şey söylemek için dudaklarımı araladığım an ağlayacağıma emin olduğum için en iyisi susmaktı, susabilmekti.

Hızla arkamı dönerek gitmek için hareketlendiğimde, belime sardığı yapılı koluyla durmak zorunda kaldım. Gözlerimi sımsıkı yumarak, kolundan kurtulmaya çalıştım ama bu sadece düşünmekle kalan bir eylemdi.

Nefesini saçlarımın arasında hissettiğimde, gözyaşlarımın sessizliğini yutkunuşumun sesi dağıttı.

"Ben, seni kırmak istemedim."

Fısıltısıyla derin bir nefes aldığımda, kalbimin sıkıştığını hissediyordum.

"Önce uyurken onu sayıkladığını duydum sonra o davet gecesi, sana dokunacak olmanın bile onu ne kadar mest ettiğini gördüm."

Bedenimi kendine doğru çevirdiğinde, yüz ifademi düz tutmaya başladım. Belime sardığı eliyle beni bedenine bastırdığında, çenesi öfkeyle seyirdi.

"Sen benimsin, Ahu. Seni gördüğüm ilk andan itibaren bana aitsin sen."

Başımı yukarı doğru kaldırarak, yaşlı gözlerimle öfkeden koyulaşmış harelerine baktım.

"O, benim hiçbir şeyim değil."

Dişlerimin arasından öfkeyle konuştuğumda, bakışları kısıldı.

"O, sana ne yaptı, Ahu?"

Sorusuyla afalladığımda, başımı sağa ve sola sallayıp derin bir nefes aldım.

"Hiç, hiçbir şey."

Parmak uçları tekrar çeneme yerleştiğinde, beni tekrar kendisiyle göz göze getirdi. Bakışları, beni gerçekten ürkütüyordu.

"Ahu."

Ellerimi sert göğsüne bastırdım.

"Karan, lütfen."

Sert bakışları göğsündeki ellerimin ardından bana döndüğünde, diliyle dudaklarını ıslattı.

"Sırf Hayalet'i bulmak için yaşatıyorum o piçi."

Dudaklarından dökülen cümle ile nefesim kesildi. Hayalet, tam karşısındaydı.

Ürkek bakışlarımı, duygudan yoksun bakışlarına değdirdim.

"Hayalet'i bulduğunda ne yapacaksın?"

Sorumla, bakışları kısıldı.

"Tanıyor musun?"

Tanımaktan fazlası, ta kendisiyim, Karan.

Yutkunarak dudaklarımı bilmiyorum dercesine kıvırdım.

"Sadece amcamın onun sayesinde hayatta olduğunu biliyorum."

Onu en çok öldürmek isteyenin sayesinde.

Bakışlarımı elimi yasladığım göğsünde gezdirdim.

"Ne yapacaksın Hayalet'e?"

Tepkisine bakmak için bakışlarımı keskin harelerine taşıdığımda, celladımın dudaklarından dökülecek cevaba ihtiyacım vardı. Nasıl bir sonun beni beklediğini duymaya.

"Kral olmam için gerekeni."

Kral beni bulacak ve gerekeni yapacaktı.
Ben, Karan beni bulana kadar susacaktım.
Gereken yapılırken, hatırladığım tek şey Karan olsun istiyordum. Ona ait hatıralarda kaybolurken, ölüme kavuşmak.

"Neden Caner'e ihtiyacın var ki? Amcam, ona söylemez diye düşünüyorum."

Elindeki viski bardağını tek yudumda bitirerek, kahvenin yanına bıraktı. Bedenimi bir anda havalandırarak kucakladığında, afallayarak tutundum boynuna. Ağır adımlarla ilerlemeye başladığında, nereye gittiğimize dair bir fikrim yoktu.

"Amcan zaten söyleyemez Hayalet'in yerini Caner'e. Bu kuralı çiğnediği an, soyuna dair herkes infaz edilir."

Kaşlarımı çatarak ona hızla döndüğümde, duraksadı. Gözlerimin içinden ayırdığı bakışları dudaklarıma indiğinde, söylediklerini anlamaya çalışıyordum.

Ne kuralı?

"Merak etme, ben sana kimsenin dokunmasına müsaade etmem, Ahu."

Kaşlarım usulca eski hâlini aldığında, kalbim hızla çarpmaya başladı. Hızla değil, hazla ve en çok aşkla.

Aklıma giren düşünce, gülümseyecek olan dudaklarıma engel oldu. Vakti geldiğinde, ilk beni infaz edeceğinden bihaber oluşuyla, beni koruyacağını söylüyordu...

Ben, ölmek istemiyordum.
Bir gün öleceksem eğer Karan ile dolup taşsın bütün anılarım.

Gözlerim dolmaya başladığında, beni izleyen Karan'ın dolgun dudaklarına kapandım. Duraksadığını farkedip bakışlarımı araladığımda, gözlerini kapatmış olduğunu gördüm. Karşılık vermeye başladığında gözlerim tekrardan kapandı.

Ağır adımlarıyla ilerleyip bir kapıyı araladığında, loş ışıkla aydınlatılmış olan odanın ışığını açmaya yeltenmedi. Kapattığı kapının ardından, anlık bir nefeslenmenin ardından, tekrardan birleştirdi dudaklarımızı.

Sırtımı yatağın üstündeki saten örtüyle buluşturduğunda, üzerimden doğrulmasıyla birlikte boynuna sardığım kollarım başımın iki yanına düştü. Doğrulttuğu yapılı bedeni heybetiyle içimi titretirken, ayağımdaki stilettoları tek tek çıkardı ve zemine bıraktı.

Eli siyah gömleğinin düğmelerine gittiğinde, nefes nefes onu izliyordum. Haz dolu bakışları gözlerimin içine bakarken, gömleğini tamamıyla sıyırdı yapılı bedeninden. Dövmelerinin üzerinde gezinen bakışlarım, üstüme doğru eğilmesiyle sert çehresine yöneldiğinde, kol dirseklerimden aldığım yardımla doğruldum ve hiç beklemeden birleştirdim dudaklarımızı.

Belime yerleştirdiği eliyle bedenimi altına aldığında, aralanmış bacaklarım, elbisemin kalçalarıma kadar sıyrılmasına neden oldu. Hırıltı nefesiyle diğer elini sol bacağıma attığında, bacağımı kendi beline sardı. Vücudunu bacaklarımın arasına bastırdığında, inlememle ayrıldı dudaklarımız.

"Karan."

Üstten bakışlarıyla beni izlediğinde, belimdeki elini boynuma yerleştirip, baş parmağını dudaklarıma sürttü. Kapattığı gözlerini sesli bir yutkunmanın ardından tekrar araladı.

"Ahu, sana ihtiyacım var."

Fısıltısının derinliği, tenime kazındı. Benim de ona, her şeyden çok ihtiyacım vardı.

Bedenim, bedenine doğru yay gibi gerildiğinde, iç çekerek tekrar öpmeye başladı beni. Bütün bedenim, uyuşuyordu.

Bütün bedenim, aşkıyla uyuşuyordu.
Bütün bedenim, hazzıyla kavruluyordu.
Kahroluyordum!

Bacağımdan ayırdığı elini kalçama yerleştiğinde, beni kendine bastırmasıyla bir kere daha inledim. Boynumdaki eli boynumu okşarken, bu yetmezmiş gibi dudaklarımdan ayırdığı dudaklarını, boynuma indirdi.

"Seni, çok bekledim, Ahu."

Ben seni, yirmi üç yıl boyunca bekledim, Karan.

Ard arda kondurduğu öpücüklerin etkisiyle, bakışlarımı aralayamıyordum. Kalçamdan ayırdığı elini, bacaklarımın arasında hissettiğimde, başımı geriye doğru atarak tekrar inledim.

Başparmağı kadınlığıma baskı yapmaya başladığında, tırnaklarım, deşercesine saplanmaya başladı sert sırtına.

"Karan!"

İnleyerek adını haykırdığımda, dudaklarının işgal ettiği boynumdan enseme kayan elini sırtıma taşıdı. Yay gibi gerilen bedenimin altındaki eli, elbisemin fermuarını açtığında, bedenimin aşağısına düşen elbisenin açıkta bıraktığı göğüslerime yöneldi dudakları.

Sırtımdaki eli, avuçlarından sıyrılmayayım diye bedenime sarılmışken, sütyenimden taşan göğüslerimin üstünden ard arda öpüşleri, kadınlığımdaki eli, beni mahvediyordu.

Sırtındaki sol elimi, iç çamaşırımın üstündeki elinin üstüne koyduğumda, tutamadığım çığlığım sıyrıldı dudaklarımdan. Elinin üstüne yerleştirdiğim elim, onu durdurmamıştı.

Elime değen ıslaklığımla inlediğimde, elini kadınlığımdan ayırarak benim elimi tuttu ve başımın yanına sabitledi. Derin nefesler alarak bakışlarımı araladığımda, sütyenimden taşan göğüslerimi öpmeyi bırakarak başını kaldırdı. Üstten bakışlarıyla bakışlarımızı buluşturduğunda, dilini dudaklarının üzerinde gezdirdi.

Nefes nefese tam konuşmak için yeltenecekken, belimden ayırdığı eliyle, sırtındaki sağ elimin bileğinden tutarak onu da başımın yanına yasladı. Bacak arama kendini bastırmasıyla birlikte hissettiğim sertlikle, başımı geriye doğru atarak inlediğimde, bastırmaya çalıştığım bacaklarımın kavuşması, imkânsızdı.

Dudaklarımda hissettiğim dolgun dudaklarına karşı inleyerek karşılık verdiğimde, sert nefesleri yüzüme vuruyordu. Bacaklarımın arasındaki sertlik sürtünmeye başladığında, bacaklarım titremeye başladı. Bunu kontrol etmek mümkün değildi!

Dudaklarımdan ayrıldığı an alnını alnıma yasladığında, hırıltı nefesi, beni ne kadar arzuladığının ispatıydı.

"Ahu, beni mahvediyorsun."

Gözlerini kapatırken, alt dudağını ısırdıktan sonra geri bıraktı.

"Ahu, seni istiyorum."

Söyledikleri, düşünmeyi yoksaymış olan zihnimde yankılanırken, Karan'ın araladığı bakışlarında ki hazzın içinde savrulmak istiyordum. Kendini bana sürtünerek tekrar bastırdığında, yay gibi gerilen bedenimle inledim.

Başımın iki yanındaki kollarımın bileklerini tek avucuna sığdırarak başımın üstüne sabitlendiğinde, araladığım bakışlarımla beraber onunla tekrar göz göze geldim.

Dudaklarımı birbirine bastırarak yutkunduğumda, bakışlarımda ki isteği görüyordu. Boştaki elini iç çamaşırımda hissettiğimde, dilimle dudaklarımı ıslattım. Nefes nefese onu izliyorken, iç çamaşırımı bedenimden sıyırdığında, utançla sımsıkı kapattım gözlerimi.

Duyduğum kemer sesiyle beraber başımı yastığa bastırdığımda, saniyeler sonra üzerimdeki elbiseyi de tek seferde sıyırdı bedenimden. Bastırdığım bacaklarımı boştaki eliyle tekrar araladığında, bileklerimden çekerek bedenimi doğrulttu ve sütyenimi ayırdı tenimden.

Sırtım tekrardan yatakla birleştiğinde, bileklerimi tekrar yasladı başımı üstüne. Dolgun dudaklarını dudaklarımla kavuşturduğunda, ürkekçe karşılık verdim ona. Bunu anlamış olacak ki duraksadı ve ayrıldı dudaklarımdan.

"Ahu, gözlerini aç."

Başımı saniyeler sonra hafifçe sağıma ve soluma doğru salladım. Sesli yutkunuşunu duyduğumda, derin bir nefes aldı.

"Durabilirim."

Fısıltısıyla bakışlarımı araladım. İlk defa Karan'ın bakışlarında, kararsızlık görüyordum.

"Bunun geri dönüşü yok, Ahu."

Altındaki bedenim ona kavuşmak için can atarken, durmasını istemiyordum. Dilimle dudaklarımı ıslattıktan sonra iç çektim.

"Senden başka kimse için bu hâle gelmem. Ben, sana tamamıyla ait olmak istiyorum, Karan."

Söylediklerimle bakışları koyulaştığında, üstten bakışları önce altındaki bedenime değdi sonra haz ile mayışan bakışlarımla buluştu. Boştaki eli belimde ve göğsümde gezindikten sonra boynumda durduğunda, parmakları enseme yerleşirken, başparmağıyla yanağımı okşadı.

Sert çehresini yüzüme doğru yavaşça eğdiğinde, başını hafifçe soluna doğru yatırdı. Bakışları dudaklarımdayken, bacak aramda hissettiğim erkekliğiyle, dudaklarım hafif bir inlemeyle aralandı.

"Benden başka kimse seni bu hâlde görmeyi hayal bile edemez, Ahu. Bana ait olman için de bedenine sahip olmama gerek yok. Sen, doğduğun andan itibaren zaten bana aitsin."

Onu, içimde hissetmemle beraber zevk ve acı dolu inleyişimin ardından, dudaklarımızı tekrardan kavuşturdu. Boğuk inlemelerim ve hırıltılı nefesleri bana aklımı yitirtecekken, son cümlesi zihnime kazındı.

Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayınız. 🖤

Nasıl buldunuz?
Nasıl ilerliyor AhKar?
Hahahh umarım bu kavuşmaya hazırlıksız yakalanmamışsınızdır...
Tüm yorumlarınızı bekliyorum. 🖤