26. bölüm · SAHİPSİZ SANCILAR (+18)

| 26

ZB

İyi okumalar.

Kime aittim ben? Kendime bile yabancıyken, kime? Teras katta bulunan küçük odaya mı? Kesilmekten uzamasına fırsat verilmeyen saçlarımla, baktığım aynaya mı? Bana giydirilen, Caner'in küçülmüş kıyafetlerine mi? Her gün gözyaşlarımı bulaştırdığım, kılıfsız yastığa mı?

Elime ilk aldığım bıçak, ilk ateşlediğim silah? Özgürce koştuğum ilk orman? İlk günler içinde eşya olmamasına rağmen kaldığım, ait hissetmeye çalıştığım evim?

Hiçbirine sığamazken, hiçbirine ait değildim.

Bulutların üstünde yaşadığına ikna olduğum, her ağladığında şehri yağmur altında bırakan anneme mi?

Bana mı ağlardı annem yoksa ona ait kalamayışıma mı?

Bulutların üstünde yaşayan annemi koruyan, gökyüzünde yaşadığına emin olduğum babama mı?

O yüzden mi her canım yandığında yıldırımlar düşer, şimşekler çakar?

Beni koruyamadığı için mi yoksa o masaya dahil ettiği amcamın, beni ne hâle getirdiğini gördükçe çok mu sinirleniyor?

Bu yaşıma kadar ne bir eşyaya ne de bir insana aittim ben.

Tüm aidiyetimi hiç edip, kendine mecbur etti.

Tüm benliğimi kendine ait kılarken,
bir an bile tereddüt etmedi.

Duvarlarımı yakıp yıkmadı, canımı yakmadı.

Usulca sızdı derime, teri sinerken tenime, saçlarımdan öperken, sırtını dönüp yatmadı.

Gün doğmuş, kime doğmuş?
Güneş nasıl da parlıyor, ay karanlığında hâlinden memnun.
Ben aşık bir yorgun üstelik Leyla,
Başımı göğsüne yaslamış, bana kavuşan Mecnun.

Ah, nasıl titrer sana içim bir bilsen!
Kırk diyardan, kırk ırk toplar peşine gelirdin.
Haykırsam kırk aşık kavuşurdu tıpkı biz gibi,
Sen kırk ırkın önünde, en önde dinlerdin beni.

Sana ait bir Leyla'yım ben,
Baktığın gözlerim bir sana ahu,
Sana ait olmak için yaşadım bu hayatı,
Sana ait doğduğumdan bihaberken.

Nasıl da savrulur saçım tenine,
Bilirim elin makas tutmaz senin,
Senin silahın belime sardığın elindir,
Ben karşında hep elim bi hâlde,
Hep elim ve vahim,
Sana, kavuşabilmenin telaşında...

Bana mı doğdu gün sana mı?
Bu benim kâbussuz ilk gecem.
Ağrılı sancılarım değildi uykumu bölen,
Senin beni incitmez sevgindi benden uykuyu esirgeyen...

Biliyorum, hâlâ habersizdim her şeyden.
Gülümsüyorum çünkü bin kere öldürseler beni, bin kere yaksalar bedenimi, ben senin izini artık silemem tenimden.
Sen ol hatırladığım son şey,
başka bir şey dilemem.

Bakışlarımı araladığımda, kasıklarımdaki sancı ile buruştu yüzüm. Ellerim, üstümdeki saten örtüden kasıklarıma yerleştiğinde, dizlerimi karnıma doğru çekerek tekrar araladım bakışlarımı.

Karan'ın aklıma düşen varlığıyla büyük odaya göz gezdirdiğimde, kimse yoktu. Sabahın ilk ışıklarıyla uyuduğumuz için şuan saatin kaç olduğunu bilmiyordum. Fazlasıyla uzun bir süre uyuduğumun da farkındaydım.

Örtüyü tam üzerimden sıyıracakken gelen hisle tüylerim diken diken oldu. Dün gece Karan ile beraber olmuştuk.

Afallayan yüzümle örtüyü kaldırıp bedenime baktığımda, üzerimde hiçbir şey yoktu!

Hızla örtüyü bedenime sararak derin bir nefes alıp yutkundum. Tıklanan kapı ile bakışlarım kapıya doğru döndüğünde, endişeyle kapıya bakakaldım. Ne yapacaktım ben?

"Efendim, uyandınız mı?"

Duyduğum kadın sesiyle kaşlarım çatıldığında, saniyeler sonra aralandı kapı. Bu kadın da kimdi?

Orta yaşlarında olan bir kadın başını araladığı kapıdan bana doğru uzattığında, üzerimdeki örtüyü sımsıkı tutuyordum.

Uyandığımı gördüğünde gülümseyerek girdi içeri. Elindeki kıyafetleri gördüğümde, çattığım kaşlarımı düzeltemiyordum.

"Siz kimsiniz?"

Sorumla gülümsemesi mahçuplaştığında, kıyafetleri yatağın üzerine bıraktı.

"Günaydın, ben bu malikânenin hizmetlisiyim. Bu kıyafetler sizin için."

Önce kıyafetlere sonra tekrar kadına dönen bakışlarımın ardından dilimle dudaklarımı ıslattım.

"Karan, nerede?"

Sorumla başını hafifçe eğdi.

"Birkaç saat olmuştur Karan Bey çıkalı."

Başını eğerek geriye doğru adımlamaya başladı.

"Ben çıkıyorum, siz giyinin lütfen."

Kapanan kapı ile bakışlarım yatağın üzerine bıraktığı kıyafetlere değdiğinde, Karan'ın nereye gitmiş olabileceğini düşündüm. Yoksa yine mi aramıştı o kadın. Yeliz.

Çattığım kaşlarımla beraber elimi kıyafetlere attığımda, en altta bulunan havlu ile duraksadım. Örtüyü bedenime tamamen sararak yataktan ayrıldığımda, parmak uçlarımla odada yavaşça adımlamaya başladım.

Karşılaştığım ilk kapıyı araladığımda giyinme odasıyla karşılaşırken, kapıyı kapattıktan sonra karşı kapıya yöneldim. Evet, banyo burasıydı. Elimdeki havluyu askıya astıktan sonra saten örtüyü kirli sepetine attım ve duşa girdim.

Hızlı bir duşun ardından üzerimdeki kırmızı havluyla banyodan çıkarken, yatağın üzerindeki kıyafetlere doğru ilerledim. Önce etiketli olan siyah iç çamaşırlarının etiketlerini söküp giyindim. Sonrasında üstüme v yaka bordo kazağı, altıma da bacaklarımı saran siyah eşofmanı giyindim.

Başımdaki havluyla, saçlarımı biraz daha kuruladıktan sonra yalın ayaklarımla ayrıldım odadan. Merdivenleri indikten sonra büyük salona ulaştığımda, hizmetli kadın ile beraber başka bir kadın, yemek masanın üzerinde kahvaltı hazırlıyorlardı.

Arkasını dönen kadın beni gördüğünde bir adım gerilerken, sağ eli sol göğsüne kalbinin üstüne gitti. Diğer kadın bizi farkedip hafifçe öksürdüğünde, ürken kadın hızla başını eğdi.

"Kusura bakmayın. Günaydın, kahvaltınız hazır."

Bakışlarım duvarlarda saat ararken, hâlâ netleştirilmemiş camlara rağmen belliydi günün akşamına yaklaşıldığının.

"Kahvaltı için geç uyandım sanırım."

Uyandığımda odama giren kadın samimiyetle gülümsedi.

"Karan Bey'in emri. Saatin bir önemi yok, Efendim."

Karan'ın ismiyle bakışlarımı yemek masasına çevirdiğimde, dudaklarımı bastırıp, dişlerimi dudaklarıma saplamaya başladım. Düne dair görüntüler canlanıyordu zihnimde!

Gülümsemeye çalışarak masaya doğru adımlamaya başladım. Masanın bir ucuna oturduğumda, kahvaltıda kahvaltı listesinde olmaması gereken şeyler bile vardı. İstemsizce kaşlarımı kaldırırken, Karan, bunlardan çoğuna ağzımı bile süremeyeceğimden bihaberdi.

"Karan Bey, bir şeyler yedikten sonra içmenizi istedi."

Bakışlarım yanıbaşıma tekrar gelen kadınla soluma döndüğünde, kadın masaya ağrı kesici bıraktı. Utançla kapandı gözlerim.

"Bu babetlerde sizin için."

Utançla kapanan gözlerimi kadına değdirmeden yere çevirdiğimde, koyu pembe renginde şık babet çiftiyle karşılaşmayı beklemiyordum. Zihnimde, hastanede aramızda dönen renk konuşmasına dair anlar canlandığında, gülümseyerek baktığım babetleri derin bir nefes eşliğinde giyindim.

Hatırlıyordu. Hatırlanıyordum.

"Afiyet olsun."

Kadının yüzüne bakmaya çekinerek başımı salladığımda, uzaklaşan adım sesleriyle beraber tekrar masaya döndüm.

Birkaç şey atıştırdıktan sonra aldığım ağrı kesici iyi gelmişti bana. Kasıklarımdaki sızlama azalmıştı ama o anları unutmamam için kendini hatırlatıp duruyordu sanki.

Hizmetli kadınlar masayı dakikalar içerisinde topladığında, odama giren kadın geldi yanıma.

"Bir isteğiniz var mı?"

Sorusuyla gözlerim çantamı aradı.

"Çantamı getirebilir misiniz?"

Başını sallayarak beni onayladıktan sonra uzun sürmeden getirdi çantamı.

"Teşekkür ederim."

Çantamı açarak telefonu çıkardığımda, ekrana düşen bildirimlerle hafifçe çatıldı kaşlarım. Didem, bana mesaj göndermişti. Halil üç, amcam bir kere aramıştı. Karan'a dair ise hiçbir şey yoktu.

"Efendim, araç hazır sizi bekliyorlar."

Hizmetli kadının sesiyle bakışlarımı telefondan ayırdığımda, ne demek istediğini anlamaya çalışıyordum.

"Neden beni bekliyorlar?"

Sorumu gülümseyerek cevapladı.

"Karan Bey'in emri, Efendim. Sanırım bugün tekrardan buraya gelmeyeceği için sizi evinize bırakmaları adına emir vermiş."

Cevabıyla başımı salladım ve elime aldığım çantam ile ayaklandım.

"Her şey için teşekkür ederim."

"Ne demek."

Çıkmadan önce paltomu da getirdiklerinde, hizmetli kadının elindeki poşete merakla baktım.

"Efendim, dün üzerinizde bulunanlar."

Az kalsın evinde iç çamaşırlarımı bırakacaktım.

"Teşekkürler."

Karşılıklı gülümsedikten sonra aldığım poşet ile açılan kapıdan geçerek evden ayrıldım.

Karşılaştığım hava ile derin bir nefes aldım. Güneş, çoktan batmıştı fakat aydınlığı duruyordu. Aydınlığına gri bulutlar eşlik ederken, yağmur yağmıyordu.

Gündüz gözüyle bahçeyi uzun uzun izlemeye başladım. Her adımımda bakışlarım her yere değiyordu. O kadar beğenmiştim ki burayı...

Yürüdükçe, ağrı kesiciye rağmen kendini belli eden hafif sancılar ile adımlarımı yavaşlattım. İlerde beni bekleyen siyah spor araba ve başındaki korumalara doğru yöneldim.

"Buyrun, Efendim."

Açılan kapı ile araca bindiğimde, koruma hiç beklemeden çıktı yola. Çıkışımız ile kapanan büyük bahçe kapılarına, arabanın arka camından son bir kez bakarak, orman yoluna çevirdim bakışlarımı.

Uzun süren dakikalar sonrasında telefonuma düşen bildirimle, bakışlarımı yoldan ayırdım. Kahretsin! Dün gece yaşananlar gözümün önüne geldikçe, dizlerim titriyor, bedenim uyuşuyordu.

Telefonu açarak bildirime baktığımda, Didem'den bir mesaj daha gelmişti. Merakla Didem'e ait olan sohbete girdim.

DA: Bugün müsait misin?
DA: Ahu, seninle konuşursam kendimi daha iyi hissedeceğim.

Yazdıklarına karşı kaşlarımı hafifçe çattım. Didem, hâlâ kendini iyi hissetmiyordu. Konu Didem olduğunda, aklıma Halil geliyordu.

Halil'e attığı tokat geliyordu. Bana ait olan korumaya attığı tokat.

Dişlerimi ister istemez sıkmaya başladığımda, onun tek arkadaşım olduğunu hatırladım. Bana, ihtiyacı vardı.

AS: Yarım saat sonra evime gelirsen iyi olur.

Attığım mesaj sonrası izlenme hissiyatıyla dikiz aynasına değdi bakışlarım. Arabayı süren korumayla göz göze geldiğimizde, bakışları kısıldı. Buna karşılık saniyelerce ifadesiz bir şekilde ona bakarken, bakışlarını kaçırmadığı için hafifçe çatıldı kaşlarım.

Gaza yüklenmesiyle kaşlarım bu kez derinlemesine çatıldığında, ne yapmaya çalıştığını anlamıyordum. Ani bir hareketle şerit değiştirmeye başladığında, kolumun altında kalan dirsekliğe elimle tutundum.

"Neler oluyor?"

Sert sesimle sorduğum soruyla, dikiz aynasındaki bakışları, bir sağındaki aynada bir dikiz aynasında mekik dokumaya başladı. Merakla başımı çevirdiğimde, bakışlarım arka camdan yola doğru döndü. Arkamızdan hızla gelen arabaları farkettiğimde, korumanın sesiyle önüme döndüm.

"Efendim, takip ediliyoruz. Lütfen her ihtimale karşı başınızı eğin."

Dedikleriyle afallarken, elim hızla çantama gitti. Bakışlarım çantamın içinde gezinirken, yutkundum. Silahım yoktu.

"Araçta fazladan silah var mı?"

Sorumla beraber korumayla dikiz aynasından göz göze geldik.

"Anlamadım Efendim?"

"Silahını ver."

Çatmış olduğu kaşlarını düzeltti.

"Efendim, bana bırakın."

Gergin bir şekilde soluklanarak tekrar arka cama doğru döndüğümde, arabalar bize doğru hızla yaklaşıyordu. Tekrar korumaya döndüm ve elimi uzattım.

"Sen arabayı sür, ben, her ihtimale karşı bizi koruyayım."

Hızla şerit değiştirdiğinde, bakışları hâlâ yoldaydı.

"Bu bir rica değil, emir."

Cümlemle dudaklarını gergince birbirine bastırdıktan sonra torpidoya uzandığında, gelen kurşun sesiyle başımı eğdim.

"Hassiktir! İyi misiniz?"

Ellerimi kulaklarıma bastırarak eğdiğim başımı hafifçe kaldırdım. Boş avucumu tekrardan korumaya doğru uzattım.

"Şu siktiğimin silahını ver ki sağ kurtulalım buradan!"

Bir yandan kasıklarımdaki sancı kendini belli ettiğinde, nedenini tahmin edebiliyordum. Dün gece vücudumu fazlasıyla kasmıştım.

Avucuma bıraktığı silah ile hızla tetiği çektim. Tam doğrulacakken arkamdaki cam patladığında, bedenimi hızla koltukların üstüne serdim.

"İyi misiniz?!"

Koruma endişeyle bağırdığında, arabanın hızı yüzünden, rüzgârın şiddetli sesi arabanın içine hâkim olmuştu.

"İyiyim! Sen sadece yola odaklan!"

Araba biraz daha hızlandığında, bedenimi doğrulttum. Avuçlarımın arasındaki silahı arka camdan yola doğru yönelttiğimde, başımı geride, bakışlarımı arabaların üzerinde tutuyordum. Rüzgârla kısılan bakışlarım eşliğinde sadece üç araba sayabilmiştim.

Hemen arkamızdan hızla gelen arabanın sağ camında farkettiğim hareketlilikle, nişan aldım. Bir beden camdan dışarı çıkmaya hazırlanırken, aldığım derin nefesin ardından ilk mermimi ateşledim.

Başından aldığı mermiyle yola savrulan beden, hemen arkalarından gelen aracın altında kaldığında, araç şeritten çıkarak bariyerlere çarptığında durdu. İkinci kere nişan aldığımda, mermiyi ateşlediğim an hedefimi şaşırmadım.

Merminin saplandığı tekerin havası, araba bize doğru geldikçe inerken, sağ tarafında kalan arabaya doğru yanlamaya başladı. Bu kez yüzümü ekşiterek aldığım nişanın hedefi, sürücü koltuğunda arabayı zoraki şekilde idare ettiren adamdı.

Aldığım derin nefesle beraber çenemi dikleştirdiğimde, sol gözümü kapatarak ateş ettim. Başımı hızla görüş alanımı kapatmadan eğip hedeflediğim yeri izlerken, artık kontrol edilemeyen araba, az önce sürttüğü, sağında kalan araca hızla çarptı. Beraber sağ şeritteki bariyerlere giren arabalara karşı tuttuğum nefesimi geri verdim.

Çenemi dikleştirerek arkamızda kalan izdihamı izlerken, ne zamandır çatışmadığımı farkettim. Aylardır çatışmıyordum, üstelik yüzümde kimliğimi gizleyen bir maske yoktu.

Yutkunarak arkamızda kalan üç arabayı izlerken, gözlerimi rahat bir nefesle kapattım.

"Efendim, eğilin!"

Korumanın sesiyle irkilerek bakışlarımı araladığımda, arkamda kalan sağ kapı camının patlaması bir oldu. Ellerimle kulaklarımı kapattıktan sonra dizlerimi karnıma doğru çektim. Vücudumu kasmamla birlikte hissettiğim acıyla inlerken, dizlerimi birbirine bastırdım.

Kaldırdığım başım ile hızla başımı arkama doğru çevirip, silahı doğrulttuğumda, dişlerimi sıkabildiğim kadar sıkarak ard arda ateş etmeye başladım.

Arka camdan görünen, şarjör değiştiren adamı hedef almışken, hızımız arttığı için mermilerim, arabanın sürücüsüne isabet etti.

Nefes nefese kalırken, şiddetle esen rüzgâr bile bastıramadı asfaltta kayarak duran arabanın sesini. Hızla başımı, camı tuzla buz olmuş arka camdan yola çevirdiğimde, araç yolun ortasında orantısız bir şekilde durmuştu.

Karan ile tanıştığım günden beridir, silahımı bu kadar çevik kullanmamıştım. Bedo ile yaşanan olay, bunun yarısı kadar bile değildi benim için. Evime beni öldürmek için giren adamda bile kanım bu kadar hızlanmamıştı çünkü Karan vardı.

Bunlar kimdi?

"Efendim! Efendim, kolunuz!"

Arabayı hızla sürmeye devam eden korumanın sesiyle tekrar irkilerek koluma baktığımda, sağ üst kolumdaki kanı farkettim. Omuzlarımdan sıyrılan kabanım koltuğun üstündeyken, bordo kazağı sıyıran mermi kanatmış olmalıydı kolumu.

Sol elimin avuç içini, sağ kolumdaki sıyrığın üstüne kapattığımda, yutkunarak başımı salladım.

"İyiyim, devam et."

Endişeyle tekrar önüne döndüğünde, bakışları hâlâ aynalar arasında gidip geliyordu.

"Siz, nasıl böyle kullanabiliyorsunuz silahı?"

Sorusuyla gözlerimi kapatarak dişlerimi sıktım. Arka koltuğunda kimi taşıdığından bihaberdi!

"Eğitim almıştım zamanında."

Pratiği ise çoğu yolsuzla yapmıştım.

"Ev yerine hastaneye gidersek daha doğru olur, Efendim."

Hızla başımı sağa ve sola salladım.

"Hayır, eve götürmeni istiyorum."

Endişeli bakışları dikiz aynasından benimle buluştuğunda, yutkundu.

"Efendim, Karan Bey bu durumdan haberdar olduğunda, hiç hoşnut olmayacak."

"Karan Bey'ini ben hallederim, eve sür lütfen."

Sol elimi yasladığım yaranın üstünden kaldırdığımda, bakışlarım kurşunun sıyırdığı yaraya değdi. Derin değildi.

Elimi tekrar yaraya bastırarak yolu izlerken, çalan telefonumla bakışlarım telefonuma yöneldi.

Didem.

Gözlerimi sımsıkı kapatarak geri açtım. Didem, gelmiş olmalıydı. Telefonu elime alarak aramayı yanıtladım.

"Efendim?"

"Ahu, evde değil misin?"

Didem'in durgun sesine karşılık derin bir nefes aldım. Bakışlarım geçtiğimiz sokak aralarında gezindi.

"Birazdan evde olacağım."

"Ben geldim. Kapındayım yani seni bekliyorum."

Dilimle dudaklarımı ıslattım.

"Tamam, görüşürüz."

Bir şey söylemesini beklemeden aramayı sonlandırdım. Aklıma Karan'ın gelmesiyle ona haber vermek istedim. İsmine tıkladıktan sonra telefonu kulağıma aldım tekrardan.

'Aradığınız kişiye, şuan da ulaşılamıyor.'

Ardından gelen üç kısa ses ile hafifçe çatıldı kaşlarım.

"Karan'ın nereye gittiğinden haberin var mı?"

Sorumla korumanın bakışları dikiz aynasından bana döndüğünde, afallamıştı.

"Benim mi Efendim?"

Haklıydı. Koruma bile şaşırmıştı soruma. Peki nereye gitmişti, Karan?

"Malikâneye geri döndüğünde kimseyi endişelendirmezsen daha iyi olur."

Söylediklerimin altındaki niyeti anladığında, bakışlarını kaçırdı.

"İlla ki duyulacak bu suikast girişimi Efendim."

Bakışlarımı istemsizce kıstım.

"Arkasında olan insanlara dair bir tahminin var mı?"

Dudakları alayla kıvrılırken, sesinde öfke vardı.

"Kim cüret etti bir fikrim yok fakat bunu göze alan eminim hayatını gözden çıkarmıştır."

Bakışları, evimin bulunduğu sokağa girdiğimiz an etrafta gezinmeye başladı.

"Efendim, hastaneye gitmek konusunda ısrarcı olmak zorundayım."

Söylediğiyle zoraki bir şekilde gülümsemeye çalışırken, savaştan çıkıp gelmişiz gibi kurşunlanan araba, binanın önünde durdu. Telefonumu çantamın içine koyduktan sonra kabanımı ve poşeti almak için hareket ettiğimde, sağ kapı açıldı.

İfadesiz bakışlarım kapıyı açan kişiye yöneldiğinde, Halil, hafifçe çattığı kaşlarıyla bana bakıyordu.

"Ahu Hanım."

Kolumdaki kanı farkettiğinde afallarken, bu kez derinlemesine çattı kaşlarını. Hızla başını arabanın içine doğru eğdiğinde, bakışları tüm arabanın içinde gezindi. Saçılmış cam parçalarına anlam veremiyorken, benimle göz göze geldi.

"Kolunuz."

Keskin ve suçlayıcı bakışları hızla şoför koltuğunda oturan korumaya çevrildiğinde, derin bir nefesin ardından elimi kaldırdım.

"Ben iyiyim, poşeti ve kabanı alır mısın?"

Halil'in sert bakışları bana döndüğünde biraz olsun yumuşarken, bir sorun olmadığına ikna edilmesi zordu. Kabanı, poşeti ve en son çantamı uzanarak elimden aldıktan sonra sağ elini bana doğru uzattı. Hiçbir şey söylemeden sol elimi avucuna bıraktım ve yardımıyla arabadan indim.

Suat, koşar adım yanımıza geldiğinde, arabaya değen bakışlarıyla olduğu yerde kaldı. Endişeli bakışları bedenimi baştan aşağıya süzdükten sonra adımları, arabanın solunda durdu. Açtığı kapının ardından korumaya seslendi.

"İn kardeşim."

Koruma, bana değen bakışlarının ardından indiğinde, Suat, adamın kolundan tutarak çevirdikten sonra önce bedenini arabaya yasladı ardından kolunu sırtına doğru bastırdı.

"Ne yaptın sen Ahu Hanım'a?!"

Tepkisi karşısında dudaklarım aralanırken, gözlerim açılmıştı.

"Suat!"

Suat, ona seslenmemle beraber bana döndüğünde, arabaya yaslayarak bedenini kilitlediği koruma ani bir refleks ile önce ellerinden kurtuldu ardından Suat'ın yapılı bedenini yere serdi. Nasıl yapmıştı bunu?

İstemsizce onlara doğru adımladığımda, Halil, önüme doğru geçerek beni durdurdu.

"Ahu Hanım, eve çıkalım. Yaranıza bakmamız lazım."

Kaşlarımı çatarak Halil'e baktığımda, saniyeler sonra başını eğerek çekildi önümden. Adımlarım Suat ile Karan'ın korumasının yanında son buldu.

"Bırak korumamı."

Suat'ın sırtından ayırdığı diziyle bedenini doğrultarak, başını eğdi.

"Üzgünüm, Efendim."

Bakışlarım boynunun solunda kalan '6' rakamının dövmesine çarptığında, yutkunarak başımı salladım.

"Dönerken dikkatli ol. Hassasiyetin için de teşekkür ederim."

Alttan bakışları eğdiği başından bana değdiğinde, minnetle salladı başını.

"Ben teşekkür ederim, Efendim. Kim cüret ettiyse, karşılığını misliyle alacağından şüpheniz olmasın."

Bakışlarını, yerden doğrulan ama yüzünü ekşiterek ona öfkeyle bakan Suat'a çevirdi.

"Kulağın açık ama gözün her daim hedefinde olsun."

Suat, ona doğru bir adım attığında, elimi kaldırarak onu durdurdum. Bakışlarımı tekrar korumaya çevirdim.

"Sana yeni bir araba versinler."

İtiraz etmek için dudaklarını aralığında buna izin vermedim.

"Bu şekilde daha güvenli olur."

Başını minnetle tekrar salladığında, Suat'a döndüm.

"Ona bir araba ayarla, Suat. Dikkat çekmeyeceği bir araba."

Suat, başını salladıktan sonra bakışlarını korumaya dikti.

"Benimle gel."

Topallayarak ilerlemeye başladığında, arkasından giden koruma koluna girerek ona yardımcı olduğunda, ister istemez gülümsedim. Ne güzel anlaşmışlardı.

Bakışlarım binanın önünde beni bekleyen Halil'e değdiğinde, keskin bakışları üzerimdeydi. Ben ona doğru ilerledikçe başını eğdiğinde, binaya girerek önden ilerlemeye başladım.

Kapının önüne geldiğimde Didem, üst kata çıkan merdivenlerin başında oturmuş, bakışlarını boş duvara sabitlemişti. Onun geldiğini bir anlığına unutmuştum.

Adım seslerimizi duyduğunda, boş bakışları bize doğru döndü. Beni gördüğü gibi ayaklandığında, arkamdan beliren Halil'in bedeniyle omuzları düştü ve bakışlarına hüzün çöktü. Bakışlarım Halil'e döndüğünde, sert bakışlarını kapıya sabitlemiş, Didem'e bir kez olsun göz değdirmemişti.

Harketine karşılık çenemi dikleştirerek Didem'e döndüm.

"Hoşgeldin."

Birbirine bastırdığı dudakları aralandığında, koluma değen bakışlarıyla kaşları çatıldı. Endişeyle ellerini koluma doğru uzattığında, elimi havaya kaldırıp bir adım geriledim.

"Ahu, ne oldu koluna?"

Endişeli sorusuyla yüzümü ekşittim.

"Ufak bir kaza."

Bakışları sıyrık izine kilitlenmişken, bakışlarındaki endişe çok masumdu.

"Nasıl bir kaza bu? Çok acıyor mu?"

Başımı sağa ve sola salladım.

"Hayır, hayır. Sadece pansuman gerekli."

Açılan kapı sesi ile daire kapısına döndüm. Halil, araladığı kapıdan içeri evi gözetleyerek girdiğinde, hemen arkasından eve girdik.

Biz salonda koltuklara otururken, diğer odalara göz atıp emin olduktan sonra salon kapısında bekledi.

"Ahu Hanım, pansuman için hemşire göndereceğim."

Kaşlarımı hafifçe çatarak çenemi dikleştirdim.

"Ben hallederim, Halil."

"Emin misiniz?"

"Eminim."

"Bir şey olursa eğer aşağıdayım."

Başımı sallayarak onu onayladığımda, yapılı sırtını bize dönerek attığı iki adım sonrasında tekrar kaşlarını çatarak göz göze geldi benimle.

"Size ait bir kargo paketini odanıza bıraktım, haberiniz olsun."

Cümlesiyle duraksadığımda, hızla atmaya başlayan kalbimi hiçe saydım ve yutkundum. Didem, bir terslik sezsin istemiyordum.

"Teşekkürler."

Halil, gözlerimin içine baktıktan sonra başını eğerek sırtını döndü ve hızlı adımlarının ardından daire kapısının kapanma sesiyle gittiğini anladım.

Kargoyu düşünmemeye çalışarak derin bir nefes aldım ve Didem'e döndüm. Eğdiği bakışlarının odağı, kucağında oynadığı elleriydi.

"Didem, nasılsın?"

Sorumla irkilerek bana döndüğünde, koluma değen bakışıyla birlikte yutkundu.

"Asıl sen nasılsın Ahu? Ağrın var mı?"

Moralini düzeltmek için gülümsedim.

"Banyodaki sağlık çantasını getirirsen eğer ağrım sonlanabilir."

Bakışlarını devirerek gülümsedikten sonra ayaklandığında, salondan ayrılana kadar ayırmadım ondan bakışlarımı. Didem, son iki görüşmemizde, hiç hazırlanmamıştı. Üzerinde dekolteli kıyafetleri, yüzünde renkli makyajı yoktu. Evet, bu hâliyle de çok güzeldi ama bir şeyler onun için gerçekten ters gidiyordu belli ki.

Elindeki sağlık çantasıyla tekrar odağıma girdiğinde, dalgınlığımdan sıyrılarak zoraki bir şekilde gülümsemeye çalıştım.

"Sağlık lisesinde okumuş olmanın faydasını görelim artık bence."

Söylediğimde dişlerini göstererek gülümsediğinde, yanıma oturdu. Çantayı açarak içinden malzemeleri çıkardığında, ben, üzerimdeki kazağı, yarama dikkat ederek sıyırdım bedenimden.

Dakikalar sonra işi bittiği için eldivenlerini çıkartırken, malzemeleri tekrar kutuya yerleştirmeye başladı.

"Beş dikişin var artık, Ahu."

Dudaklarımı birbirine bastırdım ve başımı salladım. Sağlık çantasını yerine götürmek için ayaklandığında, tekrar bana doğru döndü.

"Sana bir üst getirsem iyi olacak."

Cümlesiyle yerimden doğrularak ayaklandım.

"Ben alırım. Sen sonrasında mutfaktan iki soda alıp salona geç istersen, konuşalım."

Bakışlarındaki ifade değişirken, gözlerini kaçırırak başını salladı ve banyoya doğru ilerledi. Arkasından hızlı adımlara odama geçtiğimde, dolabımdan çıkarttığım beyaz yarım kollu tişörtü giyindim. Gözüme değen siyah hırkamı da üzerime giyinirken, yatağımın yanına koyulmuş büyük siyah karton poşeti farkettim.

Yutkunarak poşete bakarken, Halil'in bahsettiği kargom olduğunu anladım. Dilimle dudaklarımı ıslattıktan sonra kapımı tam kapattım ve tekrar salona geçtim.

Önce Didem'i halletmeliydim.

Salonda, bakışlarını sehpanın üzerine koyduğu sodalara sabitlemiş Didem'i izledim bir süre. Onu izlediğimi farketmiyordu.

Kaç dakika geçtiğini hesap etmezken, ani bir irkilmeyle bana doğru döndü.

"Didem."

Yutkunduktan sonra gülümsemeye çalışırken, ondan, kontrolsüz bir şekilde şüphelenmeye başlıyordum.

Adımlarım yanına ulaştığında, yüzümü ekşiterek yanına oturdum.

"Ağrı kesici etki eder."

Başımı sallarken, bugün içtiğim ikinci ağrı kesici olduğu hatırladım. Hayır, dün geceyi düşünmeyecektim.

"İyi görünmüyorsun."

Bakışlarım Didem'e döndüğünde, yutkundum.

"Sende öyle."

Diliyle dudaklarını ıslattığında, dolan gözlerine karşı hafifçe çatıldı kaşlarım.

"Didem, anlatacak mısın? Senin için gerçekten endişeleniyorum."

Gözyaşları eşliğinde gülümserken, ellerini, bastırdığı dizlerinin arasında tutuyordu. Gülümsemesi yavaş yavaş yüzünden silindiğinde, derin bir nefes aldı.

"Seninle olan arkadaşlığım, yıllar önce amcanın verdiği emir ile başladı."

Duyduklarımla bedenim buz kestiğinde, çatmış olduğum kaşlarım düzelirken, donuk bakışlarım Didem'in ürkek bakışlarındaydı.

"Anlamadım?"

Buz gibi sesimle sorduğum soru karşısında, dudakları tıpkı bir çocuk gibi büküldü.

"Mekâna seni ısrarla götürdüm çünkü kuzeninin sana sürpriz yapacağını söyledi."

Öfkeyle oturduğum yerden ayaklandığımda, derinlemesine çattım kaşlarımı. Nefes almayı bırakan bütün bedenim uyuşmuştu.

Ürkek bir adımla ayağa kalktığında, havaya kaldırdığı ellerinin avuç içlerini bana doğrulttu.

"Ahu, ben sana söyleyecektim ama yapamadım. Amcan, şimdi abimin hayatıyla tehdit ediyor beni!"

Karşımda hıçkırıklara boğulduğunda, önce dizlerinin üstüne çöktü sonra ellerini ayak bileklerime sardı.

"Düşmanlarınızın olduğunu, seni korumak için her şeyini bilmek istediğini söyledi! Ben zaten hiçbir şey bilmiyorum ki! Abimi öldürebilir, Ahu! Yalvarırım yardım et bana!"

Kulaklarım, uğulduyordu. İhanet, bir bedene bürünmüş ve ayaklarıma kapanmıştı. Önce söylediği hiçbir şeyi duymamaya başladım. Kasıklarımdaki sızı, kolumdaki sancı tamamıyla hissizleşmişken, gözlerim kapandı.

Amcam, en yakın arkadaşımdan vurmuştu beni.

Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayınız. 🖤

Evett, bekliyor muydunuz tek arkadaşımız Didem'den bunu? Hiçbirimiz...

Bölüm ve Didem hakkında ki düşüncelerinizi merak ediyorum. Sizce Ahu, bu ihanet karşısında ne yapacak? Acısını kimden çıkartır? Üstelik o kargo boşuna gelmedi ne yazık ki...

Gelecek bölümü yayınlamamak için nasıl zor durduğumu bir bilseniz keşke!

Bu arada araya sıkıştırdığım şiirimi de beğendiğinizi düşünüyorum ;))

Gelecek bölümde görüşmek üzere.

Yorumlarda buluşalım. 🖤