12. bölüm · SAHİPSİZ SANCILAR (+18)

| 12

ZB

İyi okumalar.

Yaşım, onlardan kaçmaya ama diplerinde yaşamaya mecbur olduğum yaşımdan büyüktü. Öfkem, şu yaşıma kadar yaşadığım yaşantımdan daha korkunçtu.

Geçirdiğim dört gün,
Sallanan sandalyemin üzerinde düşünerek geçirdiğim dört gün.
Caner'in karşıma çıkabilme cesareti, Derya'nın bana karşı üslûbu ve nefreti, yengemin aklından sildiği geçmişte hâlâ can çekişen küçük Ahu'dan habersizliği, amcamın benden aldığı masumluğum...

Dört gün. Koca dört gün. Caner'in karşıma çıkmasını kaldıramadığım için uyumaktan kaçtığım dört gün. O sandalyenin üzerinde küçük Ahu gibi hıçkıra hıçkıra ağladığım dört gün.

Ben neden kafama sıkmaya karar vermiştim?

Neden o tetiği çekmiştim?

Neden bu hayattan kopmak istemiştim?

Onlar yüzünden...

İçimdeki hiçbir duygunun yeşermesine müsaade etmeden, benden kopartanlar yüzünden.

Şimdi ise Derya ile Caner özgür, ben içinden çıkamadığım geçmişime tutsak.

Ölmeyecektim.

Onları öldürmeden, ölmeyecektim.

Amcam, oturduğumuz masada hâlâ tam karşımda oturuyordu. Önündeki dosyalarda sırayla göz gezdiriyor, imzalaması gereken belgeleri imzalıyordu.

"Canın sıkılıyor mu Ahu?"

Yönelttiği soruyla koptuğum ana geri dönerken, başımı sağa ve sola salladım.

"Hayır. İşini bitirmeni bekliyorum."

Dudakları kıvrılırken, önündeki dosyadan saniyelik olarak ayırdığı bakışlarını benimle birleştirdi.

"Tabii seni neden çağırdığımı merak ediyorsun kızım."

Cümlenin sonuna eklediği 'kızım' kelimesiyle bedenim gerildiğinde, bunu belli etmemek adını ellerimi masanın üzerine koydum.

"Dinliyorum."

Küstah bir gülüşle dosyayı biraz daha inceledikten sonra önüme doğru masanın üzerinden kaydırarak itti. Çattığım kaşlarımla beraber dosyayı tutarak önüme çektiğimde ilk sayfadan itibaren göz gezdirmeye başladım. Ben göz gezdirirken, amcam, bilgi vermeye çoktan başlamıştı.

"Ben senin kararına saygı duyarak üstüme düşeni yaptım. Senden de bu adamın işini bitirmeni istiyorum Ahu."

Bedirhan ASAF.

Tetikçi bir çetenin, geçiçi lideri.

"Bedo lakaplı Bedirhan Asaf. Öncesinde onunla aynı masaya oturdum ve anlaştık."

Verdiği nefesten ne kadar gergin olduğunu anlayabiliyordum. Oturduğu koltuktan kalkarak ofisin içinde yavaş adımlarla turlamaya başladı.

"Ben anlaştığımızı sanıyormuşum."

Adımlarını durdurduğunda ellerini ceplerine koyarak bana döndü.

"Caner ile Derya'ya yurtdışında oldukları dönem de bir saldırı olmuştu. Sen üzülme diye söylemedim."

Dudaklarım kontrolsüzce kıvrıldığında, amcam bunun ne anlama geldiğini biliyordu. İkisine gelecek herhangi bir zarar, kaşlarımı çatabileceğim kadar bile dokunmazdı içime.

"Desene beceriksizmiş."

Dediklerimle kaşları çatıldığında gergin bir şekilde iç çekti.

"Öyledir. Benimle anlaşamamasıdan anladın değil mi Ahu?"

Hayır, iki gereksiz insanın infazını gerçekleştiremediği için. Geçiştirircesine başımı sallayarak devam etmesi için bekledim.

"Nerede ne yaptığı, nerede yaşadığı kısacası hakkındaki her şey önünde gördüğün dosyada. En geç iki güne infaz edilmesini istiyorum."

Bakışlarım adamın dosyasında usul usul gezerken arka sayfayı çevirmek için hareketlendiğimde, amcamın ne zaman yanıbaşıma geldiğini anlamamıştım. Elini dosya kâğıdının üzerine koyarak beni durdurduğunda, yaptığına anlam veremediğim için sorgular bakışlarımla ona döndüm.

"Arka sayfada yazan çoğu şey gereksiz, okumanın bir anlamı yok. Sen bu sayfayla ilgilen yeter."

Bakışlarım kısılırken amcamın bu hareketi içime şüphe düşürmüştü. Dosyayı elime vermişti ama tamamını okumama müsaade etmiyor muydu? Sesimi çıkarmadan başımı salladım ve dosyadan kopartarak verdiği ilk sayfayı alarak ayaklandım.

"Bu işi olmuş bil."

Gözlerindeki memnuniyet parıltılarıyla başını sallayarak beni onayladığında, masanın üzerindeki çantamı alarak hızlı adımlarla ofisinden ayrıldım.

Bu işi olmuş bil amca. Bu beceriksiz adama suikast nasıl yapılır, onu öğreteceğim.

⛓️

Evime tekrar geri döndüğümde kabanımı omuzlarımın üzerinden alarak portmantoya astım. Eğilerek topuklularımı çıkardıktan sonra odama doğru yönelerek ayakkabılarımı dizdiğim dolaba yerleştirdim.

Giysi dolabımdan siyah, saten askılı ve şort takımı çıkartarak yatağın üzerine koydum ve giyindiğim elbisemi hızlı bir şekilde çıkardım. Gecelik takımımı giyindikten sonra çıkmadan önce biraz dağılan odamı toparladıktan sonra banyoya geçtim ve makyajımı çıkardım.

İşlerimi bitirdikten sonra salona geçtiğimde, kendimi gri koltuğumun üzerine atarak uzandım. Bakışlarım boş tavanda gezinirken, evin içini aydınlatan loş ışığa minnettardım. Gözlerimi ağrıtmıyordu. Ama zihnimin içine kırgındım, beni geçmişte oyalayarak yaşatmıyordu.

Derin bir nefes alarak gözümü kapattım. Odama doğru gittiğimde, banyoya uğradığımda, salona doğru geldiğimde önünden öylece geçip gittiğim odanın kapısına bakışlarımı bile değdirmemeye çalışmak büyük gayretti.

Oysa dört gün boyunca oradan çıkamamıştım.

Defalarca geçmişime gitmiştim ama bir türlü geri dönememiştim. İşin içinden çıkamaz hâle geldiğimde ise her defasında işler garipleşiyordu. Önce Eliz'i hatırlatıyordum kendime.

Güzel miniğim, masum Eliz'im, Ahu Eliz'im...

Ne zaman küçüklüğümü düşünsem, o acılı günlerin tekrarında hissetsem kendimi, Eliz'in gülümseyen yüzü aklıma geliyordu. Beni çekip çıkardığı an ise zaten olmayan özgürlüğüme el koymak için pusuda bekleyen Karan geliyordu aklıma.

Yatağında misafir olduğum, mekânında içmekten bayıldığım, bakışında bile kendimden geçtiğim Karan...

Ondan korkuyordum.

Sadece korkmuyorsun.

Evet, sadece korkmuyorum.

İçimde bir yerlerde gezen o duygunun adı her neyse tüm damarlarımda gezdiriyordu o duyguyu.

Duygulardan öylesine uzak büyümüştüm ki, acı ve hüzün dışındaki tüm duygulara yabancıydım.

Yabancım, Karan.

Derin bir iç çekerek ciğerlerime hava doldurduğumda, Karan'ın o gün beni duvara yasladığı anlar belirdi zihnimde. Gözlerim kontrolüm dışında kapanırken, karanlığımda beliren anlar kan akışımı hızlandırmaya başladı. Dudaklarımı birbirine bastırdığımda başımı ağır bir şekilde sağa ve sola sallayarak bakışlarımı araladım.

Boş tavan, fazla doluydu.

Çıkmazında aldığım nefesleri ciğerime batıran geçmişim, soluklanmak için yönümü çevirdiğim ama nefesimi kesen Karan.

Gözlerimi tekrar kapatarak yutkundum ve derin bir nefes aldım.

Geçecek, geçiyor, geçti Ahu.

Önce aklımın içinde dönen her şeyi en ince ayrıntısına kadar planlamalıydım. Yıllar sonra karşıma çıkabilme cesareti bulan Caner'e hâlâ aynı Ahu olmadığımı göstermeliydim. Ona, her şeyin hesabını sormalıydım.

Derya ile birlikte uğradığı saldırıdan kurtulup elime düşmüş olması benim için yıllarca beklediğim fırsatlardan bir tanesiydi.

Bedirhan ile bir şekilde anlaşabilirsem eğer ellerimle sıkmak istiyordum Caner'in kafasına.

Ahu için. Küçük Ahu'm için.

Derin bir nefesle beraber rahatlamak adına iç çektiğimde, bedenimin de en az zihnim kadar yorgun olduğunu hissettim. Loş ortam beni daha fazla mayıştırırken, gözlerim usul usul kapandı.

Elimde olsa bir daha uyanmamak üzere kapatırdım gözlerimi.

Evet, zamanında tetiği çekilmiş silah elimdeydi ama zamanı değildi ya da kaderin çarkını çevirebilecek kadar güçlü değildim.

Gözlerimi araladığımda loş ortama güneşliğin arkasından eşlik etmeye çalışan günışığının gri rengiyle karşılaştım. Hava aydınlamış mıydı? Ben kaç saattir uyuyordum?

Ard arda kapatıp açtığım göz kapaklarımla atılmaya çalışırken, duvardaki asılı olan saate baktım. 8.16.
Öylesine bir yorgunlukla kapatmıştım ki gözlerimi, dünün akşamüstü vakitlerinden beridir uyumuştum.

Geçen dört günün yorgunluğunu büyüktü,
geçen yılların yükü kadar ağır değildi.

Bakışlarım bir süre boş salonda gezinirken, tekrar uyuyabileceğimi bilseydim eğer hiç doğrulmazdım koltuktan. Ama biliyordum fazlası zarardı. Kâbusus uyandığım bugüne sonrasında kâbus görmüş şekilde devam etmek istemiyordum.

Ağır hareketlerle yerimden doğruldum ve ruhsuz evin içinde ruhsuz bedenimle gezinmeye başladım. Adımlarımı mutfağa doğru ilerleterek, büyük bir bardakta içebildiğim kadar su içtim. Buzdolabını açarak göz gezdirdiğimde, boş midemi doldurmak adına atıştırmalık bir şeyler çıkarttım.

Kahvaltı yapmayı sevmezdim ama biraz daha yemek yemezsem açlıktan ölecektim.

Dudaklarım istemsizce kıvrıldı. Sanırım yemek yemediğim için ölmek, kendime büyük bir saygısızlık olurdu.

Ne acı ama! Kafasına sıkamadı ama aç kaldığı için veda etti bu hayat, katil Ahu Sarel!

Alaylı gülümsemem kahkahalara dönüşürken, yutmaya çalıştığım salamların boğazıma kaçmasına sebep oluyordum. Öksürdükten sonra suyudumdan birkaç yudum aldım. Derin bir nefes aldıktan sonra masanın üzerindeki birkaç şeyi toparladım ve tekrardan salona geçtim.

Yaktığım sigaramı kullüğe bırakırken, günlerdir bakamadığım telefonumu elime aldım. Didem'in aramaları ve mesajları beni elbette ki şaşırtmamıştı.

'Ahu, evde misin? Kapıya geldim ama açan olmadı.'

'Ahu, o gün bir şey mi oldu? Sızdığım bir geceden sonra ilk defa senin evinde uyanmadım.'

'Neredesin Allah aşkına sen!'

'Ahu, sana anlatmam gereken bir şey var! Çok mutluyummm!'

Hep mutlu ol.

Diğer mesajları okumak yerine arama tuşuna basarak telefonumu kulağıma yasladım. Telefonu açmasını beklerken sigaramdan aldığım dumanı usul usul odaya yayıyordum.

"Alo, sonunda Ahu! Nerdesin sen kaç gündür? Aklım çıktı kızım!"

Yüzümü buruşturarak telefonumu biraz uzağımda tuttuktan sonra tekrar kulağıma yasladım.

"Didem, lütfen sakin konuş. Başım ağrıyor."

Merakı yüzünden olan siniriyle verdiği nefesten sonra bir süre bekledi.

"Şirkete doğru geçiyordum ama biliyor musun vazgeçtim. Hazırlan Ahu, seni almaya geliyorum. Kahve içeriz bir yerde ve sen bana neler olduğunu anlatırsın."

Eğer onu erteleseydim kapıma dayanacağını bildiğim için onun görmeyeceğini bile bile başımı salladım.

"Pekâlâ, hazırlanıyorum o zaman. Dikkatli sür."

Bir şey demesini beklemeden aramayı sonlandırarak derin bir nefes aldım. Telefonu masanın üzerinde koyarak başımı avuçlarımın içine aldım ve düşünmeye başladım. Ne söyleyecektim şimdi Didem'e?

O geceyi tam hatırlamadığımı ve gözümü açtığımda Karan'ın evinde onun yatağında uyandığımı, Karan'ın da gittiğimiz mekânın sahibi olduğunu mu söylecektim?

Aynı zamanda intihar etmek için gittiğim rezidansta çıkan yangın sonucu kurtardığım kızın dayısı olduğunu. Sonrasında karşılaşmalarımızı, ondan etkilendiğimi, onun benim gibi bir insandan etkilenmeyeceğini ama beni tehdit ettiğini ve her ondan kaçmaya çalıştığımda birbirimizin dibinde bittiğimizi. Söyleyemezdim.

Yanımızda Eliz var diye gözlerimin içine baka baka imayla dolu verdiği onaydan sonra eve geldiğimi ve mekâna gittiğimiz gece beni yıllarca taciz eden kuzenim Caner'le karşılaşmayı kaldıramadığım için dört gün boyunca önünden geçmekte bile zorlandığım odaya kendimi hapsettiğimi ve içinden çıkamadığım geçmişime tekrar tekrar karıştığımı söyleyemezdim.

İç çekerek başımı sağa ve sola salladım. Ona içini rahatlaması ve üzerinde durmaması adına bir şeyler söyleyecektim. Korumalardan birinin beni eve getirdiğini ve sonraki günler şirkette işler yüzünden yoğun olduğumu. Şirkete ayda bir ya da iki kere uğradığımdan haberdardı. Bir ihale için toplantılar yapıldığından bahsedebilirdim. Eve geldiğimde yorgun olduğumu, gözümün telefonu görmediğini söyleyebilirdim.

Başımı geriye doğru atarak koltuğa yasladıktan sonra tavana baktım. Rahat bir nefes alarak söyleyeceğim her şeyi tekrar ettim. Ona her ne kadar yalan söylemek istemesem bile buna mecburdum.

Hayatım hakkında fazla bilgi sahibi olmak, onun için doğru olmazdı. Bana acıması istediğim son şey bile değildi. Benim arkadaşımdı, hep arkadaşım olarak kalmalıydı. Gerçek ve samimi duygular üzerine kurduğumuz bu arkadaşlığı, geçmişim yüzünden acıyan bakışlarının gölgesi altında ezilerek bozmak istemiyordum.

Oturduğum koltuktan doğrularak ayaklandım ve odama doğru adımladım. Giysi dolabıma göz gezdirdiğimde, lacivert uzun elbisemi çıkardım. Ayakkabı dolabımdan siyah stiletto topuklularımı da çıkartarak boş parkenin üzerine koydum ve odamdan çıkarak banyoya yöneldim.

Elimi yüzümü yıkadıktan sonra dişlerimi fırçaladım ve banyodan çıkarak tekrar odama geçtim. Saten gecelik takımımı çıkardıktan sonra elbisemi giyindim ve boydan aynamın karşısına geçtim.

Vücudumu sararak bileklerimin üstünde biten, önü v yaka koyu lacivert elbisemin üzerine saçlarımı düz bir şekilde bıraktım. Makyaj masama oturarak nude tonlarında yaptığım hafif makyajdan sonra topuklularımı giyindim ve tekrardan boydan aynaya bakarak kendimi kontrol ettim.

İyi görünüyordum.

Gözüm takı çekmeceme çarptığımda uzandım ve içinden gümüş küpe, kolye ve bileklik setimi çıkartarak sırayla taktım. Diğer çekmecemden güneş gözlüğümü elimi aldım ve çekmeyi kapattım. Aynaya bakarak birkaç gülümseme provamı yaptıktan sonra dün kullandığım çantamı da alarak odamdan ayrıldım.

Portmantodan siyah kabanımı da omuzlarımın üzerine yerleştirerek, büyük siyah güneş gözlüğümü taktım ve derin bir nefes aldım. Şimdi tek yapmam gereken şey Didem'i beklemekti.

Salona doğru adımlamaya başladığımda elimdeki telefonumun çalmasıyla olduğum yerde durdum.

"Efendim?"

Didem'in önce gergin nefeslerini duyduğumda kaşlarımı çattım.

"Ahu, kapındayım. Aşağıya iner misin?"

Ne olduğunu anlamamıştım ama Didem'in sesinden ne kadar kadar gerilmiş olduğunu anlayabiliyordum. Bir şey söylemeden telefonu kapatarak çantama koydum ve kapıyı açarak evden ayrıldım.

Hızlı adımlarla merdivenleri inerken apartman girişinde Halil ile Didem'le karşılaştım.

"Barzo musun sen bıraksana kolumu!"

Didem'in yükselen sesiyle kaşlarım çatıldığında adımlarımı hızlandırırak yanlarına ulaştım. Halil, büyük eliyle Didem'in kolunu tutmuş, sert bakışlarını gözlerine sabitlemişti.

"O sesini alçalt."

"Ne oluyor burada?"

Halil sesimi duyarak bana döndüğünde, Didem bunu fırsat bilerek kolunu kurtardı ve kendine çekti.

"Bu hayvanı kim koruman diye kapına koydu Ahu? Bunun yeri hayvanat bahçesi!"

Didem'in söyledikleriyle Halil odağını ona verdiğinde bakışları hiç tekin görünmüyordu. Hafifçe öksürerek gözlüğü çıkardım ve Halil'e doğru adımlayarak elimi omzuna koydum.

"Sakin ol, o benim arkadaşım."

Bana döndüğünde öfkeyle burnundan soluyordu. Öfkesinden sıktığı dişleri çene kemiklerini ortaya çıkarmış, kaşları derinlemesine çatılmıştı. Yutkunarak başını salladığında, omzunu koyduğum elimi çektim ve Didem'e döndüm. Halil'in bizden uzaklaşan hızlı adımlarını duymayı bıraktığımda kaşlarımı çattım.

"Ne oldu Didem? Öyle söylenir mi hiç?"

Didem derin bir nefes alarak koluna baktıktan sonra bana döndü.

"Apartmana girecekken daha yüzümü görmeden çekiştirmeye başladı. Tanımamış beni sözde!"

Bakışlarım kısılırken Didem'in verdiği tepkinin neden bu kadar fazla olduğunu anlamaya çalışıyordum.

"Tamam sakin ol. Sadece bu kadar mı?"

Çattığı kaşlarının altındaki öfkeli bakışların hedefi olurken tepkisi için gülümsememi bastırdım.

"Beni tanımadı diyorum Ahu, inanabiliyor musun? Beni!"

Kaşlarım şaşkınlıkla havalanırken bunu farkettiğinde bakışlarını kaçırdı.

"Yani o kadar gördü beni nasıl tanımıyor?"

Dudaklarımı birbirine bastırarak başımı salladım.

"Haklısın evet ama o biraz dikkatsizdir. Yani şahsi olarak algılama Didem, işine daha fazla önem veriyor sadece."

Gözlerinin içine bakarak kurduğum cümlelerde bakışlarında ki duygu değişimlerini gördüğüm an gülmemek için kendimi zor tuttum. Didem, sinirle adımlarını arabasına doğru yönlendirdiğinde gözlüğümü takarak peşinde yavaş adımlarla ilerledim.

Suat ile Ömer oturdukları sandalyelerden ayaklanarak bize doğru yaklaştıklarında, Halil ayağa kalkmıştı ama başını yere doğru eğmiş hareket etmiyordu. Bakışlarım sürücü koltuğuna oturmuş Didem'e kaydığında, alttan alttan Halil'in olduğu tarafa doğru baktığını gördüm.

"Efendim, nereye gidiyoruz?"

Suat'ın sesiyle ona dorğu döndüğümde elimi kaldırdım.

"Didem ile kahve içmeye gideceğiz. Sizin başka işiniz var Suat."

Suat, sorgular bir şekilde kaşlarını çattığında kaldırdığım elimi kendime doğru indirdim. Biraz daha yakınıma geldiğinde kulağına yaklaştım.

"Bedirhan Asaf'ın mekanını kurşunlayın."

Geri çekilerek gözlerine baktığımda bakışlarını yere indirdi.

"Gündüz vakti mi efendim? Saat neredeyse sabah on."

Gülümseyerek tekrar kulağına yaklaştım.

"Evet, gündüz vakti. Korkumun olmadığını açık açık belli etmek istiyorum."

Geri çekilerek tekrar Suat'a baktığımda, gözlerindeki ifade hoşuma gitmişti.

Suat, korkuyordu.
Suat, yapacaklarımdan korkuyordu.

"Nasıl isterseniz efendim."

Memnuniyetle mırıldandıktan sonra bakışlarım Halil'e doğru kaydı. Sert ve meraklı bakışları benim üzerimdeydi.

"Halil de sizinle beraber gelsin Suat."

Suat'ın bakışları da Halil'e doğru döndükten sonra tekrar bana döndü. Yutkunarak başını salladı.

"Tamam efendim."

Başımı sallayarak Didem'i daha fazla bekletmemek için arabaya doğru ilerledim. Sağ koltuğa binerek gülümsedim.

"Gidebiliriz şimdi."

Didem, ters bakışlarını Halil'in üzerinden alarak gaza bastı. İnce kaşlarını çatmış, karşısındaki yola odaklanıyordu ama aklının nerede olduğunu tahmin etmek zor değildi. On beş dakika sonra mekanın önünde durduğumuzda Didem anahtarları valeye verdi ve içeri geçtik.

Etrafımızda tek tük kahve içen insanlar dışında kimse yoktu. Çalışanlar servislerinden sonra ortalıktan kayboluyor, insanlar sessizce kahvelerini içerek önlerindeki bilgisayarlara odaklanıyordu.

"İki tane sade türk kahvesi alalım biz."

Didem, sipariş verdikten sonra benden kaçırdığı bakışlarını kucağındaki ellerine indirdi. Elleriyle oynuyordu. Derin bir nefes alarak, çıkardığım gözlüğümü saçlarımdan geçirerek başımın üzerine taktım ve sorgular bakışlarımı üzerine diktim.

"Anlatacak mısın?"

Sorduğum soruyla beraber bana baktığında, başını sallayarak kaşlarını çattı.

"Neyi? Ben seni konuşturmaya geldim buraya Ahu."

Gülümseyerek başımı salladım.

"Hadi ama Didem, Halil'le size ne oluyor?"

Kaşları önce şaşkınlıkla havaya kalktığında bakışlarını kaçırdı ve başını salladıktan sonra derinlemesine çattığı kaşlarını masanın üzerine çıkardığı ellerine sabitledi.

"Bir şey olduğu yok sadece biraz hadsiz."

Kaşlarım havalanırken avuç içlerimi masaya yasladım.

"Pekâlâ. Sadece bugün ile mi alakalı?"

Bakışlarımı kısarak üzerine diktiğimde, masada ellerini tekrar kucağına indirdi.

"Ahu, bunu senden saklamak istemiyorum."

Kaşlarım çatılırken başımı soluma doğru yatırarak ona baktım.

"Neyi?"

Derin bir nefes mekânda göz gezdirdi. Kucağındaki ellerini başının iki yanına yasladı.

"Çok utanıyorum."

Merakım git gide artarken yutkundum.

"Söyleyecek misin Didem yoksa ben Halil'i mi arayayım?"

Açtığı gözlerini bana çevirerek telaşla ellerini salladı.

"Hayır tabii ki Ahu."

Sesinin ayarını kısık tutmaya özen göstererek olduğu yere kıvranırken başını tamamıyla eğdi.

"O gece..."

Başımı salladım.

"Evet, hangi gece?"

Eğdiği başını kaldırarak bana baktığında, gözlerindeki şüpheyi yakalamıştım.

"Mekâna gittiğimiz gece Ahu. Sahi o gün seni kim bıraktı? Ömer ile Halil beni bıraktılar çünkü."

Sorusuyla afalladığımda hızla ifademi toparladım. Dudaklarımı dilimle ıslatarak birbirine bastırdım. Bakışlarımı kafeteryada insanların üzerinde biraz gezdirdikten sonra bize doğru gelen garsonu farkettim. Bedenimi masadan ayırarak geri çekildiğimde, Didem, kaşlarını hafifçe çatmış bana sorgularcasına bakıyordu.

"Afiyet olsun efendim."

Garsona karşılık olarak başımı salladım ve bakışlarımı Didem'e çevirdim. Derin bir nefes alarak gülümsemeye çalıştım.

"Ömer Suat'a haber vermiş. O geldi beni almaya. Yani ben tam hatırlıyorum sayılmaz."

Didem, tatmin olurcasına başını sallayarak bakışlarını önündeki kahveye dikti. Bende kasıldığımı anlamasması için kahveme uzanarak bir yudum aldım ve çantama uzanarak çıkardığım sigaradan bir dal yaktım. Çektiğim dumanı usul usul verirken, Didem'in konuşmasını bekliyordum.

"Evet Didem, seni dinliyorum şimdi."

Didem, önündeki kahveden aldığı büyük yudumdan sonra hafifçe öksürdü ve başını sallayarak gözlerini kapattı.

"Halil'i öptüm."

Dudaklarım şaşkınlıkla aralanırken elimdeki sigarayı küllüğe bıraktım. Öylece Didem'e bakarken, şaşkınlığımı gizlemek mümkün değildi. Ne demişti o? Halil'i öptüğünü. Korumam olan Halil. Yüzünü bana buruşturarak bakan, tepkimi izleyen Didem'i rahatlatmak adına dudaklarımı birbirine bastırdım. Başımı salladım ve tepkimi düz tutmaya çalıştım.

"Pekâlâ. Nasıl olduğunu sormalı mıyım? Yani çünkü o gece sarhoştun, bilerek yaptığını düşünmüyorum açıkçası."

Derin bir nefes alarak göğsünü şişirdikten sonra kaçırdığı bakışlardan sonra başımı hafifçe eğdim.

"Tabii normalde yapmaya cesaret edemediğin eylemi gerçekleştirebilecek kadar fazla içmediysen diyeceğim. Çok sarhoştun Didem."

Didem utançla başını eğdikten sonra sıktığı yumruklarını masanın üzerine koydu.

"Ahu, bunu yaptığıma inanamıyorum."

Sımsıkı yumduğu gözlerini açarak bana baktığında, bakışlarındaki utancın yerini öfke parıltıları aldı.

"Ama gördün değil mi? Yaklaşık bir saat önce resmen beni tanımadı. Hayvan herif!"

Cümlenin sonunda fazla yükselerek ettiği hakaretten sonra sağ avuç içini hızla dudaklarının üzerine kapatarak etrafa baktı. Kimsenin duymadığına emin olduktan sonra aldığı derin nefesi geri vererek, ellerini kahve fincanına sardı.

"Çok sinirlendirdi beni, çok."

Kendimi daha fazla tutamadığım için gülmeye başladığımda, Didem tepkime karşılık çattığı kaşlarıyla şaşkınlıkla bana bakıyordu.

"Didem, sen Halil'den resmen hoşlanıyorsun."

Didem, söylediklerime karşılık kaşlarını daha fazla çatarken araladığı dudaklarını birbirine bastırdı.

"Yok öyle bir şey."

Tekrar gülerken kaşlarımı havalandırdım.

"Hadi ama Didem! Seni tanıyorum ben."

Söylediklerimin doğruluğunu bakışlarıyla belli ederken, yanaklarına doldurduğu havayı geri bıraktı. Avuçlarını yüzüne yaslayarak başını salladı.

"Deli gibi hemde Ahu."

Aldığım itirafla beraber gülümserken başımı salladım.

"Senin için konuşacağım onunla."

Hızla avuçlarını yüzünden çekerek başını sağa ve sola salladı.

"Hayır Ahu! Gerçekten ben istemiyorum böyle bir şey. Zaten olacağı varsa olur öyle değil mi?"

Umutla bakan gözlerine karşılık olarak masadaki ellerini ellerimin arasına aldım. Şefkatle gülümseyerek başımı hafifçe eğdim.

"Nasıl istersen öyle olsun Didem. Ama lütfen kendini üzecek kaptırma olur mu?"

Bakışlarını masaya doğru ellerimize çevirdikten sonra içten bir şekilde gülümseyerek başını salladı.

"Dikkat edeceğim, teşekkür ederim Ahu."

Derin bir nefes alarak bakışlarını gözlerime taşıdı.

"Sarhoştum ve bilincim gerçekten yerinde değildi. O, o bana çok farklı bakıyordu sanki Ahu."

Aldığı nefesi geri verirken başını salladı.

"Sadece ufak bir hoşlanma diyelim biz buna. Ayrıca onun hislerinden emin değilken bir şeyler hissetmek aptallık olur."

Söyledikleri yüzümdeki gülümsemeyi yavaş yavaş silmeme neden olurken, ellerini sardığım ellerimi yavaş yavaş geri çektim. Didem, haklıydı. Onun hislerinden emin değilken ona karşı bir şeyler hissetmek, aptallıktı.

Aptallık etme Ahu.

Aklımda bir an da Karan'ın belirmesiyle kalbim hızlı bir şekilde çarpmaya başladı. Didem'in söyledikleri farkında olmadan içime dokunmuştu. Karan'ın bana karşı ne hissettiğini bilmeden, kontrolsüzce ondan etkileniyordum ve bunun sonu benim açımdan hoş bitmeyebilirdi.

"Ahu, bir şey mi oldu?"

Didem'in sesiyle irkilerek ona döndüğümde, yutkunarak başımı sağa ve sola salladım.

"Hayır."

Dudaklarını birbirine bastırarak başını salladığında, bakışlarım küllükte kendi kendine sönen sigarama takıldı. Son dumanlarını usul usul veren izmariti izlerken, odağına giren garson ile beraber bakışlarımı garsona çevirdim. Elindeki kokteyli önüme bıraktığında kaşlarımı çatarak konuşmak için dudaklarımı araladığımda, benden önce konuştu.

"Efendim, Bedirhan Bey özel olarak gönderdi."

Duyduğum isimle kaşlarım derinlemesine çatılırken, bakışlarım önüme bırakılan kokteyle ardından kokteylin yanındaki not kağıdına kaydı.

"Biz öyle birini tanımıyoruz, alır mısınız lütfen."

Didem, olaya her şeyden habersiz müdahale etmeye çalışırken elimi kaldırarak onu durdurdum.

"Ben tanıyorum, sorun yok. Teşekkürler."

Didem'in kaşları çatılırken, sessizce beni izlemeye başladı. Gergin bir şekilde nefeslendikten sonra not kağıdına uzandım ve kendime çevirdim.

'Cesaretine olan hayranlığımı yüz yüze gelerek konuşmak isterim. Üst kattayım.'

Dişlerimi sıkarak not kağıdını elimde buruşturdum. Kahretsin! Bu kadar çabuk bana ulaşmasını beklemiyordum.

"Ahu, kim o?"

Didem'in endişeyle sorduğu soruyla beraber ona baktığımda, kendimi kontrol altında tutmaya çalışıyordum. Zoraki bir şekilde gülümserken, hiçbir şey anlamamasını istiyordum.

"Eski bir arkadaşım. Sen istersen şirkete geç Didem, saat öğlene doğru geliyor. "

Endişesini biraz olsun giderdiğim için içim rahatlarken başını salladı ve çantasına uzandı.

"Müsait olduğun en kısa zamanda Ahu, olur mu?"

Başımla sallayarak onu onayladıktan sonra sarılmasına karşılık verdim ve gidişini izledim. Mekandan çıktığı an damarlarımda gezmeye başlayan öfkemin hissi nefes alışverişlerimi hızlandırdı. Hızla çantama uzandıktan sonra çıkardığım kabanımı tekrar omuzlarıma yerleştirdim ve yanımdaki garsona döndüm. Başını eğerek elini önüne doğru uzattıktan sonra önümden ilerlemeye başladı. Derin bir nefes aldıktan sonra garsonu takip etmeye başladım.

Mekânın sonuna doğru ilerledikten sonra açtığı kapının ardındaki merdivenden ağır adımlarla çıkarak ilerlerken, ifademi düz tutmaya çalışmak beni şimdiden yormaya başlamıştı. Merdivenleri bitirdikten sonra önümüze çıkan uzun koridorun sonundaki odanın önüne geldiğimizde, garson kapıyı iki kere tıklattıktan sonra kapıyı araladı ve iki adım geriledi. Elini uzatarak içeri geçmemi beklerken, aldığım derin nefesten sonra kendimden emin adımlarımı odanın içerisine taşıdım.

Sade bir zevkle döşenmiş ofis odasının içerisinde gezen bakışlarım çalışma masasında durduğunda, büyük koltuğun sırrı bana dönüktü.

"Hoşgeldiniz Ahu Hanım."

Gelen alaycı ses ile kaşlarımı çattığımda, elimdeki çantayı sıkmaya başladım.

"Oyun mu oynuyoruz?"

Sorduğum soruyla beraber önce bir kahkaha sesi yankılandı ardından koltuk bana doğru döndü. Karşılaştığım manzarayla kalbim teklediğinde, aldığım nefesi geri veremedim. Kanımın çekildiğini hissederken, yerimden kıpırdamak benim için fazlasıyla zordu.

Ömer...

"Tüh! Farklı bir görüntü mü bekliyordunuz yoksa Ahu Hanım?"

Dudaklarım aralandığında sesli bir şekilde yutkundum. Bakışlarım buğulanmaya başladığında, acıyla yüzümü buruşturamıyordum bile...

"Bence sevinmelisiniz Ahu Hanım. Çünkü korumanız olamayacak kadar beceriksiz bir adam karşısınızdaki."

Dudaklarımı birbirine bastırarak var gücümle dişlerimi sıktım. Gözlerimi kapatarak başımı soluma doğru eğdikten sonra nefeslerimin dengesini korumaya çalışıyordum.

Kendine gel Ahu.

Kontrolünü kaybetme Ahu.

Bakışlarımı araladıktan sonra sesin geldiği yere doğru döndüğümde, kısa boylu zayıf bir adamla karşılaştım. Seyrek sakallı, ensesinde uzun saçlarını toplamış ve ona bol gelen bir takım elbisenin içinde bana sırıtarak bakan adam ile.

"Benimle konuşmak istediğinizi daha sakin bir şekilde iletebilirdiniz Ahu Hanım."

Sırıtışını sonlandırarak, çalışma masasının önünde karşılıklı bir şekilde koyulmuş tekli koltukları eliyle işaret etti.

"Sizinle tanışmak benim için şereftir. Buyrun lütfen, ne konuşacağımızı merak ediyorum."

Hızlı adımlarla tekli koltuklardan bir tanesine zayıf bedenini serdiğinde, kanımda gezen öfkenin tarifi yoktu. Bakışlarım çalışma masasının koltuğunda alnının ortasından vurulmuş korumam Ömer'e kaydığında yutkundum.

Bunun bedelini, onunla işim bittiğinde ödetecektim.

Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayınız. 🖤