15. bölüm · SAHİPSİZ SANCILAR (+18)
| 15
İyi okumalar.
Etrafımda sayısız ağaçlar, sonu görülmez bir karanlık, içimi titreten bir soğuk. Alışkın değildim ama yüreğimde hissettiğim gerçek bir korku.
Nefeslerim hızlı, hareketlerim ağır, tam kalbimde hissettiğim bir acı ile beraber midem bulanıyordu. Bakışlarım karanlık ormanda gezinirken, yalnızdım.
Duyduğum çığlık sesleriyle ürpererek arkama baktığımda, karşımdaki görüntüye karşı dudaklarım şaşkınlıkla aralanmıştı.
Onlarca insan kan içindeydi.
Soğuktan uyuşmuş ellerimin avuç içlerini dudaklarıma bastırdığımda, üst üste yığılmış cesetlerin gözleri açıktı ve hepsi bana bakıyordu.
Ruhlarının çığlığı kulaklarımda yankılanırken.
Gözlerimin dolmasıyla bakışlarım buğulanırken, gelen silah sesleriyle dudaklarıma yasladığım avuç içlerimi kulaklarıma bastırdım. Endişeyle etrafa baktığımda, önümde kan içinde yatan sayısız cesetler ard arda kurşunlanıyordu.
"Hayır!"
Attığım çığlıkla beraber sesleri susturmak isterken, kurşunlar durmuyordu.
"Hayır! Onlar zaten öldü!"
Bakışlarım cesetleri hedef alarak kurşunlayan silahları bulmak için karanlığın içinde gezerken, küçük bir kızın çığlığını duydum. İçime saplanırcasına hissettiğim bir ağrının kurbanı gibi yere serilirken, aldığım hızlı nefesler bana can çekiştiriyordu.
Kız çocuğunun korku dolu çığlıkları kurşun seslerini bastırırken, elim acısı yüzünden nefesimi kesen ağırının yerini bulmaya çalışıyordu. Tam göğsüme, kalbimin üstüne yerleşen elimde hissettiğim sıvı yüzümü buruşturuken, elimi kaldırarak baktığımda gördüğüm kan ile inledim.
Gözlerimi sımsıkı yumarak acımı hafifletmeye çalışırken, kız çocuğunun çığlıklarının arasında haykırdığı cümleler beynimin içine kazındı.
"Onları sen öldürdün! Beni de sen öldürdün!"
Ahu... Küçük Ahu...
"Hayır! Hayır!"
Acımı hiçe sayarak haykırdığımda gözlerimi açtım. Dokuz yaşımdaki hâlim yanıbaşımda ağlamaktan kızarmış, nefret dolu bakışlarını üzerime dikmişti.
"Beni sen öldürdün!"
Bütün sesler sustuğunda, yalvarırcasına inledim.
"Gitme. Benden gitme."
Gözlerindeki nefretin yerini sahipsiz bir acı kaplarken, küçük elleriyle güzel yüzünü kapatarak yanıma oturdu ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.
"Gidemiyorum. Özür dilerim gidemiyorum."
Gözlerimden akan yaşlar şakaklarımdan kayarak çamura bulanmış saçlarımın arasından kayarken, kanımın lekelediği elimi ona doğru uzattım. Ben dokunmaya çalıştıkça benden sürüklenerek koparılan küçüklüğümü ne kadar haykırsam da durduramadım.
"Hayır! Gitme! Bırakma beni! Bırakın onu!"
Kısa saçlarından sürükleyerek götüren beden bana döndüğünde, bir ömür kâbuslarımdan çıkmayan, sırıtarak bana bakan Caner ile karşılaştım.
"Çok geç Ahu. Kanlı ellerinle onu koruyamazsın artık. Onunla oyun oynayacağız."
Göğsümdeki yara can alıcı bir sancıyla beni inlettiğinde, akan kanlar ıslak toprağa karışıyordu. Küçüklüğüm benden sökülüyor, benim canım alınmıyordu. Ben yaşıyordum, o geçmişimde defalarca kez öldürülüyordu.
"Bırak!"
Dedim.
"Onu bırak!"
Diye haykırdım. Ne acımdan doğrulabildim yerimden, ne de yerimi bulabildim herkes bir hayata sahipken. Ne kendime gelebildim yaşamaktayken hâlâ geçmişte ne de küçüklüğümü kurtaramadım hâlâ geçmişimde yaşıyorken.
"Geçecek."
Yattığım yerde nefes alamazken duyduğum fısıltıyla beraber hareket edemedim.
"Geçiyor."
Ne acım ne ağrım hafiflemezken, hıçkırmaya başladım.
"Geçti."
"Geçmedi!"
Haykırarak uzandığım yerden doğrulduğumda, boş odamda nefes seslerim yankılanıyordu. Gözlerimden yaşlar hızını almadan sırayla akarken, yorganım avuç içlerimde eziliyordu. Ağrıyan boğazıma hıçkırıklarım dizilirken, yutkunmak, kâbustan uyanmaktan daha zordu.
Bakışlarım tam karşımdaki aynaya, kendime sabitlenmişken başımı sağıma doğru yatırarak ağlamaya başladım.
"Geçmiyor, geçmiyor, geçmiyor."
Fısıltılarım, yanlızlığımla hüküm sürdüğüm duvarlarıma çarpa çarpa kulaklarımda haykırmışım gibi yankılanırken, derin derin nefesler almaya çalışıyordum. Gözlerimi, bedenimi kastığım kadar kapatarak sıkarken, kâbusumdan kurtulmaya çalışıyordum.
Hâlâ kanarcasına bir ağrıyla kendini belli eden kalbimin üzerine yerleştirdim elimi. İç çekmelerim devam ederken, titrek nefeslerim canımı çok yakıyordu.
"Geçmeyen şey ne?"
Duyduğum sesle eğdiğim başımı kaldırıp aynaya baktığımda, duvarıma yansıyan gölgeyi farketmemle beraber hızla soluma döndüm.
Karan.
Zaman tam anlamıyla durduğunda, onun varlığını sorguluyordum. Yatağımın karşısındaki tekli koltuğuna oturmuş, kollarını koltuğun iki yanına yaslamış, bacaklarını aralamış, varlığıyla odanın içindeki saati bile durdurmuştu. Kaşlarımı çatarak odanın içinde göz gezdirdiğimde emindim. Burası benim evim, benim odamdı. Onun burada ne işi vardı?
"Sen."
Keskin bakışlarıyla tepkimi izlerken, şaşkınlık ve korkudan uyuşan bedenimi hareket ettiremiyordum. Saniyelerce nefes almadan ona baktığımda, tekli koltuğuma sığdırdığı heybetli bedeni kasıldı. Kaşlarını hafifçe çattığında, yutkundu.
"Nefes al."
Dediğiyle beraber kaşlarım çatıldığında, üzerimdeki yorganı hızla attım üzerimden. Yatağımdan çıkarak nefes nefese önünde dikildiğimde, sert bakışlarıyla ne yaptığımı izliyordu. Başını hafifçe yukarı kaldırarak, ürkütücü bakışlarını üzerime diktiğinde bile geri adım atmadım.
"Senin benim evimde, benim odamda ne işin var?"
Sert bir tavırla yönelttiğim soru ile hiç kıpırdamaması beni daha fazla ürkütüyordu. Keskin bakışları baştan aşağıya bedenimi süzdüğünde, sinirle inip kalkan göğsümde durdu. Bakışlarında ki sert ifade değişmezken, göğsümdeki bakışlarını direkt olarak bakışlarıma taşıdı.
"Sen her gece bu tarz kıyafetlerle mi uyuyorsun, Ahu?"
Sorduğu soru beni afallatırken, onun ismimi heceleyerek söylemesi yutkunmama sebep oldu. Kendimi kaybetmemek adına gözlerimi kapatarak derin bir nefes aldım ve sabır diledim.
Hem sinirime hem nefsime Allah'ım, yardım et.
Derin bir nefes alarak bakışlarımı tekrar araladığımda, önce üstüme düşen gölgesi sonra tam karşımda doğrulan bedeni nefesime ve nefsime meydan okuyordu. Heybetli bedeni karşımda tamamıyla doğrulduğunda, gerilen lacivert gömleğinden ayırdığım bakışlarımı, başımı kaldırarak keskin bakışlarına değdirdim.
Yakınımdaydı, fazla yakınımda.
Kontrolünü eline al Ahu, bu adamın burada ne işi var.
"Evimde, odamda ne işin var Karan?"
Sert tutmaya özen gösterdiğim ses tonum boğazımın acısını arttırırken, havalanan büyük elinin yanağıma temas etmesiyle, aldığım derin nefes içimde parçalandı. Çatamadığım kaşlarımın altındaki sorgulayıcı bakışlarım ürkekleşirken hareket edemedim.
Parmaklarının tersiyle yanağımdaki ıslaklığı kuruturken, aldığım titrek nefesi kontrol edemedim. Yüzümdeki bakışlarını gözlerime değdirdiğinde, başını hafifçe sağına doğru eğdi.
"Sende beş gün önce benim evimde, benim odamda ve hatta benim yatağımdaydın, Ahu."
Fısıltısı damarlarımda gezen kanımı hızlandırırken, hissettiğim bu hislerin utancını tarif etmek çok zordu. Yatağımdasın kelimesinin altına sakladığı imalar, beni çok farklı bir noktaya sürüklemeye yetiyordu.
"Beni sen götürdün Karan, ben gelmedim."
Elini yanağımdan çekerek yapılı bedeninin yanına indirdiğinde yutkundum. Bakışlarım odanın içine doğru kaydığında, çenemde hissettiğim eliyle dudaklarım aralandı. Yaptığı hafif baskıyla beraber başımı kaldırarak, keskin bakışlarıyle göz bebeklerimi kendine hapsetti.
"Sende beni, sana getirdin Ahu."
Kaşlarımı hafifçe çattım.
"Ben bir şey yapmadım."
Koyulaşan bakışları saliselik olarak önce dudaklarıma çarptı sonra tekrardan göz bebeklerime sabitlendi.
"Farkında olmadan neler yaptığını bir bilsen Ahu."
Bakışlarını sorgularcasına kısarken, başını hafifçe eğdi.
"Birde farkında olarak yaptıkların var tabii."
Farkında olarak yaptıklarım... O farkındalığa varmak için çok gecemi hiç ettim, Karan.
"Anlamadım."
Bakışlarının içine oturan imayla, bana inanmadığı anladım. Ama o bana inanmalıydı. İnanmak zorundaydı.
Çenesini hafifçe yukarı kaldırdığında, çenemdeki eline yaptığı baskıyla benim çenemi de kaldırdı. Bakışları yüzümün her karışında gezinirken, dudaklarımda durdu. Dilimi kontrolsüzce dudaklarımın üstünde gezdirdiğimde, Karan'ın yutkunmasıyla beraber yutkundum. Dudaklarımdaki bakışlarını, ürkek bakışlarıma taşıdığında, başını hafifçe soluna eğdi.
Kahretsin! Bana bir nefes kadar uzaktı.
"Benden korkuyor musun?"
Sorusuyla beraber titrek bir nefes aldım. Korkuyordum. Hem ondan, hemde o dudakların bana kavuşamamasından, korkuyordum.
Başımı oynatabildiğim kadar sağa ve sola hafifçe salladım.
"Sen korkmamı mı isterdin?"
Dudakları belli belirsiz hareket ettiğinde, Karan'ın gülümseyeceğinin düşüncesi, kalbimin hızını arttırdı. Alt dudağını dişlerinin arasına alıp sıkıp bıraktığında, dişlerini sıkmasıyla çene kemiği göründü. Koyulaşmış bakışları ağır ağır yüzümde gezinirken, yutkundu.
"Ne istediğimi bilsen Ahu, korkumdan yerin yedi kat altına saklanırdın."
Aldığım titrek nefes bedenimi titrettiğinde, söyledikleri zihnimi uyuşturmuştu. Bedenim sabit durmayı reddettiğinde bir adım geriledim. Henüz ayağım yere sabitlenmemişken, belime sardığı büyük eliyle, sertçe beni kendine yasladı. Hissettiğim sertlikle yutkunurken, baş parmağını dudaklarımın üstüne yasladı. Keskin bakışlarını, kapanmamak için direnen gözlerime sabitledi.
"Ben seni orada bile bulurum, Ahu."
Direnişimi kaybettim. Gözlerim kapandığında, dudaklarıma çarpan o nefeste boğulmak istedim. Dediğini yapardı. Karan, beni bulurdu.
Peki ya ben?
Ben, kendimi nerede saklayabilirdim?
"Karan."
İsmi dilime zikir, damalarımda akan kana zehir. Yüreğime his, Karan.
Nedenini bilmediğim bir yangında kül olmaya hazırken, beni kurtaran Karan.
Bilmiyordum ki ben. Evet, ben henüz bilmiyordum.
Beni kendi cehenneminde yakacağından bihaberdim ama yanmak için içimin nasıl çırpındığını, yüreğimin nasıl attığını bilin isterim.
"Ahu."
Sesi kulaklarımda, elleri tenimde, nefesi bana nefesimden yakın. Yanmak istiyorum Karan ama bir o kadar da korkağım. Ben, bir sana korkağım.
"Neden her defasında bu kadar yakınımdasın?"
Sorumla beraber kapattığım gözlerimi araladığımda, Karan koyulaşmış bakışlarıyla bana bakıyordu.
"Anlayacaksın."
Hafifçe kaşlarımı çatarak sorguladım. Ah! O kadar zordu ki olduğum durum.
"Neyi? Neyi anlayacağım?"
Belimdeki eliyle beni bedenine biraz daha bastırdığında, titrek nefesim ikimizin kulaklarında çığlık çığlığa yankılandı. Ellerimi kontrolsüzce geniş yapılı omuzlarına koyduğumda, vücuduna oturan lacivert gömleğinin avuçlarıma yetişmemesi bana dişlerimi sıktırdı.
"Seni uyardım, özgür bıraktım."
Bakışları ağır ağır aralanan dudaklarıma doğru kaydığında, aldığım derin nefes bana bir ödüldü.
"Sen her yolunu bulduğunda, etrafımda olmayı seçtin."
Diliyle dudaklarını ıslattığında, içimdeki volkan alevlendi. Aklından geçen düşüncelerle, bakışları kısıldı.
"O yangında, o hastanede, o yemekte, o mekânda."
Keskin bakışlarını, anlamamı istercesine açık kalması için çabaladığım ürkek bakışlarıma değdirdi.
"Benim yatağımda."
Başımı hafifçe sağıma doğru eğdiğimde, kasılan bedenimi kontrol edemedim ve bacaklarımı birbirine bastırdım. Karan, çenesini dikleştirdikten sonra hırıltılı bir nefes alıp verdiğinde, yüzünü ekşitti.
"Ahu."
Ellerimi ensesine yerleştirdiğimde, tırnaklarımı ensesine batırmak aklımın ucunda yoktu ama olmuştu. Gözlerimi kapatarak parmak uçlarıma doğru yükseldiğimde, ayaklarım bir an da yerden kesildi. Korkuyla çığlık atacakken, sırtım sertçe yatağa yaslandı.
Dudaklarıma yaslanan büyük elin varlığı sesimi bastırırken, aralanmış bacaklarımın arasında hissettiğim sertlikle inledim. Vücudum yay gibi gerildiğinde, kendimden geçmiştim. Bakışlarımı araladığımda, Karan, iki elimi de bileklerimden tutarak, başımın üstüne sabitlemişti.
Karan, avını bulmuş, parçalamak için zevkle bekleyen bir aslan gibi beni izliyordu.
Zar zor yutkunurken, burnumdan alıp verdiğim derin nefesler, Karan'ın kontrolünün sessizliğinde kayboluyordu. Kaşları hafifçe çatıldığında, bakışları direkt olarak odamın kapalı kapısına döndü. Keskin bakışları tekrar bana döndüğünde, vücudum kasılmaktan sızlamaya başlamıştı.
Yüzü yavaşça bana doğru eğildiğinde, vücudumu yatağa bastırdım. Sessizce bir kere daha inlediğimde, sımsıkı yumduğum gözlerimi Karan'ın kulağıma fısıldamasıyla araladım.
"Evde kim var Ahu?"
Sorusuyla bakışlarım kapıya döndüğünde, dudaklarıma yasladığı elini kaldırdı. Başımın üstüne sabitlediği bileklerimi temasını kesmeden göğüslerimin üstüne baskı yapmadan bıraktığında, bakışlarım Karan'a döndü.
"Ben tek yaşıyorum."
Yaşamak denilirse buna eğer.
Keskin bakışlarını yüzüme sabitledi.
"Biliyorum."
Kaşlarımı bu sefer derinlemesine çattığımda, nereden bildiğini sormak istedim.
"Nasıl biliyorsun?"
Sorgulayıcı bakışlarıma karşılık sertçe gözlerimin içine baktı.
"Biliyorum."
Tekrar konuşmak için dudaklarımı aralayacakken, koridordan gelen sesle uzandığım yataktan doğruldum. Karan, heybetli bedenini hareketlendirerek ayağa kalktığında, büyük avucuna hapsettiği bileklerimden çekerek beni yataktan ayırdı. Titrek bir nefesle beraber bedenine sokulduğumda, kokusunu sessiz derin bir nefesle içime çektim.
Yabancı değildim ama aşinası olmak için fazla yabancıydım.
"Kapıyı aç, ben arkandayım."
Başını hafifçe soluna doğru yaslayarak keskin bakışlarını gözlerime sabitlediğinde, onu onaylamamı beklediğini anladım ve başımı hafifçe salladım. Kapıyı açmak için hareketlendiğimde, sol bileğimi bırakmadı. Kapının arka kısmına tam geçmeden, karşımda durdu. Kapıyı kendisi açtığında, kalbimin atışı hızlandı.
Kimse yoktu.
Bakışlarım Karan'a döndüğünde, ifadesi düzdü ama bakışları beni ürkütmeye yetiyordu. Yutkunarak başımı hafifçe sağa ve sola salladım.
"Kimse y-"
Duyduğum adım sesiyle koridora doğru tekrar dönecekken, kendimi bir anda Karan'ın kolunun altında buldum. Sol kolunu boynuma sararak, beni bedeninin soluna almış, yönü koridora dönüktü.
Ve bir el silah sesi.
Sağ elinde, susturucu takılmış silahın hedefi koridor, isabetli kurşunun hedefi ise yere serilen bedendeydi. Boynuma korumak amaçlı sardığı koluna, iki elimle tutundum. Başımı kaldırıp Karan'a doğru döndüğümde, keskin bakışları tek kurşunla yere serdiği bedene sabitlemişti.
Doğrulttuğu silahı indirdikten sonra bakışları ağır ağır bana doğru, ürkek bakışlarıma döndü. Sessiz nefeslerim, vücudumdan ayırmadığı yapılı koluna çarpıyordu. Çene kemikleri ortaya çıktığında, dişlerinin arasından konuştu.
"Kapılarını iyi kilitle."
Emindim, hepsi kilitliydi. Kolunu benden ayırarak silahını tekrardan beline yerleştirdiğinde, sol koluma değen bakışıyla beraber kaşlarını hafifçe çattı. Sağ eliyle uzanarak kolumu havalandırdığında, kalbimin atışları vücudumu uyuşturmaya başladı. Baş parmağı, Bedo'nun dişlerini etime saplayarak bıraktığı ısırık izinin üstünde durdu. Her ne kadar kolumu çekmek istesem bile, onu kendime dair en ufak şüpheye düşürmek istemiyordum.
Başını hafifçe soluna doğru eğdiğinde, bakışlarını gözlerime sabitledi.
"Bu nasıl oldu Ahu?"
Kahretsin! Vücudum kasılırken, kolumu hissiz tutmaya çalıştım. Bakışlarımı kaçırmadan derin bir nefes aldım.
"Uyku sırasında yapmış olmalıyım."
Koyulaşan bakışları kısılırken, sol elinin işaret ve orta parmağının tersini sol göğsümün üstüne, kalbimin hizasına yasladı. Nefes almayı kestiğimde, tam şuan yok olmak istiyordum. Koyu gözbebeklerindeki ifade, onu ilk gördüğümde içime ektiği korkunun filizlerine, damla damla su döküyordu.
İşkence gibi.
Yüzünü yüzüme yakınlaştırdığında, tuttuğum nefesimi titrek bir şekilde verdim.
"Kolunu hiç dişlerinin arasına almadın, Ahu."
Kaşlarımı çatarak sorgular şekilde baktım.
"Sen beni mi izledin?"
Bir şey söylemeden sadece gözlerimin içine bakıyor oluşu, beni artık ürpetmiyor, çok daha fazla korkutuyordu. Sessizliğini sonlandırdığı fısıltısı, çattığım kaşlarımı afallayarak düzeltmeme neden oldu.
"Gözünü kapattığın andan beri."
Kontrolsüzce dişlerimi sıktığımda, sol göğsümdeki parmaklarını etime canımı acıtmayacak şekilde bastırdı.
"Nefes al."
Bakışlarımı yavaşça parmaklarına doğru indirdiğimde, göğsümün üzerindeki parmaklarını çekerek, çeneme koydu. Dudaklarımı birbirine bastırarak gözümü kapattım. Hafif baskısıyla beraber başımı kaldırdığında, gözlerimi açmak istemiyordum.
"Bu izler, acıtıyor mu canını?"
Sorusu, şu yaşıma kadar almadığım bir soruydu.
Sorusu, geçmişimin bütün ağrılarını sancılandırırken, yüreğimde can bulmuş ve benden kopmak bilmeyen bir acıya dokundu.
Sorusu, parçalanmış hayatımın parçalarını, yalın ayaklarımın uçlarına topladı.
Acıyor.
Karan, hepsi canımı çıkaracak kadar acıyor ama canımı alamayacağım kadar da zayıf düşürüyor.
Ve bu acı, beni günden güne bir o kadar güçlendiriyor.
Tetiği çekiyorum, kurşun tam saplanacakken bedenime, bir his saplanıyor yüreğime.
O kadar acıyor ki canım Karan. Haberin yok, Caner bir kere daha yendi beni.
Ölmek istedim Karan. Eliz'i kurtarmak için sıyrılmışken ölümün avucundan, bir his daha yaşamama sebebiyet verdi.
Sekizinci kurşun beni ölüme hasret bırakmışken, şefkat dışında bir his saplandı yüreğime.
Önce hissettirdiği korkunun tohumu ekildi içime, ben yüzlerce insanın korkusuyken yediremedim kendime. Binbir acımın tekrar ederek beni yaşamaya düşman eden herhangi bir gecesinde yeşerdi yaprakları, olmaz dedikçe kaçtım, kaçtıkça koynunda açtım gözlerimi.
Bedenimi saran kolları değil, üzerimden ayırmadığı bakışlarıydı. Suçlayıcıyken bile güvende hissettirdiği bakışları.
Başımı koyduğum yer göğsü değil, yastığımdan rahat hayaliydi. Varlığı her defasında nefesimi keserken, nefes aldırmak için temas ederdi.
Nefessiz bıraktığından bihaber...
Kalbim, yaşadığım her salise acıyla uyuşur, attığını anlamazdım. Acıyor, Karan. Kalbim, yanındayken acıyla değil, hızla atıyor. Ben bunu düşündükçe, canım daha çok acıyor.
Bundandır ki bedenine sokulup, ruhumu sende dinlendirmek istemem. Ellerini, bakışlarını üzerimden çekmediğin gibi ayırmasan saçlarımdan?
Çok acıyor Karan.
Ölmesi gereken bir adamın yaşamak uğruna, ölmek için çırpınan bu bedenime korku ve acıyla sapladığı dişlerinin izi değil. İçim acıyor, benliğim acıyor, ben acıyorum Karan.
Şimdi, o gün yapamadığımı yaparsam? Üstüm başım kan değil, aramızda bir kumaş parçasının aşılamaz büyüklüğü yok, ellerin tenimde, kurşunun benim için bir bedeni cansız bırakmış, keskin bakışlarındaki gördüğüm şu ufacık şefkat parçasına tutunsam, 'bir tek sen sordun' diyerek kıvrılsam dağ gibi yıkılmaz bedeninin yamacına?
Gözlerimden akan yaşlar, Karan'ın kaşlarını derinlemesine çatmasına neden olmuştu. Dudaklarımın kıvrılmasını engellemek için dişlerimi kırarcasına sıkıyordum. İçimdeki düşünceler ruhumu boğarken, vücudumu kontrol altına almak için alt dudağımı ısırarak başımı sağıma doğru hafifçe yasladım.
"Ahu."
Karan'ın baş parmağı çeneme doğru akan gözyaşıma değdiğinde, dudaklarımdan firar eden hıçkırığım, acı dolu bir çığlıktan farksızdı. Sağ elindeki kolumu usulca dudaklarına doğru kaldırdı. Diş izlerinin üstüne dudaklarını bastırmasıyla beraber, kalbim çıkmak istercesine çarptı ve bir hıçkırık daha koptu içimden.
"Yapma."
Boğazımı yakan, içimi fazlasıyla parçalayan kelime, zar zor çıkmıştı dudaklarımdan.
"Yapma, Karan."
Dokunma gözyaşlarıma, öpme yaralarımdan. Ben böylesine bir hisse, yarının umuduna bile yabancı olmadığım kadar yabancıydım.
Yapma, kanarım. Kanarım senin bu şefkatine, en derinimden kanamaya başlar bütün yaralarım. Sonra bin yalanın vazgeçiremez beni sana kanmaktan, bir öpücüğün şifası kanatır beni yaşamaya mecbur kaldığım bin yılımda.
Koyulaşmış bakışları, ürkek değil, savunmasız ve acısını haykırırcasına bakan gözbebeklerime, içimdeki acıyı görüyormuşçasına bakarken, ben bin kere paramparça olmamış gibi bir kere daha parçalandım.
"Acıyor değil mi?"
Sorusu dudaklarımı bir çocuk gibi bükmeme neden olduğunda, gözlerimi kapattım.
Acıyor, Karan.
Kolumdaki izlerden ziyade, bedenimde sıkışmış ruhumun derinlikleri acıyor. Çığlıkları, tüm gece gördüğüm kâbuslarda kulağımda yankılanıyor.
Caner, beni tüm kâbuslarımda yakalıyor.
Caner, bana tüm kâbuslarımda sırıtıyor.
Caner, beni her defasında yeniyor.
Caner, beni tekrardan yendi, Karan.
Bedo'nun, bir kurşunla parçaladığım dişlerinin izi değil, tekrar yenilmek beni acıtıyor.
Tenimden uzak tutmuşken uzanan bütün elleri, senin farkında olmadan şifa olman, beni acıtıyor.
Öpme yaralarımdan Karan, sırf sen birinin acısını sonlandırdığın için hepsi tekrar kanıyor.
"Yapma, Karan. Gözlerin, ellerin bedenimde ama sen bedenime dokunmuyorsun."
Kaşlarını hafifçe çatarken, keskin bakışlarını kıstı. Anlamıştı. Ruhuma dokunduğunu anlamıştı Karan.
Derin bir iç çekerek gözlerine baktığımda, derin derin bakıyordu bana. Alt dudağım titremeyi bırakmazken, büyük avucunun içindeki kolumu ondan ayırdım. Sol elimi, çenemdeki elinin üzerine koyduğumda, hafif çatık olan kaşlarını derinlemesine çattı. Bakışlarında ki ifadesizlik yok olurken, yerini öfkenin aldığını gördüm.
"Yalnız kalmam gerekiyor."
Kendimi, kaybetmem gerekiyor. O odaya girip, yenildiğim için kendime kızmam gerekiyor. Belki saatlerce uyuyamam, ağlarım. Belki uyuyamadığım için ağlarım. Gözlerimi kapatır, bir rüyaya dalarım sonra derin bir nefesle kâbusumdan uyanırım.
Karan, bu gece, her günümde kanadığım yerlerden pişmanlıkla tekrar kanayacakken, beni bu durumdan sıyıran davetsiz misafirdi.
Koridorumda cansız yatan bedenden bile daha yabancı ama yakınımda, fazla yakınımda.
"Geçmeyeceğine inanırsan, geçmez. Geçecek, Ahu."
Fısıltısıyla beraber dolu gözlerimle ona baktığımda, geçmişimde kulağıma fısıldanan, bana bir ömür şifa olan kelimelerden sadece bir tanesini söylemişti. Sesindeki öfke, bana değildi ama beni yatıştıracak kadar kuvvetliydi.
Yutkunarak bakışlarımı koridorda yatan bedene döndürdüğümde, kapımın tıklatılmasıyla kapıya baktım.
"Ahu Hanım? İyi misiniz?"
Halil'in sesiyle kaşlarım çatılırken, tepkisiz bir şekilde kapıya Karan'a döndüm.
"Ben halledip geliyorum."
Keskin bakışları bana döndüğünde, başını ağır ağır salladı. Bana sırtını dönerek penceremin önüne ilerledi ve ellerini arkasında birleştirerek, parlayan aya dikti bakışlarını. Bu görüntü karşısında derin bir iç çektikten sonra koridordan ilerlemeye başladım. Sırtüstü yere serilen, elinde silah ve yüzünde maske olan, gözü açık adamı es geçtim ve kapıyı açtım.
Halil, endişeli bir şekilde bana bakıyordu.
"Ahu Hanım, eve girmiş birisi. Doğru mu?"
Hiçbir söylemeden kapıyı biraz daha açtıktan sonra, yüzü tavana bakan cesedin sol yanağına sertçe basarak, Halil ile göz göze gelmesini sağladım.
"Artık kimse yok."
Halil'in yüzünde herhangi bir mimik ve bakışlarında hiçbir ifade değişmezken, merdivenleri hızla çıkan Suat, ağzından kaçırdığı küfür ile beraber yüzünü buruşturdu.
"İyi misiniz siz Ahu Hanım?"
Kaşlarımı hafifçe çatarak, bakışlarımı Suat'a sabitledim.
"Halil işinde yeni bunu anlarım ama sen Suat?"
Ayağımın altında, alnından vurulmuş adamın yüzüne ayağımla baskı yaparken, çenemi dikleştirdim.
"Ya o erken davransaydı?"
Suat, mahçup bir şekilde başını eğdiğinde, soluma doğru dönerek omuzumun üstünden odama doğru baktım. Heybetli bedeni gerilmiş, yapılı kolları arkasında, başını hafif sağına doğru eğmiş, çenesini dik tutarak keskin bakışlarını üstüme dikmiş, Karan.
Ay ışığının üzerine vuran yansımasıyla, kalbim teklediğinde, yutkunarak Halil ile Suat'a döndüm.
"Ahu Hanım, Suat, Ömer'in farkedeceğini düşünmüştü ama biliyorsunuz."
Donuk bakışlarımı Suat'ın üzerine sabitlediğimde, başını eğmesine rağmen kırgın bakan bakışlarını farkettim.
"Karşılığı verildi."
Alt dudağımı ısırarak, Karan'ın konuşmaları duymamasını umdum. Bakışlarım tekrar odama doğru döndüğünde, karşılaştığım boşluk ile beraber kaşlarımı çattım.
Karan, yoktu.
Derin bir nefes alarak tekrar korumalara döndüğümde başımı salladım.
"Önce şu cesedi kaldırın ve kim olduğunu öğrenin. Ben, biraz uyumak istiyorum."
İkisi başını sallayarak beklediğinde, ayağımı adamın yüzünden kaldırarak cansız bedeniyle temasımı kestim. Kapı kolunu bırakarak ağır adımlarla odama doğru ilerlemeye başladım. Odanın içine girdiğimde, kimse yoktu.
Karan, gitmişti.
Gözlerimi kapatarak dilim ile dudaklarımı ıslattım ve omuzlarımı düşürerek yatağıma doğru ilerledim. Yanıbaşımdaki komodinden bir ıslak mendil çıkartarak, kanlı ayağımı temizledim ve yatağıma uzanarak, üzerimi örttüm.
Dün eve geldiğimde duş almıştım ama bugün yine başka birinin kanı bulaşmıştı tenime.
Vuran kişi ben değildim ama vuran kişiye vurulmuştum.
Bu, korkunçtu. Kalbimin tam ortasından vurulmuştum. Bir damla kan akmamıştı ama bedenim her defasında kan kaybı yaşıyormuşumcasına uyuşuyordu.
Tavana diktiğim bakışlarım buğulandığında, koridordan duyduğum dış kapının kapanma sesiyle beraber önce titrek bir nefes aldım ardından gözlerimdeki yaşlar sırasıyla şakaklarımdan yastığıma doğru yol aldı.
⛓️
Bakışlarımı aralağımda, ciğerlerimde biriken derin nefesi doğrularak geri verdim. Nefes nefese odamın içerisine göz gezdirdiğimde, hava aydınlıktı ve tek başımaydım. Gördüklerimin rüya olduğunu içimden tekrarlarken, rüyamda içine sıkıştığım büyük beyaz odanın içinden hiç çıkamayacağımı düşünüyordum.
Gözlerimi kapatarak aldığım derin nefesten sonra dişlerimi sıkarak yutkundum. Dün gece gördüğüm kâbusta ve az önce gördüğüm rüyada, kalbimden vuruluyordum.
Sağ elimi, sol göğsüme bastırarak, derinlerde hissettiğim kurşunun acısını hiçe saydım. Gelen zil sesiyle bakışlarım komodine değdiğinde, ekranda Didem'in ismi belirmişti. Nefeslerimi düzene koyduktan sonra telefona uzanarak aramayı yanıtladım.
"Didem."
"Ahu? İyi misin?"
Gözlerimi kapatarak başımı hafifçe sağa ve sola salladım.
"Evet, ben iyiyim."
Değilim.
"Müsait misin? Kahvaltıyı beraber yapalım."
Dudaklarımı dilimle ıslatarak düşünmekten kaçındım. Düşünürsem, reddedecektim. Reddedersem, kendi beyaz odamda günlerce hapsolacaktım.
"Olur, bende şimdi uyandım."
Telefonu kulağımdan uzaklaştırarak saate baktım. 11.53. Saat kaçta uyuduğumu bile hatırlamıyordum.
"Tamamdır. On dakikaya oradayım."
Bir şey söylemeden aramayı sonlandırdığımda, önüme düşen cevapsız çağrı bildirimleriyle bakıştım. Geçmişe girdiğimde, bilinmeyen numaralardan ard arda dört kere arandığımı gördüm. Kaşlarımı çatarak ekrana kilitlenmişken, bu duruma hiçbir anlam verememiştim.
Kapatma tuşuna basacakken ekranıma düşen mesaj ile kaşlarımı bu sefer derinlemesine çattım.
Bilinmeyen Numara: Amcan, yanlış kararlar veriyor. Ya ikna et ya da dün evinden çıkarılan cansız bedenin yanına, aileden ilk sen gömülürsün.
Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayınız. 🖤
Bol Karan ve Ahu'lu bir bölümdü. Sizce olaylar nasıl gelişecek? Fikirlerinizi merak ediyorum.
İnstagram:
sahipsizsancilar & kayipseytan
