14. bölüm · SAHİPSİZ SANCILAR (+18)
| 14
İyi okumalar.
Görünen ama görmezden gelinen. Görünmeyen ama iki kere bakıldığında farkedilen. Görünmeyen ama görünürse, görünenden çok daha fazlası olan. O kadar görmezden gelinmiş ki, varlığından bile şüphelenen, aynalardaki yansımasına inanmayan, zamanla kendi kendini görmezden gelmeye başlamış, kız çocuğu, Ahu. Küçük Ahu...
Ah benim kıyamadığım...
Ah benim yaşayamadığım...
Ah benim kavuşamadığım...
Sana ne yaptılar? Bana, bana ne yaptılar? Farkedilmediği için nabzını yoklayan seni, bana kıydırdılar Ahu. Beni benden almadılar, seni benden kopardılar Ahu.
Her yerim kan içinde, büyük bir parçam eksik içimde, almaz oldu içim beni içine...
Sana sarılamam, sana dokunamam, öyle kan içindeyim ki ellerim temizlense, gözlerim aklanmaz. Hasretimden, acından, acımdan ağlasam, gözlerimden yaş değil kanlar akar. Öylesine saplandım ki ben bu çukura, ben sana, içim bana ağlar.
Değmesin istedim kör etmek istediğim gözler üstüne, dokunmasın istedim hâlâ kâbuslarımda gezen eller narin tenine, bulaşmasın istedim akıttığım kanlar üstüne, yetsin istedim yaşamak sana, sen yetim kalsan bile.
Yetinme istedim küçük Ahu'm, istedim ki yetinme yaşatılmamaya o yüzden bir daha görünmemek üzere görmezden geldim seni. Öyle görünmeyecek hâle getirdim ki bizi, canına kıydıklarım Hayalet, canına kıyamayan bana korkak dedim. Sen benim en cesur yanımken, herkesten çok ben kıydım sana, kimse kıyamasın diye bir daha sana.
İstemedim küçük Ahu'm, artık daha fazla öldürülmeni. Kızma bana bu yüzden son kez öldürdüm ben seni.
Hayalet'ten korkmayan tek kişi bendim ama en çok korkan da bendim.
Kendini öldüren, kimseye yaşamayı bahşetmez.
Geçecek, geçiyor, geçti.
Geçecekken geçemeyen, geçiyorken canımı yakan, geçti kısmına her ikna olmadığımda geçecek diyerek başa dönerek, aynı zamanda en başa döndüğüm tüm anlar. Tüm anları kendim gibi görmezden gelerek, Hayalet oldum.
Amcamın tetikçisi, aynı zamanda habersiz bir şekilde elleriyle yetiştirdiği katili.
Hayalet.
Derin bir iç çekerek gözlerimi yumdum ve geri açtım. Duyduğum kısık inlemelere doğru döndüğümde, kolunu dişlerinin arasında alarak dişleyen koruma, korku dolu gözlerle bana bakıyordu. Bıkkın bir nefes vererek ona doğru adımladım. Önünde durup diz çöktüğümde, başımı ağır ağır sağa ve sola salladım.
"Sen iyi bir adamsın ama yanlış taraftasın."
Kolunu dişlerinin arasından ayırarak bağırmak için yeltendiğinde, dudaklarımı birbirine bastırarak alnının ortasından vurdum. Sıktığım ikinci kurşundan sonra tekrar yutkunarak derin bir nefes aldım ve diz çöktüğüm yerden doğruldum. Yüzümden boynuma doğru akan sıcak kan damlalarını elimin tersiyle sildiğimde, daha çok bulaştırdığımı tahmin edebiliyordum.
Ağır adımlarımı pencerenin önüne doğru yönlendirdiğimde, masanın üstünde gördüğüm sigaradan bir dal alarak dudaklarıma koydum ve ateşledim. İlk dumanı kendime gelmek adına derince ciğerlerime çektiğimde, yaşıyormuş gibi hissettim.
Bir ay önce kafama sıkmak için geldiğim rezidansta çıkan yangında minik güzelimi kurtarmak için yaşadığımda, bir ay sonrasında tadilatının bitmiş hâlinde yine aynı yerdeydim.
Aslında üç kişiydik ama ben yine yalnızdım.
Çektiğim dumanı usul usul odaya dağıtırak geri verdiğimde, gözlerimi kapattım. Yüzümü buruşturduğumda araladığım bakışlarımı koluma çevirdim.
Köpek o kadar sert ısırmıştı ki!
Sigarayı tuttuğum elimle elbisemin bilek kısmını sıyırmaya başladığımda, acıdan dişlerimi sıkıyordum. Diş izlerinin olduğu yerlerde gördüğüm kanlarla iç çektiğimde, kısık bir sesle inledim. Kahretsin!
Öfkeyle masanın üzerine bıraktığım silaha uzandıktan sonra Bedo'nun cesedine yaklaşarak ağzına içine bir kurşun daha sıktığımda, üzerime sıçrayan kana iğrenerek yüzümü buruşturdum. Elimin tersiyle dudaklarımdaki kanı silerken, zorlanan kapı ile kaşlarım çatıldı.
Siktir!
Hızla yerimden doğrularak zemine kadar uzanan kalın perdenin ardına geçtiğimde, silahı iki elimle sımsıkı tuttum. Alt dudağımı dişelerimin arasına alarak nefesimi tuttuğumda, pencerenin yansımasından kapıyı izlemeye başladım. Aptal koruma kilidi açmıştı!
Aralanan kapının ardından zorlukla giren Caner yerdeki korumayı görmesiyle beraber bir küfür savurdu. Şaşkın ve korku dolu bakışları odanın içerisinde gezmeye başladığında, yutkunma sesi bana kadar geldi.
"Beyefendi ben gerçekten üzgünüm. Ben, bilmiyorum. Böyle bir şeyle karşılaşacağım aklımın ucundan bile geçmezdi."
Sırayla kurduğu cümleler kaşlarımı çatmama sebep olurken, kaldırdığı iki elini başının arkasına dayadı. Gözlerini kapatarak derin bir nefes aldıktan sonra ellerinin kapıya doğru çevirdi.
"Gerçekten çok üzgünüm. Bu iki adamı da inanın tanımıyorum. Bakın ben Hasan Sarel'in oğluyum, polisin işin içine girmesine gerçekten gerek yok."
Karşılaştığı manzaranın stresiyle dudaklarını birbirine bastırdığında, kiminle konuştuğunu izlediğim pencerenin yansımasından göremiyordum. Gözlerimi kapatarak alabildiğim en derin nefesi aldım.
"Efendim, yangından sonra devraldık zaten biz ve bildirmezsek bizim başımız belaya girebilir."
Tanımadığım bir adamın endişeli sesini duyduğumda, Caner'in gergin nefesleri odayı esir almıştı. Bir süre süren sessizliğin ardından, Caner eğdiği başını kaldırdı.
"Eğer herhangi bir ihbarda bulunursanız, başınız daha büyük belaya girer."
Caner'in tehditkâr ses tonuyla beraber ben bile perdenin altında gerilirken, karşımdaki adamın nasıl hissettiğini düşünmek istemiyordum.
"Hasan Sarel'e saygımız sonsuz ama."
"Ama ne?"
Caner'in hızla yönelttiği soruya karşılık bir ses gelmezken, kırpırdamamaya çalışmak benim için çok zordu. Gözlerimi sımsıkı yumarak şuan böyle bir anın içinde olmadığımı var saymaya çalıştım.
Hayır, hayır Ahu.
Düşün, düşün, düşün, başka bir şey düşün.
"Ofis odasına geçin."
Şuan Karan'ı düşünmek hiç sağlıklı olmaz, hayır!
Karan...
Hızla gözlerimi açarak pencereye odaklandığımda, karşılaştığım görüntüyle âdeta nefesim kesildi. Caner'n karşısında heybetli bedeniyle bir dağ gibi duran Karan, sert bakışlarını Caner'in gözlerine sabitlemişti. Kalbimin önce uyuştuğunu hissettiğimde, ardından hızlı bir şekilde atmaya başladı. Kahretsin! Bu adamın burada ne işi vardı?
"Sana ofise geç dedim."
Caner'in gözlerindeki endişeyi pencerenin yansımasından bile görürken, içten içe ne kadar korktuğunu biliyordum. O pisliği, ondan iyi tanıyordum.
"Oraya geçmesek olmuyor mu?"
Caner'in titreyen sesini duyarken, Karan'ın çenesini hafifçe dikleştirerek üstten üstten Caner'e olan bakışlarından dolayı yutkundum.
"Yere kanlar içinde serilen üçüncü kişi olmak ister misin?"
Sorusu içimi ürpertirken, dudaklarımı birbirine bastırdım.
"Ben, hayır yani istemem. Tamam, ofise geçelim."
Caner, eğdiği başıyla hızlı adımlarla odadan çıktığında, göğsüm âdeta sancılanıyordu. Ürkek bakışlarım Karan'ın üzerindeyken, damarlarımda gezen kanımın akışını hissediyordum. Kalbim hızla çarpıyor, nefesim titriyordu.
Bakışlarını ağır ağır tüm odanın içinde gezdirmeye başladığında, keskin bakışlarının durduğu yere bakışlarımı çevirdiğimde dişlerimi sıkarak yüzümü buruşturdum. Siktir! Sigaram.
Sönmüş sigaramın izmaritinden çizgiyi bozmadan yükselen dumanları izlediğimde, cansız bedenden çıkan bir ruhu anımsattı bana. Usul usul, sessizce,
Duyduğum derin bir iç çekme sesiyle gözlerimi kapatıp geri açtığımda, yumruklarını sıkarak küllüğü bakan Karan'a karşı sabitledim bakışlarımı.
Geçen beş günün, karşı konulamaz hasretiyle.
Üstüm başım kan içinde.
Yüreğimin ortasında, korkuyla harmanlanmış, henüz açıklığa kavuşmayan bir his acıttı içimi.
Düşüncelerimin zihnimden kalbime doğru olan yolunda derin bir sancı hissettiğimde, elimi kaldırıp göğsüme bastıramamak, gözlerimi doldurdu. Dudaklarım bir çocuk gibi büküldüğünde, hıçkırmamak için kendimi kasıyordum.
Karan'ın adım sesleri ne kadar ağırsa, tüyler ürperten bir baskınlığı vardı. Üzerime doğru geldiğini hissetmek ise bana nefesimi tutturmuştu. Onun hissettirdiği bu korkunun, üstesinden gelebilecek bir insan olduğunu düşünmüyordum. Tüylerim ürperdiğinde, alt dudağım dişlerimin arasında parçalanıyordu.
Tanıdık parfüm kokusu burnuma dolduğunda, aldığım nefes ile beraber gözümden ard arda yaşlar aktı. Şuan, tam şuan bu perdeden sıyrılmak, sadece susup ona sarılmak istiyordum. Neden bilmiyordum, sadece bunu istiyordum.
Pencerenin önünde, sert bakışlarını manzaraya dikmişken, ondan iki adım uzakta olduğumdan habersizdi. Ürkek bakışlarım pencereden izlediğim yansımasındayken, bakışları ağır ağır soluna doğru yere kaydığında nefes almayı kestim. Gözyaşım boynuma doğru kayarken, yutkundum.
Korku, bütün hücrelerimi ele geçirmişti.
Dişlerini sıkarak çene kemiğini ortaya çıkardığında, dilimi dudaklarımda gezdirdim. Hayatım boyunca aldığım en sessiz nefesi, sessizce usul usul geri verdim.
"Efendim, ofiste sizi bekliyoruz. İzninizle, odayı temizletelim."
Göz kapaklarını yavaşça kapatarak geri açtığında, dilini dolgun dudaklarının üzerinde gezdirdi. Bu hareketi yine yutkunmama sebep olurken, ellerimin arasındaki silahı kendine kafama yaslamak ve bu hayattan kopmak istiyordum.
"Hiç var olmamışlar gibi."
Yansımadan izlediğim koruma ellerini önünde birleştirerek başını eğdi.
"Şüpheniz olmasın efendim."
Karan, çenesini dikleştirerek yutkunduktan sonra ağır adımlarla pencerenin önünden yavaş yavaş ayrıldı. Göğsüm inip kalkmaya başladığında, yaş akan gözlerimi birkaç defa kırparak açımı netleştirdim. Perdeye sabitlediğim ürkek bakışlarımı korkuyla pencereye çevirdiğimde, Karan'ın heybetli bedeninin odadan ayrılmasını izledim. Dişlerimi sıkarak yüzümü buruşturduğumda, kalbim fazla attığı için ince bir sızı kendini belli ediyordu.
Odada kalan koruma Bedo'nun cesedine eğildiğinde kaşlarım çatıldı. Ceketinin cebinden çıkardığı bıçağını hızla boynunun sağ tarafına ard arda saplamaya başladığında, ağzım açık bir şekilde kalmıştım. İşini bitirip doğrulduğunda, içeri giren temizlik görevlisi iki kadına baktı.
"İyice temizleyin, kolay gelsin."
Gözleri, şahit oldukları dehşet dolu ortama karşı büyürken, birbirilerine baktıktan sonra başlarını eğdiler.
"Tamam efendim."
Koruma başını salladıktan sonra odadan ayrıldığında, kapının kapanmasıyla birlikte başımı duvara yasladım ve uzun zamandır içimde tuttuğum nefesi verdim. Buradan hemen çıkmalıydım.
Düşünerek bir yere varamayacağımı anladığımda, arkasına saklandığım kalın perdeyi önümden çektim. Sesle beraber temizlik görevlisi iki kadın irkilerek bana baktığında, iki elimi de havaya kaldırdım.
"Lütfen sessiz olun."
İki kadın korkuyla bana bakarken, istemeden de olsa elimdeki silahı bana yakın olana doğrulttum.
"Getirdiğiniz eşyalar arasında yedek kıyafetiniz ve temiz bir maske varsa bana vermeniz gerekiyor."
Doğrulttuğum silaha korkuyla yüzlerini buruşturarak hareketsiz kaldıklarında yutkundum ve başımı salladım.
"Bakın, korkunç göründüğüm farkındayım ama ben size zarar vermek istemiyorum gerçekten. Lütfen, hızlı olun."
Dolan gözlerimden yaşlar akarken iç çektim. Kolumdaki ısırık yaraları sızlarken, kalbimde ağır bir ağrı vardı. Kadınlardan biri başını sallayarak getirdiği malzemeleri karıştırmaya başladığında, diğeri bana ıslak mendil uzattı. Önce ıslak mendile sonra kadına baktığımda, bakışlarım sağımdaki aynaya çarptı. Yüzüm, kan lekeleriyle doluydu.
Yüzümü buruşturarak ıslak mendile uzandım ve bastıra bastıra yüzüme sürterek lekelerden kurtuldum. Gözyaşlarım yeni bir yol çizerek ilerlemeye başladığında, kıyafetleri ayarlayan kadını beklerken bir sigara daha yaktım.
Bedenim daha fazla ayakta duramazken sırtımı soğuk duvara yaslayarak yere çöktüm ve kendimi tutamayarak hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Kadınların ikisi bana dönerek sonra birbirileriyle bakıştılar. Boğazıma oturan yumru yüzünden artık yutkunamazken, sigaradan ard arda dumanlar çektim.
Becerememiştim! Caner'i öldürmeme ramak kalmışken hemde!
Gözlerimi kapatarak başımı eğdiğimde, sonrasına saklamak istediğim hıçkırılarımı bastırmaya çalıştıkça boğazımdaki yumru âdeta dünyanın ağırlığını hissettiriyordu.
"Kızım, iyi misin?"
Omzumda hissettiğim elin ağırlığı yoktu ama şefkati içimi parçaladı. Duvara yasladığım başım ile beraber bana ıslak mendili uzatan kadına baktığımda, dudaklarım titriyordu. Yüzümü acıyla buruşturarak başımı soluma doğru hafifçe eğdim.
"Korkmuyor musun benden?"
Sorumla beraber beni süzdükten sonra gözlerinin içine yerleşen hüzün, benim içime bin acıyı daha serpti. Dudaklarımı birbirine bastırarak gelen hıçkırıklarımı bastırırken, temiz iş kıyafetlerini elinde tutan diğer kadın karşıma dikildi. Bakışlarında hem endişe hem hüzün vardı. Bunu farketmemle beraber hıçkırıklarım bulunduğumuz odanın kanlı duvarlarına içimdeki acıyı çarpıtırken, karşımdaki kadın başını eğdi. Omzuma elini koyan kadın güvenini hissettirmek istercesine baskı yaptığında, bakışlarım ona döndü. Yaşlı gözlerim onu net seçemiyordu ama bir ömür de unutmayacaktım.
"Hiç iyi görünmüyorsun kızım sen."
Söyledikleriyle başımı ağır ağır sağa ve sola salladığımda, üzülerek dudaklarını bastırdı.
"Sarılmamı ister misin?"
Gözyaşlarımın tuzlu tadı damağımdayken, hıçkırıklarımın arasından derin bir nefes alarak iç çektim.
"Üstümdeki kanlar bulaşır."
Sadece üstümdeki değil, ellerimdeki kanlar da sana bulaşır. Değil bir dakika, bin yıl temizlesen dahi çıkmaz lekesi. Biliyorum, yıllardır kanlı benim ellerim.
Söylediğime karşılık olarak bakışları ayaktaki kadına döndükten sonra başını eğdi. Yönü tekrardan bana döndüğünde, omzumu sıvazladıktan sonra diz çöktüğü yerden doğruldu. Eli omzumdan ayrıldığında hissettiğim boşlukla beraber yutkunarak bir süre kanlı parkelere odaklandıktan sonra gözlerimi kapattım ve başımı önüme eğdim.
Geçecek Ahu.
Geçiyor Ahu.
Geçti Ahu.
Derin bir nefes alarak bakışlarımı araladım ve alt dudağımı dişlerimin arasına aldım. Bir his hissetmek adına dişlerimi alt dudağıma delercesine bastırdıktan sonra iç çekerek dudağımı dişlerimin arasından ayırdım. Ellerimle gözyaşlarımı sildikten sonra oturduğum yerde yavaş bir şekilde ayaklandım.
Karşımdaki kadın bana doğru yakalaşarak kıyafetleri uzattığında, yüzüne bakmadan aldım ve arkamda solumda kalan banyoya doğru adımladım. Kapıyı tam kapatmadan kanlı elbisemi bedenimden zorlukla çıkardım ve iş kıyafetlerini giyindim. Açık mavi bez parçasına tüm saçlarımı sıkıştırdıktan sonra kalan iki ipi ensemde bağladım. Bakışlarımı her ne kadar kaçırsamda en son aynada gözlerimle buluştuğunda, başımdaki ellerimi iki yanıma indirdim.
Acı ve öfkeyle bütünleşmiş bakışlarım, korkunçtu.
Dişlerimi sıkarak gözlerimi kapattım ve sertçe yutkundum.
Caner'i öldüremedim. Bu kadar yaklaşmışken, öldüremedim.
Karan'ı gördüm, yangından sonra rezidansı devralmış.
Karan ile Caner'i karşı karşıya gördüm.
Ölümüne nefret ettiğim erkek ile yanında ölümün kıyısında hissettiğim adamı, karşı karşıya gördüm.
Düşüncelerimden sıyrılmak adına aldığım kuvvetli derin nefes titrek bir şekilde bedenimden ayrılırken, kalbim, içinde olduğum durumun etkisiyle hızla çarpıyordu.
"Kızım, birazdan kontrole gelebilirler."
Duyduğum sesle irkilerek gözlerimi açtığımda, aralık kapı boşluğundan başını sokmuş ama boş duvara bakan kadını gördüm. Bedenimin iki yanına sabitlediğim ellerimi açarak avuç içlerimi üzerimdeki kıyafetlere bastırdım ve başımı salladım.
"Ben, hazırım."
Kadın başıyla beraber bakışlarını da bana çevirdiğinde baştan aşağıya süzdü bedenimi. Dudaklarını birbirine bastırarak başıyla odayı işaret etti.
"Hazırsan çıkalım."
Başımı aşağı yukarı onaylayarak salladıktan sonra bakışlarımı kaçırarak hızla ilerlemeye başladım. Önünden geçerek odaya girdiğimde, bana kıyafetleri veren diğer kadın yerdeki kanları silmeye başlamıştı. Bedo'nun cesedine değen bakışlarımı ayıramazken, bıçakla deşilen dövmesinden eser yoktu. Boynunun sağ tarafından.
"Unutma istersen kızım."
Bakışlarım arkamdaki kadına döndüğünde, eldivenli eliyle tuttuğu silaha baktım. Derin bir nefes alarak bakışlarımı Bedo ile korumanın üzerinde gezdirdikten sonra tekrar kadına döndüm.
"Parmak izi kalmayacak şekilde siler misiniz?"
Söylediklerim, yerdeki kanları silen kadını durdururken, afallamış bakışlarını üzerime dikti. Diğer kadın bir şey söylemeden eline aldığı sprey ve bezle silahı temizlemeye başladığında, temizlik arabasına yönelerek bulduğum siyah eldivenleri sırayla taktım. Silahı temizleyen kadın işini bitirip bana baktığında ona doğru yaklaştım ve elinden aldığım silah ile beraber, korumanın cansız bedenine yaklaştım.
Kapı açılırken zorlandığı için yapılı bedeni ters dönmüş korumanın, ceketini sıyırdıktan sonra kemerine silahı güçlükle sığdırdım.
Onu, kendi silahıyla vurmuştum.
Yutkunarak yerimden doğruldum ve kadınlara doğru döndüm.
"Teşekkür ederim."
En başından beri düşünmeden yardımcı olan kadın bana buruk bir şekilde gülümserken, diğer kadın bana değil ayaklarımın ucundaki parkeye bakıyordu. Onu fazlasıyla korkutmuş olmalıydım.
Dilimi dudaklarımda gezdirerek elimdeki maskeyi burnumu ve ağzımı kapatacak şekilde taktıktan sonra başımı salladım ve arkamı dönerek elimi kapının kulpuna koydum. Tam açacakken içime yerleşen huzursuzlukla beraber arkamı döndüğümde, hâlâ bana gülümseyen kadın elini kaldırdı.
"Seni görmedik kızım. Hadi, kimse gelmeden git buradan."
Kadının söyledikleriyle tuttuğum nefesi vererek başımı salladım ve daha fazla beklemeden kapıyı açarak daireden ayrıldım.
Karşılaştığım uzun koridorda adımlayan tek tük insanların dikkatini çekmediğim için nefeslerimi normal tutmaya özen gösterdim. Koridordaki kameraların varlığı aklımdan çıkmazken, şüphe uyandırmamak için sanki her gün herhangi bir daire temizleyen hizmetli gibi rahat hareketlerle adımlamaya başladım.
Her zaman olduğu gibi Ahu, sanki hiç can almamışçasına.
Sakin ve rahat adımlarla asansörlerin olduğu yere ulaştığımda, bakışlarımı tüm asansörlerin hangi katta olduğunu öğrenmek için küçük ekranlarda gezdirdim. Hepsi ayrı ayrı katlarda olan asansörlerden bir tanesinin önünde, sarı saçları beline kadar uzanan, beyaz gömlek ve siyah mini etekli alımlı bir kadında durdu bakışlarım. İki eli de göğsüne yasladığı dosyalarda olan kadının bakışları, katımıza yaklaşan asansörün küçük ekranındaydı.
Sağ elini göğsündeki dosyalardan ayırdıktan sonra sabırsızca asansörün çağırma tuşuna tekrar tıkladığında, gergin nefesleri duyulur vaziyetteydi. Gelen ses ile asansörün geldiğini anladığımda, hızlı adımlarla kadına doğru yaklaştım. Aralanan asansör kapısından kabine baktığımda, yapılı bedeninin önünde iki kolunu birleştirmiş, siyah takım elbiseli bir adamın sert bakışlarıyla karşılaştım.
"Pardon, geçebilir miyim?"
Duyduğum ses ile soluma baktığımda, az önceki kadının ters bakışları üzerimdeydi. Ses çıkarmadan önüme döndükten sonra asansör kabinine girdim. Gözlerim tuşların üzerinde gezinirken, en üst kata basılmış tuşlardan, zemin katının tuşuna uzanarak tıkladım. Benden sonra giren kadın tuşların üzerinde bakışlarını gezdirdikten sonra kat tuşlarından birine basmak yerine kabinin girişinde durduğunda, asansör üst katlara doğru hareket etmeye başladı.
Nefeslerimi düzende tutmaya özen göstererek sabırla beklemeye başladım. Takım elbiseli yapılı adam ile kadının bir an önce inmesi ve asansörün zemin katına ulaşması için sabırsızdım. Tıpkı kadının sürekli sol kolundaki saate baktığı gibi.
Kadın benim aksime, sabırsızlığını açıkça belli ediyordu. Gergin nefesleri asansör kabininin tek sesiyken, topuklu ayakkabılarıyla tutturduğu ritim duyulmaya başladı. Yanındaki adam soluna doğru başını çevirerek göz ucuyla kadının topuklularına doğru ters bir bakış attığında, boynuna çarpan bakışlarımla beraber kaşlarımı çattım.
Kulağının arkasında '6' rakamının dövmesi vardı.
Kalp atışlarım hızlandığında, dişlerimi birbirine bastırdım. Gözlerimi kapatarak derin bir nefes aldım ve tekrardan araladım. Önümdeki adamın ters bakışlarıyla karşılaştığımda, ellerimi önümde birleştirerek yutkundum. Asansörün durmasıyla birlikte bakışlarım olduğumuz katın habercisi küçük ekrana kaydığında, on altıncı kata ulaştığımızı gördüm.
Kabin kapısı aralanırken, bir an önce inmelerini bekledim. Kadın hızla kabini terkettiğinde, adam ağır bir adımla kabinden ayrıldı. Elim hızla kapıların kapanması için tuşa uzandığında, büyük bir el kapıların arasına girerek engel oldu. Kaşlarımı çatarak elin sahibine baktığımda, az önce inen adam olduğunu gördüm.
"Yerlerin temizlenmesi gerekiyor."
Siktir! Kalbim tekrar tekrar hızla çarparken, dikkat çekmemek adına başımı salladım. Maskenin altından dudaklarımı sinirle dişlerken, içinde bulunduğum şu durum için canını ellerimle aldığım Bedo'ya lanetler yağdırdım.
Caner benim için, lanetin ta kendisiydi zaten.
"Neyi bekliyorsun sen?"
Ters bakışlarını gözlerime sabitlemiş, sertçe konuşan adama karşı bir şey diyemediğim için gözlerimi kapatıp açtım ve büyük eliyle kapanmasını engellendiği kabin kapılarından tereddütsüz bir şekilde geçerek karşısında durdum. Ters bakışları beni baştan aşağıya süzdükten sonra başıyla ilerlememi işaret etti ve ilerlemeye başladı.
Yapılı bedeninin arkasından uysal bir şekilde adımlarken, bu katın diğer katlardan farklı olduğunu farkettim. Duvarların hepsi koyu griye boyanmıştı ve koridorun sonunda duvara özenle resmedilmiş kükreyen bir aslan vardı.
Aslan, rezidansın kesinlikle Karan'a ait olduğunun kanıtıydı.
Kalbim teklediğinde, sağ elimi kaldırıp sol göğsüme bastırmak istedim ama tek yapabildiğim yumruklarımı daha fazla sıkmak oldu.
Karan ile karşılaşmak yerine ölmeyi dilerdim.
"Efendim, bir hizmetliyi odayı temizlemesi için getiriyorum."
Yutkunarak başımı kaldırdığımda, önümdeki adam büyük elini bana doğru kaldırarak beni durdurdu. Çattığı kaşlarıyla beraber telefondaki kişiyi dinlerken, sert bakışlarını gözlerime taşıdı. Arkamda birleştirdiğim ellerimi canımı acıtacak kadar sıkarken, bakışlarımı ifadesiz tutmaya özen gösterdim.
"Tamam, Efendim."
Telefonu kulağından ayırarak tekrar bana döndüğünde, çenesiyle geldiğimiz koridoru işaret etti.
"Sen geri dön, halletmişler."
Kaşlarımı çatmamak için bedenimi kasarken, başımı salladım ve arkamı dönerek ilerlemeye başladım. Bütün bedenim stresten öylesine uyuşmuştu ki, ayaklarım adımlamıyor, sürünüyordu sanki.
Asansörlerin önüne tekrar geldiğimde, asansörde karşılaştığım kadın tekrardan asansör bekliyordu. Ciğerlerimde toplanan, ciğerlerimi patlakmasına kısa süre kalmış nefesi sesli bir şekilde verdim. Kadının bakışları bana döndüğünde, gelen asansör sesiyle odağını tekrardan asansöre verdi ve hızla bindi.
Onunla on altı kat boyunca aynı asansörde yer almak istemiyordum!
"Seni bekliyorum?"
Sorgular şekilde duyduğum sesiyle başımı kaldırıp kadına baktığımda, kabin kapıları kapanmasın diye araya kolunu koyduğunu gördüm.
Sık dişini Ahu!
Adımlarımı kadının bulunduğu asansöre doğru yönlendirerek içine girdim ve zemin kat tuşlandığı için köşeye doğru geçtim. Kadın bir önceki yolculuğumuzda kapıya döndüğü gibi dönmemiş, çaprazımda kalarak beni izlemeye başlamıştı.
"Yeni mi girdim işe?"
Sorusuyla yerdeki bakışlarımı küstah bir ifadeyle bütünleşmiş yüzüne taşıyarak başımı salladım. Onu onaylamamla beraber beni süzdükten sonra attığı kahkaha kaşlarımı sonunda çattırmıştı bana.
"Dilin mi yok senin? Neden konuşmuyorsun?"
Gözleri yaşlanana kadar güldüğü için ona çok daha fazla sinirlenmiştim. Yine sesimi çıkarmadım ve başımı salladım. Onu onaylamam kahkahalarını durdurduğunda, fazlasıyla şaşkındı. Bakışlarında ki alay eder ifade kaybolurken, yerini utanç kapladı.
Vicdanın sızlasın aptal kadın.
"Ben, ben gerçekten özür dilerim. Sen öyle hiç konuşmayınca, çekiniyorsun sandım."
Hüzünlü bir ifade takınarak başımı sağıma doğru hafifçe eğdim ve yere sabitlediğim bakışlarımla beraber başımı çaresizce salladım. Derin bir nefes alıp vererek, üzüldüğümü belli ettim ama bu nefes tamamıyla tahammülsüzlüktendi.
Omzumda hissettiğim var yok arası bir temasla bakışlarım omzuma kaydığında, kadının eli omzumum ucundaydı. Bakışlarımı kadına taşıdığımda, üzerimdeli kıyafetlere temas etmek istemediği fazlasıyla belliydi. Elimi elinin üstüne koyduğumda, yüzüni buruşmamak için savaş veriyordu kendisiyle.
Yüzümdeki maskenin altındaki dudaklarımı kıvırırken, bakışlarımda hâlâ hüzün vardı. Gözlerimi kapatıp açarak, desteği için ona ne kadar minnettar olduğumu belli ettim.
Kadın, zoraki bir şekilde tebessüm ederek elini hızla çekti. Maskenin altından gülümserken, acıyla yüzümü buruşturmuşum gibi yansıttım gülümsememin kırışıklarımı.
"Kusura bakma canım, kolay gelsin sana."
Bakışlarını benden ayırarak çantasından çıkardığı telefona sabitlediğinde, gözlerimi devirdim ve küçük ekrandan kat kat inişimizi izledim. Asansör sekizinci katta durduğunda, bedenim tekrar kasıldı. Kapılar açıldığında gördüğüm iki kadın, kalp atışımı hızlandırmaya başladı. Onlar da benden farksızdı.
"Hadi, hızlı olun."
Dilimle dudaklarımı ıslattıktan sonra birbirine bastırdım. Bana yardımcı olan kadın kendini toparladıktan sonra yanında şaşkınca bana bakan kadının koluna dokundu ve yanlarında bulunan, içindeki temizlik malzemelerinin olmadığına emin olduğum aracı asansöre taşıdılar.
Zorlandıklarını anladığım an yeltenmek istediğimde, hizmetli kadın kaşlarını kaldırdığı için hareket edemedim. Diğer kadın aşağılar şekilde kadınlara ve araca baktığında, yüzünü buruşturdu. Asansör kapıları kapandığında, kadınlardan biri eksi ikinci katı tuşladığı an sordu.
"Bunlar kim?"
Sorusuyla kaşlarım çatıldığında, iki kadın da başını eğmiş bir şekilde duruyordu.
"Karan Bey'in haberi var."
Kadın, aldığı cevapla kaşlarını havalandırarak dudaklarını büzdü.
"Demek Karan'ın, Kral duyarsa canı çok sıkılacak dediği mesele bu."
Omuzlarını silkerek önüne doğru döndüğünde, dişlerimi sıkmaya başladım.
Karan, Kral'ı tanıyor muydu?
Kahretsin! Kahretsin! Kahretsin!
Karan'ı zor bir duruma mı sokmuştum ben?
Gözlerimi kapatarak yüzümü buruşturdum.
"Pişt, senin sözleşmen var değil mi?"
Bana değen el ile gözlerimi araladığımda, hizmetli abla başını sallayarak bana soruyu soran kadını işaret etti. Bozuntuya vermeden başımı salladığımda, gözlerini devirerek önüne döndü.
Parçalamamak için zor duruyordum. Çok zor!
Kabini dolduran zil sesiyle beraber hepimiz kadına döndüğümüzde, yüzünde oluşan tebessüm ile yanıtladı.
"Karan Bey, buyrun."
Karan'ın yokluğunda sadece ismiyle hitap eden kadın, telefonda saygısını eksik etmiyordu. Peki bu kadın kimdi?
"Evet, anladım efendim."
Hevesle yeni bir cümleye gireceği sırada suratına kapanan telefon ile üzgün bakışlarını telefona dikti. Bize doğru döndüğünde dikkatleri üzerine çektiğini fark ettiği an, kaşlarını çatarak ters ters baktı ve bedenini tamamıyla kapıya doğru çevirdi.
Gelen asansörün sesiyle zemin kata ulaştığımızda, derin bir nefes aldım ve bedenimi doğrulttum. Bakışlarımı hizmetli kadınlara değdirdiğimde, bana yardım eden kadın dudaklarını birbirine bastırıp başını salladı. Diğer kadın benimle göz göze bile gelemiyordu. Başımı karşılık olarak hafifçe salladım ve asansörden hızla indim.
Artık kesinlikle bir saniye bile durmak istemediğim bu yerde, hızlı ama dikkat çekmeyecek şekilde ilerlemeye başladım. Rezidans binasından ayrıldığım gibi derin bir nefes aldığımda, havanın bu kadar serin olmasını beklemiyordum. Karanlıktı ve fazlasıyla soğuktu.
Bakışlarım işlek cadde olduğu için rezidansın önünde sıralanmış boş taksilere dediğinde, hızla taksilere doğru ilerledim ve en önde bekleyen araca bindim.
Sürücü şaşkın bir ifadeyle bana bakarken, çenemle yolu işaret ettim.
"Devam eder misiniz?"
Evime gitmek, kendimle baş başa kalmak istiyordum. Dolu bakışlarım önünden ayrıldığımız rezidans binasında takılı kalırken, o gün buradan sağ çıkmamın pişmanlığı, boğazımdaki yumruydu.
Caner, haberi olmadan beni bir kere daha yenmişti.
Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayınız. 🖤
Instagram;
sahipsizsancilar & kayipseytan
