17. bölüm · SAHİPSİZ SANCILAR (+18)

| 17

ZB

İyi okumalar.

Sıkışıp kaldığım zamanların içinde, çırpındıkça yükseleceğime inandığım, ucu bucağı olmayan bir okyanusun içinde hissettim hep kendimi. Su ne zaman çeneme değse irkildim, kontrolsüzce kulaçlar attım, nefes almaya çalıştıkça ciğerime su kaçırdım.

Hayır. Ben nefes almak için çırpındıkça, güçsüz olduğum için batmadım. Ayaklarımdan tutup aşağı çekmeye çalışan kâbusların eviydi benim zihnim.

Şimdi ayak uçlarım kâbuslarımdan kaçarcasına, asıl kaçmam gereken noktanın tam önündeydi. Karan'ın sahibi olduğu mekânda, Lion's Hell.

Aslanın Cehennemi.

Amcam, Aslanın Yeri dediğinde, aklımdan geçen ilk şey bu mekândı fakat bir umut başka bir yer olmasını dilesem bile yol bizi buraya ulaştırmıştı.

Bakışlarım, arabanın cam filminin ardında mekânın tabelasındayken, başına taç saplanmış aslanın bakışlarına takıldı, kanlıydı. '1' rakamı tekrar parladığında, dişlerimi sıktım. Aklımdaki sorulara hiçbir cevap bulamıyordum.

Amcamın davet edildiği bu davet, neden Karan'ın mekânındaydı?

Caner ile ilk bu mekânda karşılaşmıştık. Caner, tesadüfen mi buradaydı?

Ve en önemlisi...

Karan, benim bu insanlarla kan bağım oldığundan haberdar mıydı?

"Ahu Hanım."

Beni derin düşüncelerden çıkaran sesin sahibi Suat'tı. Arabadan inmemin vakti geldiğini anladığımda, derin bir iç çekerek hareketlendim.

Attığım adımlarla mekânın tam önüne gelerek başımı yavaşça kaldırdığımda, mekânın önündeki magazincilerin flaşları yüzüme vurmaya başladı. Suat, sağ elini temas etmeden arkamda tutarken, sol eliyle kalabalığı açarak beni ilerletmeye başladı.

'Ahu Hanım, davetliler arasında olduğunuz bilgisi verilmemişti.'

'Ahu Hanım, amcanız Hasan Bey katılacak mı?'

'Ahu Hanım, Caner Bey ve Derya Hanım az önce geldi. Neden birlikte değilsiniz?'

Ve daha nice soru... Tek kelime etmeden, başım dik bir şekilde ilerledim ve aralanan kapı ile mekâna giriş yaptım. Gözlerimi kapatarak ciğerlerimde tuttuğum nefesi usulca geri verdim. Tekrar araladığım gözlerimin karşılaştığı manzara, tıpkı bu mekâna ilk kez girdiğim zaman gibi tüylerimin diken diken olmasına sebep oldu.

Tanıdık, tanımadık yüzlerce yüze karşı minik oynatmadan ilerlemeye başladığımda, bakışlarımı etrafta gezdirmemek için büyük bir çaba harcıyordum. Herkesin takım elbise ve dekolteli elbiselerle, ellerinde bulunan kokteyli yudumladıkları bu mekân alışagelmişin dışındaydı. Her zaman sade bir şekilde organizasyon yapılan davetlere göre fazla karamsardı.

Bakışlarım usulca tavana doğru kayarken, karşılaştığım kükreyen aslan ile kalbim teklediğinde, yutkundum. Hızla bakışlarımı tavandan ayırarak etrafımda dolaştırmaya başladım. Aklıma gelen düşünceleri ise hızla savurdum. O güne tekrar dönmeyecektim.

"Ahu Hanım?"

Duyduğum ses ile irkildiğimi belli etmeden, sesin sahibine döndüm. Şık giyimli, orta yaşlarında olan bir çift gülümseyerek bana bakıyorlardı. Tanımadığım bu yüzler bana içtenlikle gülümserken, ben, dudaklarımı zoraki bir şekilde oynattım.

"Ne kadar da büyümüşsün sen Ahu. Gerçekten tanımadın mı bizi?"

Kadının nahif sesiyle sorduğu soruya kaşlarımı hafifçe çatarken, gülümsememi bozmamaya özen gösterdim. Hayır, onları tanımamak bir yana hatırlamıyordum bile.

Sesten dolayı önlerine hafifçe eğildim.

"Ben, üzgünüm ama hayır."

Aynı zamanda zihnimin içinde dönen düşünceler, beni boğmaya başlıyordu. Şu yaşıma kadar yaşadıklarımın yanında gizliliğim esastı. Davet edildiğim davetlere bir 'Sarel' olarak katılım gösterir sonra amcamın bana ev diye kabullendirdiği, onlara ev bana hücre olan yerde küçük odamda tutulurdum. Bütün bunların yanında bu simalar bana yabancıydı.

Birbirlerine bakarak gülümsediklerinde, kadının eli kolumun üstüne tüy gibi değdi.

"Gözlerini babandan, bakışlarını annenden almışsın Ahu."

Bir kurşun, yaralarımın üstünden geçti.
Ne sıyırdı beni ne de kesti. Nefesim ciğerlerimde sıkıştığında, gülümsemem yavaş yavaş silindi. Bakışlarım, kolumun üstüne şefkatle değen ele kaydığında verdiğim nefes âdeta kadının tenine sindi.

Kalbim hızla çarpmaya başladığında hevesle onlara döndüm.

"Ailemi tanıyor muydunuz?"

Attıkları küçük kahkahalar, etrafımdaki bütün seslerden daha baskındı. Adam, elindeki kadehi kaldırarak etrafına baktı ve minnetle gülümsedi.

"Burada onları tanıyanlar varsa eğer sana baktıklarında sadece ikisinden birini değil, gerçekten aşkın vücut bulmuş hâlini görürler."

Kadın, dudaklarını bastırarak gülümsedi ve başını onaylayarak salladıktan sonra rahat duymam adına kulağıma doğru uzandı.

"Ahu, bu dünyadan ayrıldılar ama sanki senin bedeninde kavuşmuşlar."

Yutkunmamı engelleyen, boğazımın ortasına yerleşen yumrunun adı, artık kurulan bu cümleydi. Bedenimde kavuşan iki aşık. Annem ile babam.

Net bakışlarım buğulandığında, yaralarımı teyet geçen kurşun, göğsümün ortasında ki kabuk tutmak bilmeyen o acıya saplandı. Aldığım en derin ve titrek nefesim ise onlar içindi.

Omzumda hissetiğim el ile aralanan bakışlarım, eminim ki tıpkı içimdeki kız çocuğunun bakışlarını taşıyordu. Ben hiçbir tepki veremiyorken, ilk defa sıvazlanan omzumdaki el, bana yabancı ama vefa dolu hatır kadar sıcaktı.

"Dikkat et kendine, tekrar görüşmek üzere."

Adamın geçmişten kopardığı bakışları, kadının minnet dolu gülümsemesiyle beraber benden uzaklaştıklarında, attığım adımdan geriye aralanan dudaklarım, hızla inip kalkan göğsümle afallayan ben kaldım. Nerede olduğumu hatırladığım an dudaklarımı birbirine bastırdım ve kaşlarını çatarak bana bakan Suat ile göz göze geldim. Yutkunarak başımı sağa ve sola yavaşça sallayarak, bir sorun olmadığını belirttim. Başını eğerek karşılık verdiğinde, dişlerimi sıkarak önüme döndüm.

Bu insanları tanımıyordum ama onlar beni tanıyordu. Benim hatrımda acıdan başka bir şey yoktu ama onların hatırında acı ile henüz tanışmamış olan ben vardım. Annemin sevgi dolu kucağında, babama bakarak parlayan gözlerim vardı belki onların hatırında, o anların içinden hiç çıkmamak adına o günlerde ölmüş olmak isteyen ben vardım.

Bana yabancı, aileme benden daha tanıdık olan insanlar. Ailemi benden iyi tanıyan ama benden daha uzak olan insanlar. Birbirlerine kavuştukları bu beden, beni yaşamaktan daimi olarak koparmıştı. Üstelik onlara kavuşmayı bile becerememiştim. Zihnimi darmadağın etmesine ramak kalmış, son anda tetikten dönen mermim bile o gün yaşatmak adına haykırdığında, ikisinin kavuştuğu bu bedenden, ruhumu sökememiştim.

Ard arda kapatıp açtığım göz kapaklarımla beraber görüş açımı netleştirdiğimde, dilimle dudaklarımı ıslatarak yutkundum. Kimsenin dikkatini çekmemek için alt kata inmeye karar verdim.

"Efendim, izninizle alayım."

Bakışlarım mekân görevlisine döndüğünde, başımı salladım. Omuzlarımın üzerindeki kabanı aldıktan sonra gülümeyerek benden uzaklaşmasını izledim. Aldığım nefes ile göğsümü kabartıp başımı dikleştirerek, emin adımlarla ilerlemeye başladım.

Benden belli bir süre önce buraya ulaşmış insanların doldurduğu mekânda, ayrı ayrı noktalardan gelen samimiyetsiz kahkaha sesleri, âdeta kulağımı tırmalamaya başlamıştı. Bakışlarım pist üstüne yerleştirilmiş masalarda dolaşırken, kendime ait bir alan arıyordum. Dolu masalardan sonra bakışlarım büyük localarda gezinmeye başladığında, Derya ile Caner'in kısık bakışlarıyla karşılaştım.

Bu davet, onlarla birlikte katıldığım ilk davetti.

Herkes ait olduğu yere çekilmiş, davetin başlamasını beklerken, ben mekânın tam ortasında duruşumu bozmadan öylece bekliyordum. Kahkaha seslerinin ardından eşlik eden klasik müzik, beni rahatlatmak yerine fazlasıyla gerilmeme neden oluyordu. Burada sahipsiz bir şekilde durmayı kabullenmemin tek nedeni ise Derya ile Caner'in locasına geçmek istemememdi.

"Ahu, kızım."

Amcamın sesiyle arkama döndüğümde, kaşlarını çatmamak için maske olarak kullandığı gülümsemesiyle bana doğru yaklaşıyordu. Çenemi havalandırarak yanıma ulaşmasını bekledim. Eli, sağ koluma temas ettiğinde, insanların dikkatini çekmemek için hareket etmedim.

"Neden insanların içinde sahipsiz gibi bekliyorsun? Kuzenlerin locada seni bekliyor."

Fısıltısıyla yüzümü buruşturmamak savaş verirken, soğuk bakışlarımın hedefi hâline gelen amcam, onlarla aynı locada oturmak istemediğimin farkındaydı. Kulağına doğru yanaştığımda, dişlerimin arasından konuştum.

"Onlarla ortak bir alanda olmak istemediğimin farkındasın amca. Üstelik bu neyin daveti? Bu kadar insan ne yapıyor burada?"

Sorduğum soru ile bakışlarını kaçırdığında, amcamın baktığı yere bakmak için başımı kaldırdım. Hafifçe çattığım kaşlarım eski hâlini geri aldığında, bakışlarımı tekrar amcama çevirdim.

Mekânda boş olan tek loca, o gece hatrımda kalan o locaydı.

"Benimle gel ve bizim için ayrılan locada bize eşlik et. Unuttun mu? Biz bir aileyiz."

Keskin bakışlarımı, beni bastırmak için gözlerimin içine bakan amcama sabitlediğimde, samimiyetten uzak bir gülümseme eklendi yüzüme.

"Elbette, biz bir aileyiz amca."

Amcam, beklemediği bu tepkim karşısında önce şaşırsada, gururlu bir ifadeyle göğsünü dikleştirerek gülümsedi. Locadan bizi izleyen Derya ve Caner ile bakışlarım kesiştiğinde, onlara istediğini vermemek için gülümsememi bozmadan onlara doğru ilerlemeye başladım.

İnsanların bakışları eşliğinde locaya ulaştığımda, Derya'nın kıskançlık dolu bakışları ve Caner'in kısık bakışlarını aldırmamaya çalıştım. Başımı kaldırıp kocanın üstündeki aslan simgesine baktığımda, dikkatimi çeken şey siyah bir bez ile kapatılmış olmasıydı. Merakla diğer localarda göz gezdirdiğimde, bu işlemin bütün localarda yapıldığını gördüm. Bakışlarım üst katta olan tek locaya merakla kaydığında, yutkundum.

Bir tek o locada açık bırakılmıştı.

Bakışlarımı kısarak daha dikkatli baktığımda, locada oturan adamları farkettim. Gölge altında bırakılmış, sadece silüet olarak görünen adamlara. Ayaktakiler belli olurken, oturduğu bariz, elindeki bastona kadar belli olan bir adam daha vardı. Kaşlarımı sorgularcasına çattığımda, koluma temas eden el ile amcama doğru döndüm.

Üst kattaki locadan ayırdığı bakışlarını bana çevirdiğinde, harelerinin içinde gezinen endişe, nabzımı hızlandırmaya ve merakımın daha çok artmasına sebep olmuştu.

Kimdi onlar?

"Ahu, otur artık istersen."

Derin bir nefes alarak başımı salladığımda, temas ettiği kolumu kendime doğru çektim ve onlara mesafeli bir şekilde oturdum. Mekânda ki ışık azaltıldığında, duvarlarda kendini belli eden dekor, beni o güne gitmem için zorluyordu.

Herkes hayranlıkla dekorlara bakarken, duvarlara alttan vuran loş ışık, aşağıya doğru kan akarmışçasına duran dekoru göz önüne sermişti. Eminim çoğu insan duvarlara bakmak adına kaldırdığı başı ile beraber, tavanda ağzı avlanmak için açılmış aslanı yeni farkediyordu.

"Hepiniz hoşgeldiniz."

Bütün mekânın dikkatini kendine çeviren ses ile herkes sahne kısmına döndüğünde, büyük led ekranlara henüz görüntü verilmemişti. Onun yerine locaların üstünde olan ve bu geceye özel kapatılmış aslan sembolü vardı. Ve sahnede, o gün rezidansta gördüğüm o kadın.

"Sizleri burada keyifli görmek, içimizi ısıttı. Tekrardan hoşgeldiniz."

Kalabalığa doğru gülümseyerek göz gezdirmeye başladığında, nefesimi tutarak bunu sonlandırmasını bekledim. Kahretsin!

"Siz değerli misafirlerimizi, bu davette ne arada görmek için uzun zamandır bekliyorduk. Biliyorsunuz, yaşanan bazı aksilikler bu daveti ertelemek durumunda bırakmıştı bizi."

Üzerindeki bordo elbise vücudunu sararken, beline taktığı zincir kemerin uç kısmı, o sahnede adımladıkça sallanıyordu.

"Öncelikle hepimizin başı sağolsun. Yakın zamanda değerli yakınımız Bedirhan Asaf'ı maalesef ki çok acı bir şekilde kaybettik."

Dudaklarını birbirine bastırarak bakışlarını ayak uçlarına indirdikten sonra aldığı derin nefesten sonra parlayan gözleriyle kalabalığa gülümsedi.

"Neyse ki değerli büyüklerimiz bu konu ile yakından alâkadar olacaklarını bize ileterek bizi mutlu ettiler."

Dudakları dilinde gezdiğinde, kaşlarımı çattım.

"Bizi, sorunsuz bir şekilde vakit geçimemiz adına bir araya getiren büyüğümüz sayın Önder KARAHAN'a hepimiz adına ben teşekkür ederim."

Duyduğum soyisimle kalbim teklediğinde, kadının gülümseyen dudakları ve parlayan gözlerinin hedefi üst kattaki o locaydı. Bakışlarım sorgularcasına amcama döndüğünde, şakaklarından süzülen ter damlalarını elindeki peçete ile sildi. Kaçırdığı bakışları benimle buluştuğunda, afalladığını gördüm.

Bedo'nun katilinin arandığı bu davatte bizim ne işimiz vardı?

Bu insanlar, aradıkları kişilerin burada olduğundan nasıl haberdar değillerdi?

Karan'ın soyadını taşıyan bu adam kimdi?

Önder KARAHAN...

İnsanlar alkışlar eşliğinde minnetlerini ifade ederken, sağ elimi, kalbimin üstüne yerleştirmemek için zor zaptediyordum kendimi. Bakışlarım insanların üzerinde gezinirken, içimi kaplayan hisse bir isim veremiyordum.

Önce rezidansta denk gelmemiz sonrasında benim bu mekânın açılışına katılmam, amcamın emri ile kendi çıkarlarım doğrultusunda ilerlerken Bedo'yu kullanamadan infaz etmem, Karan'ın orada bulunması, kâbustan uyandığımda Karan'ın evimde oluşu ve şimdi tekrar onun mekânında verilen davete ani davet edilişim, onun soyadını taşıyan fakat yüzünü henüz göremediğim bir adama duyulan minnet, en önemlisi ise amcamın gözlerindeki korkuya rağmen içinde kaybolduğu hırsın getirdiği cesaret...

Her şey tesadüf müydü?

Burada oluşumun tesadüf olacağından şüpheliyken, diğer yaşananların tesadüf olduğunu düşünüyordum.

Peki ya Bedo'nun infazına üzülen bu insanların arasında bulunurken, Bedo'yu neden ellerimle infaz ettim?

Bu insanların hepsi Hayalet'i mi arıyordu?

Yani beni.

İç çekerek bulunduğum ana döndüğümde, bakışlarımın hedefi elbette ki amcamdı. Onun dahil olduğu camiaya gerekli zamanlarda yaptığım müdahalerin azınlık kısmı burada olsa bile geri kalan insanları tanımıyordum. Mekâna geldiğimde karşılaştığım o çift dahildi tanımadığım insanlar kısmına.

Aklıma adamın kurduğu cümle geldi.
'Burada onları tanıyanlar varsa eğer sana baktıklarında sadece ikisinden birini değil, gerçekten aşkın vücut bulmuş hâlini görürler.'

Beni tanıyanlara, ben yabancıydım.

Daha fazla dayanamadığım için amcamın kulağına doğru eğildim.

"Bu insanlar kim? Neden her zaman ki davetlerden farklı? Amca, bu insanların çoğunu ilk defa görüyorum. Onlarda beni ilk defa mı görüyor?"

Geri çekilerek amcama baktığımda, ayak uçlarına indirdiği bakışları bi müddet orada oyanlandıktan sonra kulağıma doğru doğruldu.

"Seni isim olarak bilenler var fazlası yok. Üstelik bu daveti hiçbir davet ile bir tutma, Ahu. Bu davet, benim yani bizim istikbalimiz için en önemli konum. Sonrasını sonraya bırak, ortama ayak uydur."

Hafifçe çattığım kaşlarımı amcama sabitlediğimde, ses tonunda gezinen kibrini haykırdı bana. Ben zaten bu daveti hiçbiri ile denk tutamazdım. Ben, tek başıma değil, Caner ve Derya ile getirilmiştim. Üstelik Karan'a ait bir mekânda, yüreğim ağzımdaydı.

Daha sonrasında detaylı konuşmak adına sadece başımı sallayarak amcamı onayladım ve ciğerlerime doldurduğum nefesi geri bırakarak bakışlarımı sahneye doğru çevirdim.

"Uzun zamandır bir araya gelemediğimiz için oluşan bütün gerginliklere son vermeden önce olayları yumuşatmak adına bir etkinlik yapacağız. Herkesin katılmasını rica ediyorum."

İnsanlar, heyecan ve merakla birbirilerine bakmaya başladığında, çatmış olduğum kaşlarımı bir türlü düzeltemiyordum. Mekânın her yerinde dolaşmaya başlayan görevlilere odaklandığımda, ellerinde bulunan ve insanlara dağıtılan malzemelere anlam veremedim.

Locamıza giren bir görevli koyu kırmızı renginde kadife kumaşlı, pelerini andıran örtüyü ve ardından koyu altın sarısı, sadece yüzümün üst bölgesini kapatan maskeyi uzattığında, görevliye tereddütle baktım.

"Efendim, etkinlik malzemeleriniz."

Bakışlarım amcama döndüğünde, ona verilen kadife örtünün ve maskenin siyah olduğunu gördüm.

"Baylar siyah, kadınlar kırmızı rengi giyiniyorlar efendim."

Tekrar görevliye dönerek başımı sağa ve sola salladım.

"Ben katılım göstermeyeceğim."

Görevlinin dudakları samimiyetten uzak bir şekilde kıvrılarak gülümsediğinde, alttan bakışları reddetme şansımın olmadığını belirtir gibi duruyordu.

"Nezaket ile herkes davet edildi efendim. Reddedilmesine müsaade yok maalesef."

Kaşlarımı derinlemesine çatarken dudaklarımı araladığımda, amcam koluma dokunarak beni durdurdu.

"Teşekkür ederiz."

Sorgularcasına amcama döndüğümde, bana verilmiş olan maske ve örtüyü kucağıma bıraktı.

"Burası tatsızlık çıkartılacak son yer bile değil, Ahu."

Çattığım kaşlarım ile öylece amcama bakarken, mekânın ışıklarının tamamıyla kapatılmasına karşı dudaklarım aralandı. Yutkunarak oturduğum yerden kalktığımda, göz gözü görmüyordu.

"Size verilen iki dakika içerisinde hazır olmanızı bekliyoruz. Sonrasında herkesi piste doğru bekliyorum."

Gelen ses ile bakışlarım karanlığın içinden sahneyi seçmeye çalışırken, kimseden çıt çıkmıyordu. Böyle durmanın bir yararı olmadığına karar vererek, en önemlisi dikkat çekmemek için önce örtüyü omuzlarımın üzerine bıraktım sonra sarkan iplerini boynumda bağladım. Hızlıca maskeyi taktıktan sonra örtünün kapüşonunu saçlarımın önünü açık bırakacak şekilde başıma yerleştirdim.

Ben mekânın tekrar tamamıyla aydınlatılmasını beklerken, sadece kırmızı ve bej ışıklar görüş açısı netleştirmek adına yandı. Sağıma doğru dönerek locaya baktığımda, amcamlar yoktu. Herkesin yavaş yavaş piste ilerdiğini gördüğümde, her ne kadar saçma bir ortamda olduğunu reddederek ayak uydurmak için piste doğru ilerledim.

Siyah örtülü adamlar, kırmızı örtülü kadınların ellerinden tutarak dans pozisyonu aldığında, herkes yavaş yavaş eşleşmeye başlamıştı. İnsanların kıkırdamaları, bu etkinliğin hoşlarına gittiğinin ispatıydı.

Ben, insanların aksine içime yerleşen merak ile başımı tam kaldırmadan üst kattaki locaya bakış attım. Kimse yoktu.
Afallayarak hafifçe kaşlarımı çattığımda, o adamların nereye kaybolduğunu düşündüm. Önder KARAHAN. O adam her kimse, onu görmek istiyordum.

Karan'ın soyadını taşıyan, amcamın şu zaman kadar ilk defa çekindiğini gördüğüm, buradaki insanların büyüğü olan adam.

Bakışlarımı boş locada sabitlenmiş düşünürken, belimde hissettiğim temas ile bütün düşüncelerimden sıyrıldım. Aralanmış dudaklarım ve çattığım kaşlarımla, karşımdaki tanımadığım adama baktım. Işıklandırma yüzünden yüzünü seçemediğim bu adam, tıpkı diğer insanların kendini dans müziğine kaptıması gibi kaptırmaya başladı. Ben müziğin ne zaman çalındığını, insanların ne zaman dans etmeye başladığını bile fark etmemiştim.

Karşımdaki adamda tek dikkatimi şey cam gibi parlak bir çift mavi gözdü.

"Temasım için affedin efendim."

Kulağıma eğilerek kurduğu cümleye kaşlarımı derinlemesine çattığımda, tek diyebileceğim şeyi dedim.

"Siz kimsiniz?"

Sorumu cevapsız bırakırken başını mahçup bir şekilde çevirdiğinde, boynunda gördüğüm '6' rakamı, damarlarımda akan kanı hızlandırdı. Sol avucunda kalan sağ elimi geri çekmeye yeltendiğimde, daha sıkı tuttu.

"Efendim, bana yalnızca bir dakika müddet verin."

Anlamayan bakışlarımı mavi gözlerine diktiğimde, cesaretine karşılık sakin kalmaya çalışıyordum. Ben kendimi tekrardan geri çekmeye hazırlandığımda omzuma değen el ile irkilerek, başımı sağa doğru çevirdim.

"İzninizle."

Sesin sahibi, çocukluğumda bana dokumak için bir kez bile müsaade istemeyen Caner'di. Üstelik izni benden değil, karşımdaki adamdan alıyordu.

Kulaklarım, öfkemin sebebiyle uğuldamaya başladığında, kalbim hızla atmaya başladı. Gülümseyen dudaklarındaki hazır zafer, bana meydan okumaktan uzak, fazlasıyla emindi. Karşımdaki adam elini belimden çekerek geriye doğru adımlamaya başladığında, gözün gözü görmediği kalabalığın arasında kayboldu. Bakışlarım hızla Caner'e döndüğünde, geçmişimin kolları beni kendine çekmeye meyilliydi.

Burada değil, o evdeydim. Işık yoktu, tek başımaydım. Kalabalık tıpkı yengem, Derya ve amcam gibi soyut, Caner, beni köşeye sıkıştırmak için an kolluyordu.

Ve ben, tüm bunlardan kaçarcasına gözlerimi tekrar yumdum. Sıktığım dişlerim, ağrılı bir sancının zihnimi ele geçirmesine müsaade ediyordu.

Bir el belimi sıkıca sardı, elimi büyük avucunun içine hapsetti. Beni kendine doğru çekerek, nefesimin teklemesine neden oldu. Vücudum kontrolüm dışı kasılırken, gözlerimi açmak, karşımda Caner'i bulmakve bunun uyandığımda kâbus olduğunu tekrar ederek kurtulamayacağım bir anın içine hapsetti.

"Değil dokunabilmek, bunu düşlemek dâhi seni bir saniye uzun yaşatmaz."

Aldığım aciz nefes, ciğerlerime tanıdık bir kokuyu doldurduğunda, kalbim âdeta bir ateşi avuçladı. Tehditkâr sesi, beni geçmişimden sökercesine olduğum ana kavuştururken, kavuşan bedenlerimiz bir yangından farksızdı. İç çekerek bakışlarımı araladığımda, tüm bu kalabalığa, tüm bu karanlığa rağmen onu tanımamak imkânsızdı.

Şayet bütün bu karanlığı dolduran kabalığın arasında, örtüsü ve maskesi olmayan tek kişi oydu.

Karan...

Avına, harelerinin içinde kendi sonunu izleten acımasız avcı, Karan.

Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayınız. 🖤

Arkadaşlar bir yakınım kaza geçirdiği için bölüm bir süre gecikti. Merak eden, bana mesaj yoluyla ulaşan ve sabırla bekleyen herkese teşekkür ederim.

Elbette bölüm hakkındaki düşüncelerinizi merak ediyorum ve herkesin düşüncelerini okumak istiyorum.

Sizce ilerleyen bölümlerde neler olur?

Karan ile Ahu hakkında düşündüğünüz şeyler neler? Aralarındaki bu çekim ve derinleşen bağ size neler hissettiriyor?

Yorumlarda buluşalım. 🖤

Instagram; kayipseytan & sahipsizsancilar