Şah ve Piyonlar kitap kapağı

3. bölüm / 23

Şah ve Piyonlar

3

Vaveyla Yazarı: Loral's 🕯️

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 23Şu an: 3

Yeni bölümden merhaba! Sizi bomba gibi bir bölüm bekliyor. Sizi fazla tutmayacağım hemen okuyun!

♟️

Yatakta doğrulmuş başım ağrısına rağmen telefona bakıyordum.

Ekranın ışığı gözlerimi yakıyordu ama kapatamıyordum. Sanki kapatırsam daha kötü olacakmış gibi. Sanki bakmazsam kontrolü tamamen kaybedecekmişim gibi. Fotoğraf hâlâ oradaydı.

Parmaklarım ekranda aşağı kaydı. Yorumlar artmıştı. Her saniye yeni bir şey ekleniyordu. İnsanlar konuşmayı seviyordu. Özellikle kendilerini ilgilendirmeyen şeyleri.
Derin bir nefes aldım. "Tamam... sakin." diye mırıldandım.
Ama sakin değildim.

Kalbim teklemeye başladı. Durdum. Derin nefes aldım.

Al... ver...

Ekranı kapattım. Bu sefer gerçekten. Işık gözümden gidince oda bir anda karardı gibi geldi. "Geçiyor... geçecek..." diye fısıldadım. Elimi göğsüme bastırdım. Bu sefer sabahki gibi değildi. Daha hafifti. Ama tanıdıktı. O yüzden korkutucuydu.
Yavaş yavaş nefes almaya devam ettim.

Al...
Ver...

Kalbim biraz düzene girdi.
Başımı yastığa yasladım. Gözlerimi kapattım. Ama bu sefer görüntü gitmedi. Fotoğraf. Yorumlar. Ve... Atlas. Gözlerimi tekrar açtım. Sinirle tavana baktım. "Yeter ya..." dedim kısık bir sesle.

Telefonumu hemen elime alıp komple kapattım. Olması gereken şuan buydu. O telefon daha da tiredikçe benim kalbim titriyordu. Kendimi zora sokamazdım.
Oda bir anda sessizliğe gömüldü.
Bu sessizlik... iyi gelmesi gerekirken garip hissettirdi. Sanki biraz önce üstüme gelen her şey bir anda kesilmişti ama etkisi hâlâ içimdeydi.
Elimi tekrar göğsüme koydum.

Atışlarım hâlâ hızlıydı ama az önceki gibi düzensiz değildi. En azından kontrol edebiliyordum.
"İyi..." diye fısıldadım kendi kendime. "Böyle daha iyi."
Yavaşça yastığa uzandım. Gözlerimi tavana diktim.

Uyumalıydım. Kendimi, kalbimi resetlemeliydim.

♟️

Atlas Çakır

Başımda bir sürü iş yokmuş gibi birde bu saçma yalan haberler çıkmıştı.

Telefonu masanın üzerine bıraktım, parmaklarımla şakaklarımı bastırdım. Gürültü sevmem. Hele böyle gereksiz olanını hiç.

@Çakırlıokuluifşa.

İsmi bile sinir bozucuydu.
Fotoğrafı görür görmez ne olduğunu anlamıştım. Merdivenler. Kızın dengesi kayıyor. Tutuyorum. Revir. Bitti.

Bu kadar basit bir şeyi nasıl bu hâle getiriyorlardı, gerçekten anlamıyordum. Telefon tekrar titreşti.

Emre

Açmadım.
Sonra mesaj düştü: "Kanka okul yıkılıyor, senin haberin var mı?" Gözlerimi devirdim. Var. Maalesef var.

Ne yazsam umursamayıp mikrop gibi çoğalıp götlerinden hikaye uyduruyorlardı. Bir yandan ise ilk defa yanımda kız gördükleri için köpek gibi davranan insanlar vardı. Ne yani yanımda illaki bir kız mı olması lazımdı?

Ne kadar saçma bir anlayış.

Telefonu masanın üzerine bıraktım. Bildirimler susmuyor sinirimi bozuyordu. Parmaklarım masanın üzerinde ritim buldu. Sinirimi ancak böyle atabiliyordum.

Onların ağzını kapatmak için bir sebep lazımdı. Bende o sebebi iyi bir şekilde önlerine sunmalıydım.

"Abi," Beni düşüncelerimden ayıran kardeşim oldu. Ellerini diz kapağımın üzerine bastırmış yükselmeye çalışıyordu. Koltuk altından tutup bacağımın üzerine oturttum. "Efendim güzelim?" Dediğimde elini karnına götürdü.

"Acıktım." Dedi ovalayarak. Önüne düşen sarı saçlarını arkaya doğru topladım. "Pelin abla yok mu?" Dediğimde başını iki yana salladı. "O zaman yemek yapalım." Dediğinde hemen ellerini birbirine çırptı.

"Yapalım!" Dediğinde onu kucağıma alıp mutfağa doğru yürüdüm. "Anlat bakalım, bugün neler yaptın?" Deyip tezgahın üzerine oturttum onu. "İlk önce boyama yaptık," dedi parmaklarını açıp gösterdi. "Meyve yedik." Dedi. Ben ise bir yandan buzluktan tavuk göğsünü alıp hazır sıcak suyun içine koydum açılması için.

"Abi!" Dediğinde ona döndüm. "Efendim Güneş'im." Dediğimde gizlice utanıp devam etti. Boşluğundan yararlanıp yanağından yavaşça öptüm. "Bir tane çocuk var ımm... Adı Sinan." Dedi. Kaşlarım çatıldı duyduğum isimle. "Kim bu Sinan?" Dedim.

Güneş dudağını büzdü, sanki çok önemli bir şey anlatıyormuş gibi etrafa bakındı. "Benim arkadaşım..." dedi sonunda, sesi biraz kısılarak.
Kaşlarım hâlâ çatılıydı. "Arkadaşın ha?" Başını hızlı hızlı salladı.

Sarı saçları yine yüzüne düştü. Küçük parmaklarıyla kulağının arkasına sıkıştırmaya çalıştı ama beceremedi.
"Ne yapıyor bu Sinan?" dedim, sesimde istemeden bir ciddiyet vardı.

Güneş bunu fark etmedi bile. Ayaklarını tezgâhta sallandırarak devam etti. "Benimle oynuyor. Bana araba verdi. Ama..." Durdu.
"Ne ama?"

Dudaklarını büzdü. "Bazen vermiyo."
İstemeden burnumdan kısa bir nefes verdim. "Vermiyorsa sen de oynama."
Güneş hemen itiraz etti. "Ama ben oynicam!" Gözlerimi devirdim. "Tabii oynayacaksın" Tezgâha yaslanıp ona baktım. Bu hâliyle ciddi olmaya çalışması bile komikti.

"Peki sana kötü davranıyor mu?"
Başını iki yana salladı. "Yok. Sadece... benim kalemimi aldı." dedi.
"İzinsiz mi aldı?" Bir saniye düşündü. "Evet..." Dilimi damağıma bastırdım. "O zaman yarın öğretmenine söyle."
Güneş hemen başını salladı. "Söylicem!"

Sonra bir anda yüzü aydınlandı.
"Abi!"
"Efendim Güneş'im?"
"Sen de gel."
Kaşım hafifçe kalktı. "Nereye?" "Okula." dedi çok ciddi bir ifadeyle. "Sinan'a kız."

Bir an sustum. Sonra gülmemek için dudaklarımı sıktım. "Ben mi kızayım?"
Başını kocaman salladı. "Hı hı!"
Yaklaşıp yanağını hafifçe sıktım. "Sen halledersin onu. Benim cesur kızım."
Güneş gururla dikleşti. "Evet!" dedi.
Arkamı dönüp tavuğa baktım. Hâlâ çözülüyordu.

"Şimdi şef hanım," dedim tekrar ona dönerek, "bugün ne yapıyoruz?" Güneş düşünür gibi yaptı. Sonra gözleri parladı. "Tavuk!" Kollarımı iki yana açtım. "Doğru cevap." Mutfağın içinde onun sesi yankılanırken, biraz önceki o saçma gündem bir anlığına da olsa uzaklaştı.

"Abi?" Dedi Güneş. Sosları çıkartıp geniş borcama döktüm. "Efendim abiciğim?" Dediğimde büyük bir soru yönlendirdi. "Abi senin sevgilin var mı?" Bunu bana 5 yaşındaki bir kız çocuğu soruyordu. Duyduğum şeyle hemen ona döndüm.

"Nereden duydun sen bunu Güneş?" Dedim ellerimi Tezgâha yaslayarak. Omuzlarını silkti. "Sınıftaki kızlardan duydum. Var mı sevgilin?" Diye sorusunu yeniledi. "Yok sevgilim sende bu kelimeyi aklından atıyorsun çabuk." Dediğimde başını salladı.

Bu yaşta sevgili demeyi nereden öğrenmişti bu çocuk? Okula mı gidiyordu belli değildi. Hocasıyla bu konuda konuşmak lazımdı.

Benim bu zamana kadar sevgilim olmamıştı şimdi ise hiç uğraşamazdım.
Ama belki bu haberleri bu kelime sayesinde kaldırabilirdim. Hayır saçmalama Atlas. Evet iyice saçmalıyordum.

Bir yandan etleri sosladıktan sonra tavaya dizip, kızartıyordum. Bir yandan ise patatesleri baharatlayıp fırına vermiştim. Güneş ise tezgâhta şarkı mırıldanıp resim çiziyordu.

Tavadan yükselen cızırtı düşüncelerimi bastırmaya yetmiyordu. Yağ sıçradıkça elim refleksle geri çekiliyor ama aklım hâlâ az önceki soruda takılı kalıyordu.
"Abi."

"Efendim güzelim?"

"Sevgili neden oluyor?"
Elimdeki maşayı bir an havada tuttum. Bu sefer soru daha derindi. Daha masum ama cevabı o kadar basit değildi. "İnsanlar birbirlerini sevince oluyor," dedim sonunda, kelimeleri seçerek. "Ama öyle her duyduğun gibi değil. Daha büyüyünce anlarsın." Kaşlarını çattı.

"Ben seni seviyorum. Sen de benim sevgilim misin o zaman?" İşte şimdi gerçekten afallamıştım. Kısa bir nefes verdim, tavayı kapatıp ona doğru döndüm. Dizlerimin üzerine çöktüm, göz hizasına indim.

"Hayır," dedim yumuşak bir sesle. "Sen benim kardeşimsin. Bu başka bir sevgi. En güçlü olanlardan biri hatta."
Bir an düşündü. Sonra gülümsedi, sanki cevabı yeterli gelmiş gibi.
"Tamam," dedi ve tekrar resmine döndü.

Ben ise birkaç saniye öylece kaldım.
Sonra kalkıp tekrar ocağa yöneldim. Ama içimde bir şey yerinden oynamıştı. Belki de o kelime yüzünden değil... Güneş'in o saf soruları yüzündendi.

Bazen en basit sorular, insanın en karmaşık düşüncelerini ortaya çıkarıyordu.
Tavayı tekrar açtım. Etlerin yüzü kızarmıştı.
Ve ben ilk defa o kelimeyi bu kadar uzun süre düşünüyordum.

Kenarda duran telefonu elime alıp sınıf grubuna girdim. Ellerim sırada ilk olan numaranın üzerine gitti. Tıklayıp hemen A. yazıp kaydettim. Mesajlara girdim. Baş harfi hemen kendini ilkte gösteriyordu.

Parmaklarım klavyede gezindi. Nasıl başlayacağımı bilmiyordum.

Siz:Merhaba.

Durdum. Bekledim. Yanıt gelmedi. Ne bekliyorsun Atlas? Hemen cevap vermesini mi?

Burnuma kızarma kokusu gelince hemen telefonu masaya bırakıp etin altını söndürdüm. Sadece fazla pişmişlerdi. Şükürler olsun ki yanmamıştı. Onları tavadan alıp ada tezgâha koydum.

Kapı çaldığında Güneş koşarak kapıyı açmaya gitti. Yemekleri tabağa koyup, masayı hazırladım.

Bir an olduğum yerde kaldım. Güneş çoktan kapıyı açmıştı. Onun neşeli sesi duyuldu. "Babaaa!" Ayak sesleri yaklaştı. Mutfaktan çıkmadım. Tabakları düzeltiyormuş gibi yaptım. Gereksiz yere. Zaten düzdü.
Kapının eşiğinde durduğunu hissettim.
"Atlas." Ses tonu her zamanki gibiydi. Ne sıcak, ne tamamen soğuk. Arada bir yerde. Mesafeli.

"Baba." dedim kısa.
Göz göze gelmedik bile doğru düzgün.
Ceketini sandalyeye bıraktı. Güneş hâlâ yanındaydı, elini tutmuş bir şeyler anlatıyordu. "Abi yemek yaptı!" dedi gururla. Babam masaya baktı. "Öyle mi?" Yorum yok. Şaşırma yok. Sadece düz bir cümle.

"Yapıldı işte." dedim omuz silkerek.
Masaya oturdu. Ben de karşısına geçtim. Güneş aramıza yerleşti.
Sessizlik. Sadece çatal bıçak sesi.
Güneş dayanamadı. "Bugün Sinan-"
"Yemek yerken konuşma." dedi babam, gözünü bile kaldırmadan.
Güneş sustu.

Çenem hafifçe sıkıldı.
"Bırak konuşsun." dedim.
Babam bu sefer bana baktı. Kısa bir bakıştı. "Sen önce kendi düzenini oturt." dedi.

Ne demek istediğini anlamamak mümkün değildi.
Haberler demek ona da ulaşmıştı. Koskaca okulun sahibi ne bekliyordun ki Atlas? En yakın zamanda bu iş kökünden halledilmeliydi. Ben rahatsız oluyorsam o da rahatsız olmuştur şimdiden.

Ara ara Güneş'in tabağını takip ettim. Patatesi çok sevdiği için hemen bitirmişti. Ayağa kalkıp tepsiden patates alıp tabağına koydum. Bu onun daha çok hoşuna gitmişti. "Tabağın bitsin Güneş." Dediğimde ağzına patatesini götürürken başını salladı.

Masadaki telefonuma mesaj sesi gelince çatalımı tabağın kenarına bıraktım. Elime almayıp sadece açık ekrana baktım. Evet mesaj ondandı. Sonra bakacaktım. Şuan yeri değildi.

"Abi bitti," gözlerimi telefondan çekip Güneş'e baktım. Tabağı bitmişti. "Hadi o zaman sen kalk bende burayı toplayıp yanına geleceğim." Dediğimde başını sallayıp hemen sandalyeden indi ve mutfaktan çıktı.

Benimki de bittiği için kalkıp pisleri yıkamak için topladım.

"Atlas," Diyen babama dönmedim. "Efendim?" Dedim kısaca. "Bana arkan dönükken konuşma." Dediğinde sesli bir nefes alıp ona söndüm. "Okulda senin hakkında haberler uçuşuyor," dedi ellerini masanın üzerinde birleştirdi. "Daha bugün gelen kızla ilk günden dedikodular başladı." Dedi sonunda istediği konuya gelerek.

"Sadece yardım ettim, yardımdan öte birşey yok." Dedim net ve tereddüt etmeden. Doğrusu buydu. Başını salladı. "Haberleri kaldırdım. Yarın nasıl hallediyorsan hallet bir daha kulağıma böyle şeyler gelmesin." Deyip mutfaktan çıktı.

Küçük bir çocuk gibi yetkisi altında tutması daha da sinirlendiriyordu beni. Ben onun her dediğini yapan Güneş gibi değildim. Kendi kararlarımı verebiliyordum. Yetişkin bir bireydim. Ama bunu gelin Sezai Çakır'a anlatın.

Telefonumu elime alıp hemen mesajlara girdim.

A.:Sende kimsin?

Gönderdiği tek şey buydu.

Siz:Atlas Çakır ben.

Yazıp birkaç kez sildim son kez gönderdim.

A.:Ne istiyorsun?

Mesaj birkaç dakika sonra gelmişti. Ne mi istiyordum? Bende emin değildim ama son çareydi.

Parmaklarım stresle klavyenin üzerinde gezindi. Yazdım, sildim. Yazdım ve gönderdim.

Siz:Ben öyle okuldakiler gibi kızlarla görünmem. Pezevenkler gibi hergün sevgilim olmuyor.

Hemen mesaj geldi.

A.:Yani?

Bu sefer fazla uzatmadan yazdım.

Siz: Bir süre sevgili rolü yapacağız.

♟️

Afet İzgi

Elimde titreyen parmaklarımla telefonu tutuyordum. Yüzümün nasıl bir halde olduğunu bilmek istemiyordum.

Bir yandan stresten tırnaklarımı dişliyordum. Ne yazdığının farkında mıydı?

"Afet!" Diye kapıyı içeri giren annemle hemen telefonu kapatıp yastığımın altına koydum.

Sanki gece gizlice herkes yatarken sen telefonla oynadığın zaman annene yakalanmış gibi hissediyordum.

"Efendim anne?" Dedim kendime çeki düzen verip. Annem ilk odaya baktı sonra beni baştan aşağı doğru süzdü. "Hadi gel yemek yiyeceğiz." Dedi ve son kez bakıp odadan çıktı.

Telefonumu almayıp aynadan kendime bakıp hemen mutfağa indim. Annem masayı hazırlamış çorbaları servis ediyordu. Masada ortada mevsim salatası, İzmir köftesi vardı. Ve brokoli çorbası.

Sandalyeye otururken gözüm istemsizce mutfak kapısına kaydı. Sanki biri içeri girip az önce olanları yüzüme vuracakmış gibi.Yoktu.
Sadece biz vardık.

Annem karşıma oturdu. "İç şunu." dedi kaşığı çorbaya uzatarak.
Brokoli çorbası.
Normalde itiraz ederdim. Bugün etmedim. Kaşığı alıp yavaşça karıştırdım. Buharı yüzüme vurdu.

"Bugün beni korkuttun." dedi bir anda.
Başımı kaldırdım.Sesi sert değildi. Ama ciddiydi. "İyiyim." dedim otomatik olarak.
Annem kaşlarını çattı. "Bunu söylemekle iyi olunmuyor."
Cevap vermedim. Kaşığı alıp bir yudum içtim. Tadı bile gelmiyordu.
Aklım başka yerdeydi.

Telefonum.
Yastığın altında.
Ve o mesaj. "Sevgili rolü yapacağız."
Kalbim bir an hızlandı. Kaşığı bıraktım. "Ne oldu?" diye sordu annem hemen.

"Bir şey yok." dedim hızlıca.
Yalan söylemekten nefret ederdim. Ama şu an anlatamazdım.
Nasıl anlatılırdı ki?
"Anne, okulda bir çocukla sevgili rolü yapmam gerekiyor."
Saçma. Hem de fazlasıyla. Annem beni birkaç saniye süzdü. Sonra konuyu değiştirdi. "Yarın ilaçlarını düzenli alacaksın. Ve dinleneceksin."
"Tamam."

"Telefonla da fazla uğraşmayacaksın."
Kalbim bir an durur gibi oldu.
"Tamam." dedim yine.
Ama aklım hâlâ yukarıdaydı.
Yemek bittiğinde fazla oyalanmadım. "Ben biraz uzanacağım." dedim.
Annem başını salladı.

Merdivenleri çıkarken kalbim bu sefer başka bir sebeple hızlanıyordu.
Odaya girer girmez kapıyı kapattım.
Yastığın altındaki telefonu çıkardım.
Ekranı açtım. Mesaj hâlâ oradaydı.

Parmaklarım klavyenin üzerinde durdu. Ne yazılır buna?
"Hayır" mı?
"Neden?" mi?
"Ciddi misin?" mi?

Hiçbiri yeterli gelmedi.
Derin bir nefes aldım.
Sonunda yazdım:

Siz:Ne demek sevgili rolü?

Bekledim durdum ve mesaj geldi.

A.:Bildiğin bir süre sevgili rolü yapacağız.

Bu sevgili olacağımıza çok emindi. Pardon sahte sevgililik.

Bu ne rahatlıktı?
Sanki ben çoktan kabul etmişim gibi yazmıştı. Telefonu biraz daha sıkı tuttum. Kim karar verdi buna?
Derin bir nefes aldım. Sinirlenmek kalbime iyi gelmeyecekti. Bunu biliyordum. Ama bu çocuk... gerçekten zorluyordu.
Parmaklarım hızlıca klavyeye gitti.

Siz:Kim karar verdi buna?

A.:Ben ve sen.

Siz:Ben böyle birşey yazdığımı hatırlamıyorum.

A.:Şimdi karar verdik Afet.

A.:Sadece bir süreliğine Afet. Bir sürelik.

Yazmadım cevap.

A.:Bu haberlerden rahatsız olduğunu anlayabiliyorum ve başka mantıklı bir açıklama aklıma gelmiyor. Senin geliyorsa söyle.

Çaresizce yazdım.

Siz:Gelmiyor ve anlayamıyorum

A.:İşte, dediğim gibi bir süreliğine sevgiliymiş gibi yapacağız bunda neyi anlamadın?

İstersen anlamam be adam!

Siz:Sen bana aptal mı demeye çalışıyorsun?

A.:Ne alakası var Afet sana niye aptal imasında bulunayım?

Siz:Bilmem.

A.:O zaman yarın başlıyoruz?

Ben bu hafta okula gitmeyecektim ki.

Siz:Bu hafta okula gelemeyeceğim.

Niye diye sorarsa ne yapacaksın Afet?

A.:Niye?

Al işte Afet!

Siz:Hastayım.

A.:Çok mu kötüsün?

Sanane be adam sanane!

Siz:Evet haftaya geleceğim.

A.:İyi bende okula gitmem beraber haftaya gideriz.

Beraber? Okula? Gideceğiz?

Siz:Beraber derken?

A.: Beraber gidip geleceğiz.

Siz:Benim niye haberim yok? Ve ben senle niye gidip geleyim.

A.:Sevgilimsin ya.

Çok çabuk adapte olmuştu.

Siz:Çok çabuk alıştım bakıyorum sevgili demeye.

A.:Hazırlık yapıyorum işte kızım.

A.:Sen onu boşverde evin adresini at.

Evim benim evim?

Siz:Niye?

A.: Seni almaya geleceğim ya.

Siz:Yok. Gelmene gerek yok.

A : Afet senin bu sandığın okul normal okullar gibi değil. Anlatabiliyor muyum?

Bende biliyorum Atlas. Anlatmana gerek yok.

Siz:Biliyorum Atlas.

A.:O zaman itiraz da yok?

Siz:Yok.

A.:Benim gitmem gerek.

Siz:Git.

A.: Teşekkürler Afet Hanım izin verdiğiniz için.

Siz: Rica ederim.

A.:La havle.

A.:Görüşürüz haftaya sevgilim.

Siz: Görüşürüz sahte sevgilim.

️♟️
Tiktok: Loral♟️
Evet yeniden merhaba!

İlk olarak bölüm değerlendirmesi alayım

Nasılsınız? Nasıl gidiyor?

Başıma çok kötü bir aksilik geldi. Ben bu bölümü yazdıktan sonra son kez Afet'in ağzından yazarken o bölüm komple silindi. Bir daha yazmak zorunda kaldım. Maalesef bu son kısım fazla hoşuma gitmedi. Wattpad yüzünden var ya.
İlk yazdığım daha güzeldi.

Belki bazılarınız benim gibi beğenmemiş olabilir. Bende fazla bu sonu beğenmedim.
Olsun ilk nazarımız.

Afet?

Atlas?

En sevdiğiniz karakter?

Sınırımız var biliyorsunuz ki ama ben yine bölümü haftaya perşembe-cuma atarım. Ama lütfen sınırı dolduralım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

848okunma 51beğeni 4yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18