2. bölüm / 23
Şah ve Piyonlar2
Bölümler 23Şu an: 2
- 1 12.792 kelime
- 2 22.076 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 32.271 kelime
- 4 43.905 kelime
- 5 54.174 kelime
- 6 64.121 kelime
- 7 76.898 kelime
- 8 810.261 kelime
- 9 98.906 kelime
- 10 108.191 kelime
- 11 117.505 kelime
- 12 126.485 kelime
- 13 134.743 kelime
- 14 143.341 kelime
- 15 155.762 kelime
- 16 164.108 kelime
- 17 174.787 kelime
- 18 184.338 kelime
- 19 195.418 kelime
- 20 20-SEZON FİNALİ8.173 kelime
- 21 2111.809 kelime
- 22 229.703 kelime
- 23 234.596 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yeni bölümden merhaba, bazılarınız bana her gün yeni bölüm ne zaman diye yazıyor. Bu konu hakkında çok konuşmuştum. Sınav döneminde olduğum için ve sınavım yaklaştığı için burayı ihmal ediyorum.
Zamanım azaldıkça bölüm yazma hızım da yavaşlıyor. Ben bu sebeple mesela çok sevilen iki kitabımı kaldırmak zorunda kaldım.
Her hafta elimden geldikçe bölüm atmaya çalışıyorum. Lütfen sizde beni anlayın.
Şimdiden iyi okumalar.
🕯️
Alarmın çalmasıyla artık kalktım. Uzanırken elimi komodinin üzerine uzatıp telefonumu aldım. Ekranın ışığı yüzüme parlamasıyla gözlerim kamaştı. Gözlerimi zorlukla açıp saate baktım.
Saat 9' a 5 vardı. Geç kalmıştım!
Allah kahretsin! Okulun ikinci gününden geç kaldım. Benim başımada anca böyle şey gelirdi zaten.
Daha ikinci günden! İnsan yeni geldiği okulda en son ne ister? Dikkat çekmek. Ben ne yapıyordum? Koşa koşa tüm dikkatleri üzerime çekecek şekilde geç kalıyordum.
Harika. Gerçekten harika.
"Allah kahretsin!" diye homurdandım, üstümdeki battaniyeyi ayağıma dolayarak yataktan indim. Az kalsın yere kapaklanıyordum.
Benim hayatım neden normal ilerleyemiyordu? Bir kişi de sabah kalkar, hazırlanır, vaktinde okula giderdi. Ben ise daha ikinci günden rezil olmanın yeni bir yolunu bulmuştum.
Aklımda tek bir düşünce dönüp duruyordu.
Ya öğretmen sınıfa almazsa?
Ya herkes bana bakarsa?
Midem düğümlendi. Heyecandan mıydı, korkudan mıydı, yoksa panikten mi, bilmiyordum. Bildiğim tek şey zamanın akıp gittiğiydi.
Dolabı açıp elime geçen ilk kıyafetleri çektim. Saçım desen ayrı bir savaş alanıydı. Aynaya bakmaya bile vaktim yoktu. Zaten baksam da moralim bozulurdu.
Bugün güzel başlamıyordu. Ve içimde garip bir his vardı. Sanki sadece geç kalmayacak, aynı zamanda başıma yine bir şeyler gelecekti.
Merdivenleri ikişer ikişer indim. Ayağım son basamakta kayınca korkuyla duvara tutundum. Daha evden çıkmadan hastanelik olacaktım neredeyse. Bugün gerçekten benimle dalga geçiyordu.
"Afet! Kahvaltı?" diye annemin sesi mutfaktan yükseldi. "Yok anne, geç kaldım!" diye bağırdım kapıya yönelirken."Asla olmaz, aç gidemezsin!" Diye bağırdı.
Normalde tartışırdım. Ama saate baktığım anda tartışacak lüksüm olmadığını anladım. Mutfağa dalıp tezgahtaki tostun yarısını kaptığım gibi çantamı omzuma geçirdim.
"En azından ilacını al!" dedi bu kez daha ciddi bir sesle.
Olduğum yerde durdum.
Kalbim... Bazen onu unutmaya çalışıyordum ama o kendini unutturmuyordu. Komodinin üzerindeki kutuyu sabah telaşında almamıştım. İçimde yükselen panik bir anda yerini suçluluğa bıraktı. Geri dönüp ilacımı aldım, çantamın ön gözüne koydum.
"Tamam, aldım!" Deyip seslendim.
Annem kapıya kadar gelip saçımı düzeltmeye çalıştı. "Sakin ol biraz. Dünya sonu değil." Dedi. Ben onun kadar rahat değildim. Çünkü dünya sonu olmayabilirdi ama lise öğrencileri bazen ondan beter olabiliyordu.
Kapıyı çekip çıktığım anda sabah ayazı yüzüme vurdu. Sokak kalabalıktı. Herkes bir yerlere yetişiyordu. Ben de nefes nefese durağa doğru koşmaya başladım. Çantam omzumda zıplıyor, ayakkabım ayağımı vuruyor, saçlarım gözümün önüne geliyordu. Otobüsü kaçırırsam bittim. Köşeyi döndüğüm anda durağı gördüm. Ve tam o sırada otobüs kapılarını kapatıyordu.
"Dur! Dur biraz!" diye elim havada bağırdım.
Şoför bana baktı. Bir an durmayacak sandım. Sonra kapılar tekrar açıldı.
Nefes nefese içeri bindim. Kartımı okutup en yakın boş koltuğa çöktüm. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki herkes duyuyor sanıyordum.
Başımı cama yaslayıp yolun akmasını izledim. Bir insan ilk günden geç kalmayı nasıl becerirdi kafam almıyordu.
Nasıl sınıfa girecektim? Hocaya ne söyleyecektim? Otobüs ikinci durağında durmuştu ama benim bekleyecek zamanım yoktu ki. Bütün öğrenciler dersteyken ben otobüste, her durakta durup insan alıyordum.
Otobüs sanki bugün özellikle yavaş gidiyordu. Normalde fark etmediğim tüm kırmızı ışıklar, tüm duraklar, tüm yaşlı amcaların kart okutma süresi bile gözüme batıyordu.
Şoförün aynadan bana baktığını yakalayınca hemen gözlerimi kaçırdım. Sanki geç kalmamın suçlusu oymuş gibi içimden söyleniyordum ama asıl suçlu bendim. Alarmı erteleyen, beş dakika daha diye diye kendini kandıran bendim.
Bir kadın yanıma oturunca çantamı dizlerime aldım. Ayağımı yere ritimsizce vuruyordum. Durduramıyordum kendimi. İçimdeki telaş vücudumdan dışarı taşmaya çalışıyordu resmen.
Telefonumu çıkarıp saate baktım. Dakikalar koşuyordu. Ben ise yerimde çakılı kalmış gibiydim.
Ya boş yer kalmazsa?
Boğazım kurudu. Böyle anlarda insanın aklı neden hep en kötü ihtimalleri bulurdu?
Otobüs yeniden durdu. Bu kez inenler binenlerden fazlaydı. Kapı her açıldığında içeri dolan soğuk hava bile beni kendime getiremiyordu. Tek istediğim bir an önce okulun önüne varmak, sonra da görünmez olmaktı.
Camdan dışarı baktım. Okula giden caddeye dönmüştük. Karnımın içinde sert bir düğüm oluştu.
Tam o sırada telefonum titredi. Ekranda Asya yazıyordu.
Dün tanıştığım tek düzgün insan.
Aramayı açtım. "Neredesin sen?" dedi hızlı hızlı. Arkadan sınıf uğultusu geliyordu. "Otobüsteyim. Geç kaldım." dedim dişlerimi sıkarak.
Bir saniye sustu, sonra güldü. "Panik yapma. İlk ders matematik, hoca zaten yoklama aldıktan sonra telefona gömülüyor." Dediğinde hemen cevapladım.
"Hiç yardımcı olmadın."
"Oldum bence." dedi rahat tavrıyla. "Gelince bana yaz, seni kapıda karşılarım." Dediğinde
istemeden gülümsedim. İçimdeki düğüm biraz gevşedi.
Otobüs okul durağına yanaşırken kalbim yeniden hızlandı. Hadi bakalım Afet asıl maç şimdi başlıyor diye söylendim içimden.
Güvenlik yine yatıyordu. Hemen sessizce kapıdan geçtim. Bahçe bomboştu. Çıt sesi bile yoktu. Sadece rüzgârda hareket eden yaprakların sesi vardı. Bir tarafta ise bahçe temizlikçisi olan kadın vardı.
Hızlı adımlarla okulun içine girdim. Fazladan panik olmuştum.
Hızlı hızlı merdivenleri çıkarken her basamak sanki iki katına çıkıyordu. Nefesim düzensizleşmişti ama durursam daha çok geç kalacaktım. Elimi korkuluğa sıkıca geçirip bir kat daha çıktım.
Göğsümde tanıdık bir baskı oluştu. Önce hafifti. Sonra bir anda sertleşti.
"Şimdi sırası mı?" diye fısıldadım kendi kendime.
Adımlarım yavaşladı. Koridor hâlâ sessizdi. Başım dönüyor gibiydi. Bir basamakta durup derin nefes almaya çalıştım ama hava ciğerlerime eksik giriyordu sanki.
Tam sendeleyecekken arkamdan bir ses geldi.
"Afet!"
Başımı çevirdim. Atlas'tı. Üzerinde okul forması, omzunda çantasıyla birkaç basamak aşağıda durmuş bana bakıyordu. Yüzündeki rahat ifade bir anda kayboldu.
"İyi misin sen?" dedi hızla yanıma çıkarak. "İyiyim," dedim refleksle. İnsanlar en kötü anlarında bile neden bunu söylerdi bilmiyordum.
Dizlerim boşalır gibi olunca korkuluğu bırakmadan tutundum. Atlas tek kelime etmeden koluma girdi.
"Hiç iyi görünmüyorsun." Diye beni süzdü.
"Geç kalıyorum sadece..."
"Şu an derdin bu olamaz bence." dedi net bir sesle.
İtiraz edecek hâlim yoktu. Görüşüm bulanıklaşırken çantam omzumdan kaydı. Atlas çantayı tek eliyle alıp diğer kolunu sırtıma doladı.
"Atlas, bırak... yürürüm ben."
"Belli oluyor."
Bir anda yerden kesildim. Ne olduğunu anlamam bir saniye sürdü. Beni kucağına almıştı.
"Atlas!" dedim şaşkınlıkla.
"Sus da nefesini boşa harcama." dedi merdivenleri hızla çıkarken.
Utanç, şaşkınlık ve panik birbirine girmişti. Eğer biri bizi görürse bir daha bu okulda yüzüme bakamazdım.
Beni kucağına almıştı.
Beynimin panikle çalışan kısmı bir anda başka bir şeye döndü. Ne yapıyor bu? Beni gerçekten taşıyor mu?
Şu an biri görürse ölürüm.
"Atlas! İndir beni!" dedim fısıltıyla. Çünkü bağıracak nefesim bile yoktu.
"Sus da bayılma bari." dedi merdivenleri çıkmaya devam ederken.
Yüzümün yandığını hissediyordum. Hastalıktan mı utançtan mı bilmiyordum. Bir kolu sırtımın altındaydı, diğeri dizlerimin altında. İstemsizce omzuna tutundum. Başka çarem yoktu. Bu daha da kötüydü.
Hayatım boyunca kimseye bu kadar yakın olmamıştım. Hele okulun ortasında, merdivenlerde, dünyanın en rahat çocuğu gibi görünen Atlas'a hiç değil.
Kalbim zaten kontrolden çıkmıştı, şimdi neden daha hızlı atıyordu anlamıyordum.
Koridor boştu ama bana göre bütün okul bizi izliyordu. Her kapının arkasında biri varmış, birazdan çıkıp kahkaha atacakmış gibi hissediyordum.
Kalbimin sızısı kendini gösteriyordu. Elim kalbimin üzerine gitti. Orayı elimde tutup sıkmak istiyordum. Sanki bastırırsam geçecekmiş gibi... geçmedi. Aksine daha da hissedilir oldu.
Atlas'ın kollarındaydım.
Bunu kabullenmek bile başlı başına tuhaftı. Daha doğru düzgün tanımadığım birinin kucağında, okulun ortasında, nefes almaya çalışıyordum.
Başımı istemeden omzuna yasladım. Geri çekmek istedim ama gücüm yoktu. Zaten çeksem de muhtemelen tekrar düşerdim. "İndir beni..." dedim çok kısık bir sesle. "Yok."
Hiç uzatmadı. Sinir bozucu şekilde netti.
Normalde olsa tartışırdım. İnat ederdim. Ama şu an... konuşacak hâlim bile yoktu. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki sanki dışarıdan duyuluyordu. Ya o da hissediyorsa? Ya fark ederse? Bu düşünceyle daha da gerildim. Saçmalama Afet. Şu an derdin bu mu?
Ama işte... insan garipti. Ölüyormuş gibi hissederken bile utanmayı bırakmıyordu.
Parmaklarım fark etmeden formasına tutundu. Bunu yaptığımı fark edince içimden kendime sövdüm.
Bırak.
Cidden bırak. Bırakamadım.
Koridor boştu ama bana göre herkes bizi izliyordu. Ama Atlas umursamıyor gibiydi. Adımları hızlıydı ama dengesiz değildi. Koşmuyordu. Panik de yapmıyordu. Sanki bu durum onun için normalmiş gibi. Bu daha çok garibime gitti.
"Atlas..." dedim bu sefer biraz daha duyulur bir sesle.
"Hm?" Diye mırıldandı.
"Gerçekten... bırakabilirsin." Göz ucuyla bana baktı. "Gerçekten bırakırsam yere düşeceksin."
Cevap veremedim. Çünkü haklıydı.
Sinir bozucuydu.
Ama aynı zamanda... rahatlatıcıydı.
Bunu düşünmek bile saçmaydı. Daha dün gördüğüm birinin yanında kendimi böyle hissetmemem gerekiyordu. Ama hissediyordum işte.
Revir kapısına geldiğimizde içimden garip bir şey geçti.
İnmek istemedim.
Bu düşünce o kadar ani geldi ki kendimden utandım.
Ben böyle duygular hissedemezdim. Bu duygular ileride büyüyüp benim hemde ilgi duyduğum kişinin hayatını zorlaştırırdım. Onu kendime bağlarsam bu sefer kopamazdı. Ama ben bu hayattan en yakın zamanda kopacaktım. Bu yüzden doktorum dediği gibi benim kalbimde böyle duygulara yer yoktu.
Aşk yoktu.
Atlas kapıyı ayağıyla itelediğinde durdurdum. "Atlas, indir." Dedim yüzümü buruşturarak. Sızlayan kalbimle konuşmak daha da ağrı yapıyordu. Yüzü yüzüme yakında. Gözlerime sadece birkaç saniye bakıp dediğimi duymamış gibi hemen içeri girdi.
Elim sert atışlar yapan kalbimin üzerindeydi. Kasılıp duruyordum. Derin nefes alıp verdim.
Sandalyede oturan doktor kadın bizi görmesiyle hemen telaşla ayağa kalktı. "Ne oluyor?" Dediğinde Atlas beni yavaşça sedyeye bıraktı. Oturur pozisyondaydım. "Afet, merdivenlerde fenalaştı." Dedi. Gözlerim Atlas'a kaydığında sadece onun bu odadan çıkmasını diliyordum.
"Atlas, dışarı çık." Dedi doktor beni anlamış gibi. Atlas bir bana baktı birde doktora baktı. Birşey demeden çıktı.
Doktor hemen bana döndü. Dizlerinin üzerine hafifçe eğildi. "Afet, beni duyuyor musun?" dedi.
Başımı küçük bir hareketle salladım.
"İlacını aldın mı?"
"Yok..." dedim fısıltıyla. "Çantam..."
Çantama uzandı, hızlıca açtı. Kutuyu bulması uzun sürmedi.
"Tamam, şimdi bunu alıyorsun."
Elim titreyerek uzandı. İlacı alırken gurur falan kalmamıştı. Sadece bitsin istiyordum. Su uzattı, birkaç yudumla yuttum.
"Güzel. Şimdi arkana yaslan."
Dediğini yaptım. Gözlerimi kapattım.
"Nefes al... yavaş. Burnundan. Tut... şimdi ver."
Onun ritmine uymaya çalıştım. İlk başta kesiliyordu nefesim. Sonra yavaş yavaş düzeldi.
Kalbim hâlâ hızlıydı ama az önceki gibi kontrolden çıkmış değildi. Sızısı geri çekilmeye başladı.
"Geç kaldım diye..." dedim gözlerim kapalıyken.
Doktor kısa bir sessizlikten sonra konuştu.
"Geç kalmak kimseyi öldürmez. Ama böyle zorlamak... sorun çıkarır." zorlamak öldürürdü. Cevap veremedim. Çünkü doğruydu.
Bir süre sadece nefesime odaklandım.
Sonra istemeden gözlerim kapıya kaydı.
Kapalıydı.
Atlas yoktu.
Bunu ben istemiştim. Ama yine de...
🕯️
Evdeydim. Yatağımda uzanmış haldeydim. Doktorun annemin aramasıyla annem beni almaya gelmişti.
Bir yandan annemden bolca fırça yemiş bir yandan Asya'nın aramalarına, mesajlarına dönmemiştim.
Annem kendi doktorumla konuştuğunda doktorun bir süre dinlenmem gerektiğini söylemişti. Annem ise bu hafta sürecinde okula gitmememi söylemişti.
Annemin fırçaları yetmezmiş gibi doktordanda yemiştim.
Yatağımda yan döndüm. Yorganı biraz daha üzerime çektim. Sanki böyle yapınca her şey dışarıda kalacakmış gibi.Olmadı. Aklım hâlâ okuldaydı.
Merdivenlerde.
Gözlerimi kapattım ama görüntüler gitmedi. Basamaklar, nefesimin kesilmesi... ve sonra Atlas'ın sesi.
Kaşlarımı çattım. Neden o an aklıma o geliyordu ki?Telefon yine titredi. Bu sefer dayanamadım, alıp ekrana baktım.
Asya. Yine.
Mesajlar üst üste dizilmişti:
"İyi misin?"
"Cevap ver artık ya"
"Cidden korktum Afet"
İçim hafifçe sıkıştı.
Parmaklarım ekranda gezindi. Yazmak istedim ama ne yazacağımı bilemedim. "İyiyim" desem yalan olacaktı. "Kötüyüm" desem anlatmak anlatmak zorunda kalacaktım. Telefonu tekrar bıraktım. Tavana baktım.
Bir hafta okula gitmeyecektim.
Daha ikinci günden ortadan kaybolan kız olmuştum. Harika.
Bir de üstüne...
Dudaklarımı birbirine bastım.
Atlas.
Yarın okula gittiğinde herkes soracaktı. O da anlatacaktı muhtemelen. "Fenalaştı, ben de taşıdım." diyecek. Belki güleceklerdi.
Gözlerimi devirdim.
"Rezalet." diye mırıldandım.
Ama içimde bir yer...
Onun anlatmayacağını söylüyordu.
Nedenini bilmiyordum. Sadece öyle hissediyordum.
Sıkıntıyla elimi telefonuma aldım. Sosyal medyaya girdim. Karşıma önerilerden bizim kolej çıktı. Fan hesabıydı. Merakla girdim, sadece bakacaktım.
Adı @Çakırlıokuluifşa'ydı.
Bir sürü postlar vardı. Hemen en son atılan gönderiye girdim. Fotoğraf biraz bulanıktı bu yüzden yaklaştırdım. Gözlerimi kısıp fotoğrafı incelediğimde yüzüm dondu.
Arkası dönük olan Atlas.... Onun kucağında ise ben.
Ekrana bakakaldım. Bir an beynim hiçbir şey üretemedi. Sanki görüntü yanlışmış gibi. Sanki başka birine aitmiş gibi. Ama bendim. Merdiven boşluğunda, kollarım onun boynuna tutunmuş halde...
Telefonu elimde sıkılaştırdım.
"Şaka mı bu..." diye fısıldadım.
Altındaki yorumlar akıyordu.
"Bu kız kim??"
"Yeni shipimiz."
"Oha Atlas'ın kucağında ilk defa kız görüyorum!"
"Yuh Atlas'ın yeni sevgilisi mi?"
Ve daha niceleri.
Bir yandan görüntüye bakmak istemiyordum, bir yandan gözlerimi ayıramıyordum. O anı hatırladıkça yüzümün ısındığını hissettim. Utanç, gecikmeli şekilde üzerime çöküyordu.
Bir yandan üst üst mesajlaşma uygulamasından mesajlar geldi. Asya'dandı. Öğrenmişti. Sadece o değil bütün okul öğrenmiş olabilirdi.
"AFET!"
"ŞU TELEFONA BAKSANA KIZIM"
"AFET! Okul birbirine girmiş!"
Ekranı kilitleyip tekrar açtım. Sanki açınca görüntü değişecekmiş gibi. Ama değişmedi. Fotoğraf hâlâ oradaydı. Ben hâlâ Atlas'ın kollarındaydım.
Ve altındaki yorumlar... çoğalıyordu.
Fotoğrafların altında tek birşey yazıyordu.
"Yeni kız ve Atlas Çakır'dan büyük bir aşk doğuyor." Yazıyordu. Yeni kız ve Atlas Çakır.
♟️
Finish
Dayanamayıp attım normalde cumartesi-pazar arası düşünüyordum ama sizi daha fazla bekletmek istemedim.
İlk bölüm değerlendirmesi alayım, nasıldı?
Atlas Çakır ve Karsen Çakır yani yanlış Kişi kitabında olan başrol erkek ile kuzenler.
Atlas ve Karsen amcaoğulları.
Okumak isterseniz sizi yanlış Kişi kitabına davet ediyorum.
O da lise kurgusu-Yarı texting.
Gelecek bölümde görüşmek üzere canlar
Alıntılardan haberdar olmak için;
Tiktok: 🌪️ Loral 🌪️
Beni takip etmeyi unutmayın!
Bölüm etkileşimi
