Şah ve Piyonlar kitap kapağı

13. bölüm / 23

Şah ve Piyonlar

13

Vaveyla Yazarı: Loral's 🕯️

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 23Şu an: 13

Fizik öğretmeni sıraların arasında yavaş adımlarla yürümeye başladığında, ikimiz de aynı anda mükemmel bir senkronizasyonla kağıtlarımıza kapandık. Atlas, sanki az önce bana sınavın cevaplarını veren o değilmiş gibi, kalemi parmaklarının arasında tembelce çeviriyor, soruların yarısını bile bitirmişti.

Sınavın geri kalanında, onun anlattığı ve kendi çalıştığım konuları da birleştirerek soruların üstesinden geldim. Dersin bitiş zili okulun koridorlarında yankılandığında, sınıftan derin, toplu bir nefes yükseldi. Hoca kağıtları toplayıp sınıftan çıkarken, Asya anında arkasını dönüp sıramıza doğru eğildi.

"Kızım o neydi öyle?" diye fısıldadı Asya, gözlerini fal taşı gibi açarak. "Bir ara hoca tam sizin tepenizde dikildi, kalbim duracak sandı! Afet, dökül, n'aptın, yetiştirebildin mi?"

"Yetiştirdim, yetiştirdim," dedim, üzerimdeki o sınav stresinin uçup gitmesiyle rahatça arkama yaslanarak. Göz ucuyla yanımda oturan adama baktım.

Atlas, sırt çantasını tek omzuna takmış, ayağa kalkmaya hazırlanıyordu. Önceden neden çantalarının aldığını sorguluyordum ama sonradan içinde forma olduğunu anlamıştım. Asya'nın meraklı bakışlarını üzerinde hissedince, her zamanki o umursamaz tavrıyla doğruldu.

"Ben bahçedeyim," dedi, boğuk ve derin sesiyle doğrudan bana hitap ederek. Gözleri yüzümde birkaç saniye oyalandı, ardından ekledi. "Kağıdın iyi geçmiştir umarım, sevgilim."

"Sahte" kelimesini bilerek yutmuş, Asya'nın gözlerinin şokla daha da büyümesine neden olmuştu. Atlas arkasını dönüp sınıftan ağır adımlarla çıkarken, Asya sırama adeta kapaklandı.

Arkadaş ben bir bok anlamıyordum. Zaten hani sevgilim olduğu için sevgilim demesine niye bu kadar şaşırıyorlardı?

"Afet!" diye inledi Asya, kolumu sımsıkı tutarak. "Az önce ne dedi o? Sevgilim mi dedi? Kızım, siz dün o evde çorba içerken benim kaçırdığım başka ne yaşandı cidden? Çabuk anlat, çabuk!"

Kolumu öyle bir sıkmıştı ki, canımın acısıyla hafifçe inleyerek elimi elinin üzerine koydum. "Ya Asya, dur bir dakika, canımı acıtıyorsun!" dedim gülerek.

Herkes gibi o da bizi gerçekten büyük bir aşk yaşayan iki sevgili zannediyordu. Bu yüzden gözlerindeki o parıltı, en yakın arkadaşının nihayet aradığı aşkı bulduğuna olan inancındandı.

"Bana bak Afet, beni burada meraktan çatlatmaya hakkın yok!" diye fısıldadı Asya, sırama iyice sokulurken. "Dün o evde ne oldu diyorum sana? Çorbanın içine aşk iksiri mi kattı bu adam, ne yaptı? Atlas Çakır gibi bir adam, okulda kimsenin gözünün yaşına bakmayan o sert çocuk, fizik sınavında kendi kağıdını riske atıp sana kopya veriyor. Kızım, bu çocuk sana bildiğin sırılsıklam aşık!"

"Bir de sana sevgilim diyor gerçekten!" Diye bağırdı.

Biz sevgiliyiz ya hani. Sevgilim demesi normal değil miydi?

"Ya saçmalama Asya, ne aşkı!" dedim, yüzümün alev alev yandığını hissederken. Ona gerçeği söyleyememenin verdiği o buruklukla konuyu geçiştirmeye çalıştım.

"Dün gerçekten sadece hastaydım. Çocuk tamamen sevgililik sorumluluğuyla, hani bana değer verdiği için yardım etti işte. Kardeşi Güneş'ten bahsettim ya, onun hatırına yaptı bir çorba. Sınavda da arkamda durdu, o kadar."

Belki de bir oyundan daha fazla değer veriyordu.

Asya, kollarını göğsünde bağlayıp muzipçe gülümsedi. "Hı hı, kesin öyledir. Neyse, görünen köy kılavuz istemez Afet Hanım. Bu çocuk senin için deli oluyor, sen de ona boş değilsin."

"Hani sevgiliyiz ya, normal bunlar Asya." Dedim.

Tam o sırada sınıfın kapısı sertçe açıldı ve içeriye sınıf öğretmenimiz Semih Hoca girdi. Herkesin yerlerine geçmesi için eliyle masaya vurduğunda, Asya hemen önümdeki sıraya doğru kaydı, ben de derin bir nefes alarak yanımdaki boşluğa, yani Atlas'ın sırasına baktım. Atlas henüz sınıfa dönmemişti.

Semih Hoca, gözlüğünü burnunun üzerine yerleştirip sınıfa göz gezdirdi. "Evet arkadaşlar, fizik sınavı bittiğine göre artık önümüzdeki diğer işlere odaklanabiliriz," dedi, elindeki dosyayı öğretmen masasına bırakarak. "Bildiğiniz gibi önümüzdeki hafta okulun sene sonu etkinlikleri var ve koridordaki ana panonun tamamen yenilenmesi, süslenmesi gerekiyor."

Bakışlarını doğrudan önümde oturan Asya'ya çevirdi. "Asya, sınıf başkan yardımcısı olarak bu görev senin. Panonun tasarımı ve süslenmesi tamamen senin sorumluluğunda."
Asya hevesle yerinde dikleşti. Bu tarz organizasyonları ve yaratıcı işleri çok sevdiğini anlatmıştı. "Tabii ki hocam, hallederim hemen," dedi güvenle.

Ancak Semih Hoca'nın bir sonraki cümlesi, sınıftaki tüm havayı bir anda buz kestirecekti. "Yalnız pano büyük, tek başına yetiştiremezsin. Bu yüzden seni bu görev için Tan ile görevlendiriyorum. İkiniz birlikte harika bir iş çıkarırsınız."

"Tan mı?" Asya'nın ses tonu bir anda değişti, yüzündeki o neşeli ifadeden eser kalmadı.

Asya aniden ayağa kalktı, ellerini sırasına dayayarak hocaya doğru itiraz etti. "Hocam, şaka yapıyorsunuz herhalde? Ben onunla hayatta yapamam! Kendini beğenmişin teki o, her şeye karışır, işi sabote eder. Lütfen hocam, başka biri olsun, ben tek başıma da yaparım ama Tan'la asla!"

Semih Hoca, Asya'nın bu ani çıkışına hiç şaşırmamış gibi derin bir nefes alıp gözlüğünü düzeltti. Sınıftaki diğer çocuklardan, özellikle de arka sıralardan hafif kıkırdamalar yükselmeye başlamıştı bile.

"Asya, burası bir okul ve çocuk gibi mızmızlanmayı bırakmanı istiyorum," dedi Semih Hoca, ses tonunu biraz daha otoriter bir çizgiye çekerek. "Tan'ın görsel yeteneği iyi, senin de organizasyon becerin yüksek. Kişisel didişmelerinizi bu işe alet etmeyin. Kararım kesin, pano cuma gününe kadar bitecek."

Hoca lafını bitirir bitirmez dosyasını alıp sınıftan çıkarken, Asya adeta sırasına geri çöktü. Öfkeyle soluyor, ellerini saçlarının arasından geçiriyordu.

"İnanmıyorum ya, resmen kabus!" diye söylendi bana doğru dönerek. "Tan gibi bir ego yığınıyla ben nasıl o panonun başında saatlerce duracağım Afet? Adam attığım her adıma, seçtiğim her renge laf edecek!"
Tam o sırada sınıfın kapısı aralandı ve içeriye, az önce bahsettiğimiz krizin tam merkezi, yani Tan girdi.

Üzerindeki okul gömleğinin üst iki düğmesini açmış, o her zamanki sinir bozucu, her şeyden üstün olduğunu düşünen gülümsemesiyle doğrudan bizim sıraya doğru yürüdü.
Asya'nın hemen yanındaki sıranın boşluğuna kalçasını yaslayıp kollarını göğsünde birleştirdi. "Duydum ki ortağım olmuşsun, başkan yardımcısı," dedi, sesindeki o iğneleyici tonla Asya'nın damarına basarak. "Umarım zevkin o rüküş hırkaların gibi değildir de panoyu rezil etmeyiz."

Asya gözlerini kısıp Tan'a öyle bir baktı ki, eğer bakışlarıyla insan öldürebilseydi Tan şu an orada küle dönmüş olurdu. "Bana bak Tan," dedi Asya, parmağını çocuğun göğsüne doğru sallayarak. "Benimle uğraşma. O panoya sadece ben dokunacağım, sen de sadece getir götür işlerini yapacaksın, anlaşıldı mı? Yoksa o fon kartonlarını kafana geçiririm."
Tan bu tehdit karşısında hiç istifini bozmadan hafifçe güldü, tam arkadan gelen bir gölge onun bu rahat tavrını anında böldü.

Atlas, arka kapıdan içeri süzülmüş, ağır adımlarla bizim sıraya doğru ilerliyordu. Yeşil karanlık gözleri önce Tan'ın bizim sıranın kenarındaki duruşuna, ardından bana kilitlendi.

Atlas, Tan'ın yanından geçerken omzuyla hafifçe onu ittirerek yer açtı ve hiçbir şey demeden en arka sıradaki yerine, yani benim yanıma oturdu.

Çantasını masanın kenarına bırakırken zifiri yeşil karanlık gözlerini bana çevirdi. "Ne oluyor burada? Sınav bitti, şimdi de bunun mu tantanası var?" diye sordu boğuk bir sesle, bakışlarıyla Tan'ı işaret ederek.

"Pano süslemesi," dedim hafifçe gülümseyerek, Asya'nın sinirden kızaran yüzünü göstererek. "Hoca, Asya ile Tan'ı görevlendirdi. Bizimki cinnet geçiriyor."

Atlas, Tan'a doğru kısa ve dik dik bir bakış attı. Tan, Atlas'ın o sert duruşunu ve okuldaki ağırlığını bildiği için adımlarını hafifçe geriye doğru attı ve "Neyse, çıkışta panonun önünde ol, erken bitirip kurtulalım," diyerek Asya'ya söylenip kendi sırasına doğru uzaklaştı.

Asya hala arkasından söylenirken, Atlas sıranın altından elini hafifçe dizimin üzerine koydu. Onun o sıcaklığı ve sarsılmaz varlığı, sınıfın içindeki tüm bu kaosu bir anda benim için önemsiz kıldı.

"Bırak onları," diye fısıldadı Atlas, sadece benim duyabileceğim bir ses tonuyla eğilerek. "Çıkışta bir planın yoksa, Güneş seni sorup duruyor zaten. Gidip bir dondurma yeriz, ne dersin?"

Atlas'ın dudaklarından dökülen o dondurma teklifi, göğüs kafesimin içinde bir yerlerin hızla titremesine neden oldu. Yeşil gözleri öyle bir dikkatle yüzümde geziniyordu ki, sanki vereceğim cevabı milim milim ölçüyordu.

"Olur," dedim, sesimin titremesine engel olmaya çalışarak. "Gribi de tamamen atlattığıma göre dondurma iyi gelir." Atlas, cevabımla birlikte memnuniyetini belli edercesine hafifçe kafasını salladı.

Sıranın altındaki eli dizimden çekildi ama bıraktığı o sıcak, karıncalanan his hala oradaydı. O sırada önümüzde oturan Asya, Tan'ın gidişiyle birlikte öfkesini biraz olsun yatıştırmış bir halde arkasına döndü. Aramızdaki her hareketi, her fısıltıyı büyük bir aşkın kanıtı olarak dosyalıyordu zihninde.

"Şaka gibi ya," diye sızlandı Asya, çenesini eline yaslayarak. "Adam resmen ilk dakikadan bana emir vermeye kalktı. 'Çıkışta panonun önünde ol'muş. Bakalım cuma gününe kadar birbirimizi boğazlamadan o panoyu nasıl bitireceğiz... Afet, yalvarırım okul çıkışı hemen kaçma, bana destek ol."

Atlas, Asya'nın bu lafı üzerine araya girdi. Sırtını arkasındaki duvara yaslayıp kollarını göğsünde birleştirdi, o her zamanki umursamaz ama korumacı ses tonuyla konuştu. "Afet çıkışta benimle geliyor Asya. Senin o pano işi uzun sürer, onu yalnız halletmen gerekecek."

Asya, Atlas'ın bu net ve mülkiyetçi tavrıyla bir an duraksadı, ardından yüzünde o çok iyi bildiğim hain ve imalı tebessüm belirdi. Gözlerini benden kaçırıp doğrudan Atlas'a dikti. "Vay... Tamam Atlas Bey, sakin ol, sevgilini elinden alan yok," dedi ellerini teslim olur gibi havaya kaldırarak. "Bizimki de can havli işte. Neyse, madem enişte beyin planları var, bize de Tan'la baş başa acı çekmek düşer."

Ne eniştesi be!

"Asya!" diye uyardım onu, yanaklarımın yeniden alev aldığını hissederek. "Saçmalama istersen."

"Ne dedim canım?" diyerek kıkırdadı Asya, hoca sınıfa girmeden hemen önce önüne dönerek.

Ders zili çaldığında sınıfa bu sefer edebiyat öğretmeni girdi. Yanımda oturan, kalemi parmaklarının arasında tembelce çeviren ve sanki dünyaya tamamen meydan okuyormuş gibi duran bu adama baktım.

Asya bizi gerçek sevgili sanıyordu, tüm okul bu oyuna inanmıştı; ama en tehlikelisi, bu sahte oyunun içindeki her anın bana giderek daha gerçek gelmeye başlamasıydı.

Sanki yalandan olan duygularım birer birer gerçekleşiyordu.

Edebiyat dersi boyunca tahtada yazan şair isimleri zihnimin kenarından bile geçmedi. Kafamın içi tamamen okul çıkışında, Atlas'la birlikte yapacağımız planlardaydı. Sıranın altından defterime hayali çizgiler çizerken, Atlas'ın yanımda varlığını hissetmek bile artık beni germiyordu.

Son dersin bitiş zili okulun koridorlarında uzun uzun yankılandığında, sınıftan adeta özgürlük çığlıkları yükseldi. Haziran ayının o son günlerinde, havanın sıcaklığıyla birlikte herkesin sabrı da tükenmişti zaten. Asya, zil çalar çalmaz derin bir nefes alıp çantasını omzuna taktı. Bana doğru dönüp yüzünü buruşturarak,

"Evet, idam sehpasına doğru yürüyorum," dedi, koridorun diğer ucunda elinde fon kartonlarıyla bekleyen Tan'ı işaret ederek. "Afet, dualarını esirgeme. Eğer yarın okula gelmezsem bil ki o karton rulosuyla Tan'ı boğmuşumdur ve karakoldayım."
Gülerek onun omzunu sıktım. "Sakin ol Asya, altı üstü bir pano. Çocuğu hemen ilk günden öldürme, cuma gününe kadar lazım olacak."

"Görüşeceğiz enişte bey, Afet size emanet," diyerek Atlas'a el salladı ve koridordaki o kaosa doğru ilerledi. Asya bizi gerçekten birbirine sırılsıklam aşık iki sevgili sandığı için, arkasından bıraktığı o imalı bakışlar artık beni şaşırtmıyordu.

Atlas yerinden yavaşça doğruldu, sırt çantasını tek omzuna takıp gözlerini bana çevirdi. "Hadi," dedi, o her zamanki emir kipiyle ama sesindeki o yumuşak tonu yakalamak artık benim için zor değildi. "Hava daha da ısınmadan çıkalım."

Sınıftan çıkıp merdivenleri indik ve okul bahçesine adım attık. Haziran güneşi tenimi ısıtırken, Atlas'ın siyah arabasına doğru yürüdük.

Şimdi eski fen konularını hatırladığım kadarıyla biz bu siyah arabayla daha çok yanardık.

Ne alaka Afet? Yolcu koltuğuna yerleşip emniyet kemerimi bağladığımda, arabanın o güçlü motoru sokakta yankılandı.

Atlas arabayı ana caddeye doğru sürerken, vitesi değiştirip göz ucuyla bana baktı. "Önce bizim eve geçiyoruz," dedi, sesindeki net tonla. "Güneş evde Pelin ablayı bezdirmiş, 'Güzel arkadaşı alıp dondurma yiyelim' diye tutturmuş. Onu da alıp öyle geçelim dondurmacıya."

"Gerçekten mi?" dedim, içimi bir anda tatlı bir heyecan kaplarken. "Güneş'le yüz yüze tanışacağım yani?"

"Çok istiyor," dedi Atlas, dudak kenarı hafifçe yukarı kıvrılarak. Gözlerindeki o sert ifade, kardeşinin adı geçtiği an tamamen yumuşuyordu. "Dünden beri dilinden düşmüyorsun zaten."
Onların evinin önüne geldiğimizde kalbimin ritmi hızlanmıştı. Bahçeli, büyük ve korunaklı bir evdi. Atlas arabayı park edip indiğinde ben de arkasından yürüdüm. Kapıyı anahtarıyla açıp içeri adım attığımız an, koridorun ucundan küçük ayak sesleri yükseldi.

"Abii!"

Dört yaşındaki o kıvırcık saçlı, neşe küpü kız çocuğu koridorda koşturarak doğrudan Atlas'ın bacaklarına sarıldı. Atlas anında yere çömelip onu kucağına aldı, saçlarından, yanağından öptü. O şefkatli abisi gelmişti. Güneş başını Atlas'ın omzundan kaldırıp kapının eşiğinde duran beni gördüğü an gözleri kocaman açıldı.

"Güzel arkadaş!" diye çığlık attı, Atlas'ın kucağından inmek için çırpınarak. Ayakları yere basar basmaz yanıma koştu ve hiç çekinmeden bacaklarıma sarıldı. "Geldin! Abim yalan söylememiş!"
Eğilip onun boyuna geldim ve o yumuşacık yanaklarını sıktım.

"Geleceğim demiştim ama. Bak, gribim de geçti, tamamen iyileştim."
Pelin abla da mutfaktan çıkıp bizi güler yüzle karşıladığında kısa bir selamlaşmanın ardından hemen evden çıktık. İyi bir ablaydı. Atlas'ın anlattığına göre onun küçüklüğünden beri bu evde çalışıyormuş.

Bu sefer arabanın arka koltuğunda, çocuk koltuğuna kurulan bir Güneş vardı ve yol boyunca cıvıl cıvıl sesiyle bize şarkılar söyledi. Atlas dikiz aynasından sürekli kardeşini kontrol ediyor, bir yandan da bana bakıp gülümsüyordu.

Arı vız vız.

Sahil kenarındaki o meşhur dondurmacıya gelip bahçedeki masalardan birine oturduğumuzda, Haziran güneşi yaprakların arasından yüzümüze süzülüyordu. Atlas, Güneş'e çilekli ve muzlu, bana da sade dondurma sipariş etti.
Güneş dondurmasını büyük bir iştahla yerken, bir yandan da bana anaokulunda yaptığı resimleri anlatıyordu. Dört yaşına olmasına rağmen çok akıllı bir kızdı.

İleride bir kız çocuğumun olmasını çok istiyordum.

Atlas ise arkasına yaslanmış, kollarını göğsünde birleştirmiş bir halde ikimizi izliyordu.

"Kaşların," dedi Atlas aniden, konuyu tamamen değiştirerek. Sesi sadece benim duyabileceğim kadar boğuk ve derindi. "Sabah okulda fark ettim ama tam söyleyemedim. Kendine gelmişsin derken haklıydım. Yüzün açılmış, çok güzel olmuş."

Yanaklarımın anında alev aldığını hissettim. Sabah aynanın karşısında o küçük ağda kağıtlarıyla verdiğim mücadele ve Asya'nın "Bu çocuk sana aşık" lafları bir anda zihnimde döndü.

Gözlerimi ondan kaçırıp dondurmasını yüzüne gözüne bulaştıran Güneş'e baktım ve peçeteyle küçük kızın çenesini sildim. "Şey... Evet, biraz çekidüzen verdim," diye mırıldandım.
Atlas hafifçe güldü, o nadir gördüğüm içten tebessümüyle bana doğru biraz daha eğildi.

"Hadi ye dondurmanı sevgilim, eriyor."

Dondurmalarımızı bitirene kadar sahil kenarındaki o küçük dondurmacının bahçesinde neredeyse iki saat su gibi akıp geçmişti. Haziran ayının o yakıcı güneşi yavaş yavaş yerini akşama doğru hafif bir serinliğe bırakırken, Güneş koşturmaktan ve dondurmasını üstüne bulaştırmaktan yorgun düşmüş, en sonunda Atlas'ın kucağında mayışıp kalmıştı.

Kollarına çocuk çok yakışmıyor mu Afet?

Tövbestağfurullah iç sesim.

Atlas, kollarının arasında uykuya dalmak üzere olan kardeşini incitmekten korkar gibi büyük bir özenle taşırken, arabaya doğru sessizce yürüdük. Onu arka koltuktaki çocuk koltuğuna dikkatlice yerleştirip kemerini bağladıktan sonra, ön koltuklara geçip yerlerimizi aldık.

Atlas eminim ki ileride çok iyi bir baba olacaktı.

Araba yeniden hareket ettiğinde, sahil şeridinin o tanıdık manzarası camdan akıp gidiyordu.

"Yoruldu ufaklık," dedi Atlas, göz ucuyla dikiz aynasından arkaya bakarak. Sesi, Güneş uyanmasın diye her zamankinden çok daha kısık çıkmıştı. "Çok tatlı bir çocuk, Atlas. Gerçekten enerjisi insanı iyileştiriyor," dedim, başımı koltuğun arkalığına yaslayıp ona doğru dönerek.

Atlas arabayı bizim evin sokağına doğru kırarken, yüzünde o gün boyunca eksik olmayan yumuşak ifade hala duruyordu. Apartmanın önüne geldiğimizde motoru durdurdu ama emniyet kemerini çözmedi. Yeşil gözlerini doğrudan yüzüme dikti.

"Bugün için... Teşekkür ederim," dedi, sesindeki o alışık olmadığım duruluk içimi titretti. "Güneş'i uzun zamandır böyle neşeli görmemiştim. Onun yanında kendin gibi davrandığın için."

Nasıl davranmalıydım Atlas Bey?

Sus be sus!

"Asıl ben teşekkür ederim. Hem sınavdaki o kurtarma operasyonu için hem de bu güzel gün için," dedim gülümseyerek. Çantamı omzuma takıp kapıyı açtım. "Görüşürüz."

"Görüşürüz," dedi, gözlerini bir saniye bile üzerimden ayırmadan.
Arabadan inip apartman kapısından içeri adım attığımda, arkamdan arabanın yavaşça hareket ettiğini duydum. Eve çıkıp odama geçtiğimde üzerimdeki o tatlı yorgunlukla kendimi yatağa bıraktım. Telefonumu elime aldığımda Asya'dan gelen onlarca mesaj bildirim ekranını doldurmuştu bile.

Asya: Kızım öldüm öldüm dirildim!
Asya: Tan resmen panonun her yerine kendi saçma sapan çizimlerini koymaya çalıştı, zor zapt ettim.
Asya: Sen ne yaptın? Enişte bey seni nereye kaçırdı, çabuk dökül!
Asya'nın mesajlarına gülerek kısa geçiştirmeli cevaplar yazdım.

Vay! demek enişte Bey ha Afet?

Aramızdaki bu sahte sevgili oyununun tüm okul tarafından bu kadar gerçek kabul edilmesi, üstelik benim bile zaman zaman bu sınırları karıştırıyor olmam geleceğe dair içimde küçük bir endişe yaratsa da, o an sadece yastığıma sinen o ferah odunsu kokunun huzuruyla gözlerimi kapattım.

♟️

Gözlerimi açtığımda odamın içi tamamen kararmış, haziran ayının o tatlı akşam serinliği açık penceremden içeri süzülüyordu. Yataktan doğrulup telefonuma baktığımda neredeyse üç saat uyuduğumu fark ettim. Yorgunluk diye bir şey kalmamıştı üstümde.

Yataktan kalkıp banyoya geçtim, yüzüme soğuk su çarpıp kendime gelmeye çalıştım. Aynaya baktığımda, sabah titizlikle temizlediğim kaşlarım ve yüzümdeki o dinlenmiş, canlı hal hala yerindeydi.

"Afet, hadi kızım, yemek hazır!"
Annem mutfaktan seslenince odama dönüp üzerime rahat bir şeyler geçirdim ve mutfağa geçtim. Masanın üzeri annemin o güzel ev yemekleriyle donatılmıştı.

"Yüzüne renk gelmiş, dünkü o mızmız kızdan eser kalmamış," dedi annem, önüme sıcak çorbayı koyarken. "Bugün okulda iyi miydin bari?"

"Çok iyiydim annecim, fizikten de yüksek bekliyorum zaten," dedim, çorbamdan bir kaşık alırken. Aklıma dün Atlas'ın bu mutfakta bana çorba yaptığı, o çocuğun kepçeyi nasıl büyük bir ciddiyetle tuttuğu gelince dudaklarım istemsizce kıvrıldı. Neyse ki annem yemeğine odaklandığı için yüzümdeki bu ani değişikliği fark etmedi.

Akşam yemeği boyunca annemle sıradan şeylerden konuşup havadan sudan sohbet ettik.
Yemek biter bitmez anneme masayı toplamada yardım ettim ve hemen odama kapandım. Çünkü rahatlamaya vaktim yoktu; yarın dönemin son virajı olan matematik ve biyoloji sınavları vardı.

Masamın başına geçip sandalyemi çektim. Sıkı at kuyruğumu bozup saçlarımı rahat bir topuz yaptım, gözlüğümü taktım ve kalın matematik defterimi açtım. Kalemimi elime soruları tek tek temize çekmeye başladım.

Tam integralde alan hesabı yapmaya odaklanmıştım ki telefonum titredi. Ekrandaki ismi görünce kalbimin ritmi hafifçe değişti.

Atlas: Çalışmaya başladın mı?

Hemen klavelyeye dokundum.

Afet: Yeni oturdum masaya. İntegral sorularıyla bakışıyoruz. Sen?

Atlas: Benlik bir durum yok, hallederim. Ama biyolojideki o bitki biyolojisi ve fotosentez sistemlerine dikkat et. Hoca oradaki ince detaylardan vuracakmış, Ecevit söyledi.

Afet: Tamamdır, biyolojiye geçince canlılarda enerji dönüşümlerini iyice didiklerim. Teşekkür ederim.

Atlas: İyi çalışmalar sevgilim. Uykusuz kalma.

Ekrandaki "sevgilim" kelimesine bakıp derin bir nefes aldım. Aramızda bir oyun olduğunu bilse de bu kelimeyi yazarken ne kadar rahat olduğu, beni her seferinde ne kadar hazırlıksız yakaladığı gerçeği değişmiyordu. Telefonu ekranı kapalı bir şekilde masanın uzak bir köşesine bıraktım. Şu an bu heyecan dalgasına kapılıp integral grafiklerini karıştırmaya niyetim yoktu.

Gece yarısına kadar önce matematik formüllerinin altından girip üstünden çıktım, ardından AYT biyoloji kitabını açıp bitki fizyolojisi, nükleik asitler ve protein sentezi konularını hafızama kazıdım. Gözlerim yorgunluktan kapanmaya başladığında, yarınki o iki büyük sınav için de tamamen hazır olduğumu biliyordum.

♟️

Sabah alarmın o ısrarcı sesiyle gözlerimi açtığımda, odamın içine haziran ayının ilk ışıkları sızıyordu. Gece geç saatlere kadar integral formülleri ve protein sentezi şemaları arasında mekik dokuduğum için gözlerimde hafif bir ağırlık vardı ama içimde o dünkü hastalıklı halden eser kalmamıştı. Yataktan hızla fırlayıp banyoda yüzüme soğuk su çarptım. Aynadaki yansımama bakarken, üzerimdeki o tatlı heyecanı bastırmaya çalışarak saçlarımı bu sefer daha gevşek bir örgüyle arkada topladım.

Hafif bir kahvaltının ardından çantamı kapıp evden çıktım. Sokağa adım attığımda, o siyah parlak arabanın her zamanki yerinde, kaldırımın kenarında çalışır vaziyette beni beklediğini gördüm. Egzozundan çıkan o boğuk ses sokağın sessizliğini bölüyordu. Ön koltuğa yerleşip kapıyı kapattığımda, arabanın içindeki o ferah odunsu koku beni anında sarmaladı.

Atlas, elini vites topuzunun üzerinde sabitlemiş, zifiri karanlık gözlerini bana çevirmişti. Üzerindeki okul gömleğinin kollarını dirseklerine kadar katlamıştı ve o sarsılmaz, her durumu kontrol altında tutan duruşu her zamanki gibi yerindeydi.
"Günaydın," dedi, sesi sabahın ilk saatleri olduğu için normalden daha boğuk ve derindi. Arabayı ana caddeye doğru sürerken göz ucuyla beni süzdü. "Uykunu almış gibisin. İntegral seni çok hırpalamamış."

"Hırpalayamaz," dedim kendimden emin bir tonla gülümseyerek. "Gece boyu alan hesaplarıyla savaştım ama kazanan ben oldum. Biyolojideki o bitki kısımlarını da hallettim."
Atlas hafifçe güldü, dudaklarının kenarı o bildiğim alaycı kavisle yukarı kıvrıldı. "Güzel. Benim sevgilim sınıfta o bitki sorularına takılıp kalırsa karizmamız çizilirdi zaten."

"Sahte sevgilin," diye düzelttim hemen, sesimi bilerek bastırarak. Ama kalbimin o kelimeyle birlikte ritmini şaşırdığını gizlemek için başımı cama doğru çevirdim. Yol boyunca aramızdaki o sessizlik, garip bir şekilde artık bizi germiyor, aksine huzur veriyordu.

Okulun bahçesine girdiğimizde ortam tam bir mahşer yeri gibiydi. Son büyük sınavlar olduğu için herkesin elinde notlar, defterler uçuşuyordu. Arabadan birlikte indiğimizde bakışların yine üzerimize döndüğünü hissettim ama artık bu duruma alışmıştım.

Atlas, ketum ve mesafeli adımlarla yanımda yürürken, koridorun girişinde Asya'yı gördüm.
Asya, elinde koca bir rulo fon kartonu ve yapıştırıcılarla merdivenlerin başında dikiliyordu. Yüzü kelimenin tam anlamıyla mahkeme duvarı gibiydi. Bizi görür görmez kartonları tek eliyle tutup yanımıza doğru adımladı.

"Afet, yalvarırım bana dün akşam ne yaptıysanız iyi geçtiğini söyle!" diye inledi Asya, gözlerini devirerek. "Çünkü ben dün gece rüyamda bile Tan'ın o iğrenç geometrik desenlerini gördüm. Sabahın köründe gelmiş, bana panonun köşesini beğenmediğini söylüyor. Çıldıracağım!"

Atlas, Asya'nın bu haline hafifçe bıyık altından güldü. "Sakin ol Asya, bugün sınavlar var. Enerjini Tan'a değil, matematiğe sakla," dedi, ardından elini hafifçe sırtıma koyarak beni sınıfa doğru yönlendirdi. "Hadi, yukarı çıkalım."

Sınıfa girip en arka sıradaki yerimize oturduğumuzda, sıranın üzeri çoktan sınav moduna bürünmüştü. Atlas çantasını masanın kenarına bıraktı, arkasına yaslanıp o gözlerini doğrudan gözlerime dikti.

"Soruları bir kez daha gözden geçirmek ister misin?" diye sordu, sesindeki o netlik içimdeki son sınav stresini bile hafifletmeye yetmişti.
Normalde olsa kendimden emin bir şekilde reddederdim ama integralin o karmaşık alan ve hacim formülleri son dakikada kafamın içinde birbirine girmeye başlamıştı. "Aslında..." dedim, defterimi masanın üzerine açıp ona doğru iterken. "Şu değişken değiştirme yönteminde sınırları belirlerken bazen kafam karışıyor. Bir baksan fena olmaz."

Atlas hiç ikiletmeden sırasını bana doğru biraz daha yaklaştırdı.

Benim sandalyemin altından tutup kendine çekti!

Beni bir sıcaklık basar gibi oldu. Aramızdaki mesafe tamamen kapandığında, o ferah odunsu kokusu defterin sayfalarına sindi. Kalemimi parmaklarının arasına aldı, o uzun ve biçimli elleriyle defterdeki boş bir sayfaya hızlıca bir integral işareti çizdi.

Ellere değil, soruya bak Afet!

"Bak şimdi, olay tamamen u-dönüşü yapmakta," dedi, sesi sadece ikimizin duyabileceği kadar boğuk ve derindi. Kaleminin ucuyla fonksiyonu işaret etti. "Buradaki karmaşık ifadeye u diyorsun. Onun türevini aldığında yanındaki dx'li kısmı yakalaman lazım. En çok çuvalladığınız yer ise sınırlar. Fonksiyonun eski sınırlarını götürüp bu yeni bulduğun u denkleminde yerine yazacaksın. Sınırlar otomatik olarak değişecek. Olay bu kadar basit."

O anlatırken yeşil gözleri bir sayfaya, bir de anlayıp anlamadığımı kontrol etmek için doğrudan gözlerimin içine bakıyordu. O kadar net ve pratik anlatıyordu ki, dün gece saatlerce formüllere bakıp çözemediğim o mantık, onun iki dakikalık açıklamasıyla zihnimde tıkır tıkır yerine oturdu.

"Anladın mı?" diye sordu, bana doğru biraz daha eğilerek. Nefesi neredeyse yanağıma çarpıyordu. "Anladım," dedim, içimi kaplayan o ani rahatlamayla gülümseyerek. "Resmen dün geceden beri bunu anlamaya çalışıyordum. Hocadan daha iyi anlatıyorsun, Atlas."

"Ecevit'e sorsan tam tersini söyler ama neyse," diye mırıldandı hafifçe gülerek. Kalemi defterin üzerine bıraktığında, parmaklarının ucu hafifçe elime değdi. O küçük temas bile kalbimin ritmini bir kez daha şaşırtmaya yetti.

Tam o sırada sınıfın kapısı açıldı ve matematik öğretmeni elinde beyaz soru kağıtlarıyla içeri girdi. Sınıftaki uğultu anında kesilirken, ben defterimi hızlıca çantama tıktım.

Atlas sırtını arkasındaki duvara yaslayıp o sarsılmaz, umursamaz tavrına geri dönerken sıranın altından dizini hafifçe dizime çarptı. "Halledersin, sevgilim," diye fısıldadı göz kırparak. Kağıtlar arkaya doğru dağıtılmaya başlarken, artık o sorular ne kadar zor olursa olsun bu sıradan başım dik çıkacağımdan tamamen emindim.

Biz gerçek sevgili miydik?

Kağıtlar sıranın en arkasına, yani bizim önümüze ulaştığında, derin bir nefes alıp kalemimi elime aldım. İlk sayfayı çevirir çevirmez gözüm doğrudan o korkulu rüyam olan integral sorularına kaydı.

Tam da Atlas'ın az önce kağıt üzerinde bana gösterdiği türden, sınırları değiştirilmesi gereken karmaşık bir değişken değiştirme sorusu tam karşımda duruyordu.

İstemsizce göz ucuyla yanıma baktım. Atlas, sanki sıradan bir bulmaca çözüyormuş gibi rahat bir tavırla çoktan ilk soruları çözmeyi başlamıştı bile.

Kalemi parmaklarının arasında saniyeler içinde oynatıyor, o zorlu matematik denklemlerini bir dakikadan az sürede bitiriyordu.

Ah nerde biz bu sayısal kafası? Bizim kafa anca eşekliğe çalışsın Afet Hanım!

İç sesim bile çok haklıydı.

Bakışlarımı önüme indirdim ve Atlas'ın az önce kulağıma fısıldadığı o mantığı adım adım soruya uyguladım. Sınırlar tıkır tıkır değişti, integral dışına çıkan fonksiyon saniyeler içinde çözüme kavuştu. Dudaklarımın kenarında hafif bir tebessüm belirdi; bu sefer onun kopyasına ihtiyacım yoktu, çünkü bana doğrudan işin mantığını öğretmişti.

Bi' zahmet Afet.

Zaman sınıfın içindeki o ağır sessizlikte akıp giderken, kalemin kağıt üzerinde çıkardığı hışırtılar dışında neredeyse hiçbir ses duyulmuyordu. Matematik sınavının son sorusunu da işaretleyip bitirdiğimde, şakaklarımdan aşağı hafif bir ter damlasının süzüldüğünü hissettim. 12. sınıfın bu son virajı gerçekten nefes kesiciydi.

Hoca kağıtları topladıktan sonra sınıfa neredeyse nefes alacak kadar bile vakit tanınmadı. Birkaç dakika içinde bu kez biyoloji öğretmeni sınıfa girdi ve AYT biyolojinin o meşhur, bilgi kokan beyaz kağıtları sıralara dağıtılmaya başlandı.

Ya ağabeyi biz niye makine gibi durmadan sınav oluyorduk?

Atlas'ın dün gece mesajda söylediği gibi, hoca gerçekten de bitki fizyolojisi ve protein sentezinin en uç, en kıl detaylarından vurmuştu soruları. Kloroplastın içindeki o zar sistemlerinden, mRNA üzerindeki kodon eşleşmelerine kadar her şey tam bir ezber ve dikkat savaşıydı. Dün gece o yorgunlukla son anda didikliğeceğim dediğim her tanım, şu an kağıdın üzerinde bana bakıyordu. Atlas'ın uyarısı olmasa muhtemelen bu sayfada yarı yarıya çuvallardım.

Son dersin bitiş zili nihayet okulun koridorlarında yankılandığında, sınıftan adeta toplu bir rahatlama nidası yükseldi. Herkes üzerindeki o iki büyük sınavın ağırlığını atmak ister gibi yerlerinden fırladı.

Asya, hoca sınıftan çıkar çıkmaz anında arkasını dönüp sıramıza doğru adeta kapaklandı. "Kızım, o integralin üçüncü sorusu neydi öyle?" diye inledi, saçlarını geriye doğru fırlatarak. "Resmen beynim yandı! Afet, lütfen, sen naptın? Bitki sorularını yetiştirebildin mi?"

"Yetiştirdim, yetiştirdim," dedim, üzerimdeki o devasa stresin kalkmasıyla rahatça arkama yaslanıp gözlüğümü çıkararak. "Hatta beklediğimden çok daha iyi geçti."

Asya gözlerini kısıp imalı bir şekilde bir bana, bir de yanımda çantasını toplayan Atlas'ına baktı. "Tabii, arkanda böyle bir özel ders hocası varken sınavın kötü geçmesi imkansız zaten," diye takıldı, sabahki o gergin halinden eser kalmamış bir muziplikle. "Sınavdan hemen önce resmen dip dibe integral çözüyordunuz, koridordan bile görünüyordu o elektrik."

"Asya, abartma istersen, altı üstü bir soru sordum," dedim yanaklarımın hafifçe kızarmasını engelleyemeyerek.
Atlas, sırt çantasını tek omzuna takıp ayağa kalktığında, zifiri karanlık gözlerini Asya'ya çevirdi. "Seninki aşağıda panonun önünde bekliyor Asya," dedi, o boğuk ve her zamanki mesafeli sesiyle. "Elinde yine bir ton rulo vardı, bence acele etsen iyi olur."

♟️

Öğle arasından önceki son uzun teneffüs zili çaldığında, Atlas hiçbir şey söylemeden, çantasından telefonunu alıp arka kapıdan adeta bir gölge gibi süzülerek çıktı. Ne nereye gittiğini söyledi ne de "Geliyor musun?" diye sordu.

Asya, sırasından kalkıp yanıma gelirken Atlas'ın arkasından şüpheyle baktı. "Afet, siz hayırdır?" diye sordu, sesini kısarak. "Atlas normalde nereye gidiyorsa seni de sürüklerdi. Beyefendi takmadan gitti. "

"Yok bir şey Asya, sınav
yorgunluğudur," dedim, masanın üzerindeki kalemleri isteksizce kutusuna tıkıştırırken. Asya'ya her şeyin bir "rol" olduğunu, Atlas'ın aslında bana hiçbir zaman ait olmadığını ve bu mesafenin belki de oyunun bir parçası olduğunu anlatamazdım. "Ben bir lavaboya gidip yüzüme su vurayım, kafam kazan gibi oldu."

Sınıftan çıkıp koridorun o gürültülü kalabalığına karıştım. Merdivenlerin oradaki yoğunluktan kaçmak için, okulun daha az kullanılan, arka taraftaki eski laboratuvar koridoruna doğru yönlendim; oradaki tenha tuvaleti kullanmak şu anki ruh halime daha iyi gelecekti.

Kafam öne eğik, Atlas'ın bu ani uzaklaşmasının sebebini acaba bir hata mı yapmıştım, Güneş'in yanında yanlış bir şey mi söylemiştim?
O zaman sabah sana konu anlatmazdı Afet?
düşünüp dururken, koridorun sonundaki o loş girintiden gelen aşina olduğum o boğuk, derin ses kulaklarıma çalındı.

Adımlarım anında yavaşladı. Kalbimin göğüs kafesimi zorladığını hissettim.
"Sana bu okula gelme demedim mi ben?" diyordu Atlas. Sesi o kadar sert, o kadar tehditkârdı ki, okulda millete kök söktürdüğü o ilk günlerdeki haline geri dönmüş gibiydi.

"Atlas, lütfen dinle beni... Başka çarem yoktu. Telefonlarıma bakmıyorsun, mesajlarıma dönmüyorsun," diyen, son derece zarif ve ince bir kız sesi koridorda yankılandı.

Duvarın arkasına hafifçe sinip göz ucuyla o tarafa baktım. Kalbimin ortasına tam o an, haziran sıcağında buz gibi bir iğne saplandı. Atlas, sırtını yangın çıkışının kapısına dayamış, kollarını göğsünde birleştirmişti. Tam karşısında ise bizim yaşlarımızda, uzun dalgalı sarı saçları olan, kolej üniforması giymiş, oldukça güzel bir kız duruyordu. Kızın gözleri bulutlanmış gibiydi ve iki eliyle Atlas'ın deri ceketinin kolunu tutuyordu.

Atlas, kızın elini sert bir hareketle üzerinden çekmedi ama o gözlerinde daha önce bana hiç göstermediği, tamamen o tekin olmayan dünyasına ait karanlık bir ifade vardı. "Burası yeri değil," dedi Atlas, sesini daha da alçaltarak.

"Güneş'ten uzak duracaksın, benden de. Sana uyarımı son kez yapıyorum."
Kız, dudaklarını bükerek Atlas'a doğru bir adım daha yaklaştı. "Güneş beni özlemiştir, biliyorum. Sen bana ne kadar kızgın olursan ol, aramızdaki o şeyi bir kalemde silemezsin Atlas..."
İçimde bir şeylerin resmen cayır cayır yandığını, mideme kocaman bir taş oturduğunu hissettim. Bu kız kimdi? Aralarındaki o silinemeyen şey neydi? Hepsinden öte, Atlas'ın o kimseyi yaklaştırmadığı dünyasında bu kızın yeri ne kadardı?

İçimi kaplayan o yoğun, nefes kesici kıskançlık duygusu bir anda mantığımı gölgeledi ama kendimi hemen toparlamaya çalıştım. "Biz sadece rol yapıyoruz Afet," dedim kendi kendime, tırnaklarımı avuç içlerime bastırarak. O senin gerçek sevgilin değil. Kiminle ne konuştuğu seni ilgilendirmez.

Derin, titrek bir nefes alıp arkama döndüm ve tuvalete gitmekten vazgeçerek hızla ana koridora doğru yürüdüm. Yanaklarımın sinirden ve kıskançlıktan alev alev yandığını hissedebiliyordum. Sınıfa dönüp sırama oturduğumda ellerimin hafifçe titremesine engel olamadım.
Birkaç dakika sonra ders zili çaldı ve hemen ardından Atlas arka kapıdan içeri girdi.

Yüzünde az önceki o gergin ifadeden eser yoktu; yine o her zamanki umursamaz, ketum maskesini takmıştı. Ağır adımlarla yanıma gelip oturdu, çantasını masaya bıraktı.
Zifiri karanlık gözlerini bana çevirip yüzümdeki o gerginliği ölçmek ister gibi baktı. "Neyin var senin? Yüzün kireç gibi olmuş," dedi, o boğuk sesiyle.

Başımı defterimden kaldırmadan, sesime olabildiğince düz, umursamaz ve buz gibi bir ton vermeye çalışarak cevap verdim. "Hiçbir şeyim yok Atlas. Gayet iyiyim."

Bakışlarımı tahtaya diktim ama içimdeki o fırtınanın, o koridorda gördüğüm sarışın kızın görüntüsünün kolay kolay geçmeyeceğini çok iyi biliyordum.

♟️

DİĞER BÖLÜM MEZUN OLUYORUZ!!!!
VE
ATLAS GERÇEK BİR ADIM ATIYOR AFET'E

Sizce kim bu kız?

Atlas'ın yeşil gözü çok geçiyor biliyorum:))

Bitirmek zorunda kaldım gibi oldu.

Tıkandım artık. Aklıma artık sahne gelmiyorrrrrrrr

Sizin istediğiniz sahneler var mı peki??

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

385okunma 29beğeni 21yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 147

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastik#felsefeGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18