8. bölüm / 25
PORSELEN GÖLGEBölüm 8: Çatlak Sırça ve Kanayan İpek
Bölümler 25Şu an: Bölüm 8: Çatlak Sırça ve Kanayan İpek
- 1 Bölüm 1: Silinen Çehre, Çalınan İpek1.498 kelime
- 2 Bölüm 2: Zehirli Çay Töreni1.349 kelime
- 3 Bölüm 3: Rollerin Takası ve Gölgedeki İğne1.236 kelime
- 4 Bölüm 4: Porselen Zırhın Ağırlığı816 kelime
- 5 Bölüm 5: Mermer Kafes ve Yağmurun Tadı877 kelime
- 6 Bölüm 6: İnatçı Kökler ve Gölgedeki Usta612 kelime
- 7 Bölüm 7: Eğreti Taht ve Çatı Katındaki Huzur745 kelime
- 8 Bölüm 8: Çatlak Sırça ve Kanayan İpek1.051 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 Bölüm 9: İmza Töreni ve Gölgedeki İttifak710 kelime
- 10 Bölüm 10: İmparatorluk Mührü ve Gölgelerin Savaşı986 kelime
- 11 Bölüm 11: Çarşıdaki Gölge ve Kapalı Kapılar803 kelime
- 12 Bölüm 12: Kıyıdaki Fırtına ve Hazırlıksız Hamle797 kelime
- 13 Bölüm 13: Sırça Masadaki Soğuk Kumar665 kelime
- 14 Bölüm 14: Zehrin Aynası ve İki Başlı Ejder1.112 kelime
- 15 Bölüm 15: Kasanın Karnı ve Sabah Baskını715 kelime
- 16 Bölüm 16: Demir İrade ve Çürüyen Taç1.034 kelime
- 17 Bölüm 17: Çürüyen Suret ve Sırça Kafesin Efendisi762 kelime
- 18 Bölüm 18: Çarşıdaki Çehre ve Kesişen Kılıç836 kelime
- 19 Bölüm 19: Çatlayan Aynalar ve Çarşının Gölgesi986 kelime
- 20 Bölüm 20: Kırık Aynadaki Serap930 kelime
- 21 Bölüm 21: Kan Bağı ve Kırılan Sırça853 kelime
- 22 Bölüm 22: Çözülen Düğümler ve Meydan Okuma846 kelime
- 23 Bölüm 23: Sırça Kafesin Çöküşü727 kelime
- 24 Bölüm 24: Küllerin Ardındaki Şafak697 kelime
- 25 Bölüm 25: Ayazın Sildiği İzler531 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Salondaki son kadeh sesi kesilip konukların fayton tekerlekleri avlunun çakıl taşlarını ezerek uzaklaştığında, konağın mermer koridorlarına ölümcül bir sessizlik çöktü.
Kenji, cebine tıkıştırdığı resmi mazbatanın kabarık köşesini bir tılsım gibi okşayarak çalışma odasına doğru sendeleyerek ilerledi. Ne karısına tek bir teşekkür fısıldamış ne de yüzüne bakmıştı; hırsın getirdiği sarhoşlukla gözleri kördü. "Yarın akşam Bakanlıktaki imza töreninde tek bir falso istemem Chiyo!" diye seslendi koridordan. "Aynı kusursuzluk devam edecek!"
Aoi, salondaki devasa aynanın karşısında tek başına kalmıştı.
Dışarıya karşı dimdik duran o çelik beden, sürgülü kapılar tamamen kapandığı an sarsıldı. Yalnız kalmıştı ve o an, üzerindeki paha biçilmez zırhın içinde bir cehennem patladı.
Kaburgalarını ezen o kat kat keten sargılar artık ciğerlerine batmıyor, sanki kemiklerini içeriden çatırdatıyordu. Titreyen, uyuşmuş parmaklarıyla belindeki ağır sırmalı obi kuşağını çözmeye çalıştı ama tırnakları kırıldı; kumaşın kalın düğümü inatla açılmadı. Başına saplı o koca yakut iğne kafa derisini öyle bir deliyordu ki, kafatasının içinde bir damar zonkladıkça gözlerinin önüne kızıl lekeler iniyordu. İğneyi sertçe çekip çıkardı; metalin ucuyla birlikte bir tutam saç kökünden söküldü, şakağından incecik, sıcak bir kan çizgisi porselen tentürün üzerine sızdı.
Dudaklarını aralayıp bir inilti salmak istedi ama yüzündeki taşlaşmış tabaka, çenesinin hareket etmesine izin vermedi. Maske yarılıyor, gerildikçe Aoi’nin taze derisini bir ustura gibi kesiyordu. Aynadaki aksine baktı: Gözleri kıpkırmızıydı, alnında terlemek isteyip dışarı çıkamayan tuzlu suların kabarttığı acı verici şişlikler belirmişti. Dışarıda tek bir leke, tek bir zaaf gösteremezdi; hanımefendi olmanın bedeli buydu ve gerekirse kan kusacak ama o mermerin üzerinde yere yığılmayacaktı.
Elbisesinin eteklerini hışırdayarak topladı. Acıdan gözlerinden fışkıran yaşları bile tenine değdirmemek için başını yukarıda tutarak, ahşap basamakları dişlerini sıka sıka tırmandı.
Doğruca çatı katındaki o küçük odaya, kendi eski hizmetçi hücresine yöneldi. Kapının tahtasına omuz atarak odaya daldı.
Odanın ortasında Chiyo oturuyordu.
Pencereden sızan soluk gri şafak ışığı, yerdeki şilteye uzanmış kadının üzerine vuruyordu. Chiyo, üzerindeki o kaba pamuklu hizmetçi gömleğinin bağlarını göğsüne kadar çözmüştü. Yıllarca korselerle ezdiği göğsü, kadınsı omuzları ve sırtı ilk kez genişçe nefes alıyor; omuzlarına dökülen dağınık siyah saçları rüzgârla havalanıyordu.
Yüzündeki zehirli beyaz kurşun tozu tamamen silinmişti. Chiyo bir erkek değildi; doğanın ona bahşettiği son derece sert, köşeli bir çene hattına, geniş elmacık kemiklerine ve şakağından yanağına inen derin bir yara izine sahip, maskülen hatlı bir kadındı. Cemiyetin o çıtkırıldım bebek standartlarına uymayan, heybetli bir kadın... Çekmeceden bulduğu sade kamelya yağıyla çıplak tenini ovmuştu; kızarıklıklar sönmüş, o sert yüz hatlarının üzerinde yıllardır ilk kez huzurlu, dinlenmiş bir insanın vakur parıltısı belirmişti.
Chiyo kapının açılmasıyla başını kaldırdı. Eşikte duran, ipeklerin içinde kan ter döken ve kaburgalarını tutan Aoi’yi baştan aşağı süzdü.
Aoi, acıdan bayılmak üzere olmasına rağmen odaya adım attığında omuzlarını zorla geriye çekti. Çenesini dikleştirdi. Kendi hizmetçisinin karşısında bir saniye bile ezilmeye, zaaf göstermeye tahammülü yoktu.
"Hâlâ burada mısın?" dedi Aoi. Tentür yüzünden ağzı tam açılmadığı için sesi buz gibi, buyurgan bir fısıltı olarak çıktı. "Kalk ayağa. Çöz şu kuşağı. Üzerimdeki ipeğin tek bir dikişine zarar verirsen seni bu konaktan kırbaçlatarak attırırım."
Chiyo yerinden bile kıpırdamadı. Dirseğini tatamiye dayayıp bacak bacak üstüne attı. Yüzündeki o yara izi, dudaklarındaki alaycı kıvrılmayla birlikte gerildi.
"Kimi kırbaçlatıyorsun küçük köylü?" dedi Chiyo. Sesi, tiyatronun o yapmacık inceliğinden tamamen arınmış; tok, gür ve pürüzsüz bir kadın sesiydi. "Daha belindeki bir obi düğümünü çözecek parmak gücün yok. O ipeklerin içinde bir domuz gibi boğuluyorsun."
Aoi bir hışımla Chiyo’nun üzerine doğru yürüdü ama dizlerinin bağı çözüldü; sendeledi, çekmecenin kenarına tutunmak zorunda kaldı. O anki sendelemesi bile onu delirtmeye yetmişti. Gözlerindeki hırs kordan bir oka dönüştü.
"Ben bu gece o salonda İmparatorluk bakanlarını parmağımda oynattım!" diye tısladı Aoi, nefesi boğazında düğümlenerek. "Markiz Kuroda önümde diz kırıp reverans yaptı! Kenji elime bakıyor, bütün konak benim ağzımdan çıkacak tek bir kelimeye muhtaç! Sen ise... Sen yıllarca o porselenin arkasına saklanıp korkudan titreyen bir korkaksın! Şimdi hak ettiğin yerdesin Chiyo; yerde, bir hizmetçinin paçavraları içinde!"
Chiyo yavaşça doğruldu. Boyunun heybeti, o kaba kumaşın içinde bile odanın alçak tavanını dolduruyordu. İki adımda Aoi’nin tam karşısına dikildi.
Aralarında yalnızca birkaç santim vardı. Aoi porselen ve altın sırmalar içinde titrerken; Chiyo çıplak, yaralı ama tamamen özgür teniyle ona tepeden bakıyordu.
"Evet, onlar senin önünde eğildi," dedi Chiyo, sesindeki zehirli alay Aoi’nin yüzüne bir tokat gibi çarptı. "Ama eğildikleri şey sen değildin fare. Benim adım, benim kocamın makamı ve sana kendi ellerimle öğrettiğim zarafetti. Sen sadece o zırhın içine tıkılmış et parçasından ibaretsin."
Chiyo parmağını uzatıp Aoi’nin şakağından sızan kana dokundu. Tırnağının ucuyla o kurumuş tentürü hafifçe kazıdı.
"Bak kendine," dedi Chiyo fısıltıyla. "Ciğerlerin patlamak üzere. Saç diplerin kanıyor. Yüzün zehirden yanıyor ama o salonda gıkını bile çıkaramadın. Neden? Çünkü hanımefendilik dediğin şey bir taht değil, etini diri diri doğrayan bir kafestir! Sen o kafese koşa koşa girdin. Şimdi efendilik taslayıp bana mı böbürleniyorsun?"
"O kafes benim!" diye bağırdı Aoi dişlerinin arasından. Yüzündeki tentür yanağında ince bir çatlak verdi ama Aoi geri adım atmadı. "Ve o kafesin içinde acı çeksem de, kanasam da o mermerden aşağı inmeyeceğim! Sen bir kadın gibi görünmeyi bile beceremeyip boyaların arkasına sığındın, o unvanı taşıyamadın! Ama ben taşıyacağım. Şimdi çöz şunu dedim sana!"
İki kadın gözlerini birbirine dikti. Çatı katının daracık alanında iki yırtıcı gibi birbirlerinin nefesini tarttılar.
Chiyo’nun gözlerinde bir an için eski günlerin o vahşi dövüşçü ışıltısı parladı; sanki Aoi’nin boğazını tek hamlede sıkıp atabilecek bir güç vardı kollarında. Fakat sonra... Chiyo’nun dudaklarında koca bir kahkaha belirdi. Kuru, gür ve tamamen umursamaz bir kahkaha.
"Pekâlâ, 'Hanımefendi'," dedi Chiyo.
Sert, kemikli elleriyle Aoi’nin belindeki kuşağı kavradı. Öyle bir güçle asıldı ki düğüm tek hamlede çözüldü. Ağır sırmalı kumaş yere yığıldı. Ardından göğsündeki keten bağları tek bir yırtma hareketiyle gevşetti.
Aoi aniden içeri hücum eden havayla birlikte iki büklüm oldu; duvara yaslanıp hırıltıyla nefes almaya başladı. Ciğerleri yanıyor, bacakları titriyordu ama yere düşmemek için tırnaklarını duvara geçirdi. Chiyo’nun önünde diz çökmeyecekti. Asla.
Chiyo çekmecenin üzerindeki ıslak bezi Aoi’nin kucağına fırlattı.
"Kendi pisliğini kendin temizle o zaman," dedi Chiyo, yatağına doğru geri yürüyerek. Kollarını ensesinde bağlayıp şiltenin üzerine rahatça uzandı. Yüzünü tavan penceresinden gelen temiz sabah rüzgârına çevirdi. "Yarın akşam Bakanlıktaki o mermer zeminde dans ederken kaburgaların kırıldığında da sakın yanıma gelip sızlanma. Madem o ipeklere aşıksın, içinde kanaya kanaya gebermeyi de öğreneceksin."
Aoi bezi titreyen elleriyle kavradı. Yüzündeki tentürü acımasızca, derisini soyarcasına sildi; aynadaki kanayan, şişmiş ama hırsından zerre kaybetmemiş aksine baktı.
Chiyo yatağında huzurla gözlerini kaparken, Aoi kırık aynanın karşısında dik durmaya devam etti. Biri gölgenin içinde özgürlüğü seçmişti, diğeri ise kanayan etine rağmen o sırça tahttan bir milim bile inmemeye ant içmişti.
Bölüm etkileşimi
