5. bölüm / 25
PORSELEN GÖLGEBölüm 5: Mermer Kafes ve Yağmurun Tadı
Bölümler 25Şu an: Bölüm 5: Mermer Kafes ve Yağmurun Tadı
- 1 Bölüm 1: Silinen Çehre, Çalınan İpek1.498 kelime
- 2 Bölüm 2: Zehirli Çay Töreni1.349 kelime
- 3 Bölüm 3: Rollerin Takası ve Gölgedeki İğne1.236 kelime
- 4 Bölüm 4: Porselen Zırhın Ağırlığı816 kelime
- 5 Bölüm 5: Mermer Kafes ve Yağmurun Tadı877 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 Bölüm 6: İnatçı Kökler ve Gölgedeki Usta612 kelime
- 7 Bölüm 7: Eğreti Taht ve Çatı Katındaki Huzur745 kelime
- 8 Bölüm 8: Çatlak Sırça ve Kanayan İpek1.051 kelime
- 9 Bölüm 9: İmza Töreni ve Gölgedeki İttifak710 kelime
- 10 Bölüm 10: İmparatorluk Mührü ve Gölgelerin Savaşı986 kelime
- 11 Bölüm 11: Çarşıdaki Gölge ve Kapalı Kapılar803 kelime
- 12 Bölüm 12: Kıyıdaki Fırtına ve Hazırlıksız Hamle797 kelime
- 13 Bölüm 13: Sırça Masadaki Soğuk Kumar665 kelime
- 14 Bölüm 14: Zehrin Aynası ve İki Başlı Ejder1.112 kelime
- 15 Bölüm 15: Kasanın Karnı ve Sabah Baskını715 kelime
- 16 Bölüm 16: Demir İrade ve Çürüyen Taç1.034 kelime
- 17 Bölüm 17: Çürüyen Suret ve Sırça Kafesin Efendisi762 kelime
- 18 Bölüm 18: Çarşıdaki Çehre ve Kesişen Kılıç836 kelime
- 19 Bölüm 19: Çatlayan Aynalar ve Çarşının Gölgesi986 kelime
- 20 Bölüm 20: Kırık Aynadaki Serap930 kelime
- 21 Bölüm 21: Kan Bağı ve Kırılan Sırça853 kelime
- 22 Bölüm 22: Çözülen Düğümler ve Meydan Okuma846 kelime
- 23 Bölüm 23: Sırça Kafesin Çöküşü727 kelime
- 24 Bölüm 24: Küllerin Ardındaki Şafak697 kelime
- 25 Bölüm 25: Ayazın Sildiği İzler531 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Rokumeikan Sarayı’nın kristal avizelerinden dökülen sarı ışıklar, mermer zemine vurdukça Aoi’nin gözlerini kör edecek bir parıltı yaratıyordu. Viyana valslerinin neşeli ezgileri, yüksek tavanlı salonda yankılanıyor; ancak Aoi için bu müzik, boynuna ilmek ilmek dolanan ipek bir urganın hışırtısından farksızdı.
Göğsüne sarılı keten bezler kaburgalarını her nefeste bir mengene gibi eziyordu. Daha kötüsü, yüzündeki tentürdü; sıcak salonun havası ve içerideki yüzlerce insanın nefesiyle birlikte Aoi’nin teni alttan alta terlemek istiyor, fakat gözenekleri tıkayan o zehirli tabaka teri dışarı salmadıkça derisi sanki kaynar suyla haşlanıyordu. En ufak bir mimik yapsa porselen maskesi pul pul dökülecek, bir çığlık atsa ciğerleri patlayacaktı.
"Gülümseme," diye fısıldadı Kenji, dişlerinin arasından. Kolunu Aoi’ye öyle sıkı kenetlemişti ki kadının parmak uçları hissizleşmişti. "Sadece hafifçe başını eğ. Geliyorlar."
Karşıdan, ellerinde tüy işlemeli Fransız yelpazeleri, üzerlerinde Paris modası dantelli elbiseler ve ağır Japon saray kimonolarıyla üç kadın süzülerek yaklaşıyordu. En öndeki, Tokyo cemiyetinin en acımasız diliyle tanınan Markiz Kuroda’ydı. Boynundaki zümrüt kolyeler göğsündeki kırışıklıkların üzerinde birer yılan gibi parıldıyordu.
"Ah, Bayan Takahashi..." dedi Markiz Kuroda. İpek yelpazesini göğsünün üzerinde ritmik bir hareketle sallarken gözlerini Aoi’nin yüzüne dikti. Bakışları bir cerrahın neşteri kadar soğuk ve deliciydi. "Aylardır cemiyet çaylarında yoktunuz. Yoksa Kenji Bey’in terfi kulisleri sizi yataklara mı düşürdü? Yüzünüz... biraz solgun görünüyor. Yoksa Paris’ten yeni gelen o arsenikli beyazlatıcı losyonu mu deniyorsunuz?"
Aoi’nin şakakları zonkladı. Kadının her kelimesi bir tuzaktı. Cevap vermezse köylülüğü, yanlış konuşursa Chiyo’nun geçmişi onu ele verecekti.
O an, Chiyo’nun gece yarısı odada savurduğu bambu çubuğun sesi zihninde yankılandı: Yelpazeyi göğsünün tam üzerinde üç santim açacaksın. Sol kaşının bitimine bakacaksın.
Aoi uyuşmuş kolunu zorlukla kaldırdı. Fildişi saplı yelpazesini tam göğsünün üzerinde, Chiyo’nun öğrettiği o milimetrik zarafetle açtı. Yüz kaslarını zerre kadar oynatmadan, Markiz’in zehirli gözlerinin ortasına değil, sol kaşının ince çizgisine kilitlendi. Tentürün altından çıkan sesi öyle serin, öyle donuk ve ölçülüydü ki, salondaki kristaller bile bu tondan üşüyebilirdi:
"Arsenik ancak güzelliğini telaşla korumaya çalışanların sığınağıdır, Markiz Hanımefendi," dedi Aoi. "Bizim gibi köklü ailelerin teni, mevsimlik modalarla değil, hanedanın sükûnetiyle soluk kalır. Kocamın teftiş kurulu başkanlığı için sarf ettiği emekler ise... dedikoduların gürültüsünü duymayacak kadar yüce bir hizmettir."
Sonra bileğini hafifçe büktü. Yelpaze tek bir sesle kapandı: Çat.
Markiz Kuroda’nın yelpazesi havada donakaldı. Yanındaki diğer iki soylu kadın birbirlerine dehşet ve hayranlık dolu bakışlar fırlattı. Markiz, Aoi’nin cüretkâr dikliği karşısında tek kelime edemeden, bozulmuş bir tavırla hafifçe eğilip geri çekilmek zorunda kaldı.
Kenji rahatlayarak derin bir nefes verdi; fakat Aoi için bu küçük zafer, bedenindeki cehennemi dindirmeye yetmiyordu. Başındaki yarım kiloluk yakut iğne kafa derisini deliyor gibiydi. Gözlerinin önü kararmaya başlamış, mermer zemin ayağının altından kayıyordu. "Kenji..." dedi fısıltıyla, "Beni bir anlığına teras kapısına götür... Nefes alamıyorum."
"Delirdin mi?" diye tısladı Kenji hırsla. "Maliye Bakanı az sonra kadeh kaldıracak! Tek bir adım bile geriye çekilemezsin. Ölsen de burada, bu mermerin üzerinde dimdik duracaksın!"
Aynı dakikalarda, sarayın devasa taş duvarlarının ardında, arka bahçenin karanlık ve serin ıslaklığında bambaşka bir dünya nefes alıyordu.
Sarayın hizmetkârları, faytoncuları ve seyisleri mutfak kapısının arkasındaki sundurmanın altına toplanmış, içerideki efendilerin artıklarını beklerken; bir gölge, bahçenin en ücra köşesindeki devasa taş fenerin dibine çökmüştü.
Bu Chiyo’ydu.
Üzerindeki eski, daracık lacivert hizmetçi kimonosunun göğüs bağlarını pervasızca çözmüş, bağrını gece yağmurunun nemli serinliğine açmıştı. Yıllarca kafasını mengene gibi sıkan o ağır peruklar, balmumları yoktu; başına bağladığı beyaz keten bezi fırlatıp atmış, omuzlarına dökülen dağınık, ıslak siyah saçlarını rüzgâra bırakmıştı.
Geniş, kemikli sırtını yosunlu bir kaya kütlesine dayamış, bacaklarını bir samuray gibi iki yana doğru kaba ve rahat bir tavırla uzatmıştı.
Cebinden buruşuk bir kâğıda sarılmış tütün tabakasını çıkardı. İri, nasırlı parmaklarıyla tütünü sardı, kibriti taş fenere sürterek yaktı. Kibrit alevinde, sağ şakağındaki o derin dikiş izi, köşeli erkeksi çenesi ve kirli sakalları bir anlığına aydınlandı.
Dumanı ciğerlerine çekti. Derin, hırıltılı, engelsiz bir nefesti bu.
Yıllarca derisini çürüten o kurşun pudralar yoktu. Yüzündeki yara izini gizlemek için terlememeye çalışan o korkak adam yoktu artık. Boynunu kıran korseler, çiğnemeden yutmak zorunda kaldığı minik pirinç lokmaları, dudak boyası bozulmasın diye içemediği o sert içkiler... Hepsi mermer salonun içinde, o zavallı hizmetçi kızın sırtına yüklenmişti.
Chiyo yağmurun hafif hafif yüzüne çarpmasına izin verdi. Damlalar çıplak, pürüzlü cildinden aşağı süzülürken gözlerini kapattı. Yüzünde yıllardır ilk kez sahte olmayan, vahşi, pürüzsüz bir rahatlama vardı.
Mutfak kapısından çıkan yaşlı bir seyis, sundurmanın kenarında tütün tüttüren Chiyo’yu fark edip yanına yanaştı. Karanlıkta Chiyo’nun iri yapısına ve rahat oturuşuna bakıp onu bir faytoncu sanmıştı.
"İçerideki züppeler yine bitmek bilmeyen valslerine başladı ahbap," dedi seyis, cebinden çıkardığı toprak şişedeki ucuz pirinç rakısını (saké) Chiyo’ya uzatarak. "Bir yudum ister misin? Bu yağmurda insanın içi anca bununla ısınır."
Chiyo gözlerini açtı. Şişeyi kaba eliyle kavradı. Kibar bir leydinin asla ağzına süremeyeceği o sert, yakıcı içkiyi tek dikişte boğazına yuvarladı. Ağzının kenarından sızan damlayı kimonosunun koluyla kabaca sildi ve gırtlaktan gelen tok, erkeksi bir kahkaha attı.
"Haklısın ihtiyar," dedi Chiyo. Sesi rüzgârın sesine karışan gür bir erkek sesiydi. "İçerideki o porselen bebekler birbirlerinin gözünü oymakla meşgulken, bu dünyada serin bir yağmur altında ciğerine duman çekmekten daha büyük bir saltanat yokmuş."
Chiyo başını kaldırıp sarayın ışıl ışıl parlayan devasa camlarına baktı. Kristal avizelerin altında, birer heykel gibi kıpırdamadan duran o kalabalığı, aralarında nefes almak için çırpınan Aoi’nin silüetini görür gibi oldu.
Sigarasından bir nefes daha çekti ve gökyüzüne doğru dumanı savurdu.
Kafes artık onun değildi. Hizmetçi kız hanımefendi olmanın görkemli bedelini mermerlerin üzerinde canıyla öderken, Chiyo hayatında ilk kez, bir hizmetçinin paçavraları içinde dünyanın en özgür adamıydı.
Bölüm etkileşimi
